Anasayfa » GÜNDEM » Adalet yürüyüşü ve mitingi üzerine: “Adalet diye yürüyon ama bizim maaşları vermiyon!”

Adalet yürüyüşü ve mitingi üzerine: “Adalet diye yürüyon ama bizim maaşları vermiyon!”

Yazımızın başlığı CHP’nin ‘adalet yürüyüşü’ne dair gerçek bir anektoda ilişkin. CHP İl Teşkilatında da yer alan bir müteahhit patron adalet yürüyüşündeki fotosunu paylaşınca, ücretlerini ödemediği inşaat işçileri de altına yorum yapıp soruyor: “Adalet diye yürüyon ama bizim maaşları niye vermiyon?” Patron adalet yürüyüşü sırasında olay büyümesin diye ertesi gün ücretleri yatırmak durumunda kalıyor.

CHP adaletinin sınıfsal içeriğine dair bir fikir veren gerçek bir yürüyüş anektodu ile başladık.

CHP’nin adalet yürüyüş ve mitingine dair “bir kısım büyük burjuvazi”nin yorum ve mesajıyla devam edelim. CHP’nin Maltepe’deki Adalet Mitingi’nde Kılıçdaroğlu’nun konuşması sürerken, sermayenin ilk açıklaması TÜSİAD başkanından geldi. TÜSİAD başkanı Erol Bilecik, Twitter’dan; ‘tam istediğimiz gibi’ dercesine;

“Çok sade, çok net ve çok masum. Üstelik küçük harflerle ifade edildiğinde daha etkili…”

mesajını paylaştı.

CHP’nin adalet yürüyüşünün başladığı ilk günlerde, TÜSİAD’ın adalet konusuna ilişkin açıklamasını CHP’nin yönelimiyle karşılaştırıp şu değerlendirmeyi yapmıştık:

“CHP’nin de çizgisi üç aşağı beş yukarı bundan ibarettir, ve yine asıl işlevi “devletin bekasını korumak” olan “kontrollü sokağa çıkışı” da bu çizginin dışında değildir. “Bir kısım sermaye güçleri”nin de AKP ve Erdoğan’ı bir nebze frenlemek ve sermaye mutabakatı doğrultusunda sıkıştırmak için, asıl olarak da AKP-Erdoğan böyle gitmeye devam ederse daha radikal kitle direniş ve patlamalarının ortaya çıkma dinamiklerine karşı bir kontrol sübapı olarak CHP’yi biraz arkadan ittiriyor olmaları da muhtemeldir.

CHP, HDP, eski AKP ve ANAP milletvekilleri, liberal aydın, yazar, sanatçı ve gazetecilerden oluşan 1000 imzalı “yan yanayız, bir aradayız” bildirisi, yanısıra CHP’nin büyük sermaye kesimlerinin de karşı çıktığı kıdem fonu tasarısına karşı 3 sendika konfederasyonu patronluğunu bir araya getirerek düzenlediği “kıdem tazminatı çalıştayı” bu yöndeki diğer bazı verilerdir.” (http://devrimciproletarya.net/adalet-yuruyusu-uzerine/16 Haziran 2017)

TÜSİAD başkanının CHP adalet mitingini ve Kılıçdaroğlu’nun miting konuşmasını açıkça öven ve destekleyen mesajıyla, şimdi durum biraz daha netleşmiş oluyor!

Türkiye büyük burjuvazinin bir kesimiyle CHP’nin tutum ve politikaları arasındaki bu paralelliklerin pek de raslantı olmadığını görmek için, hileli referandum sürecine de bakılabilir. TÜSİAD daha oyların sayımı bitmeden belirginleşen hileli referandum sonucunu onaylayacağını belirtmiş, ancak AKP-Erdoğan’ın referandumda yaşadığı irtifa kaybını zaafını da değerlendirerek, klasik yeniden yapılandırma program ve istemleri çerçevesinde bir sermaye mutabakatına çevrilmesini istemişti. CHP de, hayır!ın arkasında durmayıp hileli referandumu meşrulaştırarak, -kendi tabanından ve soldan büyük tepki çeken- bir “bekleyiş” içine girmişti.

Ne oldu da “beklenen an” geldi, ve CHP “çok sade, çok masum, küçük harflerle”, yani kontrollü bir yürüyüş ve miting için harekete geçti?

Türkiye burjuvazisi içinde bir yandan ortaklaşma ve mutabakatlar, diğer yandan alttan alta güç, paylaşım ve strateji savaşımları, her yeni durum ve durum değişimiyle birlikte canlanarak devam ediyor. Türkiye’deki bu sermaye mutabakat ve mücadeleleri, küresel kapitalist mali oligarşi içindeki mutabakatlar ve eğilimler savaşımının bir parçası. Bu savaşım Trumplar, Brexitler, Macronlar, Merkeller, Putinler vb hamleler ve karşı hamleler çerçevesinde sürüyor. Temelde küresel tekelci oligarşik kapitalizmi, mücadele sahasında ise eşitsiz, düzensiz, kesintili, çatışmalı gelişme biçimleri çerçevesinde güç, konum, paylaşım ve yeniden yapılandırma stratejilerinin ne olup olmayacağı var. Emperyalist kapitalist güçler içindeki ve arasındaki dengelerdeki her değişim, Türkiye gibi orta kademe tekelci kapitalist güçler içindeki sermaye içi dengelere yansıyor, ve Türkiye-Ortadoğu’daki dengeler de yukarıdaki dengelere doğru şu veya bu düzeyde etkilerde bulunabiliyor.

Çok kabaca söylersek, bir eğilim, mali oligarşik kapitalizmin küresel-neoliberal entegrasyonunun hızlandırılarak devamından, bunun için de alt ve üst yapıda gerekli küresel temelden neoliberal kapitalist yeniden yapılandırma ve entegrasyon düzenlemelerin hızlandırılmasını istiyor. Krizden daha fazla etkilenen, rekabette gerileyen veya irtifa kaybeden kapitalist güç ve kesimler ise, daha fazla himayeciliğe ihtiyaç duyuyor. Yine kabaca söylersek, bu, bir dönemki kapitalist mali oligarşinin “küresel neoliberal teknokrasisi” ile milliyetçilik, ırkçılık, dincilik vbyi de sonuna kadar körükleyip kullanan “neomuhafazakar popüpilizmi” arasındaki hem birbirini bütünleyen hem de krizi birbirine yıkıp üste çıkmaya çalışan mücadelelerin bir devamı. Şu farkla ki, neo-muhafazakar popülizm karşısında giderek zemin kaybeden ilk eğilim de, şimdi kitlelerin hoşnutsuzluğunu kontrollü biçimde kullanarak popülizm yapmayı öğrenmeye başlıyor. Bunun tipik örnekleri: Fransa’da neoliberal Macron’un başkanlığının güya “Marche” (yürüyüş ve sokak) hareketi görünümünde organize edilmesi, İngiltere’de ise Brexitçi aşırı neo-muhafazakarlığa karşı “İşçi Partisi”nin Corbyn’li sosyal-neoliberal kampanyalarla erken seçimlerde büyük bir çıkış göstermesiydi.

Her iki tekelci oligarşik eğilim arasında, kitlelerin büyüyen isyan ve direniş eğilimlerine karşı daha fazla baskı, yasak, zor düzenlemesi yapılması açısından bir fark yok. Yalnızca birinciler bunların kapitalist sistemin biçimsel meşruiyetine ve sermaye birikiminin ve yeniden yapılandırmanın yeni gereklerine halel getirmeden yapılmasını istiyor, o kadar.

TÜSİAD’ın en azından bir kesiminin (ki buna yine TÜSİAD ile iç içe olan YASED, ve TÜSİAD’a yakın bir eğilim gösteren TOBB yönetimi ve bir kesimi eklenebilir), kaygıları da bunlardır. Onların asıl kaygısı Erdoğan-AKP’nin daha fazla başına buyruklaşması, yani “batı”-AB ekseninden daha fazla uzaklaşması, kendine ve diğer sermaye kesimlerine yontarak yaptıkları dışında mali oligarşik kapitalist entegrasyon ve yeniden yapılandırma programlarının gereklerini tam yerine getirmemesi.

ABD’de ve küresel planda Trump’ın sıkıştırılması ve gemlenmesi, AB’de gelişmeler ile AB-Almanya’nın güç artışı, Ortadoğu’daki gelişmeler (Katar’ın yalıtılması), en büyük sendrom ve zayıflamayı AB’nin krizi ve dağınıklığı ile yaşayan TÜSİAD’ın elini yeniden güçlendiriyor. Bir dönem neredeyse sesi soluğu çıkmaz hale gelmiş TÜSİAD’ın son dönemlerde siyasal gündemler üzerine açıklama üstüne açıklama yapması, yeniden daha açık biçimlerde müdahil olmaya başlaması, bir “rahatlama”nın, küresel, bölgesel güç dengelerindeki yeni trendlerin Türkiye’deki sermaye içi dengelere yansımaya başlamasının bir ifadesi. Şimdiki trendlerden biri de, “neoliberal entegrasyon ve yeniden yapılandırma”cı sermaye teknokrasisinin yeniden güç artışı ve kitlelerin aşırı gericilik, faşizm, baskılardan büyüyen hoşnutsuzluğu üzerinden popülist politika yapmayı öğrenmeye başlaması. Bu vesileyle CHP’nin “halkın partisi” diye yeniden parlatılıp pazarlanarak (MHP’nin erimesi, HDP’nin devre dışı bırakılmasıyla) gecikmeli de olsa hem “iki partili sistem”e geçiş, hem de AKP-Erdoğan’a belli bir markaj ve basınç yapıp, kontroldan çıkmasını engellemek. Erdoğan’ı hem kendi isteklerini daha tam yerine getirmeye zorlamak, hem de (örneğin 2019’a doğru) tek at olarak kalmamasını sağlamak. Ve tabii krizdeki sistemin dibe vurmuş burjuva parlamento, muhalefet, vb gibi kitle kontrol ve meşruiyet mekanizmalarını -bir doz “sokak” suni teneffüsü ile- yeniden işlevlendirmek.

“CHP TÜSİAD’ın partisidir, onun direktiflerini yerine getirir” diye basit bir kodlama yapmıyoruz. CHP burjuva ve burjuva devlet bekası partisidir, sermayenin en azından belli kesimlerinden belli sinyaller, güvenceler almadan, böyle bir dayanak bulmadan bu tür “riskli” bir işe girişemezdi, diyoruz. Kaldı ki, büyük sermaye güçleri, hiçbir zaman tek ata oynamaz. TÜSİAD, burjuva-faşist devlet iktidarı içinde de her zaman bir güçtür, hem bundan kopma tehlikesine karşı politika yapıyor, hem de AKP içinde ve çeperinde Erdoğan’dan rahatsız ancak pek ses çıkartamaz hale gelmiş kesimlere de hitap ediyor. Önümüzdeki süreçlerde burjuva politika ve toplum mühendisliği sahnesinde hem yeni gerilimler hem de yeni “sentez”ler görebiliriz!

Kılıçdaroğlu’nun İstanbul girişinde Mehter Marşıyla karşılanması, yürüyüş ve mitinge Atatürk ve Türk bayrağı dışında flama ve pankartların alınmaması, tabii ki Gezi’yi ve Hayır!ı bir yana itip “Yenikapı ruhu”na referans vermesi, 15 Temmuz etkinliklerine de katılacağını söylemesi, hapishaneler önünde yapılacak eylem ve oturma eylemlerini iptal etmesi, ve tabii “çok sade, çok masum” çok kontrollü tutum ve konuşmaları, mitingin dünya çapında ilk haberlerden biri olması, her şey burjuva siyaset mühendisliği kitabına uygun.

Orta sınıf liberal, ulusalcı reformist sol ise, kendilerine “devrimci, sosyalist vd” diyen bazıları dahil, bu burjuva siyaset sahnesinin “sosyal” ve “halkçı” sosu, kenar süsü, “volan kayışı” olmayı gönüllülük ile üstleniyor. Örneğin Haziran Hareketi ve Birgün gazetesine sorarsanız, başından sonuna CHP’nin denetim ve patronajındaki yürüyüş ve miting, bir “aşağıdan halk inisiyitifi” ve “Gezi ve Hayır eylemlerinin devamı”ymış!!

Oysa Gezi, CHP’yle değil CHP’ye rağmen yapılmıştı, Gezi’deki çadır alanı işgali CHP, ÖDP, EMEP, TKP, DİSK, KESK vb bürokrasilerine rağmen sürdürülmüştü. Hayır! eylemleri de CHP’ye rağmen yapılmıştı!

Kuşkusuz 1 milyonun üzerinde kişinin mitinge katılması, bir göstergedir. Kitlelerin akacak kanal arayışının bir göstergesi. Ancak söz konusu burjuva politikası ve burjuva toplum-siyaset mühendisliği olduğunda, bunların hep tekelci oligarşik kapitalist sistem kapanlarına çıktığının ve çürüyen ve her tarafı dökülen sistemin -bizzat kitlelere- yeniden ürettirilmesi ve yamatılması olduğunu halen anlamıyor musunuz?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*