Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Asgari ücret değil: Ücret sistemi toplumla bağdaşmıyor!

Asgari ücret değil: Ücret sistemi toplumla bağdaşmıyor!

AKP’nin asgari ücrete 300 lira zam yapma vaadi, ufak çaplı bir krize dönüştü. İşçiler 2 Kasım’dan beri işyerlerinde, evlerinde bunu konuşuyor ve bekliyorlar. Patron örgütleri ise birbiri ardına sert çıkışlarla, “karlarından çalınmış” saydıkları 300 lirayı fazlasıyla geri almanın telaşına düştüler. Koro halinde bir ağlaşıp bir gürleyip 300 liralık ücret artışıyla uğrayacakları “büyük zararın” telafi edilmesini istediler. Vergi ve SGK primlerinin en az 2 yıl süreyle indirilmesi, ücret artışlarının bir kısmını devletin üstlenmesi, teşvik ve ucuz kredilerin artırılması, asgari ücrete ikinci 6 ay ve sonraki yılda hiç zam yapılmaması, … istekleri bitmiyor. Büyük çaplı işçi atarız, toplu sözleşme düzeni bozulur, kayıt dışı artar, asgari ücretin altında Suriyelileri çalıştırırız, hatta asgari ücret kaldırılmalı, diye en üst perdeden tehdidleri de ihmal etmiyorlar.

Kapitalist hükümet elbette kapitalist sınıfın istemlerini öncelikle gözetecek, büyük bir kısmını yerine getirecek. Zaten neoliberal burjuva partilerin kitlelere ekonomik vaadleri, neoliberal kapitalizmde hep olduğu gibi, burjuvazinin çıkarlarına halel getirmemeyle koşulludur. Çıkarları uzlaşmaz sınıflardan birinden söke söke alınmadan diğerine verilemeyeceğine göre, işçi sınıfı bunu kendi öz gücüyle yapmadıkça, onca gürültülü asgari ücret zammı da, bir “plasebo efekti” olduğuyla kalacaktır.

Burjuvazi asıl güç ve iktidarın kimde olduğunu gösteriyor!

Yine de işten çıkarmalar olacaktır. Çünkü kapitalist sınıfın derdi, çok geçmeden sıfırlayacakları “liraya 30 kuruş”tan çok, ücret ve çalışma koşulları dibe vurmuş, borca çalışır hale gelmiş, öyle birkaç yüz liranın acısına ilaç olamayacağı işçiler açısından, bu yolun “yol olmasını” engellemektir. Öylesine tazyikli bir istemler ve gereksinmeler tsunamisi bekliyor durumdaki, bir kez bunun ucu açılırsa bir daha önünü alamayız, diye düşünürler.

Burjuvazi açısından sorun, sömürü ve karlılığında en ufak bir azalmaya tahammül edememenin ötesindedir. İçi büsbütün boşaltılmış genel oy ve temsili demokrasi sistemiyle bir “sözleşmeli genel irade meşruluğu” kazandığını sanan işçilerin acil istemlerine, gerçek sınıf iktidarının kimde olduğunu göstermektir. Bunun için işten atmalar, işçilere asgari ücretin üstünde elden verilen birkaç yüz liranın kesilmesi, zamlı mesai paralarının indirilmesi, yol-yemek gibi harcırahların azaltılması, temel geçim pahalılığının artırılması gibi bir dizi saldırıya baş vuracaklardır.

TİNA (There İs No Alternatif): Sermayenin mali oligarşik azami birikim ve egemenliği için “Başka Seçenek Yok! Neoliberal kapitalist saldırılardan, büyüyen emek, insan ve doğa yıkımından başka seçenek yok, artık sosyalizm basıncı kalmadığına göre size sosyal demokrasi de yok, en ufak sosyal reform ve iyileştirme yok!” 80’li yıllardan bu yana burjuvazinin değişmeyen slogan ve dayatmasıdır.

Madenlerde ne olduğunu biliyoruz: Soma ve Ermenek katliamlarından sonra Hükümet büyük sınıfsal-toplumsal tepkiyi soğutabilmek için, kağıt üzerinde, maden işçilerinin çalışma süresini 6 saate indiren, ücretlerini 2200 liraya yükselten bir düzenleme yapar-mış gibi göründü. Maden patronları, hak ve kıdemlerini bile ödemeden işçi atma ve ocak kapatma, yani lokavtla, Hükümeti göstermelik iyileştirmeleri geri çekmeye, işçileri ise eski koşullara tekrar boyun eğmeye zorladılar.

Burjuvazi işçi sınıfının genel mücadele taleplerinin gündemleşmesinden rahatsız

Dünya çapında burjuvazinin asıl tedirginliği, işçilerin dağınık mücadele istemlerinin, yeniden genel sınıf istemleri halini almaya başlamasıdır. Kısmi sosyal hak ve güvenceler alanında da neoliberal kapitalist saldırganlığın yok ettiği ne varsa; birikimli ve yakıcılaşan ihtiyaçlar olarak geçmişteki sınıf mücadelesi yansı ve kazanımlarından tam arındırılmış olan burjuva neoliberal siyaset alanına yeniden basıncını hissettirmeye başlamaktadır.

Bilindiği gibi neoliberalizm, uzun bir dönem boyunca kitlelerin yakıcı ekonomik-sosyal istem ve ihtiyaçlarının siyaset konusu olmasını fiilen yasaklamıştı. Burjuva partilerin seçim bahşişi olarak bile işçi sınıfına ekonomik-sosyal-siyasal iyileştirme vaatlerinde bulunması tabu haline gelmişti. Artık burjuvazi açısından ekonomik-sosyal politikalar, dibe vuran ücretler, sosyal hak ve güvenceler, demokratik hak ve özgürlükler, en ufak bir siyasal-toplu pazarlığa tabi değildi. İşçilerin genel sınıf istemlerinin en biçimsel ve güdük siyasal gündemleştirilmesi, temsiliyeti ve pazarlığının tüm mekanizmaları yok edilmişti. İşçilerin bireysel-grupsal sözleşme ilişkisi dışında, sınıfsallığı, sınıf mücadelesi, genel istemleri; neoliberal burjuva devlet ve siyaset katında artık tanınmıyordu. Yoktu, yüktü.

Neoliberal popülizm, artık ekonomik-sosyal istemler üzerinden değil, bunları eritip yok sayan neoliberal kimlik politikaları üzerinden yapılıyordu. Neoliberal burjuva demokrasisi, işçileri sınıf istemleriyle siyasal-toplumsal alanda görünmezleştirme ve etkisizleştirmenin, işyerlerindeki tecrit edilmiş mücadelelere hapsetmenin, kimlik politikaları içinde eritip parçalamanın yöntemlerinden biriydi. Post modern “yeni sol” da buna katkılarını esirgemedi: Marksizmin eleştirel “ücretlik kölelik düzeni” kavramını bile “ekonomizm, popülizm” diye yaftalayarak bordadan atıverdi.

Neoliberal burjuvazinin kitlelere ekonomik-sosyal ambargo politikası sürdürülemez hale geliyor

Ne var ki, neoliberal burjuvazinin sınıf mücadelesini, sınıfsal-toplumsal genel mücadele istemlerini tanımama ve siyaset alanına sokmama politikası, giderek sürdürülemez hale geliyor. Ücretler, çalışma, yaşam ve yönetilme koşulları, demokratik ve sosyal hak ve güvenceler, dünya çapında dibe vurdu. İşçilerin neoliberal kapitalist saldırganlığa karşı özsavunma ve çalışma, yaşam, yönetilme koşullarına dair mücadeleleri belirgin bir yükseliş eğilimine girdi. Seçimler, amansız “kemer sıkma” ve “mali disiplin” paketleri koşullarında, bir çok ülkede, kitlelerin iş, ücret, sağlık, eğitim, ulaşım, konut, örgütlenme, siyasal temsiliyet gibi acil iyileştirme istem ve mücadeleleriyle iç içe geçmeye başladı.

Çoktan neoliberalize olmuş, fakat neoliberal muhafazakar partilerden hiçbir farkı kalmadığı için daha büyük bir çöküntü yaşayan sosyal demokrat eskisi partilerin, ya da bu minvalde ortaya çıkan “yeni sol” denilen partilerin sosyal -liberal- reform vaatleriyle prim yapmaya başlaması, neomuhafazakarları da ne kadar ayak direseler bu mecraya isteksizce girmek zorunda bıraktı. Dünya çapında olduğu gibi Türkiye’de de çok uzun bir zamandır defterden silinmiş gibi görünen en acil ekonomik ve sosyal istemlerin ucundan kıyısından yeniden burjuva seçimler ve siyaset sahnesinde gündemleşmeye başlaması, burjuva hükümet veya muhalefet partilerinin bir lütfu değil, kitlelerin büyüyen tepki ve fiili mücadelelerinin metazori bir belirimidir.

Dünyada asgari ücret kritik bir sınıf mücadelesi alanı haline geldi

Türkiye’de başta büyük sanayi ve taşeron işçiler olmak üzere giderek fiilileşen, inatçılaşan, sendika bürokrasilerini de taban inisiyatifiyle zorlayan ve yer yer aşan grev ve direnişleri, işçilerin ücret, çalışma ve yaşam koşullarının bir dip noktasına doğru dayanmaya başladığını gösteriyordu. Bu dip noktasına dayanıldıktan sonra ne olacağı, bilinir. İşçi eylemleri fiili grev, işgal, direniş gibi biçimler kazanmaya, özellikle de belli somut kazanımlar elde edilmeye başlandıktan sonra, eylemler durdurulamaz büyük bir dalga halini almaya başlar. Türkiye’de 12 Eylül döneminde dibe vuran ücretler, hak ve sendikal örgütlülükte, Bahar Eylemleri dalgasıyla (1989-92) nasıl 2-3 kata yakın kazanımlar elde edildiği bilinir.

Günümüzde de bir yandan ücret, hak ve güvencelerde neoliberal yıkıcılık vites büyüterek devam ederken, diğer yandan öz savunma ve iyileştirme istem ve mücadeleleri genel bir yükseliş eğilimi göstermektedir. Asgari ücret de yeniden dünya çapında kritik bir sınıf mücadelesi alanı haline gelmektedir.

Dünyanın “en ucuz işgücü ve en vahşi kan ter atelyeleri” ile bilinen Çin’de her yıl büyüyen işçi eylemleri dalgaları ile ücret ve çalışma koşullarında reel kazanımlar eğilimi sürüyor. Ücretler son 3 yılda, reel olarak yüzde 30 arttı. ABD’de en düşük ücretli zincir işçilerinin (fast food, mağaza, market, otel vd işçileri) 3 yıl önce başlattıkları asgari saat ücretini 2 katına çıkarma (15 dolar) hareketi, artık her ay genişleyen 100 binlerin katılımıyla yapılan fiili grev ve gösterilerle, önemli kazanımlarla hedefine yaklaşıyor. Hindistan’da asgari ücretin çok altında ücretlerle çalıştırılan çoğunluğu kadın tarım ve ev işçilerinin asgari ücret uygulanması için fiili grev ve kazanımlarla süren hareketi ile işçi sınıfının formal kesimlerinin asgari ücretin adım adım yükselten grev dalgaları birlikte ilerliyor. Mısır’da ücretler o kadar düştü ki, asgari ücretin 3 katına çıkarılması gibi istemler, tüm bir saf boyunca, Mübarek ve Mursi’yi deviren isyan ve direnişler içinde önemli yer tutan işçi sınıfı hareketinin önemli dinamiklerinden biri oldu. Asgari ücreti 2 katına çıkarma gibi vaatlerle seçimleri kolayca kazanan darbeci general Sisi’nin sözünü tabii ki tutması üzerine, asgari ücret hareketi grevlerle kaldığı yerden devam ediyor.

Bir çok ülkede, asgari ücreti yıkım ücreti olmaktan çıkarıp yeniden taban sosyal geçim ücreti haline getirme, belirlenmesinde işçi sınıfının başta genel grev hakkı olmak üzere doğrudan söz ve karar sahibi olması, mevcut asgari ücretlerin reel olarak 2-3 kat artırılması gibi istemlerle, yıllardır dişe diş mücadeleler yürütülüyor. Asgari ücret mücadeleleri, bizzat işçiler tarafından konulan ve onaylanan soluklu mücadele istemleri doğrultusunda, direşken fiili kitle grev ve direnişi hareketlerine dönüştüğü ölçüde: İşçi sınıfının ırk, ulus, cinsiyet, yaş, öğrenci, göçmen, taşeron, bölge, sektör diye parçalanmış, en zayıf, en dağınık, en geri kesimlerini de ileriye doğru toparlayıp sınıf karakteri ve dayanışmasını geliştirmede önemli bir rol oynuyor. Bu mücadelelerde ücret artışından çok, asıl kazanım, sınıfsal özgüven, kararlılık, dayanışma, örgütlenme, kolektif savaşım güç ve inisiyatifidir.

Ücret sistemi toplumsallaşan proletarya ile bağdaşmaz!

Bununla birlikte hiçbir ücret artışı, ücretli köleliğin genel düşüş ve muhtaçlık düzeyine gerileyiş eğilimi içerisinde en fazla geçici bir soluk olmanın ötesine geçemez. Kalıcı bir düzeltme ve güvence sağlamaz. Çünkü ücret sisteminin kendisi (geçinebilmek için çalışma yeteneğini sermaye patronlarına satmak ve sömürtmek zorunda olmak) insanca yaşamla bağdaşmaz. Bugün bu bağdaşmazlık giderek daha fazla açığa çıkıyor:

İşçi kapitalizmin gelişmesiyle “yükseleceği yerde, gittikçe daha çok kendi sınıfının varlık koşullarının altına düşüyor. Sadakaya muhtaç bir kimse oluyor ve sadakaya muhtaçlık, nüfustan ve servetten daha hızlı gelişiyor. Ve burjuvazinin artık toplumda egemen sınıf olarak kalacak ve kendi varlık koşullarını topluma belirleyici yasa olarak dayatacak durumda olmadığı burada açıkça ortaya çıkıyor. Egemen olacak durumda değildir, çünkü kölesine, köleliği çerçevesinde bir varlık sağlayacak durumda değildir, çünkü kölesini, onun tarafından besleneceği yerde, onu beslemek zorunda kaldığı bir duruma düşürmeden edemiyor. Toplum bu burjuvazinin egemenliği altında artık yaşayamaz, bir başka deyişle, onun varlığı toplumla artık bağdaşmıyor.” (Marx, Komünist Manifesto)

Türkiye’de işçilerin genişçe bir bölümünün “hayırsever kapitalizme” ve burjuva partilerin asgari ücret, taşerona kadro, emekli maaşı, öğrenciye burs, evlilik kredisi vb gibi burjuva seçim sadakalarına sarılmasının gerisinde, gerçekte bu bağdaşmazlık vardır. Bu bağdaşmazlık, neoliberal burjuva siyaset sahnesinin kitlelere ekonomik-sosyal ambargosunu eninde sonunda deliyor. Ancak neoliberal siyaset, işçilerin en acil, en yakıcı istemlerine kulak verir-miş gibi yapmak durumunda kaldığında bile, bunları sınıfsal-toplumsal hak istemi olarak yine tanımıyor. İşçi sınıfı ve sosyal hakları değil, “yardıma muhtaçlar”, “dezavantajlı kesimler” gibi kodlamalar üzerinden, neomuhafazakar himaye ve sadaka mekanizmalarıyla boyunduruk altına almanın aracı haline getiriyor.

Türkiye neoliberal kapitalizmi açısından AKP’nin en kilit işlevlerinden biri işte budur. Dev çaplı yeni ve yıkıcı proleterleştirme ve yoksullaştırma süreçlerini neomuhafazakar himaye ve sadaka mekanizmalarıyla sisteme içerip köleliliği pekiştirmede oynadığı roldür. İşçilerin genişleyen kesiminin “çalışan yoksul ve muhtaçlar”a, sosyal hakların koşullu yardım ve sadakaya çevrilmesi, neoliberal sosyal-siyasal içerme ve himaye rejimlerinin işçi sınıfını en önemli bölme ve boyunduruk altında tutma mekanizmalarından biridir.

İşçi sınıfı dünya çapında ve artan sayıda ülkede, neoliberalizmin sınırlarını yoklamak, neoliberal siyaset üzerinde basıncını şu veya bu düzeyde hissettirmeye başlamakla birlikte, kapitalizmin sınırlarına dayanmaktan henüz uzaktır. Daha ziyade neoliberalizmin yıkıcılığına karşı en acil ve yakıcı istemlerine neoliberal burjuva siyaset alanında canhıraş bir kanal açmaya çalışmakta, fakat bu taleplerine burjuva siyaset sahnesinde kim kulak verir ve dile getirir görünürse, beklentiler siyasetini yine ona teslim etme eğilimine girmektedir. Uzun gerileme döneminden farkı, en acil ve yaşamsal istemlerinin gündemleşmesinin bile ciddi, soluklu, fiili, yaygın mücadelelerle olabileceğini görmesi, her durum ve koşulda bu mücadelesini büyütmek zorunda olmasıdır. Yalnız acı çeken değil mücadele eden bir sınıflaşma süreci, muhtaçlaştırılmaya karşı mücadeleyi de içermelidir.

Neoliberal kapitalizm en ufak sosyal reforma bile kapalı

Yukarıda yer verdiğimiz dünyadaki görece daha ileri asgari ücret/sosyal hak ve güvence mücadeleleri de, aşağıdan fiili mücadele inisiyatifine dayanmak ve neoliberal demokrasi üzerinde daha büyük bir basınç yaratmakla birlikte, onun içinden dayanak, destek, himaye ve reform arayışından henüz kopabilmiş değil. Ancak bu kadarı bile esneme marjı sıfıra yakın neoliberal kapitalist sistem içinde artan bir sınıfsal-toplumsal gerilime yol açıyor. Sermayenin dayandığı ve çoğaldığı ücret sisteminin iç yüzü ücretli kölelik ve muhtaçlık olarak ortaya çıkarken neoliberal devleti de, bu muhtaçlık üzerinden sosyal yardımlar, sadakalar, seçim artığı kırıntılar ile bu köleleştirmeye kat çıkıyor ve onu pekiştiriyor. İşçi sınıfı, sınıf olarak neoliberal demokrasi nezdinde tanınmak, istem ve ihtiyaçlarının dikkate alınmasını ve temsil edilmesini sağlamak için büyük bir mücadele verse de, neoliberal kapitalizm ve demokrasisi, işçi sınıfına ve bu doğrultuda en ufak sosyal reforma bile kapalı. Sermaye birikiminin koşulladığı sefalet birikiminin neoliberal himayecilik, yardımlar, sadakalar ve bir kerelik “liraya kuruşlar” ile tamponlanabilmesinin sınırları da belli.

Kaldı ki neoliberal reformların önceki dönemin sosyal reformlarından farkı, bu yardım, sadaka ve bir kerelik “iyileştirmelerin” sermaye çıkarlarıyla dolayımlı olmasıdır. Başka deyişle, bunların işçi sınıfı ve kent ve kır yoksullarının tepki ve mücadelelerini bir süreliğine soğutup, sermaye birikimini hızlandıracak ve yükseltecek daha şiddetli saldırıların (“kamu personel rejimi, kıdem tazminatının kaldırılması, özel istihdam büroları, taşeronluğun yaygınlaştırılması, vd) kaldıracı kılınması. Bu demektir ki, artık sermaye birikim oran ve hızının artırılabilmesi için sefalet birikiminin ve “sadakaya muhtaçlığın” geometrik olarak ondan daha yüksek oranlı ve hızlı artırılmasıyla koşulludur. Bu da bir kerelik ücret artışının bile, ücret ve hakların bir bütün olarak daha aşağıya çekecek daha büyük neoliberal sosyal yıkım programlarıyla koşullu olduğunu gösterir.

Neomuhafazakar himaye ve sadakalarla yapmaya çalıştıkları, ücret sistemini, neoliberal despotik esnek güvencesiz çalışma rejimini, yani en çıplak ve saf biçimine indirgenmiş ücretli kölelik sistemini, toplum sathında daha da yaygınlaştırmak, cenderesini daraltmak ve daha dibe çekmektir. Dolayısıyla işçilerin daha büyük bölümünü agari varlık koşullarının daha altına düşürmek, burjuva neomuhafazakar devletin himaye ve sadakalarına daha fazla muhtaç hale getirmektir. Ve devamla, tüm o yardım ve sadakaların da, yine sermayeyi daha hızlı büyütmekle koşullu olmasıdır. İşçiler açısından tam bir dibe doğru kısır döngü! Kapitalizmin işleyiş biçimi budur; işçilerin genişleyen kesimi için göreli olduğu kadar mutlak yoksullaşma eğilimi giderek şiddetlenmektedir.

Toplumsallaşan yetenek ve ihtiyaçların ücret sistemiyle bağdaşmazlığı derinleşiyor

Evet, reel ücret artışları genellikle geçicidir, yaşam standartını kalıcı olarak yükseltmekten çok, düşmesini yavaşlatıcı bir özsavunma olarak anlam taşır. Çünkü adı üstünde kapitalizmde, sermaye birikim oranı belirleyici, ücret oranı ise bağımlı değişkendir. Ücretlerde geçici ve kısmi reel yükselişler olsa da, genel düşüş eğilimi devam eder. Ancak bu, ücret mücadelelerin “anlamsız ve gereksiz” olduğu anlamına gelmez. İşçiler, giderek yaygınlaşan, yığınsallaşan, fiilileşen özsavunma mücadeleleri vermeyecek olurlarsa, bir sefiller ve muhtaçlar yığını durumuna düşerler. Ücret sisteminin “sadakaya muhtaçlık”tan başka bir şey üretmediği koşullarda, neoliberal seçim demokrasisinin de bir iki sadaka karşılığında 5 yıllık bir kölelik sözleşmesine dönüşmesi, ne yazık ki bunun bir belirimidir. Ne var ki bu da, işçi sınıfının, toplumun büyük çoğunluğunun, bırakalım dev çaplı gelişen ihtiyaç ve özlemleriyle, çıplak varlığıyla bile artık ücret sistemine sığmaz, onunla bağdaşmaz hale gelmekte olduğunun, bir başka ifadesidir.

Sermaye birikiminin dayandığı ücret sisteminin kitleler açısından durmaksızın sadakaya muhtaçlık, dolayısıyla burjuva devlet/siyasetine tabiyet üretmesi, burjuva devletin de bu himaye ve sadaka sistemini durmaksızın daha beter ücretli köleliğe çevirmesi; bu kısır döngüden çıkış ancak çalışma, yaşam ve yönetilme koşullarının kökten ve bütünden mücadele içinde sorgulanmasıyla mümkündür.

Ücret sistemi düzeltilemez, yıkılmalıdır!

Bu yüzden, AKP’ye oy veren işçi ve kent ve kır yoksullarını durmaksızın aşağılayarak kendini realize ettiğini sanan orta sınıf solcularının aksine, komünistlerin ve sınıf bilinçli işçilerin yapması gereken, toplumsal üretim, yetenek ve ihtiyaçlarının ücret sistemiyle bağdaşmazlığını açığa çıkaran ve şiddetlendiren bağımsız sosyalist bir sınıf çalışmasının örgütleyicisi ve yürütücüsü olmaktır. Durmaksızın daha fazla güvencesizlik ve muhtaçlık üreten ücretli kölelik sistemini, ya da bugünkü daha katmerlenmiş biçimiyle ücret-meta-finans köleliliğini kavramadan, işçilerin neoliberal burjuva devlet/siyaset/demokrasi mekanizmalarına köleliliğini kavramak mümkün değildir. Ücret-meta-finans köleliliği ile burjuva devlet/siyaset/demokrasiye kölelik arasındaki derin, içsel, sistemik bağ ve bütünlüğü -bunların birine karşı mücadele edilmeden diğerine karşı mücadele edilemeyeceği- kavranmalıdır.

Bir takım burjuvalar “asgari ücret kaldırılsın” buyurmuş. Biz de diyoruz ki, işçilerin büyüyen toplumsal yetenek ve ihtiyaçlarının prangasından, sömürülmeye ve sadakaya muhtaç hale getirilmesinden başka bir şey olmayan ücret sistemini toptan kaldırılmalıdır! İnsanların salt bireysel varlığını sürdürebilmek için toplumsal çalışma yeteneğini sömürücülere satmak zorunda kalmasına son verilmelidir!

Ücret/asgari ücretin yükseltilmesine dişe diş mücadele kanalı açmak, işçilerin sadakaya muhtaç hale getirilmesine karşı ve burjuva-devlet sadaka ve himayesine muhtaç hale getirilmiş geri kesimlerini sınıf mücadelesine, burjuvazi ve devletine karşı mücadeleye kazanmak için kritik önemdedir. Fakat daha önemli olan, sermaye egemenliği ve sömürüsünün temelini oluşturan ücretli kölelik sisteminin hiç bir reform ve iyileştirmeyle düzeltilemez olduğunun bu mücadeleler içinde daha fazla açığa çıkacak olması ve bu mücadelelerin de ücret/devlet köleliliğinin (ve bir ve aynı anlama gelmek üzere, burjuvazinin sınıf egemenliğinin) kaldırılmasına bağlı olarak yürütülmesidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*