Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Berlin’de insan manzaraları

Berlin’de insan manzaraları

Uzun yıllar hapishanede kaldıktan sonra çıktığımız özgürlüğe kaçış yolculuğunun duraklarında çok sayıda hayat hikayesine tanık olduk. Onbeş yıldan sonra çok kısa kalabilğim İstanbul şehrinde hem şehir olarak hem de insanlar olarak büyük bir farklılaşmanın olduğunu görmüştüm. Kavgamızın şehri İstanbul’da çok katlı binaların her yeri doldurduğunu gördüm. Üst geçitler, taşıma sistemi her şey değişmiş. İstanbul sokaklarında insandan çok arabalar görülüyordu. Mahalle bakkalının önünde oturup çekirdek çıtlayan kadınlar artık görünmüyor. Her kes apartmanların içine hapsolmuş, telefon, internet ve televizyon canlı insan sohbetlerinin yerini almıştı.

İstanbul’dan sonraki ilk durak olan Yunanistan’da da dünyanın her yerinden gelmiş olan insanların birbirinden trajik hayat hikayeleriyle tanışma şansım oldu. Yunanistan karakollarında kaldığım üç ay boyunca günlük yazdım. Günlük yazdığım defterleri polis saldırısından korumak için bir avukata vermiştim. Yunanistan karakolundan açlık grevi yaparak tahliye olduğum zaman o avukat defterleri, poşete sarılmış halde bana teslim etti. Onların değerli şeyler olduğunu düşünmüş ve korumuştu.

Daha sonra gelmiş olduğum Almanya şehirlerinde ve mülteci kamplarında gene çok farklı kültür ve coğrafyalardan gelmiş olan insanlarla tanışma ve onların hayat hikayelerini öğrenme şansım oldu. Böyle bir şansın her kese nasip olmadığının farkındayım. Yaşadığımız zorlukların yanında, toplum içinde normal bir hayat sürdüren, hayatı iş ile ev arasında geçen normal insanların bu kadar çeşitli hayat hikayesine tanık olma şansı bulunmuyor. Normal yaşayan insanlar, kendileri dışında bir hayatın olduğunun farkında olamıyorlar. Bu nedenle normal yaşamak insana hiç çekici gelmiyor.

Bu sabah bir Senagalli ile tanıştık. Senegalli siyahi arkadaş, müzikle uğraşıyor. Onunla bir simitçide tanıştık. Senegalli arkadaş müzik konusu hakkında bize çok şeyler anlattı. Müziğin erternasyonal eşlevini anlattı. Buradan yola çıkarak, değişik kültür ve değişik yapılara uygun müzikler yaparak, insanların birbirlerini tanımaları ve birlikte neler yapabileceklerini insanlara göstemek gerektiğini anlattı. Senegalli arkadaşın bir müzik stüdyosu varmış. Kendi müziklerini kendisi yapıyormuş. Çok para kazananları eleştiriyor. Kendisinin müzikten fazla para kazanamadığını söylüyor ama aynı zamanda mutlu olduğnu söylüyor. Müziğin renk ve cins ayrımı yapmadığını söylüyor. Başka dillerden de olsa, insanların müzik sayesinde birbirleriyle diyalog kurabildiklerini söylüyordu.

Direniş çadırlarımz devam ediyor. Bu gün bir Almanyalı ile mutfak çadırının önünde konuşuyorduk. Ben “şöyle bir kebap olsa da yesek” demeye kalmadan arkadaş beni bir lokantaya götürdü ve kebap yedik. Burada bir Türkiyeli ile tanıştım. Adamın babası eski zamanlarda gelmiş almanyaya. Madende çalışanlara ihtiyaç duyan devlet kim olursa olsun gelmeleri için teşvikte bulundu. Ancak gelenlerin çoğunluğu bir daha Türkiye’ye dönmediler. Bu tarihlerde gelenlerin çoğunluğu Zonguldaklıdır.
Bu gün yeniden toplandık ve bundan sonraki bir içinde neler yapacağımıza dair bir eylem takvini oluşturduk. Ayın otuzbirinde yapılacak olan eylemde yerimizi alacağız. Gene dördünde yapılacak olan anti rasist gösteriye de katılacağız. Ayrıca bizim kendimizin planladığı aksiyonları yapmaya devam edeceğiz. Kamplara dönük eylemlerimiz sürecek. Açlık grevinde olan arkadaşlarımızla sürekli kontaklarımız sürecek ve ani gelişmeler durumunda dayanışma eylemleri yapacağız.
Açlık grevinde olan arkadaşların daha önce üzerine yattıkları malzemeleri polis alıp tekrar geri vermişti. Ancak bu gün gene aldılar ve bu sefer geri vermediler. Bu gün beton üstünde beklenildi. Ayrıca Çarşamba günü Türkiye başbakanı olan Tayyip Erdoğan, Almanya başbakanı Angele Merkel ile bir görüşme yapmak için geleceğinden dolayı arkadaşları parlemento yakınındaki yerden kaldırmak istiyorlar. Şimdiye kadar müdehaleye girişmediler ama muhtemelen gecenin ilerleyen saatlerinde kaldırma girişiminde bulunacaklardır. Bekleyiş devam ediyor.

Bu gün hava çok soğuktu ve biz direniş çadırlarımızın olduğu yerde ateş yaktık. Mülteci kampına yürürken tanıştığımız gençler gelmişlerdi onlarla sahbetler yaptık. Telefon numarası alışverişinde bulunduk. Bir de Türkçe bilen Alman bir kadın arkadaşla yeni tanıştık. O da Berlin’e yeni gelmiş. Onunla felsefe, Alevilik konuları üzerine tartıştık. Doğu kültürü, batı kültürü ve Marksiszm üzerine tartıştık. Fazla zamanımız yoktu bu nedenle başlıklar halinde tartışabildik. Ancak daha sonra tekrar buluşup tartışmalarımıza devam edeceğiz.

Yarın sabah buradaki belediyenin önünde bir eylem gerçekleştireceğiz. Bu eylemin yer ve saatini yazılı olarak bilgilendirme çadırına astık. Randevuyu erken bir saate koyduk.

Ateş başında sahbet ederken ilginç insan tiplerine rastlamak mümkün oluyor. Bir yaşlı adam, sarhoş olduğu konuşmalarından belli oluyor. Hiç durmadan konuşuyordu. Arada bir sesini yükselterek konuşuyordu. Böyle insan tipleri bu aralar direniş çadırımıza fazlasıyla gelir oldular.
Avrupa ülkelerinde ekonomik krizden dolayı kemer sıkma politikalarını protesto eden kitleler sokaklara döküldüler. Bizim eylemlerimizle bu tip eylemlerle bir parelellik oluşturuyor.

Öte yandan Türkiye hapishanelerindeki açlık grevleri ellili günlere dayandı. Yarın tüm hayatı durdurma çağrıları var. Ayrıca devletle gerillalar arasında süren çatışmalar tüm yoğunluğuyla devam ediyor.

Hayat devem ediyor ve sınıf mücadelesi de görünen ya da görünmeyen biçimeriyle yaşanmaya devam ediyor.

Bu gün direniş çadırlarımızdan bazılarına su girmişti. Çadırın içindeki eşyaları. tahliye ettik. Çadırın içini temizledik. Çadırlardan birinin tabanını tekrar yeni baştan kurduk.

29.10.2012
Turgay Ulu
Berlin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*