Anasayfa » GÜNDEM » ASAD’ın Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı yapılması, çaresizliğin ifadesidir!

ASAD’ın Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı yapılması, çaresizliğin ifadesidir!

1471460586sadat_1Özel askeri eğitim ve danışmanlık şirketi adı altında Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu, Afrika ve müslüman ağırlıklı ülkelerde geniş kontrgerilla ve paralı askerlik organizasyon, eğitim ve faaliyetleriyle bilinen ASAD ve başkanı özel harpçi emekli general Tanrıverdi, Erdoğan tarafından cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına getirildi.

Tanrıverdi, 12 Eylül askeri faşist darbesiyle ordu içinde hızla yükseldi, Kenan Evren’in gözde subaylarından biri oldu. Tümgeneral rütbesiyle, Kürdistan’da binlerce Kürt yurtseverin yerinde infazı, kaçırılarak korkunç işkencelerle öldürülmesi, çok sayıda karanlık operasyon ve katliam düzenleyen Özel Harp Dairesi başkanlığı yaptı.

1996’da dinci faaliyetleri nedeniyle TSK’dan emekli edilen Tanrıverdi, daha sonra İhlas Grubu Cami Yaptırma Derneği yöneticiliği, Milli Gazete ve Vakit gazetesinde yazarlık yaptı. 28 Şubat’ta Ordudan uzaklaştırılan generaller ve subayların kurduğu ASDER’in 2004’ten itibaren 3 dönem boyunca genel başkanlığını yaptı. İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği, Rabia Platformu ve Milli İrade Platformu üyesi olan ASDER, onun başkanlığında TSK’daki Ergenekonculara ve Cumhuriyet mitinglerine karşı faaliyet yürüttü. Orduya Din İşleri Subaylığının getirilmesi, “askeri ve dini değerlerin bütünleştirilmesi”, ve tabii ki “Kürt meselesi” ASDER’in başlıca faaliyet alanlarıydı. ASDER, daha sonra Fettullah Cemaatiyle AKP’nin birlikte yürüttüğü Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat ve diğer TSK operasyonlarında önemli rol oynadı.

Tanrıverdi, 2012’de Türkiye, Kürdistan, Suriye ve tüm müslüman ülkelerde paralı askerlik, askeri eğitim ve organizasyon, lojistik, silah sevkiyatı ve danışmanlık, TSK ve polisin, İslam devletlerinin “yetişemediği” yerlerde karanlık faaliyetler yürüten ASAD A.Ş’yi kurdu.

ASAD, ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerinde kullandığı paralı askerlik, kontgerilla, taşeron ve karanlık devlet-mali sermaye işleri şirketi lanetli Blackwater’ın, daha küçük çaplı ve İslamcı olan bir benzeridir. Nitekim Tanrıverdi’de, ASAD’a tepki gösteren ve sorgulayanlara karşı, ‘ABD ve AB ülkelerinin müslüman ülkelerde faaliyet gösteren bu tür 70’ten fazla şirketi var. İslam ülkelerini bunlardan arındırmalı ve İslamın uluslar arası -paramiliter- güçlerimizi oluşturmalıyız.” türünden açıklamalar yapmıştı. Bu gibi şirketler, mali sermaye ve devletinin karanlık işlerini ve operasyonlarını büyük paralar karşılığında taşeron olarak yürütüyor, mali oligarklar ve devlet yetkililerine özel saha koruması sağlıyor, ordu, polis güçlerine özel “anti-terör”, kontrgerilla ve operasyon eğitimi ve danışmanlığı yapıyor, yine devletin (ÖKK, JÖH, PÖH gibi) özel güçlerine kadro yetiştirilmesinde, ordu ve polisin (özel savaş, kirli savaş, sınır ötesi savaş, işgal gibi durumlarda) yeniden organize edilmesinde, bağlantılı paramiliter güçlerin oluşturulmasında rol oynuyor.

ASAD’ın danışmanları arasında Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, kadroları arasında çok sayıda eski Özel Harpçi, ÖKK, JÖH ve PÖHcü ve eğitim, organizasyon, sevkiyat ve lojistik faaliyetlerini yürüttüğü Suriye’deki dinci-faşist çetelerden devşirilen kontgerilla unsuru var.

ASAD’ın ismi, çok sayıda Meclis soru önergesinde ve medyada, Türkiye’de kontrgerilla üs ve merkezleri oluşturulması, Suriye, Afrika ve çok sayıda müslüman ülkede dinci-faşist çetelerle ilişkiler, Kürdistan’daki katliamlarda Esedullah Timi, Suud ve Körfez sermayesi ve devletleri ile birlikte paralel bir “İslam Ordusu” kurulması gibi konularda geçti. Rusya’nın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunduğu resmi bir rapor da, Suriye’deki IŞİD, Nusra, Ahrar gibi dinci çeteler ile Türkiye bağlantısında en çok ASAD ismi geçiyor, ve Rusya uçağının düşürülmesinde de yine ASAD bağlantısına işaret ediyor. En son Cumhuriyet gazetesi, Tanrıverdi’nin 15 Temmuz öncesinde, daha sonra darbecilikten tutuklanacak olan bir generalle, “İslam ordusu” konusunda bir görüşme yapmış olduğunu ifşa etti.

Erdoğan’ın kontrgerilla şirketi ve başkanını, cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığa getirmesi konusunda ilk elde şu noktalar önem kazanıyor:

20151025212954_img_84221- Erdoğan-AKP, ABD ile Rusya arasında manevra yapmaya çalıştı, ancak Rusya’nın Suriye’deki dinci çetelerle ilişki ve desteğini kesmesi, Suriye sınırlarını dinci çetelere ve silah sevkiyatına tamamen kapatması koşuluyla karşılaştı. Yine Almanya, Türkiye’nin Suriye’deki ve müslüman ülkelerdeki dinci çetelerin yuvasına dönüştüğü ve bu çetelerle bağlantısına ilişkin istihbarat raporlarını ilk kez resmi düzeyde gündemleştirmeye başladı. Erdoğan-AKP, bu yönde artan basınca karşı, el yükselterek, Suriye ve müslüman ülkelerdeki kontrgerilla organizasyonlarına en üst düzeyde terfi ettirerek, kontr çekmeye çalışıyor. Bu aynı zamanda “Batı”, Avrasya, Körfez eksenleri arasında bocalayan ve eksen genişletme arayışında olan, kendi içinde de bunu bir güçler mücadelesi olarak yaşayan Türkiye tekelci oligarşik kapitalizminin hem içine hem de dışına bir mesaj olarak, Körfez ekseninden ve Sunni-İslamcılık cephesi oluşturma hedefinden, bunların finanse ettiği dinci-faşist çetelerden kopulmayacağı gibi Suriye-bölge dengelerindeki pazarlık koz ve tehdidlerini artırma çabası anlamına geliyor.

2- 15 Temmuz’dan sonraki ilk MGK toplantısında, orduya, polise, istihbarata güvenemez hale gelen Erdoğan’ın, ABD ve İran’da olduğu gibi doğrudan kendisine bağlı özel bir (paramiliter) muhafız ordusu oluşturmayı gündemleştirdiği medyaya ucundan yansımıştı. ASAD ve Tanrıverdi’nin cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına getirilmesi, bunların ordu, polis ve istihbarın yeniden yapılandırılmasında, ve muhtemelen ordunun profesyonelleştirilme ve yeniden yapılandırılma sürecinin, paramiliter bir muhafız ordusunun ve/veya paralı/kiralık askerlik ile bütünleştirilmesinde daha merkezi bir rol oynayacağını gösteriyor.

3- Hepsi bir yana, ASAD ve Tanrıverdi’nin en üst düzeyde terfi ettirilmesi ve merkezi-resmi-olağanüstü yetkiler verilmesi, başta Kürt ulusal direniş hareketi ve halkına olmak üzere, tüm toplumsal muhalefet güçlerine, işçi sınıfına, büyüyecek baskı ve tehdit mesajı anlamına geliyor. Bunun için ASAD’ın Kürdistan’daki kirli savaştaki kontrgerilla ve Esedullah Timi faaliyetlerini anımsamak yeterli. İşçi sınıfına karşı görülmemiş bir pervasızlıktaki yeni saldırı dalgasının başlatıldığı koşullarda da, ASAD’ın edindiği rütbe manidar.

4- ASAD gibi şirket ve organizasyonlar, yalnızca devletin değil mali sermayenin de eşgüdümlü, taşeron kirli, kanlı işlerini yürütürler, ve sağladıkları kanlı azami karlar karşılığında yüklü kar payları alırlar, dahası ekonominin de enerji, telekominikasyon, lojistik, finans, kara para gibi kilit alanlarında önemli yer tutar ve rol oynarlar. Dolayısıyla ASAD’ın getirildiği konum, 15 Temmuz sonrası gündeme gelen “200 milyar doların toplanması hedeflenen” Devlet Varlık Fonu, Özelleştirme İdaresine verilen olağanüstü yetkilerle çıkartılan her şeyi özelleştirme yasası, stratejik yatırımlar yasası gibi “olağanüstü ekonomi” düzenlemelerinden bağımsız değildir. Tüm bunlar ülke içinde ve bölgesel planda, ekonomide de, başta enerji ve finans gibi alanlarda daha büyük kirli ve karanlık operasyonların yürütülmeye hazırlanıldığı anlamına geliyor.

Bununla birlikte ASAD olgusu, Türkiye tekelci oligarşik kapitalizm ve rejiminin, hem dışta hem de iç güçleri açısından dengesizlik, sıkışma ve iç-dış gerilimini daha da artıracak bir etken olacaktır. AKP-Erdoğan’ın da artan sıkışması, alan daralması ve irtifa kaybı karşısında, durmaksızın çıkarmaya çalıştığı yeni “joker”ler, kapitalizm ve rejiminin iç zayıflaması ve çürüyüşünü kusmasından başka bir anlama gelmiyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*