Anasayfa » BASINDAN » “101 soruda Kuantum”: Sabit olan her şey dönüyor!

“101 soruda Kuantum”: Sabit olan her şey dönüyor!

Ne yazık ki, ezberci bir eğitim sistemimiz var. Bu sistem aynı zamanda uzmanlaşmayı özendiriyor, farklı alanların bilgisine giderek daha uzaklaşan, yaratıcılığını yitiren kuşaklar üretiyor. Oysa, mesela geçen yüzyılın başında, eğitime ayrıcalıklı bir azınlık ulaşabiliyordu ama bu şanslı azınlık daha en başından temel bilimleri öğrenme imkanı bulabiliyordu. Matematik, kimya, biyoloji, fizik ve hiç kuşkusuz felsefe, öğrenme sürecinde iç içe geçiyordu. Oysa şimdi üniversitelerde fizikten soyutlanan bir felsefe, felsefeden soyutlanan bir fizik mümkün görünüyor. Tamam, üniversiteler iyice ticari birer mekân haline geldi ve piyasa koşullarına “kalifiye işçi” yetiştirmeye başladı diyelim. Malum, TÜBİTAK gibi kuruluşlar bile yayınlarının kapaklarında evrim teorisini sansürleyebiliyor, yayın yönetmenlerini görevden alabiliyor…

101 Soruda Kuantum“, sadece fizik alanındaki bilimsel paradigmanın değişimini anlamaya yönelik bir adım olması açısından değil, temel bilimlerin aslında birbirleriyle ne kadar iç içe geçmiş olduğunu tekrar hatırlamak bakımından önemli bir kitap. Çünkü eğer size boyalı gazetelerdeki “astroloji” köşeleri bir anlam ifade etmiyorsa, yaşadığımız evreni anlamaya çalışmak için, modern bilimlerin bilgisini edinmek zorundasınız demektir. Peki, günlük hayatın keşmekeşinde bile klasik fiziğin yerini aldığı artık daha fazla insan tarafından duyulur hale gelmiş olan “kuantum fizik” ne anlama geliyor?

Öncelikle, “kuantum”un, sözlük anlamıyla bir “öbek hali” anlamına geldiğini belirtelim. Evet, aslında etrafımızda gördüğümüz tüm nesnelerin, hatta enerjinin “öbek” halini tasavvur etmeye çalışabiliriz. Ne var ki, kitaptan bir alıntıyla durumu daha açıklayıcı hale getirmek en iyisi…

“Kuantum fizik yasaları nerede hüküm sürer?” diye soruluyor kitapta ve “Her yerde,” diye bir yanıt veriliyor. Ama esas sorulması gereken soru şu: “Kuantum fiziğine nerede dikkat etmeliyiz?” Yine kitabın verdiği yanıtta şöyle deniyor: “Çok küçük şeyler dünyasında, yani moleküller dünyası ve onlardan daha küçük olan atomlar dünyasında, onlardan da küçük atomik çekirdekler ve daha da küçük temel parçacıklar dünyasında; atomlar da dahil olmasına rağmen, genel olarak atom-altı dünya dediğimiz dünyada.”

Elbette herkesten atom-altı dünyayı gözlemleyecek laboratuarlarda sabahlamasını beklemek mümkün değil; o sebeple, kitaplarla tahayyül ve tasavvur sınırlarımızı biraz zorlamamız önerilebilir. Böylelikle –şimdilik- evrenin sırrını keşfedemesek bile, en azından insanlığın neleri tartışması gerektiği konusunda fikir geliştirme şansımız olabilir. Tamam, kabul ediyorum, teknolojisi konusunda hiçbir fikir sahibi olmasak bile pek yaratıcı şekillerde kullandığımız internet ve sosyal paylaşım siteleri sayesinde evimize kadar gelen Adnan Oktar’ın “inşallah, maşallah” yüklü sohbetlerini izlemek kadar eğlenceli bir iş olmayabilir bu. Ama biraz hakiki dünyaya dönüp, en azından bilgisine hiç vakıf olmadığımızı fark etmek bile bir değişiklik olmaz mı?

“Sağduyu” dediğin…

“101 Soruda Kuantum” kitabının çevirmeni, ODTÜ’de öğrenciyken cezaevine giren ve orada uzun seneler felsefeyle derinlemesine uğraşma “şansı” bulan Barış Gönülşen. Dolayısıyla sağlam bir çeviriyle karşı karşıya olduğumuzu gönül ferahlığıyla söylemek mümkün. Bu, “101 Soruda Kuantum”un, en azından bir başlangıç ve “anlama” kitabı olarak değeri konusunda da bir referans olabilir. Ama kitabı sunan arka kapak yazısının yarattığı merak kuşkusuz daha kuvvetli bir okuma arzusu yaratacaktır:

“Kuantum fiziğindeki ‘büyük fikirlerin’ kesin bir listesi yok. Ancak kuantum fiziğinin doğa kavrayışımıza kazandırdıklarının özünü yansıtan on iki fikir var. Bunların tümünün ortak noktası fiziksel dünyanın nasıl işlemesi gerektiğine dair gündelik deneyimimize dayanarak kazandığımız beklentilerle, bir diğer deyişle ‘sağduyuyla’ çelişiyor olmaları…”

Belki de bizim “sağduyu” tabir ettiğimiz genel kavrayış biçimi hakikaten bir “saçmalıklar öbeği”dir, kim bilir…

Kitaptan alıntılar, naçizane yorumlar…

* Eğer bir protonsanız atom çok büyüktür, sizin yaklaşık yüz binlerce katınız büyüklüğündedir. Öte yandan bir atom, bir insandan çok küçüktür, sizden yaklaşık on milyar kez küçüktür. Anlayacağınız atomun büyüklüğü görelidir. Bir atom tanesi en iyi optik mikroskopla bile görülemeyecek kadar küçüktür, öte yandan fizikçilerin bugün çalıştığı birçok şeyden muazzam derecede büyüktür. Atom-altı dünyanın üst sonuna yakın bir mevkide yer alır.

(Bahçedeki bir kör kuyuya sobadaki kül ve közleri attığınızı düşünün. O boşlukta kendi kendine bakteriyel bir yaşamın oluştuğunu, bakterilerin yaşamını közlerden gelen ısıya borçlu olduklarını da var sayabilirsiniz. Onların zaman, yaşam ve büyüklük algısıyla, sizinkini karşılaştırdığınızda, sizin evreninizin de bir “üst evren”e sahip olabileceği ihtimali aklınıza gelip sizi korkutmaz mı? Görelilik çok korkutucu!)

* Bir yerde yapılan bir ölçümün başka yerdeki bir şey hakkında bir bilgiyi ortaya çıkarması, kendi içinde o kadar acayip bir fikir değildir. Joe ile kız kardeşi Mary’nin seyahate çıktığını varsayalım; biri Tokyo’ya diğeri Paris’e gitmiştir, ancak hangisi nereye gitmiştir, bilmiyorsunuz. Tokyo’da Joe’yla karşılaşırsanız, Mary’nin Paris’te olduğunu derhal anlarsınız. Bunda tuhaf bir şey yok. Ancak bir kuantum fizikçisi Tokyo’da olanın Mary ve Joe’nun bir üst üste binmesi veya karışımı olduğunu ve sokaktaki karşılaşmanızın, yani sizin “ölçümünüzün” Joe’nun orada olmasını ve Mary’nin Paris’te açığa çıkmasını sağladığını, ve hatta Mary’ye Tokyo’da rastlayıp buradan Joe’nun Paris’te olduğunu öğrenmenizin eşit derecede mümkün olduğunu söylerse, sizin buna “bu absürt” demeniz anlaşılır olacaktır. Absürt olabilir. Akıldışı da gelebilir. Ancak kuantum diyarında doğrudur.

(Kaldı ki, bizim gibi memleketlerde komplo teorileri de işletilebilir ve Mary’nin bir faili meçhule kurban gitmiş olma ihtimali devreye girebilir! İşte göreliliğe Türk katkısı!)

* Hemen hemen herkes dönen (spin eden) bir topaç ve atlıkarınca görmüştür. Yine hemen herkes dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşünü bir günde ve güneş çevresinde dönüşünü ise bir yılda tamamladığını bilir. Aslına bakarsanız doğada dönmeyen fazla bir şey yoktur. Buz patencileri döner. Ay, Dünya’nın yörüngesinde ilerlerken kendi ekseni etrafında da döner (ancak her iki hareket de bir ayda tamamlanır). Galaksiler de döner. Galaksi grupları da döner. Temel parçacıkların çoğunun dönmesi de şaşırtıcı olmamalıdır.

(Yani güneşin sabit kaldığı ve her şeyin onun etrafında döndüğü fikri bir yanılsamadır. Galaksi dönerken, topluca bir spiral hareketten söz etmek mümkündür. Tabii lütfen bu kimi siyasetçilere “bilimsel” bir meşruiyet zemini olarak telakki edilmesin. Ya da spiral dönmeyi denesinler.)

101 SORUDA KUANTUM
Göremedİğİnİz Dünya Hakkında Bİlmenİz Gereken Her Şey
Kenneth W. Ford
Çeviren: Barış Gönülşen
Alfa Yayınları
2011, 319 sayfa, 18 TL.

Radikal Kitap, 3 Şubat 2012

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*