Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Artık yeni bir noktadayız

Artık yeni bir noktadayız

Tekelci sermayenin küresel temelde birikimine geçiş ve bir dizi başka nedenle artık sürdürülemez bir noktaya gelmiş faşizmin, neoliberal bir burjuva demokrasisine karşı çözülmesiyle ekonomi-politiğin, siyasetini kültürün, sanatın..vd. tüm alanların sermayenin yeni durumuna uygun olarak çatışmalı bir şekilde yeniden düzenlenmeye çalışıldığını izliyoruz.

Bir önceki birikim modeli ve ona uygun siyasal-toplumsal-ekonomik-kültürel yapılanmalar sürekli bir dönüşüm içerisinde sermayenin azami kar iştahına uygun olarak yeniden düzenleniyor. Bu işin yürütücüsü olan AKP gericiliği bu dönüşüme kendi kültürel-ideolojik kodlarını yükleyerek yapmaya çalışıyor. Hiçbir itirazı dikkate almadan, politik hakimiyetinin verdiği pervasızlıkla tam gaz sürdürüyor saldırılarını. Eğitimden sağlığa, spordan sanata, kentsel dönüşümden ulusal istihdam stratejisine kadar toplumu, yaşamı kesen tüm alanlarda azgın bir sermaye seviciliği ve işçi sınıfı düşmanlığıyla hareket ediyor. Politik arenadaki rakipsizliği (şimdilik) muhafazakar gerici karakterinin tüm gizli yönlerinin açığa çıkmasını da sağlıyor. Güç ve sınırsız iktidarın getirdiği rahatlık kitlelerden gizlediği tüm siyasal-ideolojik-kültürel referans ve planların ortaya saçılmasını doğuruyor.

Toplumsal yaşamı bireyleri tercihlerine kadar zapturapt altına alma, yaşam alanlarını, sanatsal-kültürel birikimleri kendi gerici politik-ideolojik vizyonuyla yeniden düzenleme gayreti, saldırganlığı artık bir sınıra dayanmıştır. İçte ve dışta Sunni mezhepçiliği ile oluşturduğu siyasal program ve tercihleri üst üste çuvallamaya başladı. Mezhepçi temelde yürüttüğü kirli Suriye politikası tümüyle çökmüş, neredeyse bölgede istenmeyen adam, ülke konumuna gelmiştir. Son birkaç yılda toplumu, kitleleri gericileştirme eğiliminin açık ifadeleri olan birçok yasal düzenlemeyi üst üste meclisten çıkarması, dinci gençlik, dindar toplum hevesleri içte ve dışta tepkiyle karşılanmış ve AKP gericiliğine tanınan opsiyonların sonuna gelinmiştir. Onun tek şansı burjuva politik arenadaki muhalefetin yeteneksizliği ve kendilerini neoliberal burjuva demokrasisine göre yeniden dizayn edememeleridir. Fakat AKP’ye bu alanda da yüzecek denizin çok fazla kalmadığı görülmektedir.

Artık daha fazla ertelenemez hale gelmiş Kürt ulusal sorununda girdiği yeni ”çözüm süreci”nde en büyük korkusu, hatta uzun süre elini tutup, adım atmasını engelleyen şey, bu çözümün sonunda ortaya çıkacak politik kazanımların  işçi ve emekçilerde yaratacağı emsal olma duygusuydu. Türk ve Kürt işçilerin, emekçilerin kader birliği yapmasını, Kürt halkının kazanımlarının batıda demokratik talepler için kaldıraç olmasını engellemek adına toplumsal yaşam polis zoruyla zapturapt altına alınmaya çalışılırken, birçok anti-demokratik düzenleme peş peşe yasalaştırıldı. Sokaklarda itiraz edenleri polis terörüyle gaza boğdular. Sınırsız egemenlik yanılsaması, saldırganlığın sınırlarını zorladı. ”Çözüm süreci”nden bahsederken atılan burjuva demokratik nutuklar, Taksim 1 Mayısı’nın yasaklanıp İstanbul’da gayri resmi sıkıyönetim ilanıyla kuşatılmış şehrin sokaklarına sıkılan gazların arasından uçuşup gitti. Rejim krizinin AKP’nin güçlü iktidarına rağmen bir türlü çözülemeyişi, işçi sınıfı ve emekçilerin her türlü demokratik talep ve istemlerini kontrol altına almak, her noktada burjuva devletin bekası için kitleler acımasızca saldırıldı. Halk düşmanlığı gizlenemez bir noktaya geldi.

Taksim Gezi Parkı direnişi artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını, neoliberal burjuva demokrasisinin içinde ezilmeye çalışılan emekçi kitlelerin özgürlük, demokrasi,eşitlik için dövüşe dövüşe savunduğu talepleriyle sağır kulaklara duyurulmuştur. Milyonların eylemi artık bu şekilde yönetilmek istemediklerini, yönetilemiyeceklerini göstermiştir. Geniş kitleler üzerilerinde ki o edilgen toprağı atmış ve kendi kaderini ellerine almıştır. Her ne kadar o bu ayağa kalkışı doğal sonuçlarına kadar götürecek siyasal olgunluk ve örgütlenmeye ulaşamamış olsa da bu yola girmiştir. Ve geri dönmeyecektir. Birkaç günlük militan direniş içerisinde devleti, kapitalist sistemi tanımış, gerçek yüzünü görmüş, bir araya gelince nasıl da güçlendiklerini pratikte bizzat tatmış, dayanışmanın ancak ortak talepler uğruna mücadele içinde gerçekleşeceğine tanıklık etmişlerdir. Müthiş bir deneyim ve özgüven birikimidir bu. Ve ciltler dolusu mücadele programının başaramayacağı bir şeydir. Şimdi farklı bir noktadayız, yeni düzlemin ruhuna, eyleminin gücüne inançla yürüyeceğiz, yürümeliyiz.

Politik arenada işçi sınıfı şimdilik sınıf olarak gözükmemektedir. Sokak, kent savaşlarında kitlelerin ana bölümünü işsizlerle birlikte genç işçiler oluşturmasına rağmen halen sınıf olarak hareket edememektedir. Sendikaların artık mecburiyetten yapmak durumunda kaldıkları 1 günlük iş bırakma eylemi de bu durumu değiştirememiştir. Sendikaların bugün ki yönetim biçimleri sınıfın önündeki en büyük engellerdendir. Taksim kalkışması sendikalarda da taşları yerinden oynatacak, taban inisiyatifi vücut bulacak ve direşken, mücadeleci bir işçi kuşağı önündeki engelleri kaldıracaktır. Artık önümüzde ciddi bir sokak savaşları, kent muharebeleri dönemi açılmıştır. Ekonomik kriz ve kar oranlarının sürekli düşmesi nedeniyle azami kar arayışı kentleri, doğayı, yaşamı, insanlığı talan eden mali oligarşik düzene karşı, en masum bir çevre hareketi bile militan bir mücadele, savaşım kabiliyeti göstermek zorundadır. Sermaye düzeni için her alan yaşamsal bir önemdedir ve bütün alanlarda ciddi bir iç içelik halinde bulunmaktadır. Gezi Parkında ”bir kaç ağaç” için başlayan direniş ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel, politik tüm alanları kesen bir çizgiye, direnişe dönüşüvermiştir. Kategoriler arasındaki o eski duvarlar çoktan yıkılmış, bağımsızlıkları kalmamıştır. Burjuvazi işte bunun için bu kadar saldırgandır. İşçi sınıfı ve emekçi kitlelerin her alandaki mücadelesi diğer alanlara da dokunmakta, harekete geçirmektedir. Bir alanda başlayan bir direniş hızla genel direniş havasına dönüşebilmektedir. Bu yüzden sosyalist devrimci bir mücadele programı en ivedi ihtiyaçlardan biridir. Tabi ki böylesi bir mücadele programı direnişçi kitlelerin dışında değil bu hareketin içerisinde oluşturulan konsey ve meclislerde tartışarak oluşturulmalıdır. Komünistler, işçi sınıfı devrimcileri buralarda inisiyatif almalı, yaratıcı inisiyatiflerini konuşturabilmeli, ön açıcı olabilmelidirler.

Tarihsel bir süreci yaşadığımız çok açık. Böylesi tarihsel kesitlerde izleyeceğiniz siyasal tercihleriniz, yol ve yöntemleriniz, kitlelerle bağ kurma yeteneğiniz, sloganlarınızdan taleplerinize kadar her şey gelecek açısından belirleyici olacaktır. Direnişin ve sınıf hareketinin genel çıkarlarıyla partinin çıkarlarını iç içe geçirebilmek, buralardan güç biriktirebilmek gözden kaçırılmamalıdır. Kendiliğinden başlayan tüm kitle hareketleri bir noktada sönümlenecektir. Bu kaçınılmaz. İşçi sınıfı devrimcileri olarak bizler bu günlerden ne kadar kazanımla çıktığımızla kendimize not vereceğiz. Hareket şimdiden kazanmış, zaferini ilan etmiştir. Artık kentin meydanları emekçilere yasaklanamayacaktır. Bu genel zaferimizdir. Buradan özel kazanımlarımızı da çoğaltarak çıkabildiysek her şey yolunda demektir.

 

Ercan Akpınar

Sincan Cezaevi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*