Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Arka odada patlama: “Teb şehrini kuran kim?”

Arka odada patlama: “Teb şehrini kuran kim?”

25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Dayanışma Günü, birçok il ve ilçede eylemlerle kutlandı. İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Adana, Bursa, Mersin, Antalya, Manisa, Kocaeli, Dersim, Bingöl, Batman, Şırnak’ta kadınlar şiddete karşı protestolarını yükselttiler. Diyarbakır ve Siirt’te 25 Kasım eylemleri polis tarafından engellenirken, Kürdistan’ın Bismil, Silvan, Cizre, Kızıltepe, Beytüşşebap, İdil gibi pek çok ilçesinde de eylem ve etkinlikler yapıldı.

Kadına yönelik şiddet, İngiltere, İspanya, Fransa, Tunus, Uruguay, İtalya gibi pek çok ülkede de eylemlerin konusu oldu. Dünya kadınları, rakamların değil yaşanmışlığın ağır diliyle konuşarak erkek egemenliğinin bu en ağır ve düşkün biçimiyle uzlaşmayacaklarını ifade ettiler. 25 Kasım vesilesiyle açıklanan veriler, kadın sorununun bu yönlü derinliğini bir kez daha ortaya koydu. Bir kez daha görüldü ki, sınıf ve cins egemenliğinin hüküm sürdüğü hiçbir kapitalist ülke, isterse tarihsel mücadeleler sayesinde en ileri kazanımlar elde edilmiş olsun kadına karşı şiddetten azade olamaz! Türkiye’de 2012′de 137 kadın öldürülürken, İtalya da bu kanlı listede en yakınları tarafından katledilen 120 kadın ile sıraya girdi. 9 milyon nüfuslu İsveç’te 2012′de 28 bin kadın şiddete, 6 bin 500′den fazla kadın da tecavüze uğradığı için polise başvurdu. Her yerde olduğu gibi kadınların yüzde 80′inin şiddet ve tecavüze maruz kaldığında polise başvurmadığı göz önüne alındığında bu 170 bin kadının vahşeti yaşadığı anlamına geliyor. Şiddet, her biçimiyle kadınların yaşamından çıkmıyor, çıkarılamıyor!

Bu “hakkı” kim veriyor?

İşçi sınıfının, ezilen Kürt ulusunun en küçük bir talep için bile amansız bedeller ödemesi gerektiğini yaşayarak biliyoruz. Kapitalist rekabet içinde azami kar gerekliliği işçinin korunması için basit bir önlemin bile alınmasını sağlamayı on yıllara yaymakla kalmıyor, aynı zamanda bunların kağıt üzerinden çıkıp fiilileşmesi için de dişe diş bir günlük mücadele gerekiyor. Egemen ulus olma ayrıcalığından dolayı, milyonları bulan Kürt halkının anadilde eğitim, sağlık, altı üstü neoliberal kamu hizmetini kendi dilinde almasının bile önündeki engel ve duvarlar ancak söke söke çözülebiliyor.

Cins olarak erkeğe, kadına şiddet uygulama, ona tecavüz etme, zorbaca davranma, kadın cinselliği üzerinden küfür etme “hakkını” veren, erkek cinsin egemenlik ve ayrıcalığı, bu tarihsel toplumsal biçimlenişin hücrelere sinmişliği. Erkek ve kadındaki tarihsel kökleri ile birlikte, “kutsal” aile kurumundaki çözülme ve kadının konumundaki değişim, toprağın ayaklarının altından çekilmesi, erkeği kadına karşı daha fazla şiddete başvurmaya yöneltiyor. Ne de olsa tarihsel toplumsal bu biçimleniş ile erkek cinsi, genetik kodlarında kadın üzerinde öldürmek dahil her türlü hakka sahip olan Romalı köle sahibini, ortaçağ toprak ağasını ve en sonu kadını çifte baskı ve sömürüye tabi tutan burjuvayı, bu üç lanetli sınıfın unsurlarını barındırıyor! Kadının toplumsal yaşama karışmasından ve bunun aile yaşamı içine de taşınan özgürleştirici sonuçlarından ölesiye korkan bir cins egemenliği var karşımızda. Kadının, başta erkek olmak üzere bütün bir aile bireylerinin kişisel bakım hizmetlerine ücretsiz koşulması, kadının kendisi dahil, sorgulanamaz bir veri durumunda. Bu kölelik ilişkisinin kendisine, toplumsal cinsel işbölümüne bizzat kapitalizmin kendisi tarafından sokulan her çakıl taşı, şiddeti büyütüyor, ya da onun zeminini açığa çıkarıyor.

Kadına yönelik şiddetin zeminindeki, tekelci kapitalizm tarafından yeni bir kalıba dökülmüş cinsel toplumsal işbölümü, toplumun yüzüne, erkek cinsin yüzüne çarpan tokatlarla sarsılıyor. Sarsılmak zorunda! Savaş ganimetleri arasından seçilmiş güzel kadınlar sadece Osmanlı’nın değil bütün imparatorluk saraylarının gerçeğiydi. “Muhteşem Yüzyıl”ların arka odalarında imparatorların cinsel köleleri vardı. “Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim? … Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı. Ama pişiren kim zafer aşını?” diye sorar işçi sınıfının şairi Brecht. Bu soruyu bir de iki cinsin tarihi açısından sormak zamanıdır.

Kadının arka odada bir erkeğin iç çamaşırlarını ütülediği, erkeğin kişisel bakım hizmetlerinin kadın tarafından yerine getirilmesinden bir burjuvanın lanet olası rahatlığı ile yararlandığı her yerde, kadına yönelik şiddetin zemini yerli yerinde durmaktadır. Filmin başında görünen tabancanın filmin bir yerinde patlaması gibi, erkek kadına yönelik şiddeti bir biçimiyle, ister evinde, ister başka bir yerde (tecavüz, fiziki şiddet, küfür, mobbing…) mutlaka uygulayacaktır!

Fakat sizin ısrarla duymadığınız, önlemeye çalıştığınız, tam da o arka odada, cins egemenliğine karşı büyüyen kindir. Tıpkı işçi sınıfının yeniden oluşumu ve mücadele mayalanmasının ağır, zorlu adımlarla gerçekleşmesi gibi, erkek egemenliğine yönelik de bin kat zorla biriken ama bin kat öfkeli bir maya! Sosyalizm bu maya ile şimdi daha güçlü ve sağlam olacaktır.

(İşçi Meclisi’nin 28. sayısında yayınlanmıştır)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*