Anasayfa » BASINDAN » Antep’in sınıfsal, toplumsal, etnik, siyasal, jeo-stratejik yapısı…

Antep’in sınıfsal, toplumsal, etnik, siyasal, jeo-stratejik yapısı…

DAİŞ, Ehrar El Şam gibi çete örgütlerin devlet destekli tahkimatıyla sıklıkla gündem olan, dün kültürler kavşağıyken bugün “Êzîdî kızların satıldığı kent”e dönüşen Antep’te etnik çatışma, her gün daha da büyüyen bir tehdide dönüşüyor. Yeni Özgür Politika’dan Osman Oğuz Fırat Küçük’le konuştu…

Antep hakkındaki “felaket senaryoları”, birer birer gerçekçi tahminlere dönüştü; keza birçoğu yaşandı da… Cumhuriyet öncesinde farklı kimliklerin buluştuğu bir kavşak, cumhuriyet sonrasında ise büyük yara alsa da yine de kültürel bir merkez olan; 68 ve 78 kuşağı olarak anılan dönemlerde solun en güçlü merkezlerinden birine dönüşen; PKK de dahil olmak üzere birçok örgütün özsuyunu aldığı Antep, bugün muhafazakar bir kimlikle, çete örgütlerin tahkimatıyla, koyulaşmış bir milliyetçilikle ve iç savaşa evrilebilecek bir etnik gerilimle anılıyor.

Suriyeli mülteci sayısının Nisan ayı itibariyle 300 bin eşiğini aştığı Antep’te, radikal İslamcı çetelerin tahkimatı da farklı biçimlerde görünür oluyor. Sözgelimi DAİŞ, bayraklarla konvoylar düzenleyecek denli rahat; yaşları 9’a kadar düşen Êzîdî kızlar, kentteki kuaförlerde satışa çıkarıldı; Suriyeli gazeteciler öldürüldü; devlet, Antep’te çeteler için hastane, hatta “hükümet binası“ tahsis etti; devlet desteğiyle büyüyen ve kentteki Türk milliyetçiliğine eklemlenen çeteler, Kobanê direnişi sırasında yaşları 16’ya kadar düşen 5 Kürt’ü linç ederek katletti. Bütün bunlar, güçlü delillerle basına yansıdı.

Fırat Küçük, bir eğitim emekçisi. 15 yıldır Antep’teki farklı okullarda çalışıyor. Bir yandan Gaziantepspor’a dair yazılar yazıyor. Kent kimliğine, yaşamına dair düşünen isimlerden biri.

Küçük’le, benim de memleketim olan Antep’in dününü, bugününü ve Suriye İç Savaşı’nın etkisini konuştuk.

Antep, yüz yıl önce nasıl bir kentti?

Öncelikle Antep’in 100 yıl öncesi derken, 1915 öncesini anlamak gerekir elbette ki. Antep her ne kadar ana tehcir merkezi olarak belirlenmese de Maraş ve Sivas yörelerinden tehcir edilen Ermeni nüfusun nakli için kullanılan ara istasyonlardan birisiydi. Bu nedenle Antepli Ermenilerin tehciri 1915’in sonlarına doğru başlar. Bu yıllarda Antep, Halep vilayetinin kazasıydı. Şehrin nüfusu 80.000 civarındaydı ve beş büyük mahalleden oluşmaktaydı. Bu mahallelerden biri Ermeni, biri Yahudi mahallesiydi. Diğerleri ise Müslüman mahallesiydi ve ağırlıklı olarak Türkler yaşardı. Köylerde ise ekseriyetle Kürt ve Türk nüfusu yaşamaktaydı. Bu nedenle Antep şehir merkezini tarihsel olarak bir Kürdistan şehri değil de Ermeni ve Türklerin hâkim olduğu kozmopolit bir Anadolu şehri olarak değerlendirmek daha yerinde olacaktır. Bu özelliğiyle Antep, 1915 öncesi Halep gibi muazzam bir ticari ve kültürel merkezin “hinterlandında” olmasından faydalanan orta ölçekli bir ticaret merkeziydi. Ermeni ve Yahudilerin varlığı ise şehre hala etkileri süren kültürel zenginlik katmaktaydı.

Bu kimliklerin şehirden sürülmesi, kent kimliğini etkiledi mi?

Tabii ki. 1915 sonrası Antep’in bu yapısı tehcirin ve sonrasında Fransız işgalinin etkisiyle büyük bir dönüşüme uğradı. Artık Ermeniler gitmişti. Fransız işgali sırasında köylerden Karayılan öncülüğünde gelen Kürt desteği ve şehirde Şahinbey öncülüğünde Türklerden oluşan birlikler şehri savunmuştu ki bu direniş şehre Gazi unvanı getirdi. Savaş sonrasında Antep yıkık ve harabe de olsa artık Halep’in Suriye’deki manda yönetimi altında kalmasıyla, bu şehrin rolünü çalarak yeni ulus-devletin “kültürüyle, yemeğiyle, ticaretiyle Halep’i” olma yoluna girmişti.

Cumhuriyet sonrası Antep’te kent hayatına damga vuran kimlikler hangileriydi?

Cumhuriyet sonrası tehcir edilen Ermeniler ve şehir savunmasına destek veren Kürtler, ülke genelinde olduğu gibi artık hatırlanmak istenmiyordu. Tehcirde görev alanlar Ermeni varlıklarının üstüne konmuştu. Artık Halep’in kazası Antep değil, “her Türk köyü, kasabası ve şehrinin örnek alması gerektiği kahraman Türk şehri Gaziantep” olmuştu. Haliyle şehre damga vuran kimlik, Halk Fırkası ve Halkevleri’nin siyasi ve kültürel faaliyetleriyle Türklük olagelmişti.

ac11045Antep bugünse muhafazakâr bir kimlikle anılıyor. Kentin kimliği hep böyle miydi? Nasıl böyle koyu bir muhafazakârlıkla anılır hale geldi?

Antep, hiçbir zaman İzmir gibi batılı bir şehir olarak tanımlanamasa da Sivas, Maraş gibi tipik bir muhafazakâr şehir de olmadı. Cumhuriyet sonrası Ayıntap Rakısı markasıyla bahçelerinde, parklarında en çok rakı ve bira tüketilen şehirler arasındaydı. Şehre, Ermenilerden ve Yahudilerden zanaatkarlık, Araplardan ise ticaret ve yemek-eğlence kültürü miras kalmıştı. Bugün tipik bir Antep kimliği tanımlansa deyimleştiği gibi “6 gün çalışıp 1 gün yer ve gezerler” tespiti yapılır. Tabii ki ülkedeki genel atmosferden şehrin etkilenmemesi düşünülemez. 1970’lerle büyük bir sanayi hamlesi yapan şehir, bugün büyük bir proleter şehri haline gelmiş durumda. Aynı zamanda Türk ve Kürt burjuvazisinin büyük yatırımlarının bulunduğu bir şehir. Burjuvazinin devletle organik ilişkileri, ulusal siyasi akımlardan bu kesimin de etkilenmesini kaçınılmaz kılıyor. Ayrıca sürdürülen muhafazakâr ve yardım-iaşeye dayalı politikalar böylesine büyük bir işçi kitlesinin daha kolay ve örgütsüz bir şekilde kontrol edilmesini sağlıyor.

Burjuvazinin bir de “karşıt sınıfı” var… Antep, hiç değilse on yıllardır, bir emekçi kenti olarak da anılıyor. Antep’in “emekçi kimliği”, kentin sosyal ve siyasal dokusunda ne derece/nasıl yer tutuyor?

Az önce de biraz değindiğimiz gibi Antep bir işçi kenti. Ancak bu sınıf, “kendinde bir sınıf”; yani kendi sınıfsal durumunun farkında olup sınıf bilinciyle hareket eden “kendi için bir sınıf” değil. Daha çok liberal-muhafazakâr hegemonyanın etkisinde kendisini sömüren işverene minnet duyan bir pozisyonda.

Antep, nüfusunun ulusal özellikleri açısından da özgün bir kent. Türk nüfus ile Kürt nüfus arasında bir denge var gibi görünüyor. Tabii Kürtlere, sonradan göç edenler de dâhil. Antep’te Türk-Kürt ilişkileri nasıl şekilleniyor?

Antep’te cumhuriyet sonrası oluşan milli kimlikle gerek Antep’in köylerinden gelen gerekse ekonomik ve siyasi nedenlerle şehre göç eden nüfus arasında potansiyel, zaman zaman da kinetiğe dönüşen bir gerilim hakim. Şehrin büyüyen sanayisinin muhtaç olduğu ve ucuz işgücü sağlayan Kürt nüfusu yerliler tarafından şehrin dokusunu bozucu unsurlar olarak görülüyor. Yine devletle işbirliği halinde büyüyen Kürt burjuvazi ise olduğundan fazla göze batmakta ve yerliler için bir diğer nefret unsuru. En son Kobanê olaylarında yaşanan katliam Kürtlerde de silahlanma eğilimini arttırmış durumda. Şehirde maalesef iç savaş potansiyeli devlet destekli grupların provokesiyle de her an patlayabilecek büyük bir tehdit oluşturuyor.

download (1)Evet, Kobanê direnişi sırasında bazıları çocuk 5 Kürt öldürüldü; HDP’ye yönelik linç girişimleri de zaman zaman gündem oldu. O günlerden bu yana bir “etnik çatışma riski” konuşuluyor…

Doğru, 6-8 Ekim Olayları’nda birçok yerde olduğu gibi, Kobane’deki çatışmalı sürecin sonucu olarak politik bir gerilim oldu. Bu gerilimin sonucunda sokakların hareketlenmesine Gezi sürecinden deneyimli siyasal iktidar güçleri çok sert müdahalede bulundu. Gaziantep de bu süreçten nasibini aldı maalesef.

Antep’te kültürel kimlik düzeyindeki Kürt nüfusu, zaman içerisinde -tamamen olmasa da- kısmen siyasallaşarak kültürel kimliğini siyasal bilinçle zenginleştirdi. Bu, Antep Kürtleri için yeni bir aşama demekti, dolayısıyla Antep yerelindeki siyaset açısından da. 7 Haziran seçimlerinde de bunun sonuçları görüldü, her ne kadar 1 Kasım’da “malum nedenlerle” gerilese de. Kürt nüfusun siyasallaşmasına karşılık yine devlet eliyle palazlandırılan değişik yapıların da olduğu görülüyor. Nitekim bu yapılar zaman zaman kentin caddelerinde türlü biçimlerde varlıklarını gösteriyorlar ve ihtiyaç hissedildiğinde de kullanılmaya hazırlar.

Etnik bir çatışmaya dönüşecek bir alt yapı potansiyeli taşıdığını buradan hareketle söylemek mümkün. Ancak, olmaması da en büyük temennimiz. Çünkü Gaziantep, Türk, Kürt; Sünni, Alevi nüfusunun yanı sıra Suriye İç Savaşı’nın da katkısıyla büyük bir Arap nüfusuna ev sahipliği yapıyor ve bu demografisiyle de bir Anadolu şehri olmaktan çok, bir Ortadoğu şehri rengi gün geçtikçe daha da görünür hale geliyor. Böylesi bir çatışmanın haliyle kazananı olmayacağı gibi, kaybedeni de hepimiz oluruz.

sankokonukogluerdogan_tepeAntep’in bir de Alevileri var; merkezdekilerin çoğunluğu çevre yerleşimlerden göç etmiş. Onların kentle nasıl bir ilişkisi var?

Antep’teki Alevi nüfusunun büyük bir kısmı Pazarcık, Elbistan ve Afşin coğrafyasından; hatta Malatya ve Sivas’tan göçle geliyor. 1970 sonrası dönemde ülke genelindeki siyasal ve toplumsal hareketlilikten etkilenerek Alevi kitlesi de politikleşiyor ve arkasından Alevi kitlelere yönelik Çorum, Tokat ve Maraş’ta organize saldırılar düzenleniyor malum güçler tarafından. Bu dönemde Alevi göçleri komşu kentlerin varoşlarına ya da Almanya başta olmak üzere yurt dışına yöneliyor. Gaziantep’te de kent varoşlarında kümelenen geniş Alevi kitleleri, taşralı/muhafazakar Türk ve Kürt Sünni kitlesine göre kent yaşamı ve ekonomisine entegre olmakta kültürel kodlarının da etkisiyle zorluk yaşamıyorlar ve kısa zamanda da kentin ticaret ve sosyo-kültürel yaşamının aktif unsurları haline geliyorlar. Politik olarak da her daim sol, sosyalist, demokrat ve muhalif kesimlerle temas halinde, yer yer içli dışlı olan Aleviler, 90’ların ikinci yarısına kadar geleneksel Kemalist söylem etrafında hareket ederken, o süreçten sonra Kürt siyasal hareketinden de “yavaş yavaş” etkilenmeye başlıyor. Nihayetinde 7 Haziran seçim sürecinde bunun somut yansımasını da gördük zaten.

Suriye’de “iç savaş” patlak verdiğinden beri Antep, krizin merkez üslerinden birine dönüştü. Hem mülteci meselesi hem de DAİŞ, Ehrar El Şam gibi radikal örgütlerin tahkimatı açısından kent, çok sık tartışma konusu oluyor. Başlık başlık gidersek… Mülteciler, Antep’in sosyal ve ekonomik hayatına nasıl dâhil oldular? Antepliler, mültecileri nasıl karşıladı? Mülteciler, Antep’te neyi değiştirdi?

Düne kadar Antep’in en büyük sorunu ne diye sorulsa, büyük oranda trafik ya da eğitim cevabını alırdınız. Tabii bir de iç göçle gelen Kürtler. Ancak bugün, kentin en büyük sorunu Suriye merkezli mülteciler… Siyasal iktidar çevresini temsil eden ve/veya o çevreye yakın duranlar, ilk dönemde bu durumdan hoşnuttu. Şehirde çalışacak yeni muhtaç, aç bir işçi/emekçi kitlesi gelmişti. Bir taraftan da bu kitlenin içerisinde kısmen orta sınıfı temsil edenler vardı ve bunların öncelikli sorunu da barınmaydı. Hem ucuz iş gücü hem de mülk sahipleri için var olandan daha yüksek kira geliri getirecek “geçici/misafir” kalabalıklar olarak görüldü. Tabii ki savaşın hâlihazırda devam ediyor olması ve sayıları yüz binleri aşan bu “geçici misafirlerin” kentin yabancısı olmaktan çıkıp günden güne asli unsurlarına eviriliyor olması gerilimleri, çatışmaları lokal düzeyde de beraberinde getirdi. Son dönem kamplarda yaşananlarla ayyuka çıkan istismar, taciz ve tecavüz vakalarından da kamuoyu haberdar. Durum bu anlamda da kent yönetenleri tarafından çoktan yönetilemez bir hal almış durumda.

DAİŞ, Ehrar El Şam gibi örgütlerin Antep’te güçlendiği, hatta yer yer devlet desteğine mazhar oldukları, sık sık haber konusu oluyor. Antep’in sosyolojisinde bu “güçlenmenin” izleri görülüyor mu?

Bakın, burada göz ardı edilen bir şey var. Antep’te bu yapılar Suriye İç Savaşı’yla ortaya çıkmış gibi bir hava yaratılıyor. Hâlbuki Antep’in 80’li yıllardan sonra ciddi anlamda türlü İslami cemaatlerin çalışma sahasına dönüştürüldüğü gerçeği var ki 90’lı yıllarla birlikte Hizbullah, Vasat, Tahrir gibi radikal yapılar, 2000’li yılların ortasında El-Kaide unsurlarının hareketliliği hep var oldu. Adıyaman merkezli Menzilcileri de unutmamak gerek. Bunları gazete arşivlerindeki haberlerden de çıkartabilirsiniz. Bugün adı zikredilen yapıların dayandığı (parçalı da olsa) bir örgütlü temel ve bunun kendine “yaşam alanı bulduğu” sosyolojik bir yapı var. Bu yapıların çalışmalarına göz yumulduğu, çalışmalarının görmezden gelindiği; hatta çalışmalarını “kolaylaştırıcı” davranıldığı artık geniş bir kamuoyu tarafınca da malum. Adana, Mersin HDP binalarının bombalanması, yine HDP’nin Diyarbakır’daki seçim mitingi ile Ankara’daki barış mitingine yönelik bombalı saldırılarda hep Gaziantep ismi öne çıktı; yine 1 Mayıs sabahı kent merkezindeki patlama ve sonrasındaki operasyonlar kamuoyunun hafızasındadır.

antep9_1_392792381ca4d0a66c07Antep ve Kilis’te Suriye İç Savaşı’nı, DAİŞ/Ehrar El Şam hâkimiyetini ekonomik ranta dönüştürenler olduğu iddiası da vardı. Böyle bir şey var mı?

Rant, savaşın en kirli ortağıdır. Birileri ölür, birileri hamaset nutukları atarken haliyle birileri de banka hesaplarını kabartır. Sınır kenti olması münasebetiyle ve önemli derecede sanayi alt yapısına ve ticaret kültürüne sahip yapısıyla Antep’te de bu çevrelerin var olmaması tabiri caizse eşyanın tabiatına aykırı olurdu. Bu anılan çevrelerin “belirsiz para kaynaklarıyla” kentte savaş zengini bir çevre yarattığı malum. Hatırlayalım, PYD/YPG güçlerinin Tel Abyab’daki kontrolünden sonra bulunan depolarda, tünellerde Gaziantep etiketli birçok gıda, ilaç ve elektrik malzemesi, ürünü bulunmuştu. Özellikle kentteki gıda işi yapan işletmelerin satış hacimlerinde doğallığının üstünde bir katlanma yaşandı. Rant unsuru olarak ise yükselen kira fiyatları en önemli araçlardan biri olarak kullanıldı. Bundan beş yıl önce şehirde konut kiraları 400-500 lira gibi ülke ortalamasındayken bugün 1000-1500 lira civarında kiralar ile Ankara’yı geçmiş ve İstanbul ile yarışır durumda.

Kent hayatı, bundan sözgelimi 10 yıl öncesine göre nasıl değişti?

TÜİK verilerine göre ülkenin İstanbul’dan sonra en hızlı nüfus artışı görülen ili Antep. Ayrıca en genç nüfusa sahip kentlerden biri. Genç nüfusun yoğunluğu eğitimi ve eğitime dair sorunları da haliyle öne çıkartıyor. Eğitim konusunda ise kentin durumu içler acısı. 90’lı yıllardaki kalabalık sınıflar ve yetersiz okul alanları her ne kadar 2005’ten sonraki süreçte yapılan birçok okul ve derslikle aşılmaya çalışıldıysa da bugün Antep yeniden bu alanda büyük sıkıntılar yaşayan bir kente dönüştü. Eğitimde yaşanan nicelik ve nitelik sorunları haliyle kent yaşamına da kifayetsiz insan profili olarak geri dönüş yapıyor. Kültürle, sanatla teması televizyonlardaki kerameti kendinden menkul programlarla sınırlı; edebiyata, kitaba hepten yabancı bir gençlik profili. Tam da sistemin istediği gibi işte.

10 yıl önceki Antep’e göre kentin modernizasyonu açılan yeni imar (rant) alanlarıyla birlikte hızla ilerliyor. Ancak burada temel sorun kentin imarlı alanlarının düzenlenmesinden, makyajlanmasından, trafiğe dair günü kurtarmalık çözümler üretilmesinden ibaret değil. Çünkü kentler de insanlar gibi, canlı varlıklar. Kendilerine ait gelişen, değişen, dönüşen bir doğaları/dokuları/kimlikleri var ve bu, kentlerin tarihsel, toplumsal birikiminden bağımsız değil. İşte bu 10 yıllık süreçte ne değişti sorusuna verilecek temel cevaplardan birisi, kent kimliğinin aşınması, kentte yaşayanların bulunduğu kente yabancılaşmasıdır. Bu durum da mevcut iktidarın neo-liberal politikalarından bağımsız değil. Ve tabii ki 12 Eylül rejiminin bütün ülkeye dayattığı kimliksizleştirme politikalarından da. Hangi şehir merkezine gitseniz aynı yapılar, aynı meydanlar, aynı AVM’ler. Kopyala, yapıştır formatında dizayn edilmiş, kurgusu ranta göre evrilmiş, kimliksiz kentler coğrafyası. Kimliği olanlar da kimliği için direnenler de kültürel, siyasal ve askeri asimilasyona maruz kalıyor ne yazık ki.

taksim-1Antep’in kısa vadede geleceğini nasıl görüyorsunuz? Kentteki radikal İslamcı tahkimat, nasıl sonuçlar doğurabilir?

Gelecek günler, ülkenin sürüklenmeye çalışıldığı karanlık ve bu karanlığa karşı mücadele edenler arasında geçecek belli ki… Nihayetinde kaybolan karanlık değil, direnen ışıktır. Antep’in geleceği de genel ülke konjonktüründen bağımsız görünmüyor. 7 Haziran seçimlerinden sonra başlayan çatışmalı süreç bir süre daha devam edecek gibi görünse de kısa vadede ülke politikasında birtakım manevraların olacağına dair işaretler var: Bölge’de süregelen şiddetli savaş ortamı; Rusya’ya gönderilen mektuplar, elçi değişiklikleri, kapalı ve açık verilen mesajlar; PYD/YPG güçlerinin dahil olduğu yapının, koalisyon güçlerinin hava desteğiyle Fırat’ın batısına geçip hakimiyet alanını genişletmesi; AB çevrelerinden gelen olumsuz açıklamalar; Almanya Parlamentosu’nda tanınan Ermeni Soykırımı; küçük ve orta ölçekli ekonomide yaşanan darboğaz; turizm sektöründe yaşanan sıkıntılar… Ve ülke içi iktidar odakları arasındaki çekişmeler/örtülü çatışmalar.

Gelelim, Antep’teki radikal İslamcı tahkimatın yol açabileceklerine: Yukarıda da değinmiştim, Antep bu yapılar için yeni bir alan değil. Spekülatif olma ihtimalini de göz önünde bulundurarak söyleyelim, yakın zamanda Ebu Bağdadi’ye atfen aktarıldığına göre IŞİD, Kilis ve Antep’te kendine hâkimiyet alanları yaratmak için çalışıyormuş. İlk bakışta bir fantezi gibi görünse de ihtimal dâhilindedir, yüzdelik oranı çok düşük olsa da. Siyasal iktidar, kendince Suriye İç Savaşı’nda “vekâlet savaşçıları” olarak bu yapıları tahkim edip sonrasında da tasfiyeyi amaçlıyordu; ancak anlaşılan o ki bu grupları kontrol etmekte zorlanıyor. Bunu daha önce de Bölge’de Hizbullah üzerinden denemişlerdi. Burada gördüğümüz şu, karşılıklı bir “kullan-kullan” anlayışı hâkim. Bunun da ülke ve bölge halklarına kazandıracaklarından çok kaybettirecekleri olduğu kesin. Son birkaç yılda yaşananlara baktığımızda bunu görmemek için ya iktidar körü ya da zalim olmak gerekiyor.

gaziantep-buyuksehir-belediyesi-nden-mezar-aciklamasi-176247-5Kentin siyasal tercihleri, bütün bu yaşananlardan etkileniyor mu? Sizce etkilenecek mi?

Bütün bu yaşananlardan kentin siyasal tercihlerinin etkilenmemesi tuhaf olur ki… İşin doğrusu (yukarıda söylediklerimizden de çıkartılabilir) kentin hâlihazırda kendine özgü bir siyasal kimliği de yok. Ülke gündemine eklemlenmiş durumda. Kentte öyle güçlü sermaye aileleri/grupları var ki her daim siyasal iktidarla dirsek teması kurup bir biçimde mevcut siyasal iktidarla hemhal oluyorlar ve onların ekonomik güçleri de kentte başta yoksul emekçi sınıflar olmak üzere genel bir siyasal tercihin görünmesinde etkili oluyor. Tabii ki buna karşı alternatif siyasal eğilimler belirlemeye çalışan ve önemli bir dinamiği bulunan sol, sosyalist, demokrat, muhalif bir çevre de var. Yine seçim süreçlerinde bu çevrelerin yan yana geldiklerinde kent adına, kentte yaşayan herkes adına önemli bir güç merkezi olabildiklerini gördük.

Son olarak, gündelik hayatın devrimcisi olalım, gerisi gelir diyelim.

Kaynak: YENİ ÖZGÜR POLİTİKA – OSMAN OĞUZ/(Röportajın başlığını biz değiştirdik)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*