Anasayfa » DÜNYA » AB’ye de AKP’ye de, Türkiye tekelci burjuvazisi ve devletine de HAYIR!

AB’ye de AKP’ye de, Türkiye tekelci burjuvazisi ve devletine de HAYIR!

Troller şimdi de portakal doğrayıp lale dövüyorlar. Çok güzel hareketler bunlar; kara büyüyle din arasındaki bağıntıyı kanıtlayan bir tür drama çalışması olarak değerlendirilebilir!

Hollanda merkezli küresel tekellerin Türkiye’deki 21 milyar dolarlık yatırımına, hani şu Unilever, Shell, İNG, DAF, Uzel, Philips’e filan gelince, onlara da sosyal medyadan güya boykot yapacaklarmış. Daha önce de Fransa mallarına boykotları çok görmüştük geçelim. Her AKP’li yazın bunları unutup Algida’sını yalayacaktır nasılsa.

Görüngüsel olarak, tırmanan Hollanda-AKP krizinin merkezinde Hollanda’daki seçimler ve Türkiye’deki referandum var. Mali oligarşik burjuvaziler açısından milliyetçi-muhafazakar damara basmak, gerici-mide bulandırıcı çürümüş sınıf karakterini gösteren en beylik yöntemlerdendir.

Türkiye’de hayırcılar ve sol, AKP karşısında bu gibi konularda sütten ağzı o kadar çok yandı ki, bu kez yoğurdu üfleyerek yiyor. Eskiden olsa “AKP’nin her türlü düşmanı dostumuzdur” diye AKP’nin düştüğü durumla dalga geçilir, hemen “demokratik” Hollanda’nın tarafı tutulurdu! Şimdi bu gibi tutumların “anti-elitizim”, “anti-emperyalizm” kılıflı neomuhafazakarlığın ekmeğine yağ sürdüğüne az çok intibak etmiş görünüyorlar. Ancak bu kez de tuzağa düşmemek adına tuhaf bir seyircileşme var. (CHP-Kılıçdaroğlu gibi AKP ile milliyetçi-muhafazakarlık kulvarında yarışanları zaten solda görmediğimiz gibi, hayırcı bile saymıyoruz. İyi oluyor, her zamanki gibi kendi kendilerini teşhir ediyorlar, AKP’den bir farkları olmadığını, onun yedek lastiği olduğunu gösteriyorlar.)

İyi: Türkiye solunun bile “yaşadıklarından öğrendiği bir şeyler” olduğunu görmek sevindirici. Kötü: Bu öylesine bir “öğrenilmiş çaresizliğe”, yenilgici ruh haline dönmüş durumda ki, her siyasal gelişmeye “eyvah, şimdi bunu bize karşı kullanacak, aleyhimize oldu” diye yazıklanıp büsbütün sinmeye yol açıyor.

Oysa hayır: Bu sol bile yaşadıklarından bir şey öğrenebiliyorsa, kitleler de haydi haydi öğrenebilir demektir. Kaldı ki Türkiye’deki kitleler ne kadar pragmatistse, Avrupa’daki Türkiyeli göçmenler de öyledir, büyük bölümü, zaten yabancı düşmanlığının giderek körüklendiği ülkelerde, başlarının belaya girmesini istemezler. Türkiye’deki kitlelere gelince, elbette deneyimlerinden çıkardıkları sonuçlar var, öyle bombalar patlatarak, uluslar arası gerilim tırmandırarak bilmem kaçıncı kez kolayca seçime havale edilemeyeceğini görmek gerekir. Marx, “Tarihte her şey iki kez yaşanır. İlki trajedi, ikincisi komedi olarak.” der. Bu Türkiye’de “her şey 10 kez yaşanır. İlk 9’u trajedi, 10uncusu komedi” biçiminde gerçekleşse de, 10uncuya yakın bir yerlerde olduğumuzu geniş bir kesim görüyor olsa gerek.

AB ve onun demir çekirdeği Almanya ve hazır askerleri Avusturya, Hollanda bu AKP-Erdoğan’ın en büyük ekonomik-siyasi destekçilerinden ve sponsorlarındandı. Bu yüzden son yıllarda da Türkiye’de ne olup bitiyorsa, 15 Temmuz sonrası ve başkanlık dayatması dahil, hepsinin en büyük sorumlularındandır. Şimdi araları fena bozulduysa, bu seçim politikası vbnin ötesinde, kriz, bölgede değişen durum ve hegemonya sorunları nedeniyledir. Almanya mali oligarşisi ve şürekası, ABD gibi gürültülü siyaset yapmayı sevmez, pek mağrur pozlarında işlerini sessiz sedasız, ve genellikle başka devletler üzerinden yürütürler. Ancak iş bu haddeye geldiyse, durum düşünülenden daha ciddi demektir.

Birincisi, AB içinde de aşırı neomuhafazakarlık ve neofaşizmin yükselişi ve anaakım siyaset üzerinde de artan basıncı. İkincisi, mülteci krizinin AB’yi sarsacak ve diken üstünde tutacak bir noktaya gelmesi, AB patronlarının bir dönem daha gönülsüzce AKP’ye karşı alttan almalarına yol açmış olsa da, o dönem mültecilere karşı daha agrasifleşen bir politikayla çoktan kapandı. AB mali oligarşisi açısından en kritik sorunlardan biri olan mülteci sorununun, hem de kendi içinden kaşınmasına tahammül etmesi beklenemez. Üçüncüsü, Almanya ve “yandaşları”nın AB içinde Yunanistan, İspanya, İtalya’yı eze eze, hatta İngiltere ve Fransa’yı bile silkeyerek AB üzerindeki kesin patronajlarını pekiştirdikten sonra, ABD’nin küresel hegemonyasındaki gerilemeyi ve yeni ABD-Rusya-Çin dengelerini gözeterek, daha etkin ve agrasif bir küresel politikaya geçiş yaptığını, Doğu Avrupa ve Türkiye’de karşılaştığı blokajı kırmak için daha etkin bir politika izlemeye çalıştığını görmek gerekir.

AKP-Erdoğan için de benzer şeyler tersinden söylenebilir. Önce AB-Almanya majestelerinin ayaklarının altına en iyi kırmızı halı döşeyicisi ve dalkavuklarından biriydi. Sonra AB’nin derinleşen kriziyle birlikte, aklınca ondan rol çalmaya kalkıştı. Orda da baltayı taşa vurunca, şimdi Türkiye burjuvazisi içindeki güç ve paylaşım mücadeleleri paralelinde 3 uluslarası eksen (Batı, Avrasya, Körfez) arasında sıkışıp dört dönerek, birinden ötekine manevralarla durumu idare etmeye çabalıyor.

AKP-Erdoğan’ın AB-Almanya ile gerilimi yeni değil, sadece referandum politikası da değil. Daha önce başlamış ve 15 Temmuz’la bir sıçrama kaydetmişti. Bu daha çok, Türkiye burjuvazisi içindeki “eksenler” mücadelesine ilişkindir. AB veya (bunlar da kendi içlerinde çelişkili de olsa) ABD-AB yörüngesinden tümüyle çıkamayacağı açık, ama onu diğerleriyle dengelemeye çalışarak kendi kendine tabutta röveşata yapmaya çalışıyor.

Derken efendim, bu “Amerika mı gitsin Rusya mı gelsin, Körfez mi gitsin AB mi gelsin” muhabbeti burjuva politika semalarında hiç bitmez. Bize düşen ne kara büyücülük ne (AB’den demokrasi beklemek tarzı) beyaz büyücülük, ne de aman aleyhimize olmasın diye sotaya yatıp olup bitene seyirci kalmaktır. İşçilerin birliği halkların kardeşliği politikasıdır. AB mali oligarşisi de, Türkiye tekelci burjuvazisi ve iktidarı da sınıf düşmanlarımızdır. Onların arasındaki, enternasyonal proletaryanın ve Ortadoğu halklarının sırtından daha fazla kan ve kar çıkarıp paylaşma hırlaşmalarında taraf filan olmayız, tarafımız emperyalist, bölgesel tekelci, yerel tüm kapitalistler ve iktidarlarını yıkma kavgasıdır.

AB’ye de, Avrasya’ya da, Körfez’e de, Türkiye burjuvazisi ve devletinin ta kendisine de HAYIR!
Yaşasın dünya işçilerinin birliği, emekçi halklarının kardeşliği!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*