Anasayfa » BASINDAN » Almanya`da yaşayan mültecilerin “tecriti kır” yaz kampı etkinlikleri

Almanya`da yaşayan mültecilerin “tecriti kır” yaz kampı etkinlikleri

Almanya’nın Bielefeld, Bremen, Düsseldorf, Frankfurt, Göttingen, Hamburg, Jena, Münih, Nürnberg ve Wuppertal kentlerinden mülteciler Berlin’e doğru bir yürüyüş başlattılar. Yürüyüş, “Break Isolation” (Tecriti Parçala) sloganı ile düzenleniyor.

Yürüyüşün taleplerini, mültecilere uygulanan tecritin kaldırılması, mülteci kamplarının kapatılması, mültecilerin yalnızca Almanya’da ikamet etme zorunluluğunun kaldırılması ve seyahat özgürlüğü, sadece bir süpermarketten alışveriş edilen “gutschein” (alışveriş kuponu) uygulamasının kaldırılması, her yıl binlerce mültecinin ölümüne yol açan mülteci-göçmen avcısı Frontex kurumunun kaldırılması, iltica başvurularının yıllarca sürüncemede bırakılmaması, kapitalist-emperyalist savaş ve diktatörlükle yönetilen ülkelere iadesine son verilmesi oluşturuyor.

Tekelci kapitalizmin ekonomik ve siyasal zorbalığının, savaşlarının, yıkımlarının dünyanın dört bir yanına savurduğu göçmenlerin taleplerini ifade eden yürüyüş, Eylül ayı başlarında yarısı çocuk olmak üzere 60 mültecinin İzmir-Seferihisar sularında can vermesinden kısa bir süre sonra gerçekleştiriliyor. Geldikleri, sürüklendikleri, burjuva demokrasisi ile yönetilen ülkelerde tekelci kapitalizmin özgürlük sınırlarını “doyasıya” yaşayan göçmen ve mülteciler, bu yürüyüşte taleplerini gündemleştiriyor ve tecriti kırmayı hedefliyorlar. Okurlarımızın yürüyüşün internet sitesi thecaravan.org’dan da yararlanarak hazırladığı haberi yayınlıyoruz:

Erfurt, 2.09.2012

23 Ağustos’tan 2 Eylül’e kadar sürdürülmesi planlanan, 2012 Break İsolation Mülteci Yaz kampı planlandığı gibi, 23 Ağustos’ta start aldı. Almanya’nın değişik eyaletlerinde bulunan mülteci kamplarından mülteciler, diğer Alman anti kapitalist aktivistlerle dayanışma halinde Erfurt’taki ilk buluşma yeri olan tren istasyonuna ulaşmak için yola koyuldular. Ekiplerin bir kısmı grup bileti alarak trenle yolculuk ettiler bir kısmı da burada mitfar denilen otomobillerle yola koyuldular. Bu yolculaklar boyunca değişik ülkelerden ve değişik etnik kokenlerden gelen insanların ilk diyalogları başlamış oldu.

Erfurt tren istasyonuna varıldığında beklenilen faşist uygulama kendisini gösterdi. Ten rengi beyaz olan ve Almanlara benzeyen mülteciler için bir sorun yoktu, onlar herhangi bir kontrol ya da aramaya maruz kalmadılar. Ancak ten renkleri kara olanlar, Almanlara benzemeyenler için geçiş o kadar kolay olmadı. Alman polisi kimlik kontrolü yaptı. Alman kanunlarında yakın zamana kadar mülteci kamplarında yaşayan mültecilerin bulundukları yerin 30 kilometre dışına çıkmaları yasaktı. Yeni uygulamaya geçen kanuna göre de mültecilerin bulundukları eyaletin dışına çıkmaları yasaktır. Bir mülteci bulunduğu eyaletin dışına ancak izin alarak çıkabilir. İzin alması için de gittiği yerde bir akrabasının adresini ve telefon numarasını vermek zorundadır. Bazı eyaletlerde bu ugulama daha yumuşak bir şekilde uygulanırken, bazı eyaletlerde ise daha sert olarak uygulanmaktadır.

23 Ağustos günü öğlenden sonra “Brek İsolation Kampı” na katılmak için gelenler Ertfurt tren istasyonunda toplandılar. Kampa gelmiş olanlar hemen birbirlerini tanıdılar çünkü onlar hep birbirine benzerler. Şahrin yabancısı oldukları hemen belli olur. Değişik bölgelerden gelenler öbek öbek istasyonun önünde biriktiler. Her kes birbirine Brek İsolation Kampı’na gelip gelmediğini soruyordu. Gruplar birbirleriyle tanışırken, yüksek sesle müzik çalan bir araba girdi meydana. Arabanın içinden saçları uzun ve örülü olan bir adam çıktı. Rahat ve seri hareket eden adam arabanın üzerine bir ses teşkilatı yerleştirdi ve konuşmaya başladı. Uzun saçlı siyah adam polislerin istasyon girişinde kamp için gelen insanları durdurup arama yaptığını söyledi. Alanda bulunan kitle polisin rasist olduğunu vurgulayan sloganlar attılar ve ayrımcı uygulamaları protesto içeriği taşıyan sloganlar attılar.

Alandaki diğer bir grupta yanlarında getirdikleri çok sayıda pankartı yere serdiler. Pankartların köşelerine taşlar yerleştirdiler. Rüzgarın pankartları uçurmasını böylece engellemiş oldular. Uzun bir süre tren istosyonunda konuşmalar yapıldı ve sloganlar atıldı. Akşam saatlerinde topluca kampa varmak üzere yola çıkıldı. Birkaç grup halinde tranvaya binildi. Kimse bilet almadı. No Border kampında da benzer bir yol izlenmişti. Topluca toplu taşıma araçlarına biniliyor ve bilet alınmıyor. Böylece fiilen paralı yolculuk geçersiz kılınmış oluyor. Topluca trene binen insanlar birbirleriyle sohbet etmeye devam ettiler ve her kes kamp yerinin ne kadar uzaklıkta olduğunu ve kamp yerinin nasıl olduğunu merak ediyordu. Tranvaydan inildikten sonra uzunca bir yol yürünerek kamp yerine varıldı. Kamp yeri ormanlık bir arazinin içinde bulunuyordu. Zaten burada yerleşik olan insanlar vardı. Alman devleti bu tip kamplara yer vermek istemiyor. Bu kampta yaşayan insanlar burasının etkinlik için kullanılmasını sağlamışlardı.

Göçmenler ve yerli anti kapitalistler kamp yerine ulaştıklarında kamp çadırları çoktan kurulmuştu. Topluca yapılacak olan seminer vb. etkilikler için ve internet ya da bilgilendirme çadırları daha büyük yapılmış, uyumak için yapılan çadırlar ise daha küçük olarak kurulmuştu. Yerli anti kapitalistleri de çadır ve yataklarını yanlarında getirmişlerdi. Topluca çadırlar kuruldu ve kullanım alanlarının eksiklikleri tamamlandı. Tuvalet, duş yeri, çöplerin tahliyesi gibi insanların gündelik yaşamlarını kolayca devam ettirmeleri için gerekli olan her şey düşünülmüş ve hazırlanmıştı.

Kamptaki ilk gün daha çok hazırlık çalışmalarıyla geçti. İkinci gün hazırlanmış olan plana göre etkinlikler gerçekleştirilmeye başlandı. Bu kampta yapılacak olan seminer ve panel türü etkinliklerin konusunu ağırlıklı olarak emperyalizm meselesi oluşturuyordu. Emperyalizm, emperyalizm ve savaş, emperyalizm ve ırkçılık gibi konu başlıkları belirlenmişti. Önce belirlenmiş konu üzerine hazırlanmış olan bir kişi sunumunu yapıyor ve ardından toplantıda bulunan tüm insanlar konu üzerine soru ya da kendi görüşlerini belirtiyorlardı. Emperyalizm konulu seminerde sunucu daha çok pratik yaşanmışlardan örnekler vererek konu üzerine sunumunu yaptı. Emperyalizmin sömürü ve kar üzerine kurulu bir ekonomik ve siyasal sistem olduğu vurgulandı. Emperyalizm pazar ve kar alanlarını ele geçirmek için hem sömürge ülkelerdeki doğayı ve hem de burada yaşayan insanların emeklerini talan ediyordu. Ülkelerindeki kar kaynaklarının ele geçirilmesi için yürütülen savaşlardan mağdur olan insanlar kendi hayatlarından gördükleri deneyimleri anlatarak emperyalizm gerçekliğini bütün çıplaklığıyla ortaya serdiler.

Break İsolation Kampı’nda dikkat çeken çok önemli bir özellik vardı. Kampa katılan insanlar hiç çekingenlik göstermeden kendi görüşlerini ifade ediyorlardı. Özellikle Afrika, Ortadoğu ve diğer sömürge ülkelerden gelen insanlar emperyalizmin sömürgeci ve baskıcı, katliamcı uygulamalarını yaşadıkları savaş ortamlarından örnekler vererek anlatıyorlardı.

Konuşmacıların her biri konunun ayrı bir noktasına değiniyorlardı. Bazı konuşmacılar pratik örnekler verirken bazı konuşmacılar da emperyalizme karşı mücadelenin yalnızca anti emperyalizmle sınırlanmasının doğru olmadığını, emperyalizme karşı mücadelenin kapitalizme karşı mücadele ile birliştirilmesi gerektiğini vurguluyorlardı.

Bu seminerlerin dışında çeşitli atölye çalışmaları vardı. Film,mülteci kadın sorunu, mültecilerin hakları, tiyatro, internet kullanımı gibi çok sayıda atölye vardı. Bu atölyelere katılmak isteyenler kendi aralarında gruplar oluşturup etkinliklerini gerçekleştirdiler. Mesela tiyatro atölyesi kısa süre içinde hazırladığı oyunlarını kamptakilere segilediler. Film ekibi film çekimi, kamera kullanımı konularında uzmanlar tarafından bilgilendiriliyordu. Her katılımcı bu atölyelerde işlenen konu ile ilgili kendi yeteneklerini geliştirme fırsatı buldu. Her kes teknik araçların kullanımı ve konu üzerine görüşlerini belirtme rahatlığını hissediyordu. Film ekibi senaryosunu oluşturdu ve çekimlerini yaptı. Film ekibi tarafından hazırlanan “Özgürlüğün Nüvesi” adlı filmin gösterimi gerçekleştirilecek.

Kadın atölyesi oldukça verimli geçti. Her ulustan kadınlar bir araya geldiler. Erkekleri etkinliklerine almadılar. Kendi bakış açılarıyla kendi insiyatiflerini geliştirdiler. Kendi sorunlarını ortaya koyup tartştılar. Kadın atölyesi gerçekleştirdiği toplantılarda önüne bir kadın konferansı gerçekleştirme hedefini koydu. …. Karawavane uzun yıllardan beri faaliyet yürütüyordu, bu yıl mülteci kadınların kendi hakları doğrultusunda mücadele edebilmeleri için etkili bir kadın çalışması yürütmeyi önüne somut bir hedef olarak koydu. İki gün boyunca mülteci kadınlar ve Karawane kadın aktivistleri ve Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) bir araya geldiler, mülteci kadınların sorunlarını ele alarak özgün bir kadın çalışmasının gerekli olduğunu görerek işe koyuldular. Kadın atölyesinde kadınların sorunlarını detaylı olarak yansıtacak bir dosya hazırlama kararı aldı ve 2013’te bir mülteci kadın konferansı örgütleme kararı aldı. Bu kadın konferansı Karawane’nin 13-16 Haziran 2013’te Berlin şehrinde gerçekleştirilecek olan Federal Almanya Cumhuriyeti’ne Karşı Uluslar arası Mahkeme’ye katılma ve mülteci kadınlar cephesinden Alman devletinin politikasının getirdiği baskı, haksızlık ve ezme politikalarını yargılama kararı aldı. Breiten Worbis mülteci kampına kadın delegasyonu da katıldı. Orada mülteci kadınlarla röportajlar yaptı. Kadınların mülteci kampında acil olarak sağlık sorunlarıyla ilgili desteğe ihtiyaçları olduğunu gördü. Aşırı izolasyon koşullarını yaşadıklarından dolayı dışarıyla hiçbir bağ kuramadıkları için onların sorunlarını açığa çıkartacak bir komite kuruldu.. Breiten Worbis’in kapatılma faaleyetinde kadınlar da bu mücadele içinde yer alma kararı aldı. Yereldeki kadın komitesi Almanya çapındaki Karawane kadın komitesinden de destek alarak Breiten Worbiste kadın çalışmalarına ağırlık verme kararı aldı. Aynı zamanda Break İsolation kampında kadın aktivistleri önümüzdeki faaleyetler için kadın pankartını hazırladılar. Pankartta şu slogan yazıyordu. “İzolasyona Karşı Birlik Ve 2013 Kadın Konferansı’na Aktif Katıl”.

Break İsolation Kampında her şey seminer ve atölyelerle sınırlı değildi. Gündelik yaşam da oldukça renkli geçiyordu. Her akşam iki yerde ateşler yakılıyordu. Ateşin etrafına toplanan insanlar müzik çalıp şarkılar söylüyorlardı. Bu gecelerden birinde planlanmamış bir şekilde ateş gösterisi yapıldı. Bazıları uzun bir sopanın iki ucunu yakıp çeşitli gösteriler yaptılar. Karanlığın içinde parlayan ateş yansıması oldukça enteresan bir görünüm oluşturuyordu.

Kampta çocuklar ve köpekler de vardı. Birbirleriyle oynayan çocuklar ve köpekler komik ve ilginç görüntüler sergiliyorlardı. Kampa katılanlar bir araya toplanıp resimler çekiniyorlardı. Bu resimlerde değişik renk ve görünümde olan insanlar güzel bir manzara oluşkturuyorlardı.

Yemekler ortak yapılıyordu. Her kes gönüllü olarak işleri yapıyordu. Gün içinde sürekli kahve ve çay bulmak mümkündü. Yapılan yemeklerin lezzeti de fena sayılmazdı doğrusu.. Yemekler daha çok vejeteryan ve vegan menülerinden oluşuyordu ama bazen etli yemekte yapıldı. Yemeği pişiren grup başka şehirden gelmişti. Kendilerine “Herkes İçin Yemek” olarak adlandıran bir anti ırkçı grup on gün boyunca yaptığı yemeklerle Karawane kampıyla dayanışmada bulundu.

Bunların yanında, Almanya genelinde var olan her kesimden anti kapitalist hareketin çok önemli teorik ve pratik sorunlarının da olduğunu bu kampı gözlemleyerek söylemek mümkündür. Avrupalılarda mücadelenin anti faşist aksiyon ile sınırlanması çok belirgin olarak gözlemeleniyor. Diğer yandan Ortadoğu ve doğu ya da Afrika kökenli solcular da ise mücadelenin anti emperyalizm ile sınırlanması söz konusudur. Bazen anti emperyalist mücadele kaygısıyla yerli ulusalcı diktatrlüklerin desteklenmesi gibi bir yanlış bakış açısı söz konusu olmaktadır. Tüm bu tabloya baktığımızda, dünya çapında var olan her kesimden anti kapitalist hareketin ya da devrimci hareketin bir teorik ve politik netleşmeye ihtiyacının olduğunu söyleyebiliriz.

Break İsolation Kampı boyunca pratik eylemlilikler de yapıldı. Erfurt’ta yakın bir bölgede bulunan Breiten Worbis mülteci kampı ziyaret edildi. Breiten Worbis mülteci kampı şehrin dışında kurulmuş bir kamptır. İnsan tarlaların içinde tek başına duran bu eski binayı görünce bir terkedilmiş hissi yaşıyor. Breiten Worbis mülteci kampından Break İsolation kampına gelen bir grup Afganistanlı mlteci ile randevulaşılıp topluca ziyarete gidildi. Yol tahmin edilenden daha uzundu. Mülteci kampında bir gün önce bizim gideceğimizi duyan yetkililer ekstra temizlik ve düzenlemeler yapmışlar. Ancak buna rağmen tuvaletler, mutfak ve odalar temiz değildi. İçerinin havasız ve nemli olduğu hemen anlaşılıyordu. Koridorda rastladığımız bir Ermeni kökenli mültecinin astım hastası olduğunu öğrendik. Adam nefes almakta zorlanıyordu. Mülteci kampında başka hastaların da olduğnu öğrendik. Örneğin bir mülteci bulaşıcı ve ölümcül bir hastalık olan Hebatit C virisü taşıyormuş. Daha başka çok sayıda trajik hikayelere tanık olduk. Mesela bir Kürt mülteci 12 yıldır Breiten Worbis’te yaşıyormuş ve sonunun ne olacağı belli değilmiş. Almanya’da akrabaları olanlar onların yanlarına giderek mülteci kampının boğucu orutamından kendilerini uzaklaştırıyorlar. Ancak buralarda herhangi bir yakını ya da akrabası olmayanlar sürekli bu kampta kalmak zorundalar. Mülteci kampında kalanlarla yaptığımız sohbetlerde bu kampta çok sayıda sorunun olduğnu öğrendik. Onlardan her ay bir miktar para kesildiğini öğrendik. Onlardan temizlik malzemesi için para kesiliyor fakat kampta yaşayan insanlara herhangi bir temizlik malzemesi verilmiyormuş. Breiten Worbis’te yaşayan mülteci kadınların sorunları iki kat daha fazla hissediliyor. Kadınlar hem geldikleri ülkelerdeki sistemden ve erkek egemen bakış açısından kaynaklı olarak hep ezilmişler ve hem de bu kampların boğucu ve yalnızlaştırıcı ortamında sıkışıp kalmışlar. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Gelecekte onları nelerin beklediğini bilmiyorlar. İki gün üst üste gerçekleştiridiğimiz Breiten Worbis mülteci kampının önünde pankartlar açıp yürüyüş yaptık. Kamptaki kötü ortamı kameraya aldık ve bir arkadaşımız bu kampla ilgili olarak bir rapor hazırlama görevi aldı. Mülteci kampında görevli olan Hausmeister (kamp görevlisi) ile görüşüp mültecilerin sorunlarını ve taleplerini ilettik.

Break İsolation Kamp’ına polisin ilgisi hiç eksik olmadı. Tren istasyonunda ve yollarda yaptığı kontrollerden başka, kampın bulundğu alanın üstünde sürekli helikopterle uçuşlar gerçekleştirdiler. Polis kontrolü ile ilgili toplantı gündemleri belirleyip bu kontrollere karşı ne tür eylemler ve tepkiler gerçekleştirebileceğimizi tartıştık. Kontrollerin gerçekleştirildiği tren istasyonuna gidilerek kontrolleri protesto içeriği taşıyan bildilerimizi dağıttık. Ayrıca polis kontrolüne karşı polisi kontrol altında tutma perspektifiyle sürekli eylem içinde bulunulması ortak görüşü ortaya çıktı. Polis bu kontrol mekanizmasını sıklaştırarak insanların haksızlıklara karşı itiraz etmelerini engellemek ve onları korkutmak istiyor. Polis kontrollerine karşı sürekli itiraz etmek ve inisanlar üzerinde yaraltılmak isitenen korku duvarının yıkılması için çalışmanın esas alınması karara bağlandı. Polisler helikopter kapısını açarak kampın fotoğrafını çekiyordu. Polis ve belediyeden bu kamp alanını kontrol etmek için geldiler fakat bizim itirazımız sonucunda polis kampa girmedi ve yalnıcza belediyeden bir yetkili kampı gezdi. Polis aynı zamanda sürekli çıkış kapısında bulundu ve kamp nöbetçilerine tehditler savurdu. Polis kampa gelen insanlarla konuşarak kampı bir an önce terketmesi için tutuklama tehditlerinde bulundu. Biz televizyonla birlikte Breiten Worbis mülteci kampına gitme kararı aldığımızda, orada bulunan mültecilere karşı kamp yönetimi insanları sınır dışı etmekle tehdit ettiler. Bundan dolayı Karawane aktvistleri bir televizyon kanalıyla ve bir delegasyonla bu kampa gitti. Oradaki yönetcileri heyetin geleceğini duyunca mültecileri etrafı temizlemeye zorladı ve temizlemeyenleri sınır dışı etmekle tehdit etti. Delegasyonun gittiği gün kampta polis ve kamp temsilcileri bulundu. Bu baskıları ve polis baskılarına karşı Karawane aktivistleri “artık yeter biz kendi kontlorülümüzü elimize alıyoruz, sivil itaatsizlik eylemleriyle sesinizi haykırın” çağrısıyla pazar günü için bir miting yapma kararı aldı. Aynı zamanda bu ikamet zorunluluğuna karşı bir eylem olacak.

Break İsolation Kampında 8 Eylül 2012’e start alacak olan çadır direnişçilerinin protesto yürüyüşü de gündeme alındı. Yürüyüşe katılacak olan yürüyüşçelerle birlikte bu yürüyüşün nasıl başarılı bir şekilde gerçekleştirilebileceği tartışıldı. Protesto yürüyüşü Wüsburg’tan başlayacak ve Berlin’e kadar sürecek. Daha önce kurulan direniş çadırlarının ardından bu sefer yeni bir eylem türü geliştirildi. Almanya’nın başkentine yürünerek mültecilerin sorunları ve talepleri en geniş kesimlere ve Almanya devletine duyurulmuş olacak. Yürüyüş yollarında nelerin yapılacağına dair toplantılar yapıldı. Daha önce bu tip yürüyüşlere katılmış olanlardan deneyim aktarımları oldu. Bu yürüyüş Almanya’daki mülteci direnişi için bir çıkış noktası olabilir. Mültecilere uygulanan sınır yasağı böylece hem fiili olarak geçersiz kılınmış olacak, hnem de mültecilerin eyleme geçerek haklarını nasıl alacaklarının bir örneği sergilenmiş olacak. Kampta bulunan bilgisayarlarla iltiyaç duyulan dökümanlar yazılıp anında baskısı yapılıyordu. Karawane ve The Voise, Berlin’e gerçekleştirilecek olan yürüyüşle ilgili görüşlerini içeren bir bildiri kaleme alıp baskısı gerçekleştirdi.

Film atölyesi kampta bulunulan süreler içinde çekimler yaptı. Röportajlar gerçekleştirdi. Senaryo hazırladı ve bir film yaptı. Kampın sonlarına doğru bu filmi gösterime sunma kararı aldı. Filmin senaryosu tutsaklık ortamı ile bu tutsaklık koşullarına karşı mücadele edenlerin başından geçen olaylar ve mücadele edenlerin hedefledikleri sınıfsız ve sınırsız bir dünyanın nüvesi olan Break İzolasyon Kampındaki gündelik yaşamdan görüntüler ele alındı. Ve son gün “Özgürlüğün Nüvesi” adlı filmin sunumu yapıldı.

Gerçekleştirilen atölye ve seminerlerde örgütlenme sorunları da ele alındı. Yeni bir Karawane grubunun nasıl oluşturulabileceği tartışıldı. Daha fazla mültecinin buralara getirilmesi ve örgütlenebilmeleri için nelerin yapılması gerektiği üzerine fikir alışverişinde bulunuldu. Merkezden yürütülen faaliyetlerin yetersiz olduğu ve yerel alanlarda örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilmesi gerektiği üzerine görüşler belirtildi. Zira mülteciler mücadeleden uzak tutulmak için çeşitli baskı ve denetim, korku mekanizmalarına tabi tutuluyorlar.Bu korku duvarılarını yıkabilmeleri için bilinçlenmeye ve harekete geçmeye ihtiyaçları var.

Bu kampta bulunan insanların çok farklı ve çeşitli kültür ve etnik yapılardan gelmeleri enternasyonal bilincin oluşması için bir avantaj sağlıyordu. İnsanların birbirlerini tanımaları birbirlerine karşı kafalarında bulunan ön yargıların kırılması açısından kampın yapıcı bir etkisinin olduğu görülüyordu.

Break İsolation Kampı’nın sonlarına yaklaşılırken, önümüzdeki günlerde ve yıllarda nelerin yapılması gerektiği üzerine planlamalar yapıldı. Kadın konferansının tarihi belirlendi ve Urisalo davasıyla ilgili Berlin’de üç gün sürecek olan bir halk mahkemesi gereçekleştirilmesi kararı alndı. Bir dahaki yıl gerçekleştirilmesi tartışılan yeni bir Karawane kampı için fikir alışverişinde blunuldu.

Kampın son günü gösterme sunulan kısa film çok beğenildi. Filmden sonnra izleyiciler filmi yapan film komitesine çeşitli sorular yönelttiler. Bir izleyici filmin hazırlanması için ellerinde ne kadar materyal olduğunu sordu. Başka bir izleyici oyunculara teşekkür etti. Filmin içinde geçen F Tipi hapishanenin ne olduğunu sordu. İlgili oyuncu F Tipi hücre sisteminin izolasyon özelliği taşıdığını ve Türkiye devletinin izolasyon tipi hapishaneleri hayata geçirmek için çok uğraştığını anlattı. Türkiye devleti daha önce bir kaç defa devrimci tutsaklarığn kolektif yaşamını dağıtmak için izolasyon hücrelerini hayata geçirmeye çalışmış fakat tutsakların direnişi dolayısıyla bunu başaramamı. Süresiz açlık grevi, ölüm orucu, barikat gibi çeşitli direniş biçimleriyle devrimci tutsaklar bu saldırıları püskürtmüş. 1996’da izolasyon tipi hapishaneleri açma denemesi 12 devrimcinin açlık grevlerinde ölmesinin ardından geri püskürtülmüş. Fakat 2000 yılında tüm hapishanlere gaz bombaları, kimyasal silahlarla saldıran devlet çok sayıda devrimci tutsağı katlederek onları F Tipi izolasyon hücrelerine sevketmiş. Çok sayıda devrimci bu direnişilerde yaşamını yitirmiş ve çok sayıda devikrmci de sakat kalmış. Türkiye’deki mücadele tarihinden örnekler veren oyuncu hücre tipi hapishanelerin Avrupa’dan alındığını ifade etti. Fakat Türkiye’de devrimciler direndiği için bu izolasyon tipi hapishaneleri hayat geçirmek Avrupa’daki gibi kolay olmamış.

Break İsolatin kampının son gününde Erfurt tren istasyonunda bir gösteri düzenlendi. Polis kontrollerine karşı polisi kontrol et sloganıyla gerçekleşitirilen gösteride çeşitli konuşmalar yapıldı. Polisin kontrolleri ve insanlar üzerinde estirdiği terör protesto edildi. Herkes İçin Yemek ekibi tren istasyonunuda da isanlara yemek dağıttı. Devletin baskıları ve mültecilerin hareket alaanını daraltarak izole ettiği politikalar eleştirildi. Gösterinin sonunda, Kürtçe bir türkü eşliğinde topluca özgürlük halayaı çekildi. Bir konuşmacı bu halayın özgürlüğe giden bir halay olduğnu belirtti.

10 gün boyunca bir arada yaşayan insanlar vedalaşırken hüzünlüydüler. Birbirleriyle çok şey paylaşmışlardı. İnsanlar birbirleriyle kurdukları bağları sürdürmek için adres ya da telefaon numarası alışverişinde bulunuyorlardı. Break İsolation kampında sıcak ve samimi bir ortdam vardı. Bu insanlar üzerinde olumlu bir etki bıraktı. Aktivistler iki duyguyu bir arada yaşıyorlardı. Hem ayrıldıkları için hüzünleniyorlardı, hem de mücadeleyi daha iyi sürdürebilmek için teorik ve pratik olarak yeni perspektifler kazandıkları için seviniyorlardı. Her kes birbirine sarıldı, iyi dilekler iletilerek birbirlerine gülümseyerek ve el sallayarak vedalaştılar.

İZOLASYON VE YALNIZLAŞTIRMAYA KARŞI ÖZGÜRLÜK VE ORTAKLAŞMA

Bazı biyologlar insan geninin bencil olduğunu iddia ederler. Buradan yola çıkarak da insanların eşit, özgür, komünal bir dünya yaratamayacaklarını savunurlar. Gerçek bu iddanın tam tersidir. Zira insanın alet kullanması, beynini geliştirmesi ve oradan da bir kültürel varlığa ulaşması ortak yaşarlık sayesinde olmuştur. İnsan toplumu ne zaman ki bu ortak yaşam niteliklerinden uzaklaşmaya başlamışsa, insanlıktan da o kadar uzaklaşmaya başlamıştır. Meta üretimi, sınıfların ortaya çıkması, uluslara bölünme ve kapitalist emperyalist dünyanın yeryüzüne hakim olması insanı yalnızlaştırmış, yabancılaştırmıştır. Bu durum genetik yapısı yalnızlaşmaya uygun olmayan insanın psikolojik problemler yaşamasına yol açmıştır. Özellikle emperyalist metropol ülkelerde yaşayan insanlar derin bir yalnızlaşma yaşamaktadır.

Bu kısa tespitten yola çıkarak; insanın kaybettiği ortakçı topluma yeniden dönme mücadelesi aslında kaybettiği insanlığa yeniden geri dönme mücadelesidir diyebilriz.

Break İsolation kampı savaş, devrimci mücadele, işsizlik gibi nedenlerle yaşadıkları coğrafyaları terketmek zorunda kalmış olan biz mültecileri bir araya getirdi. Bizler gönüllü olarak seevdiklerimizden kopup buralara gelmedik. Bizleri göç etmeye zorlayanlar sermaye sahipleridir. Dakkat edilirse göç etmek zorunda kalanlar hep yaşadıkları coğrafyaların yerlileridir. Gözünü para bürümüş sermaye sınıfı her yeri sömürü pazarı haline getirmek için oraların yerlilerini kovuyorlar ya da göç etmeye zorluyorlar. Dikkat edilerse tüm yerlilerin ortak özelliği de komünal bir hayat sürdürmeleridir. Yerlerinden göç etmek zorunda bırakılmış biz dünyanın yerlileri olarak gelip emperyalist Avrupa ülkelerinde birbirimizi yeniden buluyoruz. Çünkü bizim kaderlerimiz aynıdır. Buralarda da aynı izolasyon ortamında bir arada bulunuyoruz.

Break İsolation kampında bir araya gelen dünyanın her yerinden gelmiş olan devrimciler olarak kapatılmışlıktan, yalnızlaşmadan ve dünyanın giderek yok edilmesi tehlikesinden nasıl kurtulabileceğimizi tartıştık. Bu kampa gelmiş olan Doğulu, Kuzeyli, Güneyli arkadaşların aslında sanıldığı gibi cahil olmadıklarını gözelmelemek mümkündü. Çünkü biz kapitalizmin yarattığı tahribattan birinci dereceden etkilenen insanlarız. Kapitalizme karşı mücadele ettiğimiz zaman da gerekli olan teorik donanıma ulaşabiliyoruz. Mücadele insanı eğiten en iyi okuldur. Topraklarında siyanürlü maddeyle altın çıkartılmasına karşı mücadele eden bir köylü kadın Marksizmden söz ediyordu. Bu köylü kadının teorik birikimi bana çok çarpıcı gelmişti. Break İsolation kampında da Arap coğrafyasından, Afrika’dan ya da dünyanın diğer sömürge coğrafylarından gelmiş olan genç ya da yaşlı, kadın ya da erkek insanların kapitalizme isyan ettikçe nasıl bir felsefi bilgiye uluştıklarına tanık oldum. Bu durum beni sevindirdi. Bizler dünyanın “geri” diye nitelendirilen coğrafyalırından “ileri” diye nitelenen Avrupa coğrafyasına mücadele dinamiği kazandırıyoruz. Bir seminer sırasında Alman bir devrimci Avrupa’da insanların büyük ölçüde mücadelenin dışında durduklarını dile getirdi. Evet şimdilik gerçek durum budur. Emperyalist ülkeler yeni sömürge ülkelerden elde ettikleri artı değerle kendi vatandaşlarına rahat bir yaşam sağlayabiliyor. Ancak bu durum giderek değişecektir. Çünkü devrimci mücadeleler sayesinde Avrupa coğrafyasında verilmek zorunda kalınan tüm haklar yavaş yavaş geri alınıyor. “Sosal devlet” olgusu artık tasfiye ediliyor. Emeklilik yaşı yükseltiliyor ve diğer sosyal haklardaki kısıtlamalar devam ediyor. Biz barbar diye nitelenenler adına Avrupa’da donmuş olan mücadeleyi dinamize edeceğimizi ve onlara bir barbar aşısı yapacağımızı söylediğimde, Afrikalı bir devrimci “aşı yetmez tekmelemek gerekir” diyordu.

Break İsolation kampında kültürler iç içe geçmişti. Farklı kültür ve renkten insanların bir arada olması ve ortak bir yaşamı paylaşması çok güzeldi. Hitler dünyayı tanrıya sarışın mavi gözlü tek bir ari ırkı olarak sunacağını söylüyordu. Neyse ki gene dünyanın devrimcileri Hitleri yenilgiye uğrattı. Biz de bunun tam tersinin mümkün olduğunu kanıtlıyoruz. Her renkten her dilden ve her cinsten insanın bir arada yaşayabileceğini ve böyle yaşamın güzel olduğunu kanıtlamış oluyoruz. İnsan düşüncesine sonradan giren ıkçılık, ben merkezcilik, bencillik gibi gerçek doğal insana yabancı olan hastalıkları yenmeye çalışıyoruz.

Her yöreden yemek çeşitleri yaptık. Yemek masalarını yan yana getirip masa tenisi oynadık. Ateşler yakıp etrafında Farsça, Türkçe, Kürtçe, Afrikanca, Portekizce, İtalyanca, Almanca, Fransızca türküler, şarkılar söyledik. Ama kolay anlaştık çünkü mücadele edenlerin evrensel bir kültürleri de oluşuyor. Mesela Çav Bella şarkısını hangi dilden söylersek söyleyelim her kese tanıdak geliyor ve her kes eşlik edebiliyor. Mücadele edenler aynı zamanda yeni bir kültürün oluşmasına da katkıda bulunuyorlar.

Mücdele ederken tutuklanıp hapse atılan arkadaşlarımızı da unutmadık. Almanya cezaevinde bulunan Deniz için imza topladık. Onun izole edilmesine karşı dayanışma dileklerimizi iettik.

Break İsolation kampında henüz Almanya’da var olan göçmenlerin az bir kısmının politik mücadeleye dahil edilebildiğini gördük. Ancak bu tip ortak faaliyetlerin giderek daha fazla insana ulaşabileceğinin işaretlerini aldık. Değişik deneyim ve birikimlerden gelen insanların bu tip yerlerde bir araya gelmesi mücadelenin nasıl gelişip yaygınlaştırılabileceğine dair öğretici bir durumun oluşmasına yol açıyor.

Daha geniş bir çerçeveden düşünmemiz gerekiyor. Onyıllardır yürütülen faaliyetlerde belli bir deneyim oluşmuş durumda. Şimdi bu deneyimlerin teorik ve pratik olarak genelleştirilmesne ihtiyaç vardır. Çünkü dünya devrimci hareketi bir teorik ve pratik tıkanma içindedir. Elimizdeki araçları etkin bir şekilde kullanarak dünya devrimci hareketinin yaşadığı bölünme ve tıkanmalara müdehale etmemiz gerekir. Artık devrimci hareketin farklı fraksiyonlara bölünmesini nasıl önleyebileceğimizi ve hareketi bir potada nasıl birleştirebileceğimizi düşünmemiz gerekir.

Break İsolation kampının final aşamasında hep birlikte çektiğimiz halay çok anlamlıydı. Çünkü halay, komünal hayatı yansıtan bir ritüeldir. Hep bir arada ve aynı anlamı taşıyan vücut hareketleri yalnızlaştırmaya karşı bir direnişi simgeliyordu. Kapitalizm bizi birbirimizden kopartıp izole ediyor. Biz ise tam tersine bizi birbirimize bağlayan halaylar oluşturmalıyız. Ortak insan gücünü ve ortak insan düşüncesini yenebilecek hiçbir güç yoktur. Bu, dünyanın değişik yerlerinde defalarca kanıtlanmıştır.

Yaşasın insanlaşma ve ortaklaşma mücadelemiz.

Kaynak:thecaravan.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*