Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Ayhan Çarkın’ın boş mezarları

Ayhan Çarkın’ın boş mezarları

Eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın’ın gözaltında kayıplarla ilgili itirafları doğrultusunda açılan mezarlar “nedense” bir bir boş çıkıyor. Ayhan Çarkın’ın saatler süren yer göstermesinde de hiçbir şeye rastlanmadı. İtiraflar içerisinde “Ellerimle gömdüm” diye anlattığı, ’90’larda kaybedilen Ali ve Ayhan Efeoğlu’nun mezarlarının aranmasına ise savcılık tarafından gerek görülmedi.

Ayhan Çarkın nicedir konuşuyor. İtirafçıların hep yaptığı gibi, azını söyleyip ama herkesin bildiği çoğunu saklayarak, pis canını güvenceye almak için pazarlıklar yaparak ifade veriyor. Devrimcileri alçakça katlettikleri cinayetleri, “yargısız infazlar”ı, gözaltında kayıpları birlikte işledikleri katilleri, onların deyimiyle “satıyor”! Çarkın’ın ifadeleri Mehmet Ağar’a, Tansu Çiller’e, Mesut Yılmaz’a, Korkut Eken’lere, yani kirli savaş cinayetlerini azmettiren ve işleyenlerin bir bölümüne uzanıyor. Fakat tabii uzandığı ile kalıyor. İfadeler doğrultusunda geçen Ağustos ayında tutuklanan eski Özel Harekatçı polisler adalet sistemi tarafından serbest bırakılıyor.

“Hanımefendi bir tuğla çekerseniz…”

Mehmet Ağar’ın Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’yla 14 yıl önceki diyaloğu artık ezberlere yerleşti. Mumcu’nun anlatımı şöyleydi:

“Mehmet Ağar, cinayetin karmaşıklığını anlatmak için, ‘Öyle bir iş ki, bir duvar gibi… Bir tuğla çekersek duvar yıkılır’ dedi. Ben de kendisine ‘Çekin o zaman’ dedim. ‘Çekemem’ dedi. ‘Çekin, kenara çekilin’ dedim. ‘Yapamam’ dedi. ‘O zaman, çekerler, altında kalırsınız’ dediğimde de yüzünde ‘Bu imkânsız bir şey. Bunu yapmaya kimsenin gücü yetmez’ der gibi bir ifade belirmişti.”

Yıllarca “Devlet için 1000 operasyon yaptık” diye gezen, her zeminde de MGK kararları doğrultusunda hareket ettiklerini söyleyen Ağar da kendi pazarlık gücünü kullana kullana bugüne geldi. Geçtiğimiz Ekim ayında silahlı çete kurmak suçundan 5 yıl gibi komik bir hapis cezası alan Ağar, Mehmet Eymür’ün ifadesinde kendisine oturaklı bir yer vermesinden sonra yine savunmaya geçti. Kendisinden “biz” diye söz eden her megaloman gibi “Suçumuz değil kusurlarımız vardır” diye buyurdu ve devlet sırrı retoriğine tekrar sarıldı.

Pas lekesi değil bu, kan lekesi!

Ayhan Çarkın’ın boş mezarlara çıkan itirafları, Türk devletinin ezilen ulus, milliyet, cins ve mezheplere yönelik tarihsel suçlarının artık birbiri ardına gündeme geldiği bir dönemin ürünü. Ne Çarkın, ne bundan sonra ona katılacaklar, ne de unutulmaz ve bağışlanmaz suçlarını “devlet etmenin gereği” olarak savunmaya devam edecek olanlar Erdoğan’ın deyimiyle “kalbi duygular”la hareket ediyorlar. Ermeni soykırımı, Kürt isyan ve katliamları, Dersim katliamı ve ’80’lere, ’90’lara, 2000’lere damgasını vurmuş olan tarihsel suçlar birbiri ardına bu arsız yüze çarpılıyor, çarpılacak. Bir dizi ülkede neoliberal burjuva demokrasisine geçişin ayrılmaz unsurlarından biri, “yüzleşme”, “vicdan” gibi neoliberal ahlaki kavramlarla anılan tarihsel suçların gündemleşme süreçleriydi. Ne var ki, rejimin onyıllardır ezdiği işçi sınıfı, emekçi kitleler ve Kürt halkının tayin edici darbeyi indirememiş olması, bu sürecin de sündürerek ve olabildiğince geciktirerek ve arkasında bir “otorite boşluğu”, kitlesel özgüven bırakmaksızın seyretmesine neden oluyor. Ayhan Çarkın binbir pazarlıkla ağzını boş mezarlara açıyor. 1 Mayıs 1977 katliamının katillerinin bir bölümü torunlarını seviyorlar, bir bölümü çoktan öldü. Tekelci burjuvazinin iktidarını bildikleri tek yolla sağlamlaştırmak için ellerini kana bulayanlar lütuf gibi cezalarla kurtuluyor, Costa Gavras’ın Müzik Kutusu filmindeki gibi “toplum içinde, aramızda” yaşıyorlar…

TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, 9 Aralık’ta yapılan TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada gündemdeki tarihsel suçlardan biri olan Dersim katliamına da yer vermişti. Ne demişti Boyner?

“Cumhuriyet tarihinin nesnel şekilde değerlendirilmesi, Kürt meselesinin geçmişi ve bugününün, Alevi sorununun tüm veçhelerinin tartışılmasının daha demokratik bir vatandaşlık ve laiklik anlayışının tesis edilmesi yönünde iyi bir fırsat sunduğunu düşünüyorum.”

Daha sonra ise, uzun tutukluluk sürelerinden Hopa davasına, poşu taktığı için tutuklanan Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül davasına, 500’e yakın öğrencinin cezaevlerinde olmasına, N.Ç.’nin “rızası” olduğu gerekçesiyle tecavüzcülerin ödül gibi cezalara çarptırılmasına değinmişti. TÜSİAD, “bir yandan Anayasa’yı hazırlarken, diğer yandan da Türkiye’nin son on yıla damgasını vurmuş hızla özgürleşen ve demokratikleşen ülke görüntüsüne pas lekesi gibi yapışmaya başlayan gelişmelerin önünü alacak yasal değişikliklerin gerçekleşmesini” bekliyordu.

Arkasında onyılların, yüzyılların sömürü ve ezme ilişkisi yer alan cinayet ve katliamlara da, geri tipte burjuva demokrasisinin tadını çıkara çıkara yürütülen operasyonlara da “pas lekesi” denmez. İşçi sınıfı, Kürt halkı, emekçi kadınlar, gençlik bileklerine mosmor oturmuş bu zinciri kendileri parçalamadıkça, Çarkın’ların, Ağar’ların, Koman’ların… bütün bir dönemin sorumlularının yakasına neoliberal “vicdan” siyaseti doğrultusunda değil, tekelci kapitalist sınıf egemenliğinizi alaşağı etme hedefiyle yapışmadıkça o kan lekesi yaşamımızdan çıkmayacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*