Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Ankara 1 Mayısı üzerine kısa bir değerlendirme…

Ankara 1 Mayısı üzerine kısa bir değerlendirme…

Ankara 2017 1 Mayısının genel çağrısı “Hayır bitmedi” üzerine kurulmuştu. Hemen hemen tüm sendika ve kitle örgütleri, partiler, irili ufaklı köy dernekleri ve devrimci örgütlerin de bir çoğu alana bu tema üzerinden hazırlanmıştı. Çünkü bir çoğu referandum sürecinde kısmen hareketlenmiş, üzerindeki ölü toprağını kısmen üzerinden atabilmiş, öznelerinin bir kısmını referandum sürecinde “hayır” cephesinde çalıştırma gayretkeşliği içerisine girmiş bu yapıların 1 Mayıs’a da farklı bir rüzgarla girebilmesi de pek mümkün değildi. Bu yüzden de bu 1 Mayıs sınıfın gündemi ve talepleriyle buluşmakta biraz yetersiz kaldı. Öyle ki kıdem tazminatı gündemi bile kortejlerde çok yer edinemedi. Bu durum sınıf devrimcisi olma iddiasında örgütler için de böyle. Bu yılki 1 Mayıs mitinglerinin referandum ardı sıra gelmesi bu durumu anlaşılabilir kılıyor.

Miting, Kurtuluş-Dikimevi hattında toplanma ve kolej meydanına yürüyüş biçiminde kurgulanmıştı. İlk gözüme çarpan alınan olağanüstü güvenlik önlemleriydi. Önceden kıytırık bariyerlere kapatılan ara sokaklar bu sefer kamyonlarla kapatılmıştı. Kızılay’dan neredeyse Dikimevi’ne kadar (sanırım 3-4 km vardır) ayrıca bariyerlerle çevrilmiş ve 2 m de bir polis yerleştirilmişti. Yürüyüşün başlayacağı toplanma noktasına gelene kadar 2 kez arandım.

Toplanma noktasına giriş x-ray cihazları ve metal dedektörleriyle donatılmıştı. Bir arama noktası da Kolej meydanına gelmeden kurulmuştu. Bu yığınakla 2 şey sağlanmaya çalışılmıştır sanırım. Birincisi, devletin kudretli gücü alana dökülüp, kolluk kuvvetlerinin istediği gibi at koşturabilmesi sağlanmış oldu. Öyle ki onlar ne diyorsa oydu, kimsenin tartışma şansı bile olmadı. (-ki alana KHK, OHAL yazan pankart ve dövizler alınmadı, alınanlar da pankartlar kesilerek anca içeri bırakıldı.) İkincisi; 10 Ekim gibi bir saldırıyı özellikle de referandumdan sonra göze alamayışlarıydı.

En şaşırdığım nokta kitlesellikti. Sanırım katılım 20 binin üzerindeydi. 10 Ekim saldırısı Ankara kitlesinde ciddi bir travma yaratmıştı. Eylemlere katılım epey bir düşmüş, öyleki bir önceki 1 Mayıs uzun yıllardır ilk kez 10 binin altında düşmüştü. Ki 2016 1 mayısı nda Türk-iş de mitingin bileşeniydi. (Bu 1 mayısta Türk-iş aynı anda Tandoğanda miting yaptı. Yaklaşık 3000 kişi de orada varmış sanırım.)

Diskin korteji bandosunun da etkisiyle epey canlıydı ama kalabalık değildi.

KESK’in büyük sendikalarının katılımı epey düşükken, küçük sendikaları ya kendini korumuş ya da daha kalabalıktı. (ESM, BTS vb…)
Haziran ve T”K”P” epey kalabalıktılar. Halkevleri önceki yıllara göre daha sönüktü. EMEP kitlesini korumuştu. (Yalnız en kalabalık gençlik korteji EMEP’indi.) HDP ise görece önceki yıllara göre daha az bir bileşimle gelmişti.

TTB, ASMMMO vs. Temsili gelirken, TMMOB önceki yıllarki kitlesini korumuştu.

Öğrenci gençliğin katılımı epey düşmüştü. Önceki yıllarda binlerle ifade edilen öğrenci gençlik kortejleri yüzlerle idafe edilir hale gelmişlerdi. Genelde kitlesel olmalarına alışık olduğumuz ODTÜ Öğrencileri, Öğrenci Kolektifleri, Gençlik Muhalefeti vb. örgütler/bileşimler ya epey zayıftı ya da yoktu. Genel olarak gençliğin katılımı zaten zayıftı.

Devrimci -demokrat dernek ve örgütler bu sene önceki yıllara göre daha kalabalıktı. Ama sayıları epey azalmıştı.

E herkes zayıf yada aynıysa sayı nasıl arttı? Benim gözlemim, örgütsüz, herhangi bir yere aidiyeti olmayan yığınla insan 1 Mayısa gelmişti. Yürüyüş kolunun en önünde DİSK ve TMMOB vardı ve daha alana girmeden belki de alanda 3 bin kişi vardı. Yürüyüş güzergahı boyunca özellikle kurtuluş parkının başından sonuna kadar bir koridor içinden ilerledi kortejler. Parkın içi özellikle kolej meydanına doğru epey bir kalabalıktı.

Özellikle referandum sürecinde bilenmiş; referandumun şaibeli bir şekilde sona erip oy hırsızlığıyla kaybedilmesinden sonra tepki ve öfke biriktirmiş; kendini ifade edebileceği kanal arayan, öfkesini göstermek isteyen pek çok insanın ürkek ilk adımlarıydı diye düşünüyorum. O yüzden de anlamlı ve değerli buluyorum.

O gün ki gözlemlerimle ilk elde, yüzeysel olarak ve parçadan çıkardığım sonuçlar şöyle:

• Sınıfın ihtiyaç ve taleplerinin çözüm yerinin burjuva siyasal arena olmadığı; burjuva siyasetin sınıfı ve emekçi kitleleri kendi ihtiyaç ve taleplerinden uzaklaştırdığı; (referandumdan öte pek bi gündem yoktu….)
• her gün daha da genişleyerek devleşen işçi sınıfının kendi eylemi ve örgütlenmesinin ne kadar önemli olduğu;
• geleneksel sendikal yapılardaki çözülmeye kaşı “taban inisiyatifi” tarzı örgütlenmelerle sendikal bürokrasiye karşı mücadele edilmesi gerektiği; (sendikalar bitmiş, koflaşmış..)
• kitlelerdeki siyasallaşma arayışının karşılığı olabilecek ve “dışarıdan bilinç taşımanın” da bir aracı olacak siyasal bir yayının ne kadar yakıcı bir ihtiyaç olduğu;
• sınıfla bütünleşmeyi varlık sorunu olarak gören yeni tipte bir kadro yapısına geçmenin zaruriyeti;
• gençliğin dinanizmine ön açamayan ruhu yaşlı biçim ve ritüel devrimciliğinin fiilen de süresinin dolduğu;
• gençliğin talep ve ihtiyaçlarının tespiti ve çözümlenmesinde ciddi eksik ve hataların cılız gençlik kortejleri olarak alana yansıdığı;
• Kitle örgütlerinin sayısındaki ciddi azalmanın sebebinin sadece KHK’lerle kapatılma olmadığı
• reform-devrim kavrayışındaki sağ ve sol tasfiyeci yaklaşımlarla kirlenen devrimci siyasal eylem ve örgütlenmenin doğru bir temelde yeniden inşasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu;
• bu inşanın tüm inceliklerini bilince çıkartabilen yeni tipte bir önderlik anlayışına geçişin koşullarının oluşturulması gerektiği;
• Ajitasyon-propaganda da derinlik sahibi yeni bir örgütçü tipinin yaratılması için azami çaba gerektiği;
• bunun içinde eğiticilerin eğitimi konusunu yeniden ve devrimci bir temelde ele almak gerektiği;
• Kitlelerin bu kadar siyasallaştığı yerde asli sorunun önderlik boşluğu olduğu…

Bir Devrimci Proletarya okuru

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*