Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Başkanın bütün adamları”…

“Başkanın bütün adamları”…

Anayasa hazırlık süreci hız kazandı. “Kaybedilen zaman”ı daha hızlı kürek çekerek telafi etme çabası içindeki tekelci burjuvazi, Kürt sorunundaki gelişmelerle birlikte yeni neoliberal anayasaya biçim verme yönünde ilerliyor. Bu kapsamda, burjuva devlet içindeki kurumsal güç dağılımı ve iç işlerliğine ilişkin tartışmalar da ivmelendi. Büyükşehir Yasası’nın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasının ardından, AKP’nin meclise getirdiği başkanlık sistemi yasa teklifi ve son olarak da yargı sistemindeki anayasal önerileri gündeme girdi. İmralı görüşmelerinin sadece tekelci burjuvazi ve burjuva siyaset koridorlarında değil son anketlerde görüldüğü üzere kitleler içinden de onaylanarak genişleyen zemini üzerinden anayasa paketi yeni önerilerle genişletiliyor.

Tekelci burjuvazi içerisinde ve burjuva siyaset arenasında anayasanın tüm unsurları konusunda tam bir irade birliği yok. Kürt sorununda geri bir neoliberal çözüm çerçevesinde -MHP+CHP’nin “muhalifleri” vd. dışında- ortaklaşma giderek genişlemekle birlikte, özellikle başkanlık sisteminde farklı sesler bulunuyor. Erdoğan güçlü yürütme vurguları yaparken, Fethullah Gülen cemaatinden Cumhurbaşkanı Gül’e dek başkanlık sistemiyle çelişen açıklamalar geldi. Buna karşılık, BDP, İmralı görüşmelerinin gelişim sürecine bağlı olarak, ulusal demokratik vurgusu geriye çekilmiş özerklik zemininin güçleneceği bir başkanlık sistemine kapısının açık olduğuna işaret ediyor. BDP, son olarak Anayasa Komisyonunda kamu görevlilerine türban serbestliği konusunda AKP’ye destek verdi.

Bütün bunlar, neoliberal yeniden yapılanma silahlarının işçi hareketinin bütün mevzilerine doğru tam batarya ateşlendiği koşullarda gerçekleşiyor. Hükümet tarafından iptal edilen son otoyol ve köprü ihalesinde Koç ve Yıldız Holding’in (Ülker grubu) aynı konsorsiyumda yer alması tekelci burjuvazi içinde bir nevi “Çok geç de olsa evlendik mutluyuz” mesajı oldu. TÜSİAD’ın yayın organı Görüş dergisinin son sayısında yapılan burjuvazi analizinde, TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner burjuvazinin rengine bakılmaması, ayrım yapılacaksa “kayıtlı-kayıt dışı burjuvazi”arasında olması gerektiğinin altını çiziyordu! Bu aynı zamanda, TÜSİAD, MÜSİAD, TUSKON, TOBB nezdinde tekelci ve orta burjuvazi arasındaki ilişkilerin TÜSİAD’ın mevcut bileşimi ile birlikte yeniden düzenlendiği, sınıf düşmanının saflarını, iç çelişki ve rekabet koşullarını yeniden derlediği bir sürecin ifadesi.

Tekelci burjuvazi içindeki demokrasi, burjuvaların demokrasisi, sarsıntı ve gürültülerle, ordunun konum ve ağırlığının değiştirilmesi ile birlikte, mali oligarşik temelde yerine oturtuluyor. Şimdi sırada, deniyor, bu demokrasinin bölgesel ve ülke düzeyindeki dönemsel avantajlarla birlikte siyasal olarak biçimlendirilmesi var. Kürt sorunundaki son gelişmelerle de direkt bağlantılı Anayasa, başkanlık sistemi, yerel özerklik tartışmaları, bu gerçekliğin üzerinde yükseliyor.

“Başkanın bütün adamları”

AKP’nin başkanlık sistemi ile ilgili yasa teklifi şunları içeriyor:

Parlamenter sistemde başbakan tarafından yerine getirilen yürütmeye başkanlık yetkisi devlet başkanına ait olacak. Başkan, görev süresi 5 yıl olmak ve en fazla iki defa görev yapmak üzere genel seçimde en az yüzde 5 oy almış siyasi partiler ve en az 100 bin yurttaş tarafından aday gösterilecek. Parlamento ve başkanlık seçimleri aynı gün yapılacak. Genel oyla yapılacak seçimde salt çoğunluğu alan aday başkan seçilmiş olacak. Çoğunluk sağlanamazsa, oylamada en çok oyu almış olan iki adayın katılacağı ikinci bir oylamayla, salt çoğunluğu kazanan aday başkan seçilmiş olacak. Başkan, YÖK, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin yarısını, üniversite rektörlerini ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını seçecek. Kanunlarda açık hükümlerin bulunduğu durumların dışında Başkanlık kararnamesi ve yönetmelik çıkarabilecek. Bu kararname ve yönetmelikler, Resmi Gazete’de yayınlandıklarının ertesi günü yürürlüğe girecek.

Bu sistemin temel bir unsuru, seçimlerde adı başkanla birlikte oy pusulasına yazılan başkan yardımcısı. Başkan yardımcısı, milletvekilleri ile aynı hukuki statüye tabi olacak ve milletvekili sorumsuzluk ve dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanacak. Bakanlar ise yine parlamento dışından doğrudan başkan tarafından atanacaklar. Milletvekilleri bakan olamayacak. Her bakan, direkt başkana karşı sorumlu olacak. Seçimlerin yenilenmesi konusunda başkan ve TBMM kendi başlarına karar verebilecek. Seçimler savaş sebebiyle yapılamazsa bir yıl ertelenebilecek. Başkan, TBMM’de kabul edilen kanunları 15 gün içinde onaylayıp yayınlayacak. Onaylamayıp meclise geri gönderdiği kanunlar TBMM tarafından 330 milletvekili ile aynen kabul edilirse Başkan tarafından yayınlanacak. TBMM başkanlık kararnameleri, başkan da kanunların iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilecek. Bu doğrultuda her biri halk oylaması kararı alabilecek.

Başkanlık sistemi nedir?

Başkanlık sistemi, yürütme organının yasama içerisinden çıktığı burjuva parlamenter modelinden farklılıklar içeriyor. AKP’nin önerdiği model de, bu farklılıkların bir örneği durumunda.

Dünyada başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerin başında ABD geliyor. Bunun yanı sıra, pek çok Latin Amerika ülkesi (Venezuella, Arjantin, Bolivya, Brezilya, Ekvator, Guatemala, Haiti, Honduras, Kolombiya, Meksika, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Uruguay) başkanlık sistemi ile yönetiliyorlar. Latin Amerika ülkelerinde sistemin tarihsel oligarşik bir siyasal arka planı da var. Bazı eski Sovyet cumhuriyetlerinde (Azerbaycan, Belarus, Kazakistan, Türkmenistan) ve İran’da da başkanlık sistemi uygulanıyor.

Suriye, Fransa, Rusya, Portekiz, Finlandiya ve Namibya’da ise yarı başkanlık sistemi geçerli. Bu ülkelerde, yürütme gücü yine halk oylaması ile seçilen devlet başkanı ile yasama organının güvenine dayalı hükümet başkanı arasında paylaşılıyor. Fiilen ise yürütmenin başı devlet başkanı. Parlamenter sistemden farklı olarak başkanın yetki alanı daha geniş -meclisi feshedebilme, referandum isteyebilme, anayasa konseyi üyelerini atama ve olağanüstü durum ilan ederek yasama, yürütme ve hatta yargı gücünü elinde toplayabilme. Parlamentonun vatana ihanet durumu dışında başkan üzerinde bir yetkisi bulunmuyor.

Başkanlık ve yarı başkanlık sistemleri, burjuva devlet iktidarının organları arasındaki ilişkiyi parlamenter sistemden farklı kurmakla birlikte, hepsi de burjuva demokrasisinin kapsamı içerisinde yer alıyorlar. İşçi sınıfı ve emekçiler açısından, tekelci burjuvazinin demokrasisine tekabül eden bu biçimlerin birbirinden öz olarak bir farkı yoktur. Parlamenter sistemin kitleleri tali konularda içerme ve işçi sınıfının özlem ve taleplerini dışlama tarzı ile başkanlık sistemininki arasında kategorik ayrımlar bulunmaz. Öte yandan, başkanlık sistemi, kendi içinde de pek çok denetleme unsurunu, ABD’deki kavramlarla ifade edersek fren ve dengeyi içerir (“checks and balances”).

Başkanlık sisteminin asli bir karakteristiğini, burjuva federalizmi ile birlikte kullanılması oluşturuyor. Yarı başkanlık sistemlerinde ise bu, yerel özerklik biçimini alıyor. Burjuva federalizmi, Almanya’da olduğu gibi parlamenter sistemin bir unsuru olarak da var olabiliyor. Ancak güç merkezileşmesine dayalı ve çevik bir yürütme organının varlığı, asıl olarak tekelci kapitalist toplumsal ilişkilerin bölgesel koşullara uyumlu tarzda daha derinlemesine örüldüğü, bunun için de burjuva demokratik mekanizmaların daha örgün tarzda işletildiği bir sistemi gerekli kılıyor. Birinci olarak, sistem basitçe ve düzce “başkan ve adamları” odağında işlemez. Başkan pek çok yasa tasarısı, bütçe vd.ni Temsilciler Meclisi ve Senato’yu “ikna ederek” gerçekleştirmekle karşı karşıyadır. Öte yandan, ABD’de anayasaya bağlı olmakla birlikte her eyaletin kendi yasaları, eyalet meclisi ve bağlı mekanizmaları vardır. İdam cezası 38 eyalette uygulanırken, 12 eyalette kaldırılmıştır. Valiler, eyalet ve bölge yöneticileri ve eyalet düzlemindeki birçok üst düzey kamu görevlisi, eyalet başsavcıları seçimle işbaşına gelirler. Yanı sıra bazı eyaletlerde eyalet valisinin yaptığı yargıç atamaları eyalet meclislerinin onayına sunulurken, bazı eyaletlerde de doğrudan burjuva siyasal partiler kendi yargıç adaylarını gösterebilirler. Tüm merkezi federal kurumların eyalet düzeyinde de karşılıkları vardır. Örneğin merkezi federal polis (FBI), eyalet polisi ve yerel yönetimlerin polis örgütlenmesi gibi -Amerikan polisiyelerinin vazgeçilmez konularından biri, hatırlanacağı gibi, FBI ile eyalet polis örgütü arasındaki çekişmelerdir, vb.

“Sulu pilav”…

AKP tarafından önerilen başkanlık sistemi, yasama ve yargıyı büyük ölçüde belirleyen ve ihtiyaca göre baypas eden -keza daha önceki bütün düzenlemelerde olduğu gibi AKP yönlü de biçimlendirilen- çevik bir yürütme düşüncesine dayanıyor. Seçimle gelen, parlamento, yüksek yargı vd dolayımlarla önü kesilmeyen bir devlet başkanı ve başkan yardımcısı ile parlamento dışından belirlenen bakanlar gibi, parlamenter gelenekten gelen Türkiye burjuva sistemi açısından pek çok yeni unsur içeriyor.

Bu sisteme karşı burjuva siyaset arenasındaki genel tutumun zemininde, AKP’nin, özel olarak da Erdoğan’ın ajandasındaki devlet başkanlığı düşüncesinden çıkışını aldığı yorumu yer alıyor. Yasa teklifi, siyaseti kitlelerin gözünde AKP’ye, özel olarak da Erdoğan’ın kişisel hırslarına daralmış olarak burjuva partiler arası mücadele gibi gören yaklaşımlarda parlamenter sistemden de farklılıkları nedeniyle şimdiden “padişahlık”, “diktatoryal” biçiminde değerlendiriliyor. Faşizmin çözülmesi ile bağlantılı olguları açıklayamayan, burjuva demokrasisinin neoliberal muhafazakar biçimlenişini “AKP faşizmi” şeklinde nitelendiren küçük burjuva demokratları da Erdoğan’ın başkanlık sistemi önerisi hakkında benzer bir yaklaşım içindeler. Devrimci basında rejimin dönüşümünü ve bunun ekonomik, toplumsal, siyasal, bireysel zeminini ele almaktan kaçınan yorumlarda da başkanlık sisteminin “biçimsel bir burjuva demokrasisine bile uymadığına” işaret ediliyor.

AKP’nin başkanlık sistemi önerisi, birincisi henüz “sulu bir pilav”dır. Temeline tekelci burjuvazinin bölgesel güç olma, dünya ölçeğinde de ilk 10′a yükselebilmesi için bir güç merkezileşmesine geçiş ihtiyaçlarına referans vermekle birlikte, parlamenter sistemden hemen tüm çizgileriyle kopuş özelliği ve burjuva kurumsal sistemin buna bir dizi yönden hazır olmadığı açıktır. Ancak pek çok kez olduğu üzere, ihale yüksekten açılmış ve gündem “başarıyla” oluşturulmuştur. İkincisi “her şeyi elinde tutan kişisel diktatorya” sınıf zemininden ayrıştırılmış bir siyasal analize denk düşer. Kaldı ki, Türk burjuva parlamenter sistemi, başkanlık sisteminin sakıncaları bahsinde atıfta bulunulan “kişisel iktidar”, “lider kültü” vd. konularda zaten şimdiden yüklü durumdadır.

Başkanlık sistemini burjuva demokrasisinin kurumsal biçimlenişlerinden biri olduğu, ABD’den solun ulusalcı antiemperyalist kesimlerinin model aldığı Venezuella’ya dek bir dizi örnekte açıktır. AKP’nin önerisi açısından ise sorun, onun Kürt sorunu başta olmak üzere bir dizi konuda denetleme, fren ve denge mekanizmalarını tanımlamamış olmasıdır. Kürt sorununda bırakalım burjuva federalizmini, çıtanın Öcalan tarafından çekildiği neoliberal yerel özerklik çerçevesinde dahi henüz tek bir adım atılmadığı gibi, ayak üstü edilmiş “Valiler de seçimle gelebilir” beyanları dışında merkez ve yerel arasındaki kurumsal güç dağılımını başkanlık sistemi ölçek ve gereklerine göre tanımlayan bir çerçeve de yoktur. Her ne kadar faşist ve ulusalcı cenah bütün propagandasını merkezi devlet yapısının emperyalistler marifetiyle parçalanması üzerine oturtsa da, bugün bu yönde somut herhangi bir adım bulunmamaktadır.

AKP’nin başkanlık sistemi önerisi, başta Kürt sorunu olmak üzere bu fren ve denge, ulusal ve bölgesel güç dağılımı mekanizmalarından kopuk olarak seyrettiği sürece geri tipteki burjuva demokrasisini güç merkezileşmesi ile daha da daraltan bir rol oynayacaktır. Bu ise sistemi kırılganlaştırır. Partilerin şef kültüne bağlı olarak şekillendirildiği bir siyasal sistemde parlamentonun denetleyici bir rol oynaması beklenemeyeceği gibi, büyük ölçüde ya tümüyle kontrol altına alınmış bir yargı sisteminin varlığı ile birlikte, diğer bütün kurumların başkanlığa tabi olduğu bir resim ortaya çıkacaktır. Unsurları olmakla birlikte, denetleme ve katılım işlevli gelişkin bir sivil toplum örgütlenmesi de yoktur. Öte yandan, İmralı süreci ile bağlantılı tarzda başkanlık sistemine açık kapı bırakan BDP’nin sadece Kürt sorunu ile sınırlı olmaksızın bölgesel ölçekte önerdiği özerklik ile birleşik gerçekleştiği takdirde ise tekelci kapitalizmin daralmış, etkin kullanılamayan ya da halen atıl artıdeğer emilim kanallarını burjuva demokratik mekanizmalarını çeşitlendirerek açacaktır. Kürt halkının karşılanmayan ulusal özlemleri, bölgesel eşitsizliklerin derinleşmesi ve işçi sınıfı taleplerinin zaten dışta tutulması ile birlikte başkanlık sistemi için henüz topun tekelci burjuvazi içinde ortada döndüğü bir çevrim döneminde bulunuyoruz.

Burjuva demokrasisine karşı proleter demokrasi

Her koşulda ve bir kez daha: İşçi sınıfı burjuva demokrasisi içinde mücadele koşullarını nispeten genişletecek bütün fırsatları militan bir ruhla değerlendirirken, burjuva devlet aygıtının yeni biçimlenişine ilişkin en küçük bir hayale kapılmamalıdır. Burjuva demokrasisi, ister parlamenter ister başkanlık sistemi olsun, işçi sınıfını ve emekçileri siyasetten ve karar alma süreçlerinden dışlamanın en yeğinleştirilmiş biçimi olarak hüküm sürer. İşçilerin bırakalım yaşamları üzerine karar vermeyi, yarın bir işte çalışıp çalışamayacağı dahi tekellerin iki dudağı arasındadır. Bu sadece genel olarak değil her bir taktik konuda devrimci bir uyanıklık içinde olma zorunluluğunu artırmaktadır. Eğer en “muhalif” görünen kesimlerde bile “devlet ve aile değil birey odaklı anayasa” yaklaşımı rahatlıkla dile getirilebiliyorsa, bu kendisini tek başına devlete (hatta tek başına çok daha hassas ve diğerlerine nispeten daha az yıpranmış bir kurum olan aileye, vb.) karşı tanımlamanın hiç de yeterli bir ölçek olmadığını, dahası sınıf paydasından düpedüz yanıltıcı bir rol de oynayabileceğini gösterir. Bunun tam karşıtı olarak, burjuva devlete, aileye vd. karşı neoliberal bireyi ve onun “farkındalıklarını” güçlendirmeye değil tüm toplumsallığı ve sınıf mücadelesinin geliştiriciliği ile sınıfa/bireye dayanmalıdır. İşçi sınıfı her türlü anayasal hayal ve beklentiye, çıtaların sürekli daha aşağıya çekilmesine karşı kendi yaşamı üzerine karar vermenin biricik yolu olan sosyalist demokrasi için savaşmak, savaşmak, savaşmak zorundadır.

Burjuvazi burjuva demokrasisinin yeni tarzını belirlemeye çalışıyor. Buna karşılık işçi sınıfı taşeron ve kiralık işçi sistemleri ile her türlü sınıfsal ve toplumsal örgütlenmenin dışına doğru itilerek bireye doğru çözülüyor. Sendikalaşmanın değil sendikasızlaştırmanın egemen olduğu, sendikalaşma oranının yüzde 6′lara düştüğü bir ülkede isterse burjuvalar için en gelişkini olsun, işçi sınıfı için demokrasi yoktur.

Elbette işçi sınıfı burjuva demokrasisinin alacağı biçimin ne olacağına kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır. Bununla birlikte işçi sınıfı için belirleyici sorun ve gündem sınıf mücadelesi yoluyla kendi sorunları ile ilgili kendisi karar vererek öz inisiyatifini geliştirmek, grev alanlarından sesini yükselterek, meydanları özgürleştirmektir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*