Anasayfa » BASINDAN » ABD’de sosyalizm tartışmalarına “devlet müdahalesi”

ABD’de sosyalizm tartışmalarına “devlet müdahalesi”

Başkanın ekonomik raporunda “sosyalizm”

Yakın zamanda olağan dışı bir şey yaşandı: son yayımlanan Başkan’ın Ekonomik Raporu’nda (Mart 2019; Economic Report of the President, yazının devamında ERP olarak kullanılacaktır) “Sosyalizme Karşı Piyasalar” başlığı altında sosyalizme saldırmak amacıyla bir tam bölüm sosyalizme ayrıldı.[1] ERP’nin sosyalizme niçin 45 sayfa ayrıldığını açıkladığı bölüm raporun tek dürüst kısmı: “Amerika’nın tarihinde, birbiriyle yarışan ekonomik sistemlerin yararları üzerine büyük tartışmaların gündemde ve merkezi önemde olduğu, rekabet halindeki görüşlerin özelliklerinin yaygın olarak bilindiği bir dönem olmuştu. Böylesi benzer bir dönemin yeniden yaşanmak üzere olduğu açıktır. Kendini sosyalist olarak tanımlayanların geliştirdiği detaylı politika önerileri mecliste destek topluyor ve kamuoyunda da ciddi biçimde ilgi görüyor.” Sosyalizmin tekrar siyasi gündemde yer bulmasının ABD burjuvazisini gittikçe endişelendirdiği, kapitalist devlet teknokratlarının popülerleşen sosyalizm alternatifini itibarsızlaştırma amacıyla bu bölümü yazdığı anlaşılıyor.

Tahmin edilebileceği gibi, ERP yazarlarının sosyalizmi itibarsızlaştırma girişimi oldukça kaba saba ve kalitesiz. Bölüm, sosyalizmin tanımı ile başlıyor, ardından Sosyalizmin Ekonomisi, Sosyalizmin Performans Sicili, Birçok Ülkede Ekonomik Özgürlük ve Hayat Standardı ve Sosyalize Tıp: “Herkes İçin Devlet Sağlık Sigortası Örneği” başlıkları altında toplam 4 alt bölüm ile sosyalizm eleştirisi yapmaya girişiyor. Alt bölümlerde ayrıca yazarlara ilginç gelen vakalar, farklı ülkelere referanslar ve kof argümanlarla sık sık karşılaşıyoruz. Bu yazıda, yalnızca önemli gördüğümüz iki konuya odaklanacağız: SSCB’de tarımın kolektifleştirilmesinin “beklenmeyen sonuçları” ve merkezi planlamanın performansı.

Tarımın kolektifleştirilmesinin “beklenmeyen sonuçları”

ERP, 1932-33 yıllarında “kıtlık” olduğunu ve “yaklaşık 6 milyon insanın açlıktan öldüğünü” belirtiyor. Bu ölümlerin sosyalist ekonomi politikalarının başarısızlığının somut kanıtı olduğunu kanıtlamak için de 1924-1939 döneminde Ukrayna’daki yıllık doğum ve ölüm verilerini içeren aşağıdaki grafiği kullanıyor. İddiaya göre, söz konusu dönemde, sadece milyonlarca insan ölmemiş, ayrıca yanlış sosyalist ekonomi politikalarının doğurduğu “kıtlık yüzünden doğumlar” da azalmıştır.

Şekil 1: ERP’de verilen Ukrayna’da ölüm oranları

Daha kapsamlı ve karşılaştırmalı bir değerlendirme yapabilmek için 1990 sonrasına, kapitalist restorasyon dönemine bakmak gerekir. Örneğin, Ukrayna özelinde yaşanan nüfus eğilimleri oldukça çarpıcıdır. Aşağıdaki tabloda görülebileceği gibi, kapitalizme geçiş Ukrayna’da çarpıcı bir nüfus azalmasına yol açmış; kapitalist restorasyon, günümüzün gelişmiş Ukrayna’sındaki ölümlerin, 1930’ların yoksulluk ve geri kalmışlık ortamının yol açtığı ölümlerin iki ile üç katına çıkmasına sebep olmuştur.

Tablo 1: Kapitalist Restorasyon Sonrası Ukrayna’da Yükselen Ölüm Oranları*

19801985199019952000200520102015
Nüfus49.96950.92151.46450.90648.84046.89245.79344.658
Ölümler3.0212.9843.4913.7883.7953.7713.379
Yıllık ölümler604597698758759754676
5 yıllık artış oranı%6%5,9%6,8%7,4%7,8%8,0%7,4%0,0
Artış oranı değişimi%-0,2%0,7%1,4%1,7%2,0%1,3
Ölüm fazlası-95380710842936610
Yıllık ölüm fazlası-1976142168187122
Kümülatif fazla03801.0901.9322.8683.479

*Toplam nüfus (bin)
**BM demografik veri tabanındaki verilerden derlenmiştir.

Şekil 2: Kapitalist Restorasyon Sonrası Ukrayna’daki Ölüm Oranları ve Ölüm Fazlası

Benzer bir eğilim Rusya için de geçerlidir. Kapitalizmin Rusya’da inşa süreci ile birlikte, 1986’daki ölüm sayısı baz alındığında 1987-2009 döneminde ölüm fazlası 12 milyona ulaşmıştır.

Tablo 2: Rusya’da Kapitalizme Geçiş Sonrası Ölüm Fazlası*

Ölüm (bin)Ölüm fazlası (1986’ya göre)Ölüm (bin)Ölüm fazlası (1986’ya göre)
19861.498019981.988490
19871.5313319992.144646
19881.5697120002.225727
19891.5838520012.251753
19901.65615820022.332834
19911.69019220032.365867
19921.80730920042.295797
19932.12963120052.303805
19942.30180320062.166668
19952.20370520072.080582
19962.08258420082.075577
19972.10560720092.010512
Toplam48.38812.436

Kaynak: BM Demografik Yıllıklar

Şekil 3: SSCB Dönemi ve Glasnost Sonrası Rusya Doğum ve Ölüm Oranlarının Değişimi* (gri alan Glasnost sonrası)

Kaynak: Pockney (1991) ve BM Demografik Yıllıklar

Nüfusun yarısının yoksulluğa ve çaresizliğe sürüklenmiş olduğu ileri kapitalist ülkelerde de kapitalizmin, kendi hayat damarı olan işçileri yeniden üretemediği hatırlanacak olursa Rusya’daki duruma şaşırmamak gerekir.

ABD’de ve giderek İngiltere’de ortalama yaşam süresinde düşüşler gözlemleniyor. Zehirlenme, intihar, karaciğer hastalıkları, yoksulluk ve çaresizlik sonucu ortaya çıkan ölümler gittikçe artmakta. (Şekil 4).

Şekil 4’teki “zehirlenmeler”de gözlemlenen aşırı artışın önemli bir kısmı uyuşturucu bağımlılığının özendirilmesinin bedeli olarak yorumlanmalıdır. 1840’lı yıllarda East India Company’nin (Doğu Hindistan Şirketi’nin) afyonu Çin’e dayatmasından, Bayer’in 1895’te morfin “tedavisi” için reçetesiz eroin satmasına, 1995 itibariyle Purdue Pharmacy’nin çok yoğun şekilde Oxycontin’i pazarlamasına kadar, şirketler hep madde bağımlılığını genellikle garantili bir gelir kaynağı olarak gördüler.  Dolayısıyla, “meşru” ilaç şirketlerinin, giderek uyuşturucu çetelerinin siyahi kapitalizmi tarafından daha da istismar edilecek madde bağımlılığının önünü açtığını söyleyebiliriz. Bu çetelerin kârları da HSBC gibi -ki, bu banka Çin afyon ticaretinden elde edilen kârlarla kurulmuştur- mavi çip bankalarda aklanmaktadır.

Şekil 4: ABD’de Umutsuzluk Hastalıkları Nedeniyle Ölüm Oranındaki Artış*

Genellikle zehirlenmeler aşırı dozda ilaç, kronik karaciğer hastalıkları ise alkol kullanımı yüzündendir.
Kaynak: Case and Deaton (2015)

Merkezi planlamanın performansı

Merkezi olarak planlanmış bir ekonominin piyasa ekonomisinden daha kötü performans göstereceği ERP’nin temel tezi. Rus tarihi bu alandaki deneyimleriyle ERP’nin tezini sınayabileceğimiz yeterli bilgiyi sağlıyor. 1920’lerin sonu ile 1930’ların başında geçilen sosyalize planlı ekonomi ile 1990’lardan gözlemlenen liberal piyasa ekonomisinin performanslarını karşılaştırmak mümkün.

Her ülkenin ulusal karakteristiklerinin ve kültürel özelliklerinin farklılığını da dikkate alarak, kapitalizme kıyasla bariz bir biçimde daha niteliksiz bir sistem olduğu düşünülen sosyalist düzenin, sosyalizme geçiş dönemlerinde ekonomik büyümeyi yavaşlattığını, sosyalizmden kapitalizme geçişin ise ekonomik büyümeyi hızlandırdığını gözlemlemek gerekir. Ve gerçekten de ABD’li iktisatçıların 1990’lı yıllarda Rusya halkına vaat ettikleri, ERP’yi hazırlayanların bu bakış açısı ile son derece uyumlu idi. Liberal tez, şirketlerin devlet kontrolünden kurtulur kurtulmaz “büyülü piyasa” sayesinde bir anda kamu yararı için üretken ve verimli işletmelere dönüşeceğini iddia etmekteydi. Ana akım iktisadi yaklaşımın piyasaların rolünü aşırı abarttığı malum. Sözde piyasa ekonomilerinde bile, ders kitaplarında idealize edilen türde piyasaların, istisnai durumlar dışında gözlemlenmediği de açık. Bir ekonominin temel endüstriyel yapısı, aynı tedarikçilerin aynı müşterilere düzenli teslimatlar yaptığı, aksamadan çalışan, kompleks belirlenimli bir ağa dayalı üretici/tüketici ilişkilerini gerektirir.

SSCB’de bu tür etkileşimleri içeren sistem iki kıtaya yayılarak Doğu Avrupa, Küba, Kuzey Vietnam ekonomilerini de içerecek şekilde genişledi. İşletmeler üretim ihtiyaçlarını binlerce mil uzaklıktaki diğer işletmelerden bekleyerek kendilerine gelen devlet siparişlerini karşılamaya çalışıyordu. Sibirya’nın ücra kasaba ve köylerinde ekonomik olarak hayatta kalabilmek bu siparişlerin gerçekleşmesine bağlı idi. İflas eden devletin bu siparişleri sağlayamadığı, ücretleri ödeyemeyecek hale geldiği ve de artık işletmeler arası ilişkileri koordine eden bir planlama ağının da kalmadığın durumda ortaya çıkan şey liberal teorinin vaat ettiği kendi kendine pürüzsüz çalışan piyasa değil, tam bir domino misali çöküş süreci oluyordu.

Herhangi bir siparişin olmadığı, aksadığı süreç içinde de ana sanayi sektörlerindeki fabrikalar kapanmaya başlamıştı. Üretim girdilerinin ve malzemelerin teslimatı aksadığında ikincil endüstriler de üretime devam edemeyerek kapandılar. Bu yıkıcı süreç dalga dalga yayılarak hızla sektörlerin art arda çökmesine yol açtı.

Tablo 3’teki rakamlar ekonominin ne kadar gerilediğini göstermektedir. Verilere bakıldığında 13 yıllık serbest piyasa deneyimi sonrasında bile “düzelme”nin birçok sanayi sektöründe ne kadar sınırlı olduğu görülecektir. Ekonominin tüm sektörlerinin 13 yıllık süre içinde büyük ölçüde küçüldüğünü de ekleyelim.

Tablo 3: Rusya’daki Sanayi Sektörlerinin 2003 Yılı Üretim Seviyesinin 1990’la Karşılaştırılması (1990 = 100)

Elektrik enerjisi77
Gaz97
Petrol çıkarma94
Petrol rafinasyonu70
Demir metalurji79
Demir dışı metalurji80
Kimya ve petrokimya67
Makine yapımı54
Kereste ve kağıt48
Yapı malzemeleri42
Hafif sanayi15
Gıda67
Toplam sanayi66

Kaynak: Goskomstat (2004. Tablo 14.3).

Eğer, ekonomi Brejnev’in son yıllarındaki nispeten düşük oranlarda (% 2,5 gibi) büyümeye devam ediyor olsaydı sınai üretim 1990’lardaki seviyesinin % 140’ına ulaşmış olacaktı. Kısacası, 13 yıllık kapitalist deneyimin en net etkisi, sosyalist ekonominin nispeten düşük performans gösterdiği dönemlerdeki endüstriyel kapasitenin ancak yarısına ulaşabilen bir Rusya yaratmak oldu diyebiliriz.

ABD’li iktisatçılar bu dönemin düşük performansının radikal bir biçimde değişmekte olan ekonomik düzenin karşılaştığı sorunlardan kaynaklandığını iddia edeceklerdir. 13 yıllık berbat performans!

Bu düşük performansı sosyalist sisteme geçişin ilk yıllarıyla karşılaştıralım. Ruslar ekonomik düzen değişikliğinde düşük performans gösteriyor iseler özellikle sosyalizme geçiş döneminde de benzer bir durumun yaşanmış olması gerekirdi. Kaldı ki, denenmemiş, herkes için yeni olan bir ekonomik düzen kuruluyordu, nüfus eğitimsizdi ve dış dünyadan hiçbir yardım ve destek alınmıyordu. Tablo 4’e baktığımızda görülen ise: Hızlı büyüme, hem de 13 yıl boyunca tüm sektörlerde!

Tablo 4: SSCB’de Planlama Döneminin Başında (1928-1940) Sektörel GSYİH Artışı

1940/1928
Mamul mallar%180
Makineler%826
Askeri teçhizat%7000
İnşaat%275
Ulaştırma ve iletişim%275
Ticaret ve restoranlar%169
Sınai üretim%353
Tarım%110
GSYİH%178

Kaynak: Allen (2003. Tablo 5.4).

Sonuç

1930-1960 döneminde sosyalizmin kapitalizm karşısındaki ekonomik üstünlüğü yaygın olarak kabul görür. EPR de bu üstünlüğü istemeyerek kabul ediyor, ama benzer bir performansın tekrar yaşanabileceği konusunda endişelerini de dile getiriyor. Reagan, Thatcher ve Soğuk Savaş’ta kazanılmış Batı zaferi sonrasında tarihin akışı bir ara tersine çevrilmiş gibi görünüyordu. 1990’lı yılların başında muzaffer Batı ekonomisi, sosyalizmin başarısızlığının ve piyasanın üstünlüğünün kesin olarak ortaya çıktığını ilan etti. Bizce, bu tespit askeri-siyasi zaferin iktisadi zafer ile karıştırılması idi.

Kâğıt üzerinde verilen sözler harika olmakla birlikte Batılı iktisatçıların vaatlerinin Sovyet ekonomisinin gerçekliğiyle uyuşmadığını görüyoruz. ABD’de sosyalist siyasi söylemin artan popülaritesi karşısında EPR yazarları sanki 1990’daki vaatler tutmuş gibi bir yaklaşımla planlamanın başarısızlığını kanıtlamaya çalışmışlar.

Ancak, verilen sözler ile Rusya kapitalizminin korkunç gerçekliği arasındaki uçurum göz ardı edilemeyecek biçimde karşımızda. İnanılmaz bir biçimde küçülmüş bir ekonomi ve milyonlarca ölüm. Aslında, bu durum karşısında Başkan Trump’ın teknisyenlerinin Reagan dönemi fantazilerine, uçuk vaatlere sığınmaları bu açıdan şaşırtıcı olmamalı.

Dipnot:
[1] Oldukça nadir olsa da “sosyalizm”e ara sıra atıf yapılmaktaydı.  Örneğin, “sosyalizm” sözcüğü 1991’deki ERP’de bir kez, 1992’deki ERP’de de sadece iki kez kullanılmıştı. İlginç olan, her iki ERP’de de aynı cümlenin kullanılması: “Dünya çapında yaşanan değişimler, on yıllardır süren fikri çatışmaların sona erebileceğini gösteriyor”.

Kaynakça
Allen, Robert C. Farm to factory: A reinterpretation of the Soviet industrial revolution. Vol. 11. Princeton University Press, 2003.
Bertram Patrick Pockney. Soviet statistics since 1950. Aldershot (UK) Dartmouth, 1991.
Anne Case and Angus Deaton. “Rising Morbidity and Mortality in Midlife among White non-Hispanic Americans in the 21st Century.” Proceedings of the National Academy of Sciences, 112(49):15078{15083, 2015.

Yazarlar:
Paul Cockshott: Honorary Fellow, Glasgow University.
E. Ahmet Tonak: Visiting Professor, UMass Amherst ve Tricontinental: Institute for Social Research.

[Monthly Review Online’daki İngilizce orijinalinden Müge Ertürk tarafından Sendika.Org için çevrilmiş, Türkçe çeviri E. Ahmet Tonak tarafından gözden geçirilmiştir]

Not: Yazının orijinal başlığı “Başkanın Ekonomik Raporunda ‘Sosyalizm'”dir. Diğer başlığı biz koyduk (DP)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*