Anasayfa » GÜNDEM » “Adalet yürüyüşü” üzerine

“Adalet yürüyüşü” üzerine

MHP ve Vatan Partisi çeteleri CHP’nin “adalet yürüyüşü”nü hemen PKK ile kodlayarak büyük patrona yaranmaya çalıştılar. AKP’nin ilk tepkisi ise her kımıltının ardında aradığı Gezi hayaleti korkusuyla, “bundan bir Gezi çıkar mı” teyakküzü oldu.

Meral Akşener ise şöyle bir twit atmış: “Ülkemizde ana muhafalet lideri ‘adalet’ pankartı ile yürümek zorunda kalıyorsa, herkesin durup düşünmesi gerekir.”

Sosyal medya mitralyözleri hemen yorumu yapıştırmış: “Sokağa çıkmayı kötü yola düşmek gibi gören bakış açısı.”

Aslında endişeye mahal yok! CHP’nin ne Gezi, ne Kürt direniş hareketi, ne antifaşist sokak hareketi, ne ihraç edilen kamu emekçilerinin direnişi, ne tutsak HDP milletvekilleri, ne de her ay öldürülen 150 işçi gibi bir derdi var. CHP’nin rotasını çizen elbette bunlar değil, fakat tam da TÜSİAD’ın “adalet” konusundaki açıklamasındaki şu yaklaşımın ta kendisidir:

“Son dönemde giderek artan sayıda akademisyen, siyasetçi, medya yöneticisi ve yazarının soruşturmaya uğraması ve tutuklu yargılanmasının yanı sıra uluslararası internet sitelerinin yasaklanması, özgürlükler toplumu olma özelliğimizden geriye gidiş algısı yaratmaktadır. Söz konusu uygulamaların yanı sıra adaletin herkes için eşit ve tarafsız tecelli etmediği şüphesini doğurabilecek yaklaşımların, çağdaş bir demokrasinin ayrılmaz bir ilkesi olan, “adalete güven” unsurunu zedelediği aşikârdır. Demokratik kazanımlarımızda, ifade ve basın özgürlüğü başta olmak üzere tüm özgürlük alanlarında ve hukuk devletinin üstünlüğünde geriye gitmememiz gerekir.

Teröre karşı haklı mücadelemizi sürdürürken ve halkın güvenliği konusunda tedbirler alırken düşünce, basın ve ifade özgürlüğünü, siyaset yapma özgürlüğünü korumalıyız.

Cumhuriyet değerlerimiz, uluslararası rekabette yükselen yaratıcı bir toplum olmak, girişimcilik ve yatırım ortamı gibi temel milli menfaat (milli menfaat!) alanlarımızda, “demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları” belirleyici etkenlerdir. Temel hak ve özgürlükleri doğrudan ya da dolaylı olarak kısıtlayan tüm güvenlik ve soruşturma tedbirleri, dünyada Türkiye karşıtı çevreleri güçlendirmekte; ve terör ile mücadelemizi zayıflatmaktadır. Tarihimizde edindiğimiz en önemli kazanımlarımız olan demokrasimiz ve insan haklarını korumak ve yüceltmek için devletimiz ve yargı erkimizin özenli yaklaşımına daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdeyiz.”

CHP’nin de çizgisi üç aşağı beş yukarı bundan ibarettir, ve yine asıl işlevi “devletin bekasını korumak” olan “kontrollü sokağa çıkışı” da bu çizginin dışında değildir. “Bir kısım sermaye güçleri”nin de AKP ve Erdoğan’ı bir nebze frenlemek ve sermaye mutabakatı doğrultusunda sıkıştırmak için, asıl olarak da AKP-Erdoğan böyle gitmeye devam ederse daha radikal kitle direniş ve patlamalarının ortaya çıkma dinamiklerine karşı bir kontrol sübapı olarak CHP’yi biraz arkadan ittiriyor olmaları da muhtemeldir.

CHP, HDP, eski AKP ve ANAP milletvekilleri, liberal aydın, yazar, sanatçı ve gazetecilerden oluşan 1000 imzalı “yan yanayız, bir aradayız” bildirisi, yanısıra CHP’nin büyük sermaye kesimlerinin de karşı çıktığı kıdem fonu tasarısına karşı 3 sendika konfederasyonu patronluğunu bir araya getirerek düzenlediği “kıdem tazminatı çalıştayı” bu yöndeki diğer bazı verilerdir.

Kuşkusuz CHP patronları üzerinde, referandumu satışı ve Hayır! Eylemlerini bile desteklememesi gibi nedenlerle -kim bilir kaçıncı kez!- hayal kırıklığına uğramış tabanının da belli bir basıncı var. Ya da daha doğrusu, Gezi sürecinde olduğu gibi CHP’nin pasifikasyon politikasına tepkiyle tabanındaki belli gençlik, kadın ve işçi kesimlerinde yüzünü sola ve devrimci harekete dönme ve radikalleşme eğilimine karşı bir şeyler yapma gereği var. Ve herkes bilir ki, bu ülkede solun geniş bir kesimi, CHP’ye dönük milyonuncu hayal kırıklığı ve eleştirisi ne olursa olsun, tıpkı referandum kampanyalarında olduğu gibi, CHP kımıldadığı anda hemen yine onun yörüngesine girecek ve onun çizdiği sınırlar içinde hareket edecektir.

Her şeye karşın, tüm bunlar CHP patronlarının bu metazori yürüyüşüne omuz silkip seyredeceğimiz anlamına gelmiyor. Yürüyüş, solun da CHP kontrolüne beklenen refleksi hemen vermesiyle, artan sayıda il ve ilçede yürüyüş, toplanma ve oturma eylemine yayılma, ve bir nevi hileli referandum sonrasındaki hayır!ın nisbeten genişlemiş bir devamına evrilme potansiyeli taşıyor. Belki de daha önemlisi, CHP, sendika patronları ve meclis’e lanet okuyan, hiçbir beklentisi ve güveni olmayan, geniş bir kesim de var. Ancak asıl bu kesimi harekete geçirebilmek için, CHP ve şovenizmle, referandum sürecinde yaptıkları gibi bangır bangır Atatürkçülük ve şovenizm marşlarıyla sınırları çok net çizmek, küçük burjuva sol’un bunlara bile “amin” demesine karşı çok net tutum alabilmek gerekiyor.

Kuşkusuz, yürüyüşler CHP patronlarının kontrolünün, muğlak-pasifist protesto biçim ve içeriğinin dışına çıkma eğilimi gösterdiği anda, CHP yürüyüşü bitirebilir, veya yanıbaşından insanlar gözaltına alındığında veya engellendiğinde seyirci kalabilir. Ve yine kuşkusuz, DİSK, KESK, TMMOB yöneticileri kendi işyerleri ve alanlarında bir eylem yapmayı bile akıllarından geçirmeden, CHP yöneticileri ve milletvekilleri ile birlikte yürümekle yetineceklerdir.

Bizim için önemli olan eylemleri sermaye, CHP ve sendika patronlarından bağımsız olarak çeşitlendirmek, ve özellikle de ilk elde bilinen reflekslerini verecek beyaz yaka ve orta sınıf semtlerinin ötesinde, işyerlerine, işçi mahalle ve alanlarına yaygınlaştırmak, ve işçi sınıfı temel ve ekseninde bir mücadele programı çerçevesinde içeriklendirebilmek, işçi sınıfı demokrasisi ve inisiyatifi organlarını oluşturabilmektir. (Bakınız. “İşçi sınıfının özsavunma mücadelesi için bir ortak hareket planı önerisi” yazımız. http://devrimciproletarya.net/isci-sinifinin-ozsavunma-mucadelesi-icin-bir-ortak-hareket-plani-onerisi/. Devrimci ve demokrat tutsaklarının serbest bırakılmasını da ekleyelim.)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*