Anasayfa » GÜNDEM » ABD’de rejim hegemonya krizi / Ercan Akpınar

ABD’de rejim hegemonya krizi / Ercan Akpınar

“Önceliğimiz Esad değil, IŞİD’le terörle mücadele” diyen Trump’ın ABD’si bu açıklamanın üzerinden 3 gün bile geçmeden neden Suriye’yi vurdu? Bu keskin dönüş, kendini tekzip neden?

Trump’ın ölen çocuklara gözyaşı dökme, adaleti sağlama gibi sahte, iki yüzlü mazeretlerine inanan kimse yok. Öldüğüne üzüldüğü o çocukların kendilerine ve ailelerine terörist muamelesi yapıp, ABD’ye girişine izin vermiyor zira.

Adalet, demokrasi, özgürlük, uluslararası hukuk, savaş kuralları falan bunların tümünün sadece ihtiyaç duyulduğunda siyaseten, manipülasyon için bir anlam kazandığını ABD emperyalizminin (ve diğer emperyalistlerin) kanlı tarihinden çok iyi biliyoruz. O zaman ABD’ye daha 3 gün önce “Suriye’de önceliğimiz Esad değil, IŞİD terörü” diyordu askeri-politik konumunu belirleyen, seçim sürecinde Esad’ı teröristlerle savaştığı için destekleyen Trump ne oldu da birdenbire Suriye rejimini hedefe çıkarıp, hava üssünü vurdu?

ABD’nin Suriye’nin askeri üssünü, İdlib’de düzmece olduğu anlaşılan bir kimyasal saldırıyı gerekçe olarak gösterip vurmasının ardında, ABD’nin bu saldırı ile ulaşmak istediği amaçlar tartışma konusu oldu. Suriye’deki hava üssünün füzelerle vurulması Trump yönetimindeki yeni ABD hükümetinin “Amerika’yı yeniden büyük yapma” hedefine uygun olarak son süreçte hasar almış emperyalist hegemonyasını Suriye üzerinden yeniden tesis için bir manevra mıydı sadece? Ortadoğu’da Rusya’ya kaptırmak üzere olduğu bölgesel liderliği koruma hamlesi miydi bu? Ya da olan biten her şey Trump’ın ABD içinde yaşadığı yönetememe krizi, başkanlığının sorgulanır hale getirilmesiyle ipleri gevşetilen azil sürecinin önünü almak için panikle yapılmış bir saldırı mıydı? ABD emperyalizminin kurumsal bürokratik yapısı ve yönetim anlayışını nev-i şahsına münhasır karakteriyle yeniden biçimlendirmek isteyen ve buna uygun çeşitli adımlar atmaya çalışan Trump’ın yapmak istediği hemen her şey müesses nizam denilen kurulu düzen tarafından engellenmekle kalmadı, Trump’ın niyet ve amaçları da sorgulanmaya başladı. Suriye saldırısı tam da bu süreçte yapıldı. Buradan başlayalım.

ABD’nin iç siyasetinde yaşanan rejim krizi Trump’ın göreve gelmesinin ardından kurulu düzenin yerleşik ilişkilerini değişime zorlaması, bunalımı daha da derinleştirmişti. Emperyalist mali oligarşik ABD devletinin Trump’ın bu hamlelerini bürokrasi ve kongre aracılığıyla teker teker engelleyip üstüne bir de görevden alınma tehdidinin medya aracılığıyla yayılması karşısında Trump’ın dikkat dağıtıcı bir eyleme ihtiyacı vardı. Suriye’nin İdlib kentinde yaşananlar bu fırsatı sununca üzerine atlamakta gecikmedi. Böylece Obama döneminde ortaya konmuş “kimyasal saldırı kırmızı çizgimizdir, cezalandırırız” tehdidini hayata geçiren başkan olarak müesses nizamla uzlaşma şansını da yakalamış olacaktı.

Trump’ın ABD Başkanlık seçimlerinde Rusya’dan destek aldığına ilişkin yürütülen soruşturma ve Trump’ın verili kurulu düzene getirdiği “radikal” (!) eleştiriler, dengeleri tanımama eğilimi ABD iç siyasetinde olduğu gibi küresel planda bir “güven” krizi doğuruyordu. Öyle ki politik yönelimleri, kendini ifade ediş biçimi ve seçtiği kadrolar kendi partisinden dahi tepki çekiyordu. Müslüman yedi ülke vatandaşlarına başkanlık kararnamesiyle getirdiği vize yasağını, yargı, sağlık reformunu geri çekme girişimini kongre engellemişti. Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın (UGD) Rusya’yla kurduğu ilişkilere izah getirememesi istifasına yol açmıştı. UGD dışında başka birçok yönetim kadrosu da (bunların içinde damadı da var) benzer soruşturmalardan geçirilen Trump’ın Başkanlığını koruyabilmesi için, evet dikkatleri dağıtmaya verili kurulu düzenle geçici bir ateşkesi ve iş birliğini sağlayacak bir ortak düşmana ihtiyacı vardı (geçici çünkü, olan biten her şey gerici, sağcı faşist yönetim anlayışını kurumsallaştırmak isteyen anlayışla-ki bu Trump’da cisimleşiyor- neoliberal burjuva demokrasisinin kısmi geri adımlarla da olsa devamından yana olan egemen ve toplumsal- sınıfsal kesimlerin bir iktidar mücadelesidir) aradığını Suriye’ de, İdlib’de buldu. Desteklenmesi gereken terörle mücadele eden Esad gitti, yerine eli kanlı kendi halkını katleden bir diktatör geldi. Peşinden NATO’ya dönük eleştirileri konusunda yanıldığını, fikrinin değiştiğini söyleyiverdi Trump! Bugünlerde AB ülkeleriyle ticari anlaşmaları yenileme konusundaki ısrarından da vazgeçeceğini söyleyebiliriz. Yani hem Trump açısından hem de ABD’nin mali oligarşik tekelci yönetim anlayışının çıkarları lehine gelişen Suriye saldırısıyla yönetim krizinin ateşi kontrol altına alınıyormuş gibi görünse de emperyalist kapitalizmin ekonomik temelden yükselip gelen çürüme ve kriz gerçekliği de bu ateşkeslerin, molaların süresini sürekli düşürmekte ve her seferinde daha şiddetli bir şekilde yeniden ortaya çıkartmaktadır. ABD mali oligarşik devletiyle Trump’ın bu geçici ateşkesi ne kadar sürer bilinmez ama, iplerin tekelci devletin kontrolünde olduğunu artık Trump da anlamış ve kendi sınırlarını görmüş olmalıdır. İdlib’deki kimyasal saldırının düzmece olduğunu öyle ya da böyle CIA patentli prodüksiyon olduğu ABD’nin sanki böyle bir şeyi bekliyormuşçasına hazır kıta saldırıya geçmesinden anlaşılmıştı zaten. Bir taşla hem ABD emperyalizmi hem de Trump yönetimi birçok kuş vurmuş oldular.

Trump’ın Başkanlığının sorgulanmaya, Rusya’yla ilişkilerinin hedefe çakılarak meşruiyetinin altının oyulmaya başlandığı kesitte Trump’ın Suriye’deki olayları Rusya çıkarlarına saldırarak Rusya işbirlikçisi olmadığını kanıtlamak için kullanmış olması muhtemel. Hollywood için gişe hasılatı yüksek bir senaryo konusu sunsa da olan biten her şeyi bununla açıklamayı küçük burjuva komploculara bırakalım. Anti demokratik bir karakter olan Trump’ın Suriye’deki bebek ölümlerine çok üzülmüş olmasına inanmak da fazla saflık olur. Emperyalist sömürgecilik makinesi ABD Başkanının duygu dünyasındaki dalgalanmalara göre hareket edemeyecek kadar vahşi ve kendi ihtiyaçlarını gidermek derdindedir. Dünyanın dört bir yanında ABD bombalarıyla her gün katledilen onca sivilin- masumun kanı Beyaz Sarayı, Kanlı Saray yapmaya yetecek haldeyken, başkalarını katliamcılıkla suçlamak inandırıcı olmuyor elbette. Üstelik kitle imha silahları yalanı Irak’ta ortaya çıkmış şimdi de Suriye’ de ortaya çıkmak üzereyken! Hollywood senaristlerine politik gerilim filmi yazmak için yeterli çelişki, çatışma ve komplo zemini sunsa da hegemonya mücadeleleri ve güç savaşları tek başına kişilerin duygu dünyaları ya da bireysel tercihlerinin ötesinde bir şeydir ve kişilerin (Başkan da olsa) ait oldukları sınıfın- sınıfsal kesimin çıkar ve beklentileri yönünde hareket etmelerini zorunlar. Olsa olsa farklı, sınırlı politik tercihlerden birini seçme şansını sunar ötesini değil. Trump’ın iktidara gelişiyle ABD emperyalizminin içine çoktan girmiş olduğu rejim krizinin daha da görünür hale gelmesiyle karşı karşıyayız şu anda.

Her kriz statüko ve değişim basıncının birliği ve çatışmasıdır. Eskisi gibi yönetilemez olduğu gerçeği değişimi zorlasa da yeninin nasıl ve hangi çıkar ilişkileri içinde inşa edileceğinin mücadelesi bir kesimi statükoyu korumaya zorlarken, rakip sermaye kliklerini veya diğer sınıfsal toplumsal kesimleri “değişim” fikri etrafında bir araya getirecektir. ABD emperyalizminin sadece ülke içinde değil esas olarak küresel temelde kapitalizmin küresel ekonomik kriziyle de birleşik temelde ilerleyen rejim krizine, karşılarında yükselen rakip emperyalist ve bölgesel güçlerin baskısı da eklenince bunalımı daha da derinleşmektedir. Yönetim tekelini elinde bulunduran mali oligarşik yapı hem iktidarını korumak hem de bu hegemonya ve güç kaybını telafi etmek istemektedir. Bu da askeri seçeneğin her zamankinden daha etkin kullanılacağı anlamına gelir. ABD’de cumhuriyetçi parti iktidarı eşittir yeni bir savaş demek olduğu tarihsel bir vakadır. Her cumhuriyetçi parti iktidarında bir savaş çıkmıştır. (tabii bu demokrat partinin savaş karşıtı olduğu anlamına gelmez). Şimdi de bir cumhuriyetçi parti iktidarı var. Fakat bu defa çürüyen emperyalist kapitalizmin karakterine çok daha uygun ucubelikte bir sermaye tekeli sahibi, öngörülebilirlik katsayısı düşük Trump başkanlığında! Emperyalizmin üç sacayağını, yani askeri, ekonomik, siyasi, diplomatik gücünün bir birini besleyip güçlendirecek tarzda kullanma becerisini taşıdığı şüpheli olan böyle bir karakterin ve onun kabinesinin müesses nizama uygun olarak hareket etmesini, kurumsal bürokratik yapıyla çatışmadan “yönetmesini” sağlayabilmek için önce “Rusya işbirlikçisi” olmakla suçlanıp buradan sıkıştırıldı, ardından da Rusya’nın hegemonya alanlarına askeri saldırı düzenleterek aslında siyasi gücün kimde olduğu Başkanın gücünün sınırları açıkça gösterildi. Bu ABD’nin emperyalist mali oligarşinin hem ABD’nin iç politikasında yaşadığı ulusal rejim krizine, hem de küresel boyutta yaşadığı emperyalist hegemonya ve küresel rejim krizine (aslına ikisi bir ve aynı şeydir) bir el koyma hamlesiydi.

ABD emperyalizminin Suriye’nin Şayrat hava üssünü biraz da gövde gösterisi şeklinde, şova kaçarak vurması (peşinden Afganistan’da Taliban’a nükleer başlık taşımayan en büyük bombayı “bombaların anasını” kullanması) küresel ve bölgesel planda yaşadığı güç ve hegemonya kaybını devasa askeri gücünün caydırıcılığını sahaya aktif biçimde sürerek yeniden kazanmaya çalışacağını gösteriyor. Kuzey Kore’yi vurma tehditleri üzerinden Çin‘i, Suriye ve Ortadoğuda Avrupada NATO’nun askeri yığınağını Rusya sınırına taşıyarak onu sıkıştırmaya çalışmasını da bunlara ekleyebiliriz. Obama döneminde İran’la yumuşayan ilişkilerin yeniden gerilimci bir hatta taşınması da askeri tehditlerini canlı tutarak küresel hegemonyasının sınanmasına diş göstermektir. Söz konusu olan ABD emperyalizmi de olsa bu kadar geniş bir alanda, bu kadar kalbur üstü güce karşı yumruk sallayamayacağı malumdur. En zayıf halka, BM ve diğer uluslararası kurumlardan onay almayı beklemeden askerî harekât düzenleyerek, bölgesel küresel rakiplerine mesaj yollasa da hegemonyasındaki kırılma ve çözülmeyi böyle tamir edemeyeceği açıktır. Olsa olsa esip gürlemesinin karşılığını pratikte gösteremediğinde etkinlik ve ağırlığının gevşeyeceğini söyleyebiliriz.

Bu saldırı bir gövde gösterisiydi. Bugünden yarına dengeleri değiştiremeyecektir. ABD’nin Ortadoğu ve Suriye stratejisinde hangi taktik adımla örtüştüğü dahi net değil. Doğuracağı tek sonuç Rusya ve ABD’nin uzlaşma zeminlerini darbelediği ve cihatçı çeteleri ve onları destekleyen bölgesel Sunni ekseni cesaretlendirdiği için savaşın uzamasını, kan ve gözyaşının, mülteci sorununun büyüyeceğidir. “Masum bebek ölümlerine pek kederlenen” Trump denen ucubenin yeni katliamlar için alan açmış olacağıdır.

Ayrıca iğreti ucube halinin uluslararası planda ABD’nin kanlı, katliamcı siciliyle de birleşerek oluşturduğu nefret objesi olma halini bir düzeltme çabasıydı bu saldırı. Aşırı sağcı yabancı düşmanı, homofobik, erkek egemen, 7 Müslüman ülkeye uygulamaya çalıştığı vize yasağı nedeniyle oluşan tepkileri de “kimyasal silahlarla katliam yapan, masum sivilleri katleden diktatörleri cezalandıran lider, demokrasi ve özgürlük taraftarı” gözükme çabasıydı. O kadar diskura, uluslararası destek ve çabaya, Nobel Barış Ödülüne rağmen Obama bile dünya halkları işçi sınıfı nezdinde bu imajı kazanamadı, Trump ne yaparsa yapsın hiç şansı olmayacaktır.

Suriye Esad rejiminin bütün işler lehine ilerler, Halep’i kurtarmış ve İdlib bölgesinde büyük bir süpürme operasyonuna hazırlanırken ve daha birkaç gün önce ABD’den “Esad hedefimiz değil”açıklaması gelmişken böyle bir kimyasal saldırıya girişmesi mantıklı değil. Sonrasında ortaya çıkanlar Suriye ve Rusya’nın ısrarla BM denetçilerinin bölgede araştırma yapma isteğinin kabul edilmemesi ortada düzmece bir saldırı olduğunu göstermektedir. Trump’ın CIA ve Pentagonla böyle bir organizasyonu yapacak ilişkide olmadığı (CIA, Trump’ın kazandığı ABD seçimlerini Rusya’nın Trump lehine manipüle ettiği raporu biliniyorken) çok açık. Yukarıda da belirttiğimiz gibi ABD devletinin hem Trump’a hem Rusya, İran ve Çin’e hem de hegemonyasında boşluk arayan bölgesel rakiplerine verdiği bir göz dağıdır bu. CNN International yorumcusunun “Trump şimdi ABD Başkanı oldu” sözleri her şeyi açıklıyor.

Şimdi Suriye ve bölgede kartlar ABD’nin bu hamlesiyle yeniden karılmaya başlandı. Kan kaybeden Sunni cephenin (Suudlar, Katar ve Türkiye) bu yeni durumdan çok memnun olduğu ve arkasının gelmesini beklediklerini açıklamalarından biliyoruz. Rusya, İran, Çin ve Suriye ise ciddi rahatsızlık duydular. Özellikle Rusya’nın Suriye üzerinden ortaya koyduğu askeri güç gösterisinin sınırları açık edilerek fiyakasının bozulması onun hegemonya kurma çabalarını da sekteye uğrattı.

ABD- Rusya eksenleri arasındaki gerilimler ve çıkar çatışmaları gün gün yükseliyor olsa da daha şimdiden 3. Dünya Savaşı beklentisine girenlerin, bu iki eksenin askeri olarak çatışmaya girmesini bekleyenlerin öngörülerinin gerçekleşmesi için daha çok zaman ve gelişmeye, karşıtlığın tüm alanlarda çok daha ciddi boyutlarda derinleşmesine ihtiyaç vardır. Daha o aşamada değiliz. Uluslararası kurum ve birliklerde çelişkili birlik durumları devam etmekte, diplomatik görüşme düzeyleri korunmaktadır. Fakat şunun altını çizmek gerekir ki emperyalist kapitalizmin küresel krizinin yakıcı ve yıkıcı etkisi bir dizi alan ve bölgede suların ısınmasına yol açacaktır.

Suriye’de (ve dolaylı olarak Ortadoğu’da) IŞİD sonrası dönem içinde adımların atılmaya başlandığı görülüyor. Suriye ve Irak’ta iç savaşların rejimler lehine çözülme sürecinin artık iyiden iyiye açığa çıkması sonrasında nasıl bir siyasal rejimin oluşturulacağı noktasında hegemonya çatışmalarını getiriyor. ABD, Suriye’ye yaptığı saldırıyla Rusya, İran ve Suriye’ye hesaplarını yeniden gözden geçirmelerini söylemiş oldu. Astana süreciyle Rusya ve İran’ın bölge güçlerini etkileme ve hegemonyalarını güçlendiren bir aparata dönüştürme sürecine de noktayı koymuş oldu. ABD, özellikle bu yaz Irak’ta Musul, Suriyede Rakka’nın IŞİD’ten alınmasıyla güç mücadeleleri daha görünür olacak ve bu süreçte rakip güçlerin birbirinin elini zayıflatmak için beklenmedik hamleler yapabileceğini öngörebiliriz. ABD İdlib’te Kaide’ye Deyr Ez Zor’daki IŞİD’e karşı savaşan güçleri havadan destekleyen Şayrat üssünü vurması buralardaki dengenin korunması ve Suriye rejimini Şam, Halep, Lazkiye hattına sıkıştırmayı hedefliyor. 3 bölgeli federatif bir Suriye’yi destekleyen bir planın parçası. ABD, Rakka operasyonunu sonuçlandırmadan, Suriye, Rusya ve İran’ın İdlib’i alarak alan hakimiyetini kurmasını şimdilik geciktirmiş görünse de Rusya henüz karşı hamlesini yapmış değil. Kürt bölgesi emperyalistler arası kapışmanın yeni bir alanı olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Krizi büyütme eğilimi ağır basarsa eğer Türkiye üzerinden Kürt bölgesine bir saldırının önü açılabilir (demeye kalmadan Türkiye büyük bir hava operasyonu ile Şengal’i ve Suriyede, Rojovada Karaçok dağındaki YPG mevzilerini vurdu). İşte o zaman cehennemin kapıları tüm bölge için kapanmamacasına açılabilir.

ABD ile Rusya arasında bölgeye dönük hedefler arasında baş gösteren sorunlar Türkiye’yi eninde sonunda bu iki eksenden birini tercih etmeye zorlayacak. Ortadoğu’da yeni bir “raunt” başladı. Sonraki süreçleri bu “raunt’un” sonuçları belirleyecek. Bölgenin ateşi yükselecek. ABD-Rusya arasındaki sürtünmeden yayılan kıvılcımlar yeni yangınlara yol açacaktır.

Sorun sadece Suriye ve Ortadoğu ile de ilgili değil. Şayrat üssünün vurulmasının ardından ABD’den üst üste Rusya’yı, Çin’i, İran’ı, Kuzey Kore’yi itham eden açıklamaların gelmesi, ABD müttefiklerinin (AB, Japonya gibi) bu çıkışlara destek sunması ABD ve Rusya merkezli iki karşıt emperyalist eksenini küresel düzeyde güç ve hegemonya mücadelesine giriştiğidir ve Türkiye’nin esas sorunu burada nasıl bir tavır alacağıdır. İki gücü birbirine karşı kullanma, dengeleme siyaseti yeni durumda sürdürülemeyecektir. Suriye’nin vurulmasının ardından Türkiye’den yapılan hararetli destekler, “devamını bekleriz” söylemleri ABD’den yana pozisyon almaya dünden razı olduklarını gösterse de özellikle Kürt sorunu karşısındaki çıkmazı burada pozisyon belirlemesini zorlaştırıyor. Bölgesel konumu ve orta gelişmişlikteki kapitalist gücünü pazarlık masasına koyarak çıkarlarını yürütmeye çalışıyor.

Rusya ve ABD arasında ne zamandır salınıp duran, Rusya’yla uçak düşürme ve büyük elçi suikastı krizinin ardından yeniden Suriye merkezli yakınlaşmaya giren, Fırat Kalkanı karşılığında Halep’i teslim eden Türkiye’nin şimdi, o kadar pratikten sonra tekrar ABD-AB eksenine kayması, hele de AB ile olan sorunların hızla tırmanarak üyelik müzakerelerinin durdurulma aşamasının kıyısına kadar taşınmış olması karşısında o kadar da kolay olmayacaktır. Bölgesel politikalarında bütünlüğü korunmuş hedeflerden ziyade, boyundan büyük işlere girmenin sonucu olarak içine girdiği durumdan kendini kurtarması zorlaşacak ve büyük güçlerin tepişmesinde kendini bir anda cephe ülkesi olarak bulabilecektir. Hem ABD’nin hem Rusya’nın Türkiye’yi kendi eksenine dahil etmek için kimi tehdit, vaat ve yaptırımları kullanacağı aşikardır. Kürt meselesi iki gücün de en önemli tehdit ve vaat unsuru olarak tüm canlılığıyla ve kendi öz dinamikleriyle ayaktadır. ABD’nin Reza Zarraf ve Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısını tutuklaması ve davayı Türkiye’yi -Sarayı kendi bölge politikasına razı etmek için kullanması bu kapsamdadır. Yine Rusya’nın özellikle ticaret ve turizm alanlarında Türkiye’nin dış ticaretini ve ekonomisini krize sokabilme potansiyelini bu araçlardan sayabiliriz.

Rusya ve ABD arasında kararsız denge kurma çabalarının yarattığı salınımlı günler büyük oranda mayıs ayının sonu itibariyle sonlanacak gibidir. 3 Mayıs’ta Putin’le, 15 Mayıs’ta Çin Başbakanıyla ve 16 Mayıs’ta ABD’de Trump ile görüşecek olan R.T.Erdoğan Brükseldeki NATO toplantısının ardından Türkiye’nin yeni yol haritasını şekillendirmiş olacaktır. Özellikle Suriyede Kürt otonomisinin, federasyonunun engellenmesi noktasında destek arayacak, ona en çok desteği kim, hangi taraf verirse ona, o eksene daha çok yaklaşmak isteyecektir ama karşısındaki güçlerde Türkiye’yi yanlarına çekmek için kozlarını kullanacaklardır. Bölgesel hegemonyaları ve özellikle Suriye ve Iraktaki sıcak cephelerde Kürtlerin desteğine ve gücüne ihtiyaç duyan ABD ve Rusya’nın bu desteği vermeleri zor görünse de pazarlıklar sonucunda Kürtlerin statüsünü, coğrafi birlik kurma çabalarını darbelemek noktasında kısmi de olsa destek bulabilir. Bir bölge gücü olarak ne ABD ne de Rusya Türkiye’yi zamanından önce kaybetmek isteyecektir.

Emperyalist kapitalizmin ekonomik krizi üretimin temellerinden başlayarak ekonomiden siyasete, eski ülke, bölge ve dünya durumuna kadar her şeyi sarsarak ilerliyor ve sürdürülemez bir hale getiriyor. Eski durumun sürdürülemez oluşu yeni dengenin ancak çok yönlü güç ve hegemonya mücadeleleri içerisinden, ardından derin bir yıkım bırakarak kurulabileceği gösteriyor. Emperyalist ülke ve tekellerin yaşadığı kriz, sermaye birikim süreçlerindeki tıkanma ve kan kaybı bölge ve dünya ölçeğinde yeni hammadde kaynaklarının ve pazarların ele geçirilmesi mücadelesi sert çatışmaların da göze alınmasını ortaya çıkartıyor. Bir değişim ve yeniden yapılanma süreci, yeninin sarsıntılar içinden kendini küresel düzeyden yeniden, çatışmalı bir süreç halinde ortaya koyuyor. Ne her şeyin eskisi gibi ABD merkezli kalacağını, ne de ABD-AB’nin zayıflamış hegemonyalarına bakıp güç dengelerinin Rusya-Çin’ kaymış olduğunu söyleyebiliriz. Emperyalist güçlerle, onların bir alt liginde olan bölgesel kapitalist güçlerin arasında çok yönlü, girift ittifak ilişkileri içinden, sürekli kendi pozisyonunu güçlendirecek, yoğun bir rekabet yaşanmaktadır. Eşitsiz gelişim sürecinin, kapitalizmin küresel krizinin ortaya çıkardığı sonuçlarla birleşik olarak bu rekabetin dozunu ve düzeyini yükselttiğini söyleyebiliriz.

Emperyalist kapitalist ülkelerin küresel planda yaşadığı ekonomik krizler, dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarının yaşamı üzerinde, baskı ve sömrüyü arttırıyor. Krizin daha da derinleştirdiği hegemonya mücadeleleri bölgesel vekalet savaşlarıyla şiddetlenirken emekçilerin insanca yaşam ve özgür dünya özlemleri patlayan bombaların tozu dumanı arasında yok ediliyor. Altüst edilen yaşamlar, mültecilik yollarında sefaleti katmerlendiriyor. ABD’nin Suriye saldırısı bu bölgesel savaşın ve onun yıkıcı sonuçlarının bölge işçi ve emekçileri üzerindeki tahribatının daha belirsiz bir süre boyunca süreceğini gösteriyor. Emperyalist savaşlara karşı, işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen halkların özgürlük, demokrasi ve halklar arası barış şiarını güçlendirmeye çalışmak bugünün temel görevidir. İçinden geçilen sarsıntılar çağında güç mücadelesi vermeyen her sınıf, siyaset ve ideoloji ezilecektir. Bu nedenle devrimci proletaryanın, ezilen halkların kendi kaderlerini kendi ellerine alacak, kapitalist savaşlara, faşizme hayır diyecek kararlı, militan bir mücadele ekseni yaratmak zorundadır. Orta yol kalmamıştır, ya yürünecek ya da çürünecektir.

Ercan Akpınar / Tekirdağ 2 No’lu F Tipi C-92

Not: Bu mektup 27 Nisan tarihinde kaleme alınmış olup hapishane koşullarından kaynaklı elimize geç ulaşmıştır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*