Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Acı elma”-2

“Acı elma”-2

Zaman gazetesi ve cemaatin dinci-gerici kadın düşmanlığı ideologlarından Ali Bulaç’ın bir önceki yazısını teşhir etmiştik. “Kadının yeri evde erkeğe hizmet ve anneliktir, ama kadın ille çalışmakta israr ederse, bunun iki kat sömürü ve şiddet, tecavüz, öldürülme gibi sonuçlarına katlanır” demeye getiren yazısı, burjuva liberal medyada da gündemleşti ve eleştirildi.

Bulaç, yazısını eleştirenleri, el çabukluğuyla “28 Şubatçı” ilan ederek işe başlıyor. Ardından traji-komik biçimde Gorbaçov’u imdada çağırarak devam ediyor. Şıracının şahidi bozacı! Ali Bulaç efendinin kadın düşmanlığında imdada çağırdığı Gorbaçov’un söz konusu konuşması, Sovyet sosyalizm deneyimdeki kadınların tarihsel kazanımlarından revizyonizm geriye ne bırakmışsa onları da pervasızca tasfiye saldırısına dönük.

Gorbaçov’un söz konusu konuşması, kadın sorununda Marksizmin (Fourier’den devralarak bilimsel bir nitelik kazandırdığı) en temel tezlerinden birine saldırarak başlıyor: Bu tez, kadının toplumsal ve politik konumunun, bir toplumun gerçek uygarlaşma, ilerleme ve gerçek demokrasi düzeyinin en önemli ölçütlerinden biri olduğunu söyler.

Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin çözülmesi ve ailenin resterasyonu Gorbaçov’la başlamadı. Gorbaçov’a düşen, kadınların sosyalizm deneyiminden geriye kalmış sosyal-kültürel kazanımlarının son kalıntılarını da ortadan kaldırmak, işçi sınıfına karşı olduğu gibi kadınlara karşı da daha azgın bir saldırıyı başlatmak için, kadın sorununda zaten altı boşaltılmış Marksizmin lafzını da bir engel addedip ortadan kaldırmak oldu.

Bulaç efendinin Gorbaçov’dan aktardığı sözlerin en kritik bölümü şöyle: “Kadınların durumu çok kere bir toplumun sosyal ve politik düzeyinin ölçüsü olarak kullanılıyor. Fakat tarihimizin çetin ve kahramanlık yılları boyunca kadınların özel haklarına ve annenin yuvanın yapıcısı ve çocukların vazgeçilmez eğiticisi olarak ihtiyaçlarına gereken dikkati gösteremedik. Bilimsel araştırmalara girişmiş, inşaatlarda, üretimde ve hizmetlerde çalışan yaratıcı faaliyetlere katılmış kadınlar artık evdeki günlük işlerini yapmak, çocuklarını yetiştirmek ve hoş bir aile atmosferi yaratmak için zaman bulamıyorlar. Çocuklardaki ve gençlerin davranışlarındaki ahlakımızdaki kültür ve üretimimizdeki birçok sorunun kısmen aile bağlarının zayıflamasından ve aile sorumluluklarındaki gevşeklikten kaynaklandığını gördük. Her şeyde samimi ve politik açıdan haklı olarak yürüttüğümüz kadını erkekle eşit kılma politikamızın doğurduğu bir çelişki bu. Şimdi perestroika sürecinde bu aksaklığı gidermeye başladık.”

Ne diyor Bulaç’ın ruh ikizini bulduğu Perestroyka demagogu: Çalışan ve yaratıcı faaliyetlere katılan kadınları bırakalım idari görevlere getirmeyi, aileye ve anneliğe daha fazla zincirlememiz, daha fazla köleleştirmemiz lazım diyor. Ev hizmetleri, çocuk yetiştirme ve erkeğe hoş bir aile atmosferi sunmak, kadının işidir, diyor. Kültür ve ahlaktaki bozulma, ailenin zayıflamasından, bu da kadının asli görevi olarak addeddiği ev, çoçuk, eş hizmetlerini yerine getirmemesinden kaynaklanıyor, diyor. Kadının erkekle çalışma yaşamı ve toplumda biçimsel eşitliğine dair politika ve söylemlere de artık son vermeliyiz, diyor. Kadının ikincil cins olarak, ev, çocuk, erkek hizmetlerine adanmak yerine çalışması ve yaratıcı faaliyetlere katılması, toplumda kazandığı itibar ve kısmi eşitlik uygulamaları, bir tarih kazası olan sosyalizmden başımıza kalan, bir aksaklıktır, diyor. Prestroyka, sosyalizmin tarihsel kazanımlarından kaynaklanan kadının erkekle eşit kılınmasını söylemde de ortadan kaldıracak ve kadının ikincil cins olmasını ve ailenin resterasyonunu hızlandıracaktır, diyor. Yani kadın sorununda ne kadar en bayağı, en gerici demogoji varsa, hepsini 3-5 cümleye sıkıştırarak, 20 yıl sonra bile Ali Bulaç gibi kadın hakları kabusu görenlerin imdadına çağrılmayı hak ediyor!

Ali Bulaç efendi, Türkiye’deki siyasal-toplumsal dönüşümle, Rusya’daki revizyonist devletçi kapitalizmden neoliberal muhafazakar kapitalizme geçiş süreci arasında bir paralellik kurması, büsbütün yanlış sayılmaz. Ancak Gorbaçov’u imdadına çağırırken, yine Rusya’daki alkolizm ve fuhuş patlamasını, kadınların çalışmasına bağlayarak, demogoji de Gorbaçov’dan aşağı kalmadığını göstermiş oluyor! Tabii, Rusya’da asıl en büyük alkolizm, fuhuş, mafya, işsizlik patlamasının Gorbaçov ve Prestroyka ile birlikte istim aldığını sessizlikle geçiştiriveriyor!

Bu arada, kadınların çalışması konusunda Ali Bulaç’ın dinci-gerici hezeyanlarını eleştiren liberaller ve kemalistler, neden Zaman gazetesi yazarlarından Gülseli Ocakoğlu’nun kadınların piyasalaştırılmasını ballandıran yazılarını eleştirmiyorlar dersiniz? Burjuva medyadaki kadın tartışmasında, tartışan taraflar, neoliberal muhafazakarlığın muhafazakar ve neolibeal yanlarıdır. Bunlar bir yandan birbiriyle tartışır görünürken, aslında birbirini besler ve yeniden üretir. Bu tartışmada, kadına bu iki yaklaşımın birlikte bir bütün olduğunu, kadınlar için aynı “acı elma”nın iki yüzü oldukları ise gözlerden gizlenir.

Kadınlar kendilerine dayatılan, aynı zehirli patriarkal kapitalizm elması reddetmedikçe. Kendi sözlerini söylemedikçe, gerçek fiili eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmedikçe, bu zehirli elmayı Ali Bulaç gibiler kadar Günseli Ocakoğlu, Meral Tamer gibilerin de ağzına tıkmadıkça!…

8 Mart’a yürüdüğümüz şu günlerde, burjuvazinin iki kesimi arasındaki kadın tartışmasını teşhir etmek, kadınların burjuva gericiliğe karşı sokaklardan tartışmasını başlatmak, önem taşıyor.

Ali Bulaç’ın eleştirilere cevap yazısı:

Zaman’daki yazımı kendi bağlamından çıkarıp kriminalize edip beni birinci sahifeden hedef gösteren Habertürk Gazetesi’nin seçtiği başlık şuydu: “Bu kafayla çok kadın ölür!” Benzer bir tartışmada da Milliyet yine birinci sahifeden “Karanlık kafa” diye manşet atmış (14 Mayıs 2009).

Bu “karanlık, çağdışı kafa” metaforlarına alışığız. 28 Şubat darbesine giden günlerde “bu kafa” malum medyanın hazırlık aşamalarında çok işe yaramıştı. Üzerinde düşünülmesinde zaruret bulduğum konuları kriminalize etmeden sakin zeminde tartışacak insan sayısı az. Hakim paradigma zihinler üzerinde hegemonya kurmuş. Zihinler üzerindeki blokajı ancak İbrahim aleyhisselamın yöntemiyle kırmak mümkün. Zihinler özgürleşmedikçe müzakere olmaz. Fakat hegemonya sadece soyut değildir, aynı zamanda somut olarak politik tahakkümle desteklenmektedir ki, bu da ulusal devletlerin emrettiği “resmî ideoloji” modunda küresel ölçeklerde “mecburi ideoloji” olarak karşımıza çıkmaktadır. Esasında bizim gibi ülkelerin söz konusu “küresel mecburi ideoloji”yi emredici ve taşıyıcı araçlarla kendi politikalarının esası yapmaktan başka seçenekleri yoktur. İşin dramatik tarafı bizim politikacı, yönetici ve aydınların bunu zihnen içselleştirmiş olmalarıdır. Bu çerçevede şahsına büyük değer verdiğim Sayın Bakanımız Fatma Şahin’in beni sürece kazandırılması gerekenler arasında saydığı için kendisine teşekkür ederim ama maalesef sürecin “müellefe-i kulûb”ü bile değilim. Ben başka bir şeyden, erkeğin ve kadının yemekte olduğu “acı meyve”den söz ediyorum. Bunun dramatik sonuçlarını tadan başkaları beni doğruluyor. Bunlardan biri de Rusya’dır.

Sayın Bakan’ımıza ve hükümetimize Rusya’nın çeyrek asır gerisinde kalmamalarını öğütlerim. Gorbaçov görevi devrederken son konuşmasında Rusya’nın iki temel probleminin olduğunu söylüyordu: “Rus erkeğinin alkolizmden kurtarılması ve Rus kadınının kadınlık rolüne dönmesi.” Bakın 1987’de Gorbaçov ne diyordu: “Merkez Komitesi’nin ocak genel kurulunda milyonlarcası sağlık hizmetlerinde eğitimde, kültür ve bilim alanlarında çalıştıklarına göre kadınların idari mevkilere terfi ettirilmeleri konusu da görüşüldü. Birçok konuda tüketim, ticaret ve hizmet endüstrilerinde çalışıyor. Kadınların durumu çok kere bir toplumun sosyal ve politik düzeyinin ölçüsü olarak kullanılıyor. Fakat tarihimizin çetin ve kahramanlık yılları boyunca kadınların özel haklarına ve annenin yuvanın yapıcısı ve çocukların vazgeçilmez eğiticisi olarak ihtiyaçlarına gereken dikkati gösteremedik. Bilimsel araştırmalara girişmiş, inşaatlarda, üretimde ve hizmetlerde çalışan yaratıcı faaliyetlere katılmış kadınlar artık evdeki günlük işlerini yapmak, çocuklarını yetiştirmek ve hoş bir aile atmosferi yaratmak için zaman bulamıyorlar. Çocuklardaki ve gençlerin davranışlarındaki ahlakımızdaki kültür ve üretimimizdeki birçok sorunun kısmen aile bağlarının zayıflamasından ve aile sorumluluklarındaki gevşeklikten kaynaklandığını gördük. Her şeyde samimi ve politik açıdan haklı olarak yürüttüğümüz kadını erkekle eşit kılma politikamızın doğurduğu bir çelişki bu. Şimdi perestroika sürecinde bu aksaklığı gidermeye başladık. Bu nedenledir ki şimdi basında, kamu örgütlerinde, işte ve evde kadınların sırf kadınlık görevlerine dönebilmeleri için neler yapılabileceği konusunu hararetle tartışıyoruz. Diğer bir sorun da kadınların ağır ve sağlıkları için de tehlikeli işlerde çalıştırılması. Bu çok sayıda erkeğin yitirildiği ve her yerde, bütün üretim alanlarında büyük bir işçi sıkıntısının çekildiği savaş yıllarından kalma bir miras.” (Mihail Gorbaçov, Asıl Neyi İstiyorum?, s. 92-93; Perestroika-Değişim)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*