Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Afrin-Menbiç-İdlip-Bab hattında karmaşık jeo-stratejik denklemler…

Afrin-Menbiç-İdlip-Bab hattında karmaşık jeo-stratejik denklemler…

Afrin’e Suriye ordusu değil, İran, Hizbullah ve Suriye desteğiyle Halep kırsalında cihadçı çetelere karşı savaşan “Ulusal Savunma Güçleri” olarak bilinen Suriye milis güçleri girdi.

Halep üzerinden Afrin’e giden iki ağır silahlı konvoy, TSK’nın top bombardımanına uğradı. İki konvoydon birinin Afrin’e girdiği ve Afrin halkı tarafından coşkuyla karşılandığı, diğerinin ise geçici olarak durduğu, ancak “Ulusal Savunma Güçleri”nin Afrin’e silah ve milis sevkiyatına devam edeceği belirtiliyor.

Suriyeli milis güçleri, İŞİD’e karşı İran ve Hizbullah desteğiyle kuruldu. İran ve Hizbullah komutasında hareket ediyor. Suriye ordusunda asker olmamakla birlikte, maaşlarını Suriye’den alıyorlar.

“Ulusal Savunma Güçleri”, 2013-16 döneminde, cihatçı çetelerin Rojava’ya saldırıları sırasında da yer yer YPG’ye destek vermişti. TSK-ÖSO çetelerinin Afrin saldırısı başladığında da Afrin’e destek vermek istedikleri ancak, Suriye rejiminin ilk elde Rusya onayının olmaması nedeniyle buna izin vermediği belirtiliyor.

Milis güçlerinin Afrin sınırlarında savunma hattı oluşturması, TSK-ÖSO’da saldırı geldiği durumda karşılık vermesi bekleniyor.

Suriye ve Afrin’de ABD, Rusya, İran, Türkiye, Suriye, YPG arasında oldukça karmaşık ve dinamik bir denklem sözkonusu.

TSK-ÖSO harekatının 1 ay içinde Afrin’de önemli bir ilerleme kaydememiş olması, YPG ve Afrin halkının direnişinin gücü, yanısıra İran ve Suriye’nin TSK-ÖSO harekatına karşı rahatsızlık ve tepkilerinin artması, Türk devletinin Afrin harekatına koşullu bir onay vermiş olan Rusya üzerindeki basıncı da artırmış görünüyor.

Erdoğan’ın Suriye ve İran’ın Afrin’e müdahil olmasına karşı Putin ile yaptığı görüşmeyle aşağı yukarı eşzamanlı olarak, YPG üst düzey komutanları da Moskova’da ağırlandı. Suriye ile YPG görüşmeleri de Rusya’nın gözetiminde yürütüldü.

Ardından Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un,

“Türkiye’nin güvenlik çıkarları, Şam ile doğrudan diyalog yoluyla tamamen korunabilir…Türkiye’nin kaygılarını ve Kürtlerin arzusunu kabul ediyoruz. Kabul etmediğimiz ve karşı çıktığımız husus, yabancı güçlerin jeopolitik ve dar görüşlü amaçlarına ulaşmak amacıyla Kürt halkının meşru çıkarlarıyla hiçbir alakası olmayan gündemlerini Suriye’de öne çıkarmak için bu arzular üzerinde spekülasyon yapma girişimleridir.”

açıklaması geldi.

Rusya, Türkiye’yi Esad rejimini tanımaya zorluyor. Bu, dolaylı olarak, “Afrin ve Suriye Kürtleri meselesi Suriye’nin iç işleridir” demeye geliyor ve Türkiye’ye verilen Afrin harekatı vizesinin kaldırılabileceği tehditini (Afrin hava sahasının Türkiye’ye kapatılması, vd) içeriyor. Rusya’nın, aynı zamanda, yeniden ABD ile anlaşma arayışına giren Türk devletine, Afrin üzerinden bir ayar çekmek istediği de görülüyor.

İran destekli Suriye “Ulusal Savunma Güçleri” milislerinin Afrin sınırlarında ağır silah sevkiyatıyla birlikte bir savunma hattı oluşturması, Türkiye’nin Menbiç’e yönelmesinin de önünü keseceğinden ABD’nin de işine geliyor. Bununla birlikte Suriye’nin İdlip ve Bab üzerindeki basıncını da artırıyor. Aslında jeo-stratejik bir eksenden yürüyen, emperyalist ve bölgesel tekelci kapitalist güçler arasında (ABD, Rusya, İran, Türkiye, Suriye) Menbiç, Bab, İdlip, Afrin hattı üzerinde nüfuz ve kontrol mücadelesidir.

ABD ve Rusya’nın her ikisi de, bu bölgede YPG’siz bir hareket şansları olmadığını görüyor, onu kendi yanlarında tutmaya çalışıyor. ABD “Menbiç’i müttefiklerimizle koruyacağız” derken kastettiği YPG’dir. Rusya ise, İran destekli Suriye milis güçleri ile YPG ittifakına yeşil ışık yakarken, İdlip ve sonra Bap üzerindeki basıncını artırmış, ve Türkiye’yi tümüyle Suriye denkleminden düşürmekle tehdit etmiş oluyor. Afrin direnişiyle bir kez daha PYD/YPG’siz bir Suriye denkleminin imkansız olduğu görülmüş bulunuyor.

Rusya-İran-Suriye ittifağının, Afrin-İdlip hattında fiilen ve milis güçleri seviyesinde bir İran-Suriye-YPG ittifağı oluşturmaya yönelmesi, ABD’ye Rusya’ya yaslanarak kafa tutarmış gibi yapan Türkiye devletinin yalnız Afrin harekatını değil Suriye’de yer tutma, ve yayılma politikalarını bir kez daha yokuşa sürüyor. Türkiye’yi, şimdiden yolunu yapmaya çalıştığı gibi yeniden ABD eksenine yamanmaya itebilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*