Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Asker mektubu

Asker mektubu

230′u son 3 yılda olmak üzere sayısı 1000′e yaklaşan askerde intihar olayları Ocak ayında da devam etti. Sadece 5 günde gerçekleşen 5 ölüm artık çuvalın mızrağı kamufle edemediğini de göstermiş oldu. Son 5 gündeki ölümler şöyle:
— 19 Ocak: Kandıra F Tipi Cezaevi’nde Jandarma Er Emre Ersöz intihar etti.

— 21 Ocak: Gaziantep Lojistik Destek Komutanlığı’nda piyade er olarak 4 aydır görev yapan İbrahim Acar (20), komutanlık binası tuvaletinde kendini astı. Baba Yahya Acar, oğlunun intihar edecek birisi olmadığını ifade ederek ölüm nedeninin araştırılmasını istedi.

— 22 Ocak: İzmir Yenifoça 7. Jandarma Eğitim Alay Komutanlığı’nda 6 aylık er Yasin Şimşek (21), tüfekle intihar etti.

— 23 Ocak: Manisa Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığı’nda görev yapan Jandarma Er Selim Kara (21), nizamiye nöbeti tuttuğu sırada tabancayı çenesinin altına dayayıp ateşledi. Kaya, olay yerinde hayatını kaybetti. İntihar eden erin “bunalıma girdiği” iddia edildi.

— 23 Ocak: Manisa Sarıgöl İlçe Jandarma Komutanlığı’nda görev yapan 12 aylık er Adem Kocakaya (21), yalnız başına nöbet tuttuğu kulübede G-3 piyade tüfekle intihar etti.

20-21 yaşında insanlar, deyim yerindeyse hayatlarının baharında, enerjilerinin kabına sığmadığı, hayallerinin sınır tanımadığı yaşlarda niye ölümü tercih ederler ki. Ne yaşanır orada? İşte size askerlikle ilgili bir anlatı:
Tüm hikâye Pink Floyd’un Another Brick In The Wall parçasının klibinde olduğu gibi başlar. Yüzlerce, binlerce insan tek sıra halinde yeni bir yaşama(!) doğru adımını atar.Sivil giysileriyle tüm alışkanlık ve reflekslerini valizine doldurup, umutlarını, daha yediği ilk küfüre tepki gösteremediğinde geride bırakıp, bir sayıya dönüşüverirsin.Alman esir kampları ne de çok çağrışım yapar askerliğin bu ilk gününde. İsimler yoktur numaralar vardır: ”Kimsin sen: 13.bölük 242 numaralı asker emredersiniz komutanım!” Künyeyle beraber bir ismin olduğunu askerlik bitinceye kadar unutmayacağın şekilde hatırlatırlar. Kafan vücudunun büyük bir bölümüyle dolaptadır ve sabaha kadar sesler koridorda yankılanır. ”Ahmet KA….LI/ Mersin Emredersiniz komutanım!” Bunu ardı ardına yüzlerce defa söylemen yetmez. ”Daha yüksek sesle, şu karşıki binalardan duyuluncaya kadar” bağırırsın ama vurulurken ranzaya, ne kafanı koruyabilirsin ne de onurunu. Kişiliksizleştirilmeye başlanmışsındır. Bir açık kapı arar, komutana çıkmak istersin. Birincisi silsileyi bozduğun, ikincisi şikayet ettiğine göre hala adam olamadığın için aynı ellere peltin çıkana kadar dövülmeye teslim edilirsin.

Dayak, tehdit ve küfür kimi otokontrol mekanizmalarını harekete geçirmiş, en olmayacak şeyleri senin gözünde de sıradanlaştırmaya başlamıştır bile. Her şey emirdir ve disiplin denilen şey de bu emirleri bırakalım yapmamayı, geciktirmeyi bile aklından geçirmemeyi öğretmenin yoludur. Attila ağabeyi Bleda’yı (ki Bleda Hun İmparatoruydu) askerlerine oklattığında hiç bir askeri itiraz etmeyi bile aklından geçirmeden emri yerine getirmişti. Böyle bir disiplin beklenir ve klasik cümle “Mantığın bittiği yerde askerlik başlar” hayattaki yerini alır. Askerlik başlamıştır artık.

Potemkin zırhlısını izleyenler hatırlar. Yaşadıkları açlığı ve eziyetleri artık kaldıramayan askerler, acılarının yarattığı kardeşliğin gücüyle kurşunların üzerine yürüyüp komutanlarını gemiden atıvermişlerdi. Peki aynı acıyı çeken insanlar nasıl olur da bir araya gelemezler? Bir asker babasını arar, yaşadıklarını anlatır. Baba cevap verir “senin yaşadığın ne ki,ben neler yaşadım bilsen, sus sivrilme askerliğini yap gel.” Bir asker annesini arar, anne ortalığı birbirine katar, asker tüm bölüğün gözü önünde aşağılandıktan sonra bir daha benzer bir olayın yaşanmaması için askeriye ders çıkarır. Ve ilk içtimadan itibaren “annelerinizi üzmeye hakkınız yok, hepiniz erkek adamsınız,” gibi giriş cümlelerinden sonra “böyle bir şey duyarsam…” gibi tehditlerle söylev biter.

Fabrikalarda nasıl ki bizi şef, ustabaşı, formen,kıdemli işçi, bölüm sorumlusu, kontrolör.. gibi parçalamışlarsa aceminin vasıfsız işçi statüsünde olduğu yerde alt devre, çömez, torun, poşet vs tanımlarla her celp kendi arasında parçalanmıştır. Öyleki çarşıya bile her celp kendi arkadaşlarıyla birlikte gider. Devrecilik dün ezildiğin yerde, ezme hakkının kısmen de olsa sana verilmesi anlamına da gelir. Dolayısıyla kuruyan dilin, üst devre olunca bir damla suyla ıslanacaktır. Ve bunun karşılığı olarak kişiyi hiçleştiren mekanizmanın parçası olman istenecektir. Özü şu ki ölesiye nefret edersin herşeyden, ama herkesin aynı anda aynı derecede nefret etmesinin önüne geçilir, çünkü bundan korkulur. Cümle “bize neler yapmadılar ki, diş fırçasıyla tuvaleti mi temizlemedim, sürüne sürüne karları mı düzlemedim” diye öfkeyle başlar “sıra sende, sen de yapacaksın, yapma da bak gör nasıl süründürüyorum seni” diye öfkesini üst tarafa taşıyamadığı oranda yeni gelene dünyayı zehir ederek biter. Hele pırpırın da varsa (Erich From “kölenin efendi olmak istemesi”nden bahseder ya, yolunu bulamamış su lağıma karışır ya, öyle inanç kırıcı tespitlere varolma imkânı tanır bu davranışlar.) aceminin, o şimşeklerden kurtulma şansı kalmamıştır. Bir özlem olarak usta birliği ufukta durur. Ve nihayet o gün gelir… (Devamı da var)

İşçi Meclisi okuru

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*