Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi mayıs ayı raporu

Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi mayıs ayı raporu

Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi’nin Mayıs ayı boyunca polisin kullandığı biber gazı miktarını, biber gazıyla müdahale edilen olayları ayrıntılarıyla veren aylık raporu ve biber gazına maruz kalmasının ardından hastalanıp geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Mehmet İstif’e ilişkin açıklamayı (ektedir) bilginize sunuyoruz.
 
BİBER GAZI YASAKLANMALIDIR!
 
Mayıs ayı, mevcut iktidarın hak talebi ile sokaklara çıkan tüm kesimlere dönük saldırıları, işkenceleri ile geçmiştir. Kolluk güçleri sokaklarda pervasızca kitlelere saldırmakta, uyguladığı işkencenin alanını yaygınlaştırmaktadır. 
 
Mayıs ayı bir yandan mücadeleler bir yandan acılarla doluydu. Hem yasta hem isyandaydık. Soma’da yüzlerce kişi katledildi. Türkiye tarihinin en büyük iş cinayeti devlet erkanı tarafından “kader”, “işin fıtratı” denilerek geçiştirilmeye çalışılsa de yaşadığımız düpedüz bir cinayet, daha fazla kar hırsıyla sermaye sınıfının yürüttüğü bir soykırımdı. Yüzlerce işçinin kaybını bizler büyük bir acıyla ve isyanla karşılarken, cinayeti işleyen sermaye sahipleri de “en büyük kaybı biz yaşadık, onca sermaye yatırdık bu işe” diyordu. Acısını, öfkesini dile getirmek için sokağa çıkan kitlelere, işçilere, yakınını kaybetmiş kişilere karşı erk’in cevabı tokat, tekme, kolluk güçlerinin envai çeşit işkencesi oldu. Emek düşmanı politikalara karşı Soma’yı, yerüstündekileri aydınlatmak için yer altında can verenleri unutturmamalı,  yeni iş cinayetlerinin olmaması için mücadeleyi büyütmeliyiz. 
 
Mevcut iktidarın emek düşmanı politikaları 1 Mayıs ile yükselmiştir. Emsal teşkil eden AİHM kararı ve gösteri ve yürüyüş yapma hakkı burjuva hukuk düzeninde dahi bulunmasına rağmen işçilerin birlik dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs çağrısı ve sonrasında 1 Mayıs’ta kolluk güçleri kimyasal ve fiziksel silahları ile sokaklarda hepimize işkence etmiştir. 
 
Geçtiğimiz ay içerisinde kolluk güçlerinin muhalif kesimlere dönük baskıları artmış, Okmeydanı adeta olağanüstü hal durumuna geçirilmiştir. Polisin şafak baskınları, her gece tüm şiddeti ile semti rahatsız etmesi, Gezi Direnişi boyunca “camiye ayakkabılarıyla girdiler” diyenlerin zor kullanım aracısı olan kolluğun cemevine karşı kimyasal silah kullanması ve gerçek kurşun kullanarak Uğur Kurt’u öldürmesi, ertesi gün Kurt’un ölümüyle ilgili düzenlenen protestolarda yine onlarca yaralıya sebep olması ve Ayhan Yılmaz’ı öldürmesi, üstüne üstlük başbakan tarafından “iyi bile dayanıyorlar” demesi iktidarın saldırganlıkta geldiği boyutu gözler önüne seriyor. Bizlere, kolluğun, hükümetin halka dönük terörize saldırıları derhal son bulmalı, katiller yargılanmalıdır. 
 
Mayıs ayında İstanbul da 1 Mayıs kutlamaları 266 gözaltı 35 yaralama oldu. 1 Mayıs’ta Ankara’da göz yaşartıcı ajan salımı yapan “çelik duvar”larla tanıştık. Bu ay da evlere, hastane girişlerine kimyasal bombalar atıldı. 10 yaşındaki Vanlı bir çocuk boğazından gaz fişeğiyle vuruldu. Yine Van’da 7 yaşında bir çocuk darp edilerek göz altına alındı. Ankara’da Ahmet Eren’in yüzünde ses bombası patladı. Uğur Kurt gerçek mermi ile öldürüldü. Okmeydanı’nda pervasızca kullanılan zor kullanım araçları sebebiyle bir çok kişi yaralandı. Yaşam alanlarında direk veya dolaylı yollardan kullanılan kimyasallara maruz kalanlar 15 milyona yaklaştı. 
 
Ayrıca Mayıs ayı içerisinde uzun süredir kansere direnen Mehmet İstif hayatını kaybetti. Kolluk güçlerinin tüm yaşam alanlarımızı kimyasallara boğmasına ek olarak, kronik etkileri henüz netleştirilmemiş ancak kanser yapıcı/kanserli hücreleri etkileyici özelliği olmasından şüphe edilen “biber gazı”nı pervasızca üzerimizde kullanması kabul edilemezdir. Beden bütünlüğümüze yapılan bu saldırılar son bulmalıdır.  
 
Ve 27 Mayıs itibariyle Gezi Direnişi’nin yıl dönümündeyiz. Paylaşmanın, bir olmanın, dayanışmanın nelere kadir olduğunu öğrendiğimiz, küçücük bir parkta koskoca bir hayatı ördüğümüz, başka bir dünyanın birlikteyken mümkün olduğunu fark ettiğimiz isyanın yıldönümü. Şüphesiz ki direniş ve dayanışmanın özgürleştirdiği gerçeğini deneyimlemiş, direniş boyunca maruz kaldığı polis şiddetine, işkenceye, kimyasal silahlara, can kayıplarına, yaralanmalara rağmen “artık yeter” diyenlere karşı kolluk güçleri gittikçe daha da sertleşen tutumlar gösterecektir. Şiddetini artıracaktır. Gezi Parkı’nda 5 ana talebimizden biri de “biber gazı yasaklansın”dı. Biber gazı kimyasal bir silahtır ölümcüldür. Kendimizi ifade etmek de en temel insan hakkımızdır. Bu kimyasal silahlarla bizlere, halka, emekçilere saldıran hükümet, kolluk güçleri suç işlemektedir. 
 
Ne Gezi Parkı’nı, ne dayanışmayı, ne birliği, ne Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış direnişi, ne bizlere uygulanan şiddeti, ne de direniş süresince yitirdiklerimizi unuttuk. Yitirdiklerimizin anısı, bu polis şiddetini bitirmek için mücadeleden başka şans bırakmıyor bizlere. Ne mümkün! Berkin Elvan’ın gözlerine her baktığımızda onu öldürenlerden hesap sormak, ölümüne sebep olan şiddet aracını yasaklatmak için mücadeleye devam dememek ne mümkün.. 
 
Bu daha başlangıç mücadeleye devam.
 
Kimyasal gazlara, şiddete ve işkenceye maruz kalmadığımız günlerin umuduyla. 
 
Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*