Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Beyoğlu’nda nohut yetişmez!

Beyoğlu’nda nohut yetişmez!

Yazımız, tahmin edileceği gibi, ÖDP yöneticisi Alper Taş’ın CHP’den Beyoğlu belediye başkan adayı olması üzerine. Başlık, Alper Taş’ın Dersim-Ovacık belediye başkanı olan ve (kendisine epey bol gelse de) “komünist başkan” sıfatıyla anılan Fatih Mehmet Maçoğlu’nun belediyecilik anlayışını örnek alacağını söylemesine atıfta bulunuyor. Bununla birlikte bu başlık, Maçoğlu’nun Ovacık’ta katılımcı tarımsal üretim ve bunun gelirinden Ovacıklı yoksul çocukların eğitimlerine destek olma gibi etkinliklerine dair en ufak bir ironi içermiyor.

Başlık asıl olarak Ovacık ile Beyoğlu arasındaki oldukça keskin sosyo-ekonomik, sosyo-politik ve sosyo-kültürel farkları vurguluyor.

Ovacık, halen ağırlıklı olarak bir tarım ekonomisi. Büyük sanayi, ticaret, hizmet, turizm, kentsel dönüşüm gibi tekelci oligarşik sermaye faaliyetlerinin pek olmadığı bir alan. Sınıf ayrımlarının kuşkusuz olmasına karşın, etnik ve kültürel olarak görece homojen denibilecek bir yer. Dersim’in bir çok bölgesinde olduğu gibi, hem Alevi gelenek ve dayanışmasının hem de halkçı-demokratik bir damarın azçok sürdüğü bir alan.

Beyoğlu ise Türkiye kapitalizminin en yoğunlaşmış olduğu İstanbul’un merkezi ilçelerinden biri. AVM’leri, markalı mağaza zincirleri, petro-dolar ülkelerinden Arap ağırlıklı uluslar arası turizmi, hızlı kentsel-dönüşüm alanları, fuhuş, uyuşturucu mekanları ile çok farklı bir görünüm arzediyor. Türkler, Arap turistler ve genellikle çöküntü bölgelerinde yaşamaya çalışan Kürtler, Suriyeli, Afganlı, Afrikalı göçmenler ile çok parçalı, çok katmanlı bir yapısı var. Sınıf ayrımları keskin, bir yanda AVM’ler, markalı mağaza, lokanta zincirlerinin şubeleri, işyerleri, diğer yanda buralarda ancak asgari ücretle çalışabilenler, ve dahası “ikinci sınıf” addedilerek ancak temizlik, garsonluk gibi işlerde geçici olarak çalışabilen Kürt ve göçmen işçiler. Beyoğlu bir dönem sinema, tiyatroları, gazete-dergi büroları, kültür-sanat merkezi ve kafeleriyle, solun, aydınların, beyaz yakalıların, kadınların ve lgbtilerin, üniversite öğrencilerinin sosyal yaşam ve eylem alanlarından biriyken, Gezi’den sonra yaşanan kırılmayla, bu özelliği de pek kalmamış durumda. Mekan-politik olarak da, Maslak-Mecidiyeköy-Şişli üzerinden ilerleyen plazaları bir uluslar arası bölgesel turizm-ticaret merkezi olan Aksaray’a bağlayan sermaye aksı üzerinde kilit bir halka.

Alper Taş, Maçoğlu’nun Ovacık’taki belediyecilik anlayışını örnek aldığını söylediğine göre, Beyoğlu’nda nohut, fasulye yetiştirilemeyeceğine göre, bunu, Ovacık’tan sınıfsal, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel her düzeyde çok farklı Beyoğlu’na nasıl uygulayacağını açıklayabilmesi gerekirdi. Bunun için de, Beyoğlu’nun hiç olmazsa temel çizgileriyle sosyo-ekonomik ve siyasal-kültürel ve bunlardaki dönüşüme dair bir analizini yapması beklenirdi. Çünkü Beyoğlu bir tarım, küçük köylü ekonomisi değildir. Beyoğlu, Şişli Bakırköy gibi orta sınıf veya konum kaybeden beyaz yakalı ağırlıklı bir yer de değildir, son derece kozmopolit, dinamik, değişken, akışkan bir yerdir.

Beyoğlu’nda sol belediyecilik yapma iddiasındaysanız, yalnızca Beyoğlu’nda oturanlarla yetinemezsiniz. Beyoğlu sınırlı içinde kalan Tarlabaşı gibi çöküntü bölgelerinin yanısıra, Beyoğlu dışından hergün Beyoğlu’na çalışmaya gelen, çoğunluğu güvencesiz, geçici, 10-12 saatlik işgünlerine talim eden, ve çok ağır koşullarda çalıştırılan 10 binlerce işçinin çalışma koşullarıyla da ilgilenmeniz gerekir. Ancak ÖDP’nin “emekten yanalık” sosyal demokrat söylemi ile “laikçi yurttaşçılığı” sentezlemeye çalışan sosyal liberal anlayışında, bir işçi sınıfı ekseninin olmadığı çok açık.

İkincisi, Tarlabaşı gibi çöküntü alanları başta olmak üzere, Beyoğlu’nda yaşayan ve/veya çalışan Kürtler, Romanlar, Suriyeli, Afgan, Afrikalı göçmenlerin ağır durum ve koşullarıyla ilgilenmeniz gerekir. Ancak ÖDP’nin bariz şoven çizgisi, bu konuda da bir şey vaat etmiyor.

Üçüncüsü, Beyoğlu’nun olabildiğince tekelci kapitalist birikim ve rant alanı olmasını sınırlayıp, hiç olmazsa bir dönem olduğu gibi, tarih, kültür, sanat, muhalif siyaset ve sosyal yaşam alanı karakterini canlandırmaya çalışmak gerekir. Ancak bu da, ilk iki madde de olduğu gibi, hem Beyoğlu’ndaki büyük sermaye hakimiyeti ile, hem de burjuva-faşist devlet iktidarıyla daha açık ve net bir cepheleşmeyi ve karşıtlaşmayı gerektirir. Ancak ÖDP’nin mızmız sosyal liberal-reformist çizgisi, bu konuda da bir şey vaat etmiyor.

Dördüncüsü, büyük şehir ve ilçe belediyelerinin, neoliberal kapitalizm koşullarında geçirmiş olduğu, derin dönüşümü görmek gerekir. Bu belediyeler, bir büyük sermaye, müteahhit, rant, taşeron, ihale, piyasa ağıyla sarılmakla kalmamış, bizzat kapitalist şirketler haline gelmişlerdir. Dolayısıyla bugün büyük şehir ve büyük ilçe belediyelerinde, adına sol, sosyal, halkçı, sosyalist ne derseniz deyin bu tür bir belediyeciliğin asgarisini yapabilmek için bile, yalnızca bu belediyeleri ağ gibi sarmış kapitalist ilişkilere karşı mücadele etmeniz yetmez, bizzat kapitalistleşmiş belediyeciliği baştan aşağıya değiştirmeniz gerekir. Belediyeyi yalnız yönetim ilişkileri bağlamında değil, üretim, hizmet ve mülkiyet ilişkileri bağlamında da olabildiğince (sermaye ve meta ilişkilerinden arındırarak) toplumsallaştırabilmeniz gerekir. Ancak, kendi bünyesinde bile çok sayıda üst-orta sınıf mensubuna, küçük ve orta boy patron/kapitaliste sınır çekemeyen ÖDP; AKP’ye yaptığı karşıtlığın 10’da birini bile sermayeye ve sermaye hakimiyetine göstermeyen ÖDP, bu açıdan da bir şey vaat edemez.

Üstelik Alper Taş, CHP’nin adayıdır, ve söylediklerimiz, bırakalım büyük sermayeyi ve AKP’yi, yine bir sermaye ve sermaye devleti partisi olan CHP çizgisine de terstir. CHP bünyesindeki bir ilçe belediyesi, belediye işleri ve işçiliğinde taşeronluk sistemini bile ortadan kaldıramaz. ÖDP ise, bilindiği gibi CHP’nin “sol” (sosyal demokrat ve sosyal liberal) görünümlü kanadıyla dirsek temasının ötesinde adeta iç içe geçmiş bir partidir. Birgün gazetesi bile, çok sayıda CHP’li yazarıyla adeta CHP’nin yayın organı olarak çıkar. Ama CHP’nin sosyal-liberal kanadı bile CHP’nin neomuhazakar politikalarına ve adaylarına tepki gösterir, bazıları istifa ederken, Alper Taş’ın ancak Yavaş, Bucak gibi kontgerillanın kılıç artığı, faşist adaylarının yanına bir vitrin süsü olmayı kabullenmesi, Alper Taş’tan ne beklenebileceği üzerine yeterince açıklayıcıdır.

Kuşkusuz Beyoğlu gibi bir yerde de bağımsız sınıf mücadelesini temel alan bir belediyecilik anlayışıyla çok şey yapılabilir. Kolektif üretim ve tüketim kooperatifleri oluşturulabilir, buralarda dönüşümlü gönüllü çalışma organize edilebilir, gelirleri bölgede yer alan en düşük ücretli, güvencesiz, yoksul kesimlerinin en yakıcı toplumsal ihtiyaçlarından başlayarak, aktarılabilir. Bölgede çalışan asgari ücretli işçilere parasız ulaşım kartı çıkartılabilir. İşyerlerindeki işçi sağlığı ve güvenliği koşulları sıkı denetim altına alınabilir. Tarlabaşı gibi çöküntü bölgelerinde sağlık, konut olanakları için seferberlik başlıtılabilir. Sinema, tiyatro, sanat atelyesi, toplantı salonu, lokal gibi olanaklar işçiler, kadınlar, lgbtiler, göçmenler için geliştirilebilir. Türk, Kürt, Suriyeli ve diğer göçmen işçiler ve kent yoksulları arasında dayanışma ve kaynaşmayı geliştirecek organizasyonlar yapılabilir, vd. Bölge daha geniş işçi ve ezilen kesimlerden işçi, emekçiler için bir esinleyici bir çekim merkezi haline getirilebilir.

Ancak bunun koşulları bellidir: Birincisi, gerçek anlamda bağımsız, yani sermayenin ve orta sınıfların her türlü kurum ve ilişkisinden bağımsız bir hat ve duruş. İkincisi, gerçek anlamda bağımsız sosyalist (yani içi şu “kamucu” ütopik-reformizmle boşaltılmamış sosyalist) sınıf hattı. Üçüncüsü, bunun için işçiler ve ezilen ulus ve cinsten işçi ve emekçilerle kaynaşmış, asıl onların tabandan örgütlenme, inisiyatif ve seferberliğini harekete geçiren bir örgütlenme, dayanışma ve mücadele programı ve pratiği.

CHP/ÖDP ve Alper Taş’ta olmayanlar da bunlardır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*