Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Berlin’de 1 yıldır sokaklardayız

Berlin’de 1 yıldır sokaklardayız

Almanya’daki izolasyon merkezleri olan mülteci kamplarında, önce lokal düzeyde başlattığımız direnişi daha sonra başkent olan Berlin’e yürüyerek merkezi bir noktaya çektik. Çeşitli mücadele yöntemlerini deneyerek sürdürdüğümüz direniş bir yılını doldurmak üzere. Şimdi yeni yöntemler deneyerek direnişi devam ettirmenin uğraşı içindeyiz.

Gerek 600 kilometrelik özgürlük yürüyüşü, otobüs turu ve gerekse Berlin’de kurmuş olduğumuz direniş çadırlarında önemli bir direniş deneyimi kazanıyoruz. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz coğrafyadaki toplumsal devrimci hareketleri de gözlemleme ve tanıma şansına sahip oluyoruz.

Şu anda Berlin’deki antikapitalist ve antifaşist kesimlerin toplantılarının ve dergilerinin ana konusunu bizim sürdürdüğümüz direniş oluşturuyor. Yayınlarına bizim direnişimizden görüntüler koyuyorlar. Çok sayıda dernek, cafe gibi kurumlar bizim direnişimizle ilgili konser, parti vb. etkinlikler düzenliyorlar. Bizim adımıza kampanyalar yapıyorlar.

Berlin’de ve diğer şehirlerde, mülteci direnişiyle ilgili olarak düzenlenen etekinliklerde biz de konuşmalar yapıyoruz. Bu toplantılarda direnişimize destek vermek isteyenler ne yapabileceklerini soruyorlar ve mültecilerin içinde bulundukları kötü yaşam koşullarına karşı üzüntülerini belirtiyorlar.

Avrupa Birliği’nin tüm “demokrasi” söylemleri altında, bu birliğin en merkezi ülkesi olan Almanya’da mültecilerin adeta modern bir kölelik sistemi içinde yaşamalarının nedeni nedir? Neden bu izolasyon sistemine karşı güçlü bir direniş örgütlenememiş? Bu gerçeklik sadece mültecilerin yetersiz mücadelesiyle açıklanamaz. Bir coğrafyadaki mücadelenin geri durumda olmasının esas nedeni o coğrafyadaki devrimci mücadelenin yeterli olmamasıdır.

Metropol kapitalist emperyalist ülkeler sömürgelerinden elde ettikleri gelirden bir kısmını işçi ve işsizlere verdiği için buralarda radikal devrimci bir mücadelenin gelişmesinin önünü kesmiş. Ancak bu coğrafyada dinamik bir mücadelenin olmaması yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamaz.

Almanya’da tüm dünyada olduğu gibi 68 dalgasıyla başlayan bir devrimci çıkış yapılmış ancak, bu çıkış hızlı bir şekilde yok edilmiş, ondan sonra da ciddi bir devrimci hareket oluşturulamamış.
Almanya’da devrimci aktivite hobi aktivitesi olarak gerçekleştiriliyor. İnsanlar boş zamanlarında, ya da canları sıkıldığı zaman devrimci aktivitelere katılıyorlar. Boş zamanları ve can sıkıntıları geçtikten sonra başka bir hayat yaşıyorlar. Bir yıllık direniş deneyiminde süreklileşmiş ve ciddi bir devrimci aktiviteye rastlamadık. Almanya’daki aktivistlerin çoğunluğu için bir Latin Amerika ülkesine seyahet etmekle, mülteci direnişine ya da başka bir direnişe destek vermek aynı anlama geliyor. İkisi de boş zaman işi ve can sıkıntısını giderme aracı olarak görülüyor.

İnsanlar mevcut yaşam statülerinin bozulmasından çok korkuyorlar. Giriştikleri hareketler ve eylemler hep çizilmiş bir çerçeve içindedir. Buralarda devletin bu kadar rahat olmasının bir nedeni budur. Devletin oluşturduğu çerçeve var ve devlet vatandaşlarının bu çerçevenin dışına çıkmayacağını biliyor. Devletle vatandaş arasında oluşmuş karşılıklı bir güven ve hoşgörü var. Kontrollü bir muhalefet hareketinin olmasını devlet adeta teşvik ediyor.

Gerçekleştirilen anti ırkçı kampanyalar rutin bir hal almış buralarda. Bir dernek, cafe ya da başka bir kurum proje ya da kampanya yapar ve bunun karşılığında devletten ya da başka sivil toplum kurumundan finans desteği alır. Kurulu sistem böylece kendi muhalefetini kontrollü bir döngü içinde devam ettirir. Bu kampanyaların konusu ise hep en alttakiler olur. Kampanyalarla insanlar büyük bir hümanizm örneğini temsil ettiklerine inanırlar.

Kapatıldığımız mülteci kamplarından ceketimizi alarak sokağa çıktık ve bu kurulu sistemin kurallarına aykırı bir hareketi başlattık. Çünkü bizim kaybedecek bir şeyimiz yok. Ne bizi zincirleyen bir işimiz, ne de korkmamıza neden olacak bir yaşam statümüz var. Bu anlamda hem muhalefet ortamını dinamize ettik ve hem de devletin alışkın olduğu kurallı işleyişi bozduk.
Sokaklarda başka bir kolektif hayatı örmeye çalışıyoruz. Ancak henüz çok yetersiz bir noktadayız. Bizim gibi kaybedecek şeyleri olmayanlar dünyanın her yerinde isyan ve direniş içinde bulunuyorlar. Yenilerek, dağılarak deneyim kazanıyorlar. Bazen geri düşüyorlar ama bir süre sonra tekrar ortaya çıkıyorlar.

Mücadelenin süreklileşmiş bir hal kazanması ve bir gelecek planlamasının olması kısa zaman içinde çözülebilecek bir sorun değil. Dünyada mücadele eden dinamiklerin önünde çok karmaşık teorik ve pratik sorunlar var. Ancak bu sorunlar gene hareket içinde çözüm bulacaktır.

Dünya çapındaki mücadelenin süreklilik kazanması Avrupa’daki hobi devrimciliğini de rahatsız edecek ve buraların da iklimi yavaş yavaş değişmeye başlayacaktır. Çünkü artık Arap coğrafyasında gerçekleşen eylem ve isyanlar ya da Latin Amerika’daki hareketler yalnızca lokal bir sınırda kalmıyor. Çok hızlı bir şekilde genelleşme eğilimi taşıyor.

Bir yıldır sokaklarda gerçekleştirdiğimiz direnişle sorunların neler olduğunu anlattık, açığa çıkarttık. Şimdi taleplerimizde somutladığımız bu sorunların çözümü için gerekli pratik adımların atılması için mücadeleye devam edeceğiz. Mevcut insanlık dışı yasaları değiştirmek için zorlu bir mücadele vermemiz gerektiğinin bilincindeyiz. İnsan özgürlüğünü kısıtlayan, sınırlar ve yasaklar koyan bu yasalardan sadece mülteciler etkilenmiyor. Buralardaki işçi ve işsizler de bu izolasyon sisteminin içinde yaşıyorlar. Bu anlamıyla mültecilerin sorunlarıyla işçi ve işsizlerin sorunları benzer sorunlardır.

Berlin Kreuzberg’te yaşayan dar gelirlilerin evlerinden atılarak başka yerlere sürülmeleriyle, mültecilerin kamplarda izole bir hayata mahkum edilmeleri aynı şeydir. Yaşam alanlarından uzaklaştırılmak aynı kaderde bizleri birleştiriyor.

Kapitalizmin krizi derinleştikçe yaşam koşulları zorlaşıyor, bunun yanında ırkçılık gelişiyor. Mülteciler, göçmenler, işçi ve işsizler için gelecek karanlık durumda. Durumu değiştirmek, insanca bir yaşam elde etmek ancak ciddi bir direniş hareketini örmekle mümkün olacaktır. Hobi faaliyetleriyle mevcut sisteme ve devlete geri adım attırmanın imkanı yoktur.
Mülteci sorunu aynı zamanda savaş sorunudur. Dünyadaki büyük devletler kendilerini hep savaşa göre hazırlıyorlar. Tüm “barış ve nükleer silah karşıtı” söylemler altında savaş ve nükleer silah üretimleri yapılıyor. Bu savaşlarda ölmeyenler de mülteci olarak Avrupa’ya geliyor ve buralarda modern bir kölelik sistemi içinde yaşamaya mahkum ediliyorlar. Hobi aktivitesi ya da boş akşam aktivitesi yaparak savaşlara ve sömürüye, ırkçılığa karşı ciddi bir direnişi örgütleme şansımız bulunmuyor.

İnsanı ve doğayı yok eden kapitalizm aşırı kar uğruna tüm bunları yapıyor. Ya bu kapitalist izolasyon sistemine karşı ciddi bir mücadele geliştireceğiz ya da modern köleler olarak yaşamaya devam edeceğiz. Özgür bir hayatı elde etmek hobi faaliyetiyle olmaz. Tarihteki hiç bir özgürlük hobi faaliyeti yapılarak elde edilmemiştir. Tam tersine en küçük bir özgürlüğün elde edilmesi bile çok ciddi bedellerle olmuştur.

Avrupa Birliği yasalarında her kesin “serbest dolaşım” hakkı olduğu yazılıdır. Ancak biz böyle bir hakkın olmadığını bir şehirden başka bir şehre giderken görüyoruz. Polis kontrol yaptığı zaman bize kayıtlı bulunduğumuz şehir dışına çıktığımız için ceza yazıyor.

Cenevre sözleşmesinde “her kesin can güzenliği nedeniyle başka bir ülkeye sığınma hakkı vardır” diye yazar. Ama bombalamalardan kaçan insanlar gene bu bombalamaları yapanlar tarafından geri iade edilir.

İnsan hakları beyannemesinde “insanın yaşam hakkı dokunulmazdır” diye yazar. Ancak mülteci kamplarında insanca bir yaşam olmadığını biz yaşayarak görüyoruz. Her türlü sosyal ortamdan yoksun bir hapishane hayatı içinde yaşamaya zorlanıyor insanlar.

Bu “hakları” yazanlar gene bu hakları kısıtlayanlardır. Biz biliyoruz ki bu sistemi var edenler kendi istekleri ile bu sistemi değiştirmezler. Dünyanın çoğunluğunu oluşturan işçi, işsiz ve mülteciler olarak tüm bu yalanlara karşı gerçek bir isyanı gerçekleşetirmeden özgür olamayacağımızı görüyoruz. Ya özgür bir hayat için mücadele ya da kölece bir yaşam, başka bir seçeneğimiz bulunmuyor.

Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz!
13.2.2013
Turgay Ulu
Berlin

Bir yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*