Sermayenin halleri çok vahim! Hani beni de iliklerime dek sömüren, ne can ne zaman bırakan bir şey, bir ilişki olmasa, inanın ki koşup yardım edesim; ne bileyim en azından hani şu bizim apartmanın önüne sokak kedileri için mama ve su koyuyorum ya hah işte onun gibi birazcık yardımım olsun isterdim.

Askerlerin “terör suçuyla” suçlanıp tutuklanması ne demek ola?
Sermayenin devletinin ordusunun askerlerinin, sermayenin devletinin mahkemesinin savcısının “terör suçuyla” suçlanması, sermayenin devletinin hapishanesine atılması ne demek? Kafam karışıyor. Şaşkınlık içindeyim.

Sermayenin kendi dışındaki herkesi her şeyi “terör”, “terör ilişkisi”, “terör örgütü” olarak ilan edip savaş açmasını daha özümleyemeden, sermayenin kendi iç ilişkilerini, örneğin devletinin özsel bir bileşeni olan askerlerini, “terör”, “terör ilişkisi”, “terör örgütü” ilan edip savaş açmasına geçiş yapıyoruz. Of ya hayır ya, ben buna hazır değilim ya!

tumblr_nl24cwr3RC1rww4zdo1_500

Sermayenin kendi dışındaki, kendi içindeki her şeyi her ilişkiyi “terör”, “terör ilişkisi”, “terör örgütü” ilan edip savaş açması, sermayenin tümüyle terörleşmesini gösteriyor. Terörü zaten en başından beri bir iç dinamik, iç bileşen olarak içinde taşıyan sermaye, artık tümüyle teröre dönüşüyor. Sermayeleşen terör, terörleşen sermaye derken, tüm sınırlar ortadan kalkıyor: Sermaye tümüyle terör oluyor.

Tamam, ok, bunu az buçuk anlamasına anlıyorum da, hiç anlayamadığım bir şey var. Sermaye tümüyle terörleşmişken, zaten sayesinde tümüyle liberalleşmiş köküne kadar muhafazakarlaşmış da olsa demokrasiyle, zaten son derece gerginleşmiş sinirlenmiş öfkelenmiş ilişkisini nasıl kurabilecek. Aynı şey, ilişkinin diğer tarafı, demokrasi için de geçerli.

İşte bunu anlamıyorum. Bu ilişki ne nasıl olacak bilemiyorum…
Sadece bunu değil; bu ilişkiler içinde kendimi de anlamıyorum!

Ne yapmak ne etmek istediğimi, yapıp ettiklerimi de, yapıp ediş tarzlarımı da anlamıyorum!

Şimdi kuşkusuz ben, bir işçi, bir kadın işçi, bir işçi kadın sendika üyesi olarak, onlar için sadece bir kez değil, üç kez terör, terör ilişkisi ve terör örgütüyüm. Bu tamam, bunda anlaşılmayacak hiçbir şey yok. Üç kez terörüm ben. Üçlü terörüm!

Fakat kendimin tutumunu anlamıyorum. Elbette ne sermayeleşen terörü ne de terörleşen sermayeyi istiyorum. Fakat demokrasi sorununda kafam epey fena karışıyor gerçekten. Tamam kuşkusuz neolibelalleşeni istemiyorum, elbette muhafazakarlaşanı istemiyorum… İyi güzel de, işte böyle istemeye istemeye neredeyse ben bu demokrasiyi de istemiyoruma kadar gideceğim galiba. Yani ne desem nasıl desem, ben demokrasiyi istiyorum da ne için kimin için istiyorum bilmeye çalışıyorum.
Şimdi ben demokrasiyi kendim için istesem, e bizim evlere temizliğe giden komşu ne olacak, onun için istemeyecek miyim demokrasiyi; daha neler canım, benim demokrasim ben merkezci (ego centric mi diyorlar) olamaz! E peki, kadın olduğum için kadınlar için demokrasi istesem, aslında çok isterim demokrasinin kadınlaşmasını ama o zaman da zaten teröre dönüşmüş olan “erk”ekliği iyicene demokrasiden dışlamış tümden terörleştirmiş olacağım.. Of ya ne bu ya… İşin içinden çıkamıyorum. Şimdi ben sadece içinde olduğum sendikam için demokrasi istesem, çünkü her sendika gibi o da kendi haline bırakıldığında ağalaşmaya bürokratlaşmaya koşuverecektir. İyi güzel de kapı komşumuz neoliberal muhafazakar sendikal dip bilmemne sendikası için istemeyecek miyim demokrasiyi? İstesem mi acaba? Ya istiycem de, demokrasiye kıyamıyorum! Bu sendika cenazesi demokrasiyi de kendi çürümüşlüğüyle çürütüp kokutacak diye korkuyorum… Peki ben şimdi sadece işyerindeki işçiler için demokrasi istesem. Ama o zaman da, hem işçilerin kendilerini özgürce sömürtebilme özgürlüğünü istemiş olacağım, üstelik bizim işyerindeki işçilerle diğer işyerindeki işçileri birbirinden ayırdığım için, bunlar arasındaki rekabet nedeniyle, tüm işçilerin olabildiğince en az ücretle kendilerini özgürce sömürtebilme özgürlüğünü savunmuş olacağım. Eee? Yani anlamıyorum işte. Ben isteyeceğim kuşkusuz terörleşmiş sermayeye karşı neoliberalleşmemiş muhafazakarlaşmamış demokrasi isteyeceğim tamam da ne isteyeceğim, benim isteyeceğim demokrasi ne? Bilemiyorum. Galiba ben sadece ne istemediğimi biliyorum. Yav ne iştir, istemeye istemeye istemeyi mi unuttuk nedir!

images

Unutturmak istedikleri kesin. Hatta içimizden kimi işçilerin alkolle unutmaya yattığını da üzüntüyle görüyorum. Eh biz işçilerin de kendimizi pazarlayıp satma telaşımızdan, bu telaş içinde hep bizi sömüren ve ezenlerin isteklerini karşılamaya adanmışlığımızdan, kendimiz için bir şeyler istemeye ne mecalimiz ne zamanımız kalıyor. Hele ki kendimiz için demokrasi isteyelim, mümkün mü?

E ama durun bakalım. Biz işçiler kendimiz için demokrasi istesek de zaten bu demokrasi bizim demokrasi olmuyor ki. Kendimizi sermayeye pazarlama satma demokrasisi oluyor en fazla! O zaman demokrasi biz işçiler için olsa olsa en fazla ücret demokrasisi, ücretli demokrasi olabiliyor. Tamam bizim işyerinde de var, kimi işçiler ücreti bir hak olarak görüyorlar. İyi tamam da ücret hak değil ki! Ücret, sömürü ilişkisi. Niceliğinden bağımsız, ister üç kuruş isten beş kuruş olsun, nitelik olarak sömürü ilişkisi: Canını pazarlar satarsın, alana tepe tepe kullandırırsın, alıp tepe tepe kullanıp kendi malı yapan sana yarın da gelip kendini sömürtebilecek kadar yaşayabilmen için bir iki kuruş verir.

O zaman tamam, benim istediğim demokrasi ücretsiz demokrasi olmalı! Evet bu oldu galiba: Ücretsiz demokrasi sermayesiz demokrasidir. Ücretsiz demokrasi işçisiz demokrasidir.
Tamam oh buldum galiba. Ben işçisiz demokrasi istiyorum!
Eksikleri var elbette fakat hepsini şimdi tamamlayamam, yarın da kendimi sömürtebilmek için şimdi uyumalıyım.

Sokaklardan kurtulmuş kedili, evlere temizliğe gitmekten kurtulmuş komşulu, çukurun dibi gibi ucubeleşmişliklerden ağalaşmışlıklardan kurtulmuş sendikalı, her şeyi hepimizi toplumu mücadelemizi dönemi kadınlaştırarak güzelleştiren kadınlı işçisiz bir demokrasi istiyorum.
Eksikleri var daha…

Devrimci Proletarya Okuru