Anasayfa » BASINDAN » “Bekçi Murtaza”nın geri dönüşü

“Bekçi Murtaza”nın geri dönüşü

Mecliste görüşülmesi gündemde olan Çarşı ve Mahalle Bekçileri Yasa Teklifi, polis ve jandarmadan sonra üçüncü bir silahlı kolluk gücü olarak bekçilik kurumunu yeniden devreye sokmayı amaçlıyor. Bunun üstünü örtmek için bol promosyon vaat ediliyor: Bekçiler mahalle halkına huzur, sağlık ve selamet getireceklermiş, yardıma muhtaç olanlara, şiddet mağdurlarına, engellilere ve acizlere el uzatacaklarmış, doğum, ölüm, kaza, yangın gibi hallerde halkın yardımına koşacaklarmış, fuhuşun ve uyuşturucu kullanımının önüne geçeceklermiş, “şüpheli”leri suç işlemeden yakalayacaklarmış. Sanırsınız ki, memleketin bütün çarşı ve sokaklarını kahverengi üniformalı melekler saracak, zor durumdaki halkı birçok sıkıntısından kurtaracak.

Gelgelelim, bunları yapabilmek için silah taşınmasına, zor ve silah kullanma, kelepçe taşıma ve yakalama yetkilerine neden gerek duyulduğu hakkında bir şey söylenmiyor. Batı ülkelerinde polisin bile kimlik kontrolü yapıp üst arayabilme ve istedikleri şahsı sorgulama hakkı yokken, bizde polisin yardımcısı rolünü üstlenecek bekçiler bu hakka sahip olacaklar.

Kürt bölgelerde askerlerle birlikte PKK operasyonlarına katılan koruculara bak, Türkiye’de ne yapılmak istendiğini anla. Zaten 1916’dan beri operasyonlarda kullanılmak ve semtlerde asayişi sağlamak bahanesiyle Şırnak, Hakkâri, Urfa, Mardin ve Diyarbakır il merkezi ve ilçelerinde istihdam edilmek üzere bekçi alınıyordu. 2018’den itibaren bu Türkiye sathına yaymaya dönüştü.

Mahalle bekçiliği polis ve jandarma teşkilatlarının bir uzantısı, yardımcı unsuru olarak tasarlandı. Devlet yalnız dış amaçları için değil içte de halka karşı silahlanıyor, olası bir iç savaşa karşı mevzileniyor. Bir yandan militarist yapılanma toplumun kılcal damarlarına kadar uzatılırken, bir yandan da Cumhur İttifakı yanlısı işsiz güçsüz sivillerin üniformalı resmi “milis gücü” olarak devletin kanatları altına alınmasına çalışılıyor. AKP iktidarı, devletin baskı aygıtına yeni bir halka daha ekleyerek, bir gün nasıl olsa kapıyı çalacak halk hareketleri önünde bir ilk barikat kurmak istiyor.

Bekçiler yalnız AKP’li içişleri bakanına ve valilere bağlı olmayacaklar, kadro alınırken belirli bir ideolojik-siyasi duruşa sahip AKP-MHP-cemaat kökenli fanatik taraftarlar içinden seçilecekler. Silah eğitimi yanında şoven milliyetçi, antikomünist, anti-Kürt ve İslamcı bir ruhla yeniden eğitime tabi tutulacaklar. Osmanlı-Ülkü Ocaklı yeni yetişme militanlar karşımıza mahalle bekçisi olarak çıkarlarsa şaşırmayalım. Bir zamanlar Gülen Cemaati nasıl emniyet teşkilatını kendi adamlarıyla doldurduysa, Cumhur ittifakı da onu yapıyor. Hem ticaret hem siyaset hesabı…

Bekçi Murtaza

Toplumsal hafızada silinmeye yüz tutmuş olsalar da eski kuşaklar bir süredir devreye sokulmak ve canlandırılmak üzere harekete geçilen bekçilerin nemenem varlıklar olduklarını bilirler. Cumhuriyetin Osmanlı’dan devraldığı bekçilik kurumu her zaman baskı aygıtının ayrılmaz bir parçası olmuştu. 1991’den itibaren peyderpey sokaklardan çekilip yardımcı görevlere atanmışlar, en son 2007’de bekçilerin polis yapılmasıyla kahverengi üniformalar dolaba kaldırılmıştı.

12 Mart öncesi ve sonrası dönemde geceleri duvar yazısı yazarken ya da yanımızda yasalara uygun düşmeyen alet edevat taşırken polisten çok bekçilerden çekinir, işlerimizi gece yarısına bırakmamaya çalışırdık.  Çünkü saklandıkları sota yerlerden aniden fırlar, bir yandan düdükleriyle meslektaşlarını yardıma çağırırlarken, öte yandan da bizi enterne etmeye çalışırlardı. O sıra yasal bir iş yapıyor olsanız bile onlara laf anlatamazdınız. Askeri işlerden çok iyi anlayan bir yoldaşım güvenlikçilerle ilgili sohbetlerimizde şu tespitte bulunurdu: Polise silah çekip silahını istesen fazla zorluk çıkarmaz, çünkü silahın şakası olmadığını bilir. Kısa bir eğitimden geçmiş asker ise o sıra canını değil, silahını niye verdin diye komutanından yiyeceği zılgıtı düşünür. Bekçiyse ne başına geleceği düşünür ne de laftan anlar.

Uzun yıllar halkın hafızasına yer etmiş bekçi tipi, aynı zamanda Türk ve Kürt toplumlarında karşılığı hayli fazla olan bir karakterin de simgesi olmuştur. Orhan Kemal’in Murtaza adlı romanı bu yönüyle klasik bir yapıttır.  Kitap olarak yayınlanmış, sinemaya ve tiyatroya uyarlanmıştır. En son Müjdat Gezen’in canlandırdığı “Bekçi” filmini eski kuşaklar hatırlarlar.

Görevini çok ciddiye alan muhacir Murtaza, bir mahallede gece bekçisidir. Mahalleye girip çıkana karışır, “namus bekçiliği” yapar, gece yarısından sonra elektrik yakanları uyarır, erken yatıp erken kalkmalarını öğütler.  Tek adamlık bu sıkıyönetime daha fazla katlanamayan mahallelinin karakola şikâyeti üzerine Murtaza bu görevinden alınır ve gece bekçisi olarak bir fabrikaya yerleştirilir.

Kısa sürede fabrika çalışanlarının yaka silktiği biri haline gelir. Her şeyi disiplin altına almaya, işçileri kontrolü altında tutmaya çalışır. Kraldan fazla kralcıdır. Murtaza görevine sadıktır, zenginlere ve amirlerine saygılıdır, onları görünce hazırola geçip selama durur. Astları olduğunu düşündüğü işçilerin de kendine öyle davranmasını ister. Sık sık “almıştır kurs amirlerinden ve de görmüştür sıkı terbiye” sözünü tekrarlar. İşçileri bıktırmasına rağmen fabrika müdürünün takdirini kazanır. Sırtındaki üniformanın simgelediği yetkiyi son katresine kadar kullanır. Kendine, ailesine karşı bile.

Fabrikada çalışan iki kızından birini uyurken yakalayınca saçlarından tutup yere savurur. Fenalaşmasına aldırmadan gider müdüre şikâyet eder, çocuklarını iyi eğitemediği için kendisinden bile şikâyetçidir. Kızı beyin kanamasından öldüğü halde bundan ders çıkaracağına, Murtaza’lığına devam eder. Çünkü orada devleti, hükümeti, patronu, müdürü kendisinin temsil ettiğini düşünmektedir ve ona göre dünyada bundan daha kutsal bir şey yoktur. “Yukarıda Allah, Ankara’da Devlet hem de Hükümet, burda da Murtaza” vardır.

Aslında Murtaza bir çelişkiler yumağıdır: Yoksuldur ama zenginin düdüğünü çalar. İşinde çok ciddi görünür ama fazlasıyla komiktir. Dürüsttür ama başta ailesi olmak üzere herkese zarar verir. Kendisinin ve ailesinin yoksulluğuna bakmadan, varlıklı kata gönlünü kaptırıp safını o tarafta belirlemesi onun paradoksudur. Toplumu, egemen sınıfın gösterdiği gibi gördüğü, köle tavrını içselleştirdiği, kendi sınıfıyla bağını kopararak karşı sınıfa biat ettiği için traji-komiktir. Eğer öyle olmayıp, dürüstlüğünü, sadakatini, disiplinliliğini, çalışkanlığını kendi sınıfından yana kullansa ondan iyi bir düzen muhalifi olabilir.

Son durak faşizm

Orhan Kemal’in bu tiplemesinin değeri toplumumuzda her sınıftan, her meslekten karşımıza çıkabilecek insanların bir prototipi olmasından gelir. En küçük devlet yetkisini son sınırına kadar kullanarak bundan maddi-manevi çıkar sağlayan, devletçi, insanlara kök söktüren böylesi insanlar bazen bir müstahdem, bazen küçük ve orta bir memur, bazen bir asker, bazen bir gazeteci, bazen bir apartman görevlisi olarak karşımıza çıkabilir. Sol örgütlerin bile kendi Murtaza’ları vardır.

Burjuvazi kendi çıkarlarını toplumun tümünün, herkesin çıkarları gibi göstererek egemenliğini meşrulaştırır. Patronunun çıkarını korumayı kendine vazife edinmiş Murtaza gibi tipler burada da kalmazlar, faşizme kolayca kayabilecek özellikler gösterirler. Üstelik eski tip bekçiler bugünkü kadar kutuplaşan bir ortamda görev yapmıyorlardı ve içlerinde zararsız tipler vardı. Böylesine bir ortamda sıradan insanlar arasında çok karşılaşılan bu karakter, devlet ya da faşist partiler tarafından kolayca eğitilip sosyalistlerin ve eylemdeki emekçilerin üstüne salınabilir.  Murtaza tipi son derece “yerli ve milli” gibi görünse de, gerçekte evrensel bir tiptir. Mussolini Karagömleklilerini, Hitler Kahverengigömleklilerini çoğu işsiz güçsüz lümpenler, küçük esnaf ve köylüler, orta halli öğrenciler ve eski askerler, hatta işçiler arasından çıkarmışlardır. Bunlar faşist örgütler tarafından eylem içinde eğitildiler ve içinden geldikleri kesimlerin üzerlerine salındılar. Baltanın sapı ağaçtandır ama gider ağacı keser, dedikleri şey budur işte. Mahalle bekçilerinin yukarıdan aşağı faşistleştirilmelerinin bir olasılık olarak önümüzde durduğu unutulmamalıdır.

Bekçiler, idari yapının cumhurbaşkanından başlayıp semt muhtarlarında son bulmasında olduğu gibi, tepeden başlayan hiyerarşinin son halkasındaki “küçük diktatörler” olmaya namzettirler. Müstakbel “Murtaza’lar” baskı aygıtının sinir uçları olarak çarşıda ve mahallede devleti temsil edecekler. Cumhurbaşkanı nasıl kimin ne kadar çocuk yapacağına, nasıl giyinip kuşanacağına, ne yiyip içeceğine karışıyorsa, onlar da mahallelinin yaşamına karışacak, yol kesip kimlik soracak, “sıvazlamalı” arama yapacak, ayaküstü sorgulama yoluna gideceklerdir.  Kitlesel olaylarda ilk barikatlar üniversitelerde güvenlik görevlileri, fabrikalarda polis, taşrada jandarma tarafından kuruluyordu. Şimdi bir de buna mahalle bekçileri ekleniyor. Demek ki, asıl mahalle baskısı kapıda.

Yaşar Ayaşlı/sendika.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*