Anasayfa » GÜNDEM » AKP oyunu nasıl yükseltti?

AKP oyunu nasıl yükseltti?

AKP’nin oy oranı 2009 yılında ekonomik kriz, artan işsizlik, düşen ücretler nedeniyle yüzde 37′ye kadar gerilemişti. Son 1 yıldaki ekonomik toparlanma, kısmi istihdam artışı AKP’nin oy oranını yeniden yükseltmesinde önemli etkenlerden biri oldu.

AKP’nin oy oranı seçimlerin bir hafta öncesine kadar yüzde 45-47 aralığında görünüyordu. AKP’ye oy verenlerin yüzde 5′i kararlarını son 1 ay içinde, yüzde 13′ü ise kararlarını son 1 hafta içinde veren kararsızlardan oluştu.

AKP son bir hafta içinde emeklilere birkaç yüz lira maaş artışını öngören intibak yasası, sözleşmelilerin bir kısmını kadroya geçirme ve sözleşmeli alımı gibi bir dizi vaatle son günlerde birkaç puanlık oy artışı sağladı.

Kürdistan’da gerileyen ve beklentisi kalmayan AKP’nin, Hopa ve Öcalan’ın idamı üzerinden son günlerde yaptığı kan güdücü çıkışlarla, özellikle Orta Anadolu ve sahil şeridindeki milliyetçi kesimler ve beyaz Türklerden de bir iki puan aldığı hesaplanıyor.

Yine son haftalara sıkıştırılan (Genelkurmayın tatbikat iptali ile ufak çaplı bir krize yol açan) yeni üst düzey subay tutuklamaları ve 12 Eylül generallerinin göstermelik soruşturmaları da, Ergenekon ve Silivri üzerinden eklektik siyaset yapmaya çalışan CHP ve MHP’ye ve asıl kendi kitlesine yaptığı bir güç gösterisi olarak kayda geçti.

Bununla birlikte AKP’ye oy verenlerin yüzde 80′inin kararlarını 2 ay önce vermiş olması, yüzde 77′sinin AKP’yi “tam benimsediğim parti” olarak tanımlaması, AKP’nin oy tabanında salt gündelikle sınırlı olmayan bir genişleme ve beklenti yarattığına işaret ediyor.

“Oy tercihinizde partinin kendisi mi, lideri mi, politikaları mı daha etkili?” sorusuna, AKP’ye oy verenlerin yüzde 47′si lideri, yüzde 41′i politikaları, yalnızca yüzde yüzde 12′si partinin kendisi yanıtını veriyorlar. AKP’nin oylarının büyük kesimini işçilerden ve yoksul emekçilerden aldığı düşünüldüğünde, bu kesimlerde karizmatik güç, etki ve kesin irade sahibi lider imajı halen önemli bir rol oynuyor. Bu kesimler açısından ezikliğe, hiçleştirilmeye, itibarsızlığa karşı (tam da kendilerini sömüren ve ezen sınıf ile) bir güç, itibar, konum artışı yanılsamasıyla bir özdeşleşme nesnesi haline geliyor.

AKP’nin gençlik, kadınlar, aydınlar dahil toplumun hemen her kesiminde kendi kadrolarını ve örgütlülüklerini yaratmış en organize burjuva partisi olmasına, seçim sürecinde 1 milyona yakın kişiyi seçim çalışmalarında şu veya bu ölçüde etkinleştirdiği bilinmesine karşın bu şef kültü ve aşırı merkeziyetçi yapısı onun hem en güçlü hem de en zayıf yanlarından birini oluşturuyor.

Ancak AKP’nin milyar dolarların gücüyle ve her türlü devlet olanağını seferber ederek yarattığı etkinin salt şef kültünden ibaret olmadığını, seçim kampanyası ve politikalarının da belirgin bir etkisi olduğunu görmek gerekir. Burjuva politikasının en pespaye ve geleneksel enstrümanları olan milliyetçilik, din, aile, gelenekçilik ile harmanlanıp dolgulanan ve çok yoğunlaştırılmış neoliberal “ekonomik kalkınma ve büyüme, istikrar, hayaldi gerçek oldu, 2023 Türkiye” söylemlerinin geniş kitlelere de şu veya bu düzeyde benimsetilmiş bir burjuva “vizyon” düzeyine yükseltilmesinde sağladığı etki bunun kadar etkili oldu.

CHP’nin son bir iki ay hatta son haftalarında birbiri ardına açıkladığı neoliberal demokrasi eksenli akademik dilli “projeleri” kendi tabanı açısından bile havada ve dışsal kalıp, geleneksel kemik tabanını da bu yönde harekete geçiremezken, AKP’nin oldukça planlı, organize, sistematik, istikrarlı ve nakşedici seçim kampanyasının etkisi, yalnızca büyük çaplı propaganda makinesinin gücünden kaynaklanmıyor.

1- Neoliberal ekonomi politika ve programını, saf “proje” biçimiyle değil, burjuva politikasının en eski enstrümanları olan milliyetçilik, din, aile, gelenekçilik, popülizm vb ile iç içe geçirip harmanlayarak, hitap ettiği her kesimin sınıfsal-toplumsal-kültürel şekilleniş, en ilkel içgüdü, algı ve beklentilerine uyarlayarak “içerdenleştirdi”.

2- Yine burjuva politikasının en geleneksel enstrümanlarından korku politikalarını da etkin biçimde kullandı. Bu korku politikaları açık veya örtük olarak Türkiye’nin önceki geri kapitalizm koşullarına dönüşten, uluslararası planda itibarsız ve ezik ülke ve toplum olmaya, “askeri vesayet”ten rejim krizine, “terör”den din ve aileye, Yunanistan’daki ekonomik çöküntüden Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki siyasal-toplumsal sarsıntılara kadar geniş bir yelpazede kullanıldı. Bunlarla da kodlanarak verilen “büyüyen ve güçlenen Türkiye, siyasal otorite, istikrar” mesajı da, göreci ve “olan olması gerekendir”ci bir idealizasyonla sunuldu.

3- “Hayalleri gerçekleştirme ve Türkiye 2023” söylemleri de, AKP kampanyasının kitleler içinde en etkili araçları oldu. (Bkz. “Burjuva partilerin vaatlerine oy yok” ve “Türkiye 2023” yazılarımız.) “AKP’nin istikrarı sürdürme ve hayalleri gerçekleştirme söylemi oy tercihiniz üzerinde etkili oldu mu?” sorusuna AKP seçmenlerin yüzde 86′sı “evet” yanıtı veriyor.

4- AKP’nin seçim kampanyasında en etkili olan söylem ve vaatlerde “Güneydoğu-Kürt meselesiyle ilgili yaklaşımı” (yüzde 69), istihdam, gecekondudan TOKİ konutlarına geçiş, marka kentleşme, uluslar arası prestij artışı vb vaatlerini de içeren “büyükşehir belediyeleri konusunda açıkladığı projeler” (yüzde 67), “yeni anayasa önerisi” (yüzde 66) baş sırayı alıyorlar. Birincisi Kürt sorununda geniş kitleler içinde, neoliberal demokrasi içinde bir nebze ehlileştirilmiş olsa da, şovenizm milliyetçilik anti-terör konularının derin etkisini gösteriyor. İkincisi (kent, belediye projeleri) ve üçüncüsü (anayasa) konuları ise, AKP’nin burjuvazinin gündemlerini, çıkarlarını ve programını kitleler içinde gündemleştirme ve benimsetme, bunları herkesin çıkarına gibiymiş sunma ve kitleleri bunlara odaklama konusundaki “başarısını” gösteriyor. (Örneğin CHP TÜSİAD’ınkine daha yakın bir Anayasa raporu olmasına ve asıl bu misyonla “AKP’nin neoliberal demokratik açılımlar konusunda hız kesmesi”ne karşı öne sürülmesine karşılık, parça projeler dışında bir Anayasa iddiası ve gündemleştirmesi ortaya koyamadı. Bu da CHP’nin süreçteki “yedek” ve “kolaylaştıcı” rolünü baştan kabul ettiğini gösteriyor.)

Buna karşılık, CHP’ye oy verenlerde temel etkenin “parti” olması, “lider” ve “politikalar”ın daha sonra gelmesi, geleneksel CHP algısının sürdüğünü, son ay ve haftalarda ardı ardına açıkladığı “projeler”ini geniş kitleler içinde gündemleştirecek bir politika ve organizasyon yetisine henüz sahip olamadığını gösteriyor. Bununla birlikte CHP’ye oy verenlerin yüzde 68′inin “özgürlük ve demokrasi konusunda açıkladığı projeler”in, yüzde 42′sinin ise “aile sigortası” vaadinin etkili olduğunu belirtmesi, CHP’ye oy verenlerin 3′te ikisinin kadınlardan oluşması (Baykal döneminde bu oran 3′te 1 idi), CHP’de gerçekleştirilen siyaset mühendisliğinin ve neoliberal siyaset dönüşümünün belli bir etkide bulunmaya başladığını da gösteriyor. CHP’nin geleneksel tabanından belli bir kesimin de AKP’nin milletvekili sayısının yükselmemesi için MHP’ye oy verdiği de tahmin ediliyor.

CHP seçimlerden ağır bir yenilgiyle çıktığı, geçiş yaptığı neoliberal siyaset düzlemi ve AKP’nin sosyal liberal versiyonu olma çabasının bir sonuç vermediği izlenimi yaygın. CHP sosyal liberal yeni imajı ve projeleri ile geleneksel kadroları ve tabanı arasında hayli eklektik bir durum sergiledi. Bununla birlikte, CHP’yi küçümsememek gerekir. Emperyalist burjuvazi ve Tüsiad’ın CHP’yi AKP’ye hem ayar çekme hem de onun gediklerini yamama partisi (örneğin AKP ile BDP arasında bir uzlaşma halkası, AB ve yeni anayasa süreçleri vb) olarak ısındırması, liberal sol’un rüzgarını da arkasına almaya başlamasıyla, sosyal neoliberal siyaset düzlemine geçiş organizasyonunu da (geçireceği iç sarsıntının ardından) tamamladığı ölçüde etkisini artırabilecek, en azından neoliberal demokrasi ve burjuva parlamentarizmin, yeni neoliberal anayasa sürecinin toplam etkisini artıracak ve burjuvazi açısından kolaylaştıracak bir rol oynayabilecektir.

Bununla birlikte AKP’nin ilk kez oy kullanan yeni ve en genç seçmenler içinde (4 milyon kişi) etkisinin görece düşük olduğu, toplam oylarının yalnız yüzde 9′unun yeni seçmenlerden geldiği görülüyor. Bu oran BDP (yüzde 5) ve MHP de (yüzde 6) daha düşükken, CHP de görece daha yüksek (yüzde 13), diğer küçük partiler açısından ise yüzde 18′i buluyor. Belli bir siyasal kutuplaşma ve gelenek içinde şekillenmemiş en genç seçmen kitlesinin, farklı söylemlere daha açık olabildiğini buradan da görmek mümkün.

Oy tercihinde hangi araçlar daha etkili oldu sorusu, sırasıyla liderlerin TV konuşmaları, parti yöneticileri ve milletvekili adaylarının kitlelerle konuşmaları, mitingler, TV reklamları yanıtları veriliyor. Seçim broşürlerinin etkisi ise en düşük düzeyde. Görsel, sözlü, medyatik, yüzyüze iletişimin yazılı iletişime göre etkisinin çok daha yüksek olduğu görülüyor. Bununla birlikte AKP’nin medyatik, görsel, sözlü, yüzyüze, yazılı iletişimi en yoğun ve birleşik bir etki yaratarak kullanması, toplumun her kesimi içinde örgütlü olması, ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel politika ve örgütlenmeleri iç içe geçirerek kullanması, etki gücünü artıran noktalardır.

(İpsos Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün seçim günü, 30 ilde 1200 seçmenle yaptığı anket çalışmasından ve çeşitli seçim analizlerinden yararlanılmıştır.)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*