Anasayfa » DÜNYA » ABD seçimleri: Önce burjuvalar seçer!

ABD seçimleri: Önce burjuvalar seçer!

ABD seçimleri sonuçlandı. Egemen sınıflar adına kimin –Obama’nın mı, Romney’in mi- yöneteceğini belirlemek için yapılan başkanlık seçiminin kazananı Obama oldu. Temsilciler Meclisi‘nde çoğunluk Cumhuriyetçi Parti’de kalırken Senato’daki çoğunluğu Demokrat Parti oluşturdu. Sonuçlara göre bazı tekel grupları diğerlerine göre üstünlük sağladılar. Seçimlerin sonuçları sadece Amerikan toplumunu ilgilendirmiyordu. Kimin kazanacağı ve kazananın izleyeceği ekonomik, siyasal ve askeri politikaların ne olacağı tartışmaları televizyonlar ve sosyal medya üzerinden küreselleştirildi. ABD’de başkanlık seçimleri dünyanın bir başka ülkesinde olabilecek olandan çok daha fazla her ülkede çok sayıda tartışmanın, anketlerin, yorumların konusu oldu.

İki adayın oy yüzdelerinin birbirine yakın oluşu, ABD seçim sistemini üzerinde en çok konuşulan konularından biri haline getirdi. Gazeteciler, araştırmacılar, piyasa analistleri, üniversite profesörleri, eski büyükelçiler televizyonlarda boy gösterip yorumlarında ABD demokrasisine övgü düzdüler. Onlara göre, ABD demokrasisi gelişkin bir demokrasiydi ve seçimler son derece demokratik bir ortamda gerçekleşiyordu. Bir üniversite dekanı “çok demokratik bir demokrasi olduğu tartışılmaz” yorumunu yaptı. Seçilmesinin hemen ardından yaptığı konuşmada Obama, zengin, yoksul, kadın, göçmen, eşcinsel ayrımının olmadığı bir ve bütün bir Amerika olduğunu gösterdiklerini söyledi. Bu ulus tutkalı sürülmüş birlik ve beraberlik konuşması, krizle birlikte zenginlik ve yoksulluk kutuplaşmasının daha da arttığı, mali oligarşinin hükmettiği, derin sınıf farklılıkları olan kapitalist Amerika gerçeğini örtbas etmeye çalıştığı gibi, kadın, göçmen, eşcinsellik gibi sorunlarda birbiriyle karşıt denilebilecek iki Amerika gerçeğini, seçim tablosundan açıkça görülen toplumsal yarılmayı da örtbas etmeye çalışıyordu.

Amerikan seçim sistemi neyi gösteriyor?

Sadece Amerikan seçim sisteminin kendisi daha baştan zengin ve yoksul ayrımını yapan bir mekanizmaya sahiptir. Sadece sermaye sahibi zengin sınıflara politika yapma, seçme ve seçilme hakkı sağlayan bir sistemdir. Türkiye televizyonlarında da boy gösteren gazeteciler, siyaset analizcileri, araştırmacılar, üniversite profesörleri, ABD demokrasisine ve seçim sistemine övgüler düzdüler. Bu gazetecilere, siyaset analizcilerine, profesörlere göre adaylar, partilerin sultasına bağlı kalmadan önce halka gidiyor, halkın desteğini alarak seçimlere giriyorlardı. Bu Amerikan demokrasisinin güçlü bir kanıtıydı. Başkanlık seçimlerinin neden iki dereceli bir seçimle gerçekleştirildiği, neden önce eyaletlerde 538 delegenin seçildiği ve devlet başkanını neden doğrudan sandığa gidip oy kullananlar değil de delegelerin seçtiği ne soruluyor ne açıklanıyordu. Bir yandan “Amerikan ulusu”ndan söz edilirken devlet başkanı seçimlerinin ülke genelindeki toplam oy sayısına göre değil de, eyaletlerdeki sonuçlara göre belirlenmesini dahi eleştiren bir kimse yoktu. Basit bir burjuva demokrasisi sorusu olarak bir eyaletde çoğunluğu alanın oyların tümünü almış olması, o adaya oy vermeyen oyların çöpe gitmesinin yere göğe sığdırılmayan oy hakkı, seçebilme hakkı, katılımcı demokrasi açısından anlamı neydi? 7 başkan adayından diğer beşinin neden adının dahi duyulmadığı ve ülke düzeyinde başkanlık için aday olanların neden ancak bazı eyaletlerde listelerinde yer alabildiklerine dair tek bir soru cümlesi yokdu. Bunlar, sadece Amerikan demokrasisinin özellikleriydi. Son ana kadar seçim yasağı uygulanmamış olması, örneğin bir içki satışı yasağının konmamış olması ise, demokrasinin göstergeleriydi.

Zenginler demokrasisi

Amerikan burjuva demokrasisi denildiği gibi adayların önce halka gittiği ve halka kabul ettirerek adaylıklarını onaylattıkları, bundan dolayı diğerlerine göre daha demokratik bir demokrasi midir? ABD seçim sisteminin öyle çok da gizli kapaklı olmayan kodlarına baktığımızda bu mekanizmalar içerisinde evet, öncelikle gidilen onayı ve desteği alınan birileri vardır, o da halk değil burjuvazi, burjuvazi içerisinde de büyük tekellerin, holdinglerin sahipleridir. Adaylar aday olarak yola çıktıklarında seçim kampanyası için bağış toplarlar. Aday adayı olarak ilk icraatları budur. Obama’nın yaptığı gibi sosyal medya üzerinden de bağış toplama kampanyaları gerçekleştirilse de asıl bağış kendisini destekleyecek burjuvalardan alınır. Bu seçimlerde Romney ve Obama yaklaşık birer milyar dolar bağış toplamışlardır. Bu bağışların çok büyük bölümü kendilerini destekleyen burjuvalardan ve “sivil toplum” alanında örgütlenmiş kurumlardan alınmıştır. Dolayısıyla adayların ilk seçim mercii büyük sanayi şirketlerinin, dev bankaların, finansal yatırım kuruluşlarının, petrol tekellerinin, askeri sınai komplekslerin, otomotiv endüstrisinin, medyanın sahipleri ve yöneticileridir.

Kimlerden bağış alındığı adayların burjuvazinin hangi kesimleri ve kimler tarafından desteklendiklerini gösterirken, alınan bağışların miktarı da gerçekte aday olunup olunamayacağını gösterir. ABD seçim sisteminde büyük bağışlar toplayamayan bir adayın kampanya yürütebilme, seçilebilme, hatta aday olduğunu duyurabilme şansı yoktur. Son seçimlere aralarında bir iki yeşilin de olduğu 7 aday katılmaktadır ama hepimizin bildiği sadece ve sadece iki adaydır. Amerikan sistemi bu açıdan Avrupa burjuva demokrasilerine göre çok daha açık ve pervasızdır. Amerikan seçim sisteminde açıktan gerçekleştirilen bağış sistemi, sistemin oligarşik tekelci burjuva egemenlerinin kimi desteklediklerini ve kimlerin seçimine izin verdiklerini belirleyen bir mekanizma olduğu gibi, kimlerin seçilmeyeceğini, hatta aday olmayı aklına hayaline dahi getiremeyeceği bir barikatı da ifade eder.

Eski çağlarda, köleciliğin hüküm sürdüğü dönemlerde politika yapmak, seçmek ve seçilmek de sadece zenginler, mülk sahibi olanlar için bir haktı. Kölelere de sahip olan “özgür yurttaşlar” politika yapma ve yönetme hakkına sahiplerdi. Köleler, köle sahiplerinin mülküydüler ve seçilemedikleri gibi seçme hakkına da sahip değillerdi. İşte Amerikan demokrasisi, plütokrasi de denilen bu zenginler iktidarının günümüze taşınmış bir örneği gibidir. İktidarda zenginlerin olduğu, zenginler için bir demokrasidir. Banka ve sanayi tekelleriyle, askeri sanayi kompleksle devlet üst düzeyde kaynamış, iç içe geçmiştir. Tekelci oligarşik bir egemenlik hüküm sürmektedir. Güvenlik konseyi gibi organlar devlet siyasetini tekellerin çıkarlarına göre oluştururlar. Ulusal ve uluslararası düzeyde sayısız üst kurul seçim etkisinden azade kılınmış olarak çalışır ve kararlar alırlar. Kapitalistlerle devlet kaynaşması personel düzeyinde iki yönlü bir içiçe geçişle sağlanır. Petrol tröstlerinin, bankaların, otomotiv endüstrisinin , medyanın sahipleri ve yöneticilerinden oluşan, aileden gelme politikacılar, siyasal alanda boy gösterir, devlet yönetiminde yer alırlar. Bunun için özel olarak da yetiştirilirler. Üst düzey bürokratlar da şirket yönetim kurullarına alınır. Özellikle iç bölgelerdeki eyaletlerde valilik, belediye başkanlığı, şerifleri-eyalet polislerini-belirler, aileden birini ya da kendilerine sıkı sıkıya bağlı olan birisini seçtirirler. Mali oligarşi ile devletin kaynaşması diğer ülkelerden çok daha fazla açıktan ve pervasızca gerçekleştirilir.

Son seçimlerde adayların sadece televizyonlara verdiği ilanların tutarı 2,5 milyar dolardır. Seçimlerde gerçekleştirilen toplam harcama 6 milyar dolardır. Başkanlık seçiminde önde gelen aday olmanın ve seçilmenin maliyeti bir-iki milyar dolar iken, bir milletvekilinin aday olarak bir seçim kampanyasını yürütme maliyeti 1 ila 3 milyon dolardır. Burjuva demokrasisiyle yönetilen bütün kapitalist ülke anayasa ve seçim kanunlarında olduğu gibi ABD’ninkilerde de 18 yaşını dolduran her yurttaşın oy hakkının, 22-24 yaşlarında olan her yurttaşın da aday olabilme hakkının olduğu yazar. Bir ülkenin nasıl yönetileceğini belirleyen bu yasalar, seçme ve seçilme hakkıyla da bütün yurttaşları eşit olduğunu söylerler. İşte bu “eşitlik” bütünüyle kağıt üzerinde kalan bir eşitliktir. Siyasetin ancak burjuvalardan alınan desteklerle çok büyük paralarla yapılabilir oluşu ,bir işçinin hiç bir zaman bu seçim sistemi içerisinde seçilemeyeceğini hatta sadece bundan dolayı aday dahi olamayacağını gösterir. Kısaca her eşit yurttaşa aday olmak için “1 milyon dolar bul gel” denilmektedir. Eve ekmeği zar zor götüren bir işçi için değil bir milyon dolar, bin lira bile biriktirmek ve bulabilmek zor iken “eşit yurttaşlık hukuku” sadece büyük paralara sahip ve diğer kapitalistlerin desteğini alabilen burjuvalara hizmet etmektedir. Ki bu işçilerin politika yapabilmesinin çok sayıda engelinden sadece birisidir.

Bir aday, ancak kapitalistlerden büyük parasal destek sağlayarak aday olabiliyorsa para desteği aldığı adaylara hizmet etmek için vardır ve seçildiğinde onlara bu desteklerinin karşılığını, onların istediği yasaları çıkartarak verecektir. Petrol tröstlerinin, askeri sınaıi komplekslerin sadece milyonlarca para değil, kurumsal desteklerini, medya desteklerini de alarak seçilen bir aday işçilere değil desteğini almış olduğu kapitlist gruplara hizmet eder. Amerikan seçimleri, petrol, silah, kimya, otomotiv ve finans tekellerinin, uluslararası şirketlerin hangi adayı desteklediklerinin ve buna bağlı olarakdesteklenen adayın dış ve iç politikada hangi politikaları uygulayacağının belirlendiği seçimlerdir. Romney askeri sanayi alanındaki tekellerin, Obama otomotiv tekellerinin desteğini aldıysa izlediği ve izleyeceği politikalar desteğini aldığı tekel grubuna vergi bağışıklıkları, kredi destekleri, pazarlarının genişletilmesi olarak dönecektir. 150 milyon seçmenin yer aldığı bu seçimler, bu mekanizmalar içerisinde gerçekleşir, mali oligarşi içerisindeki temel gruplaşmalara göre adaylar belirlenir ve bunlardan biri ya da öbürü seçilir.

Devlet, sivil, toplum, medya elemesi

Aday olma ve adayların belirlenmesi, sadece adayın zenginliğine ve parasal destekler sağlamasına da bağlı değildir. Burjuva demokrasilerinin katmanlı yapısı içerisinde belirleyici ve aykırı olanı eleyen çok sayıda kurum ve işleyiş mekanizmaları vardır. Adaylar, tüm aile geçmişleriyle birlikte daha okul sıralarından başlayarak, sanayi ve bankalardaki, devlet kademelerindeki konumları ve geçmişleriyle, burjuva sınıftan geliyor oluşları ya da burjuva sınıfa hizmetleriyle dahil olma kıstaslarına göre siyasal partiler, burjuva sivil toplum kurumları ve medya elemesinden geçerek ancak aday olabilmektedirler. Son iki adaydan Romney’in kendisi de bir kapitalisttir. Otomotiv endüstrisinde 4. durumdaki bir tekelin CEO’sunun oğludur. Bank Capital’in sahip ve yöneticilerindendir. Obama ise köken olarak Kenyalı burjuva bir babanın oğludur ve eşi de zengin bir burjuva ailedendir. Amerika’da banka, petrol , tarım, sanayi kapitalistlerinin kuşak olarak kendilerinden gelen siyasetçileri yetiştirip seçtirmeleri yaygın bir durumdur. Ve kapitalistler vali, belediye başkanı, şerif, eyalet polisi mekanizmalarına nüfuz eder, hatta hükmederler. Clinton gibi orta sınıflardan gelme adaylar olsa dahi, onlar da üniversite, ordu, çalıştıkları şirketler, devlet kademeleri, yeraldıkları sivil toplum kurumları, medya ilişkileri mekanizmalarından geçerler. Bunların her birisi seçme ve eleme mekanizmaları olarak işler. Gelişmiş kapitalist sistemlerin okul, ordu, aile, şirketler, devlet kurumları, sivil toplum kurumları ve medya mekanizmalarından geçerek sisteme göre biçimlenmeyen hiçbir adayın aday olabilme şansı yoktur. Burjuva demokrasilerinde bir öncü işçinin, komünistin adaylığı ancak gelişen bir sınıf hareketi ve siyasal devrimci bir hareketin alternatifleşmesi ve güç kazanmasıyla, tüm bu saydığımız kurum ve mekanizmalarla da çelişerek ve çatışarak gerçekleşebilir. Ki bu kurumlarla çelişip çatışmayan bir adaylık işçi sınıfının sınıf çıkarlarının seçim ve parlamento zeminlerinde temsilini de gerçekleştiremez. Aday olsa dahi burjuvaziye hizmet edecek bir işçi, sendikacı, bir sosyal reformist olarak sistemin içerisinde yerini almış olur.

En gelişmiş burjuva demokrasilerinde dahi kimlerin seçileceği, burjuvazinin, asıl olarak da tekellerin adaylarının seçilmesini sağlayacak kurumsal sınıfsal toplumsal örgütlenme mekanizmalarıyla önce belirlenir, elenecekler buralarda elenir, hatta hiçbir zaman o kurum ve mekanizmalara giremezler. Bu eleklerden geçtikten sonra aday olabilirler. Bu seçim sistemlerinin kaybedeni her zaman işçiler, kentin ve kırın yoksullarıdır.

Eyaletlerin ve oy dağılımının ortaya çıkarttığı iki Amerika

Obama, seçimler sonrası konuşmasınnda Amerikan halkının yüksek ulusal birliğinden söz etse de, toplumsal yarılmanın farkında olarak Romney de benzer bir konuşma yapmış olsa da seçimler arasında oldukça derin siyasal, toplumsal, kültürel farklar olan iki Amerika gerçeğini ortaya çıkarttı.

Eyaletlere göre oyların dağılımı, ABD’nin kapitalist temelde coğrafik olarak da açıkça görülen iki Amerika olarak bölünmesini gösterdi. Televizyonlarda mavi ve kırmızı olarak işaretlenen oy dağılımında Orta ve Güney bölgelerdeki eyaletlerin neredeyse tümü Cumhuriyetçi Parti’ye, Doğu, Kuzey ve bazı Batı eyaletleri Demokrat Parti’ye oy verdiler. Bu oy dağılımı, sadece siyasal bir tercih farkını göstermiyor. Toplumsal kültürel bir yarılmayı da gösteriyor.

Tarihte tarımsal üretimin siyah işçilerin toprak köleliği ile sürdürüldüğü, sanayi kapitalizminin ve ticaretin geliştiği Kuzey’e karşı savaşan Güney ve Orta eyaletlerde egemen olan kırsal bir kapitalizmdir. Bu bölgelerde gelişkin teknolojik araçlar kullanılıyor olsa da toplumsal, kültürel, dinsel gericilik sıkı sıkıya korunur ve sürdürülür. Muhafazakar-tutucu- dışa kapalı ve her türlü yabancıyı ve ötekini düşman gören bir yaşam tarzı egemendir. Tarikatlar dinsel özgürlük adı altında serbestçe faaliyet gösterirler. Din kisvesiyle erkeklerin çok eşliliğine, çok sayıda kadınla evlenmesine ses çıkartılmaz. Amerikan tipi ırkçılık, göçmen düşmanlığı yaygındır. Patriyarkaldirler. Aile tutuculuğunun yatağıdırlar. Kadınlara ailedeki ancak ailedeki ikincil konumlarıyla, erkeğin eşi ve ana oluşuyla değer verilir. Eşcinsellik aşağılanır ve bir hastalık olarak görülür. Burjuva modernizminden bile doğru dürüst nasibini almamış bu bölgeler, sadece siyasal değil toplumsal kültürel tercihleriyle dün Bush’un, bugün Romney’in yanında yer aldılar.

Seçimlerde bu Amerikan yaşam tarzı ve burjuva demokrasisinin siyasal olduğu gibi toplumsal şekillenişinin ne olacağı tartışması olarak ortaya çıktı. Obama’nın kadınlar, göçmenler, eşcinselleri neoliberal ve postmodern çizgide burjuva demokrasisinin kapsamına dahil etme ve burjuva demokrasisinin toplumsal tabanını bu şekilde güçlendirme siyaseti ile Romney’nin ekonomide vahşi kapitalist neoliberalizmle Amerikan tarzı ırkçılık ve miliyetçiliği, baskı politikalarını, tutucu bir aile ve toplum yaşamını koruyup sürdürme politikası karşıtlaştı. Kitlelerin oy tercihlerinde de izlenecek ekonomi poliitkalar, dış politikanın yürütülüşü ile de içiçe geçimiş olarak öne geçen ve belirleyici olan konu oldu.

Eyalet sistemi kime, neye hizmet eder?

Türkiye’de de devletin neoliberal kapitalist yeniden yapılandırılmasına bağlı olarak ve Kürt sorunuyla da bağlantılı olarak gündemleştirilen -yerel yönetimlerin özerkliği, valilerin seçimle belirlenmesi, demokratik özerklik, bölgesel parlemento, Katalan modeli, federal Alman modeli vb ile- bir konu olduğu için üzerinde durmak yararlı olacaktır.

ABD burjuva demokrasisi eyaletlere dayanan federal bir sistemdir. Her eyaletin valisini, eyalet meclisini kendisinin seçmesi, eyaletlerin ekonomik, toplumsal, kültürel ve yerel siyasal konularda kararlarını kendilerinin almasıyla uygulanmakta olan eyaletlere dayanan federal sistem demokrasisinin gelişmişliğinin göstergesi olarak sunulur. Bu şekilde merkeziyetçilik sınırlandırılmış ve demokrasi, bölgesel ve yerel düzeyde o bölgelerde yaşayanların karar vermesi biçimiyle genişletilmiştir. Eyalet sistemi, her bölgenin ekonomik, toplumsal, kültürel farklılıklarının gözönünde tutulması ve bunların sermaye birikim sürecinin dinamikleri haline getirmeye elverişli oluşuyla kapitlizmi dinamize edici bir sistemdir. Bölgesel ve yerel kapitalistlerin bulundukları bölge ve yerlerde ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel egemenliklerini kurmalarına olanak sağlayan bir sistemidir.

Bu sistemdeki temel amaç, bölgesel ve yerel düzeyde demokrasinin toplumsallaştırılması değildir; bölgesel ve yerel kapitlistlerin o bölgenin ekonomik ve toplumsal kaynaklarına, kültürel şekillenişine hakim olarak bunları kapitalist ekonominin geliştirilmesine hızlı ve etkili biçimde dahil etmektir. Bölge kapitalistlerinin bölge düzeyinde devlete egemen olmalarını, kaynakları kendi istek ve çıkarları için kullanmalarını, bölge bütçesi yapmalarını, ticaret bağları kurmalarını sermaye birikimi için doğrudan girişim ve fırsatlar yaratmalarını kolaylaştırır. Bununla birlikte kapitalist ekonominin toplamdaki gelişim ve büyümesine de hizmet eder, ivme kazandırır.

Sistemdeki amaç, federal bölgelerde yaşayanların kendi sorunlarıyla ilgili karar almalarını doğrudanlaştırmak değildir. Ulusal sorunların olduğu bölgelerde uygulanan özerklik ve çeşitli federal sistemlerle de, o bölgedeki ezilen ulus burjuvazisinin merkezi yapıdan kopmadan ve hatta ona daha güçlü şekilde dahil edilerek bölgesel düzeyde iktidarlaşmasına olanak sağlar. Demokratik nitelikli sorunlar şu ya da bu düzeyde çözülmüş olarak ezilen kendi burjuvalarının önderliğinde kapitalist birikim sürecine bölge dinamikleriyle birlikte dahil edilir. Ulusal dil ve kültür bu amaçla geliştirilir.

Değişmeyen nedir? Yerel yönetim ağırlıklı olarak bölge burjuvazisinin sermaye birikim ihtiyacına yanıt verecek biçimde kapitalizm ve burjuva demokrasisi yeniden şekillendirilirken emek-sermaye ilişkisinde, burjuvazi-proletarya karşıtlığında bir değişim olmaz. Burjuvaziyle işçi sınıfı arasındaki karşıtlık ve az sayıda burjuvanın büyük bir çoğunluğu sömürmesi sürer. İster daha merkeziyetçi bir kapitalist devlet yapısı olsun, ister özerk ve federal sistemler olsun temel sınıf ilişkileri aynı kalmaya devam eder. Kapitlist burjuva demokratik devlet örgütlenmesinin iki biçimi arasında burjuvazinin işçileri sömürmesi açısından hiçbir fark yoktur. Demokratik özerklik ya da federal sistemler olunca işçiler, daha az sömürülmez. Bir sistem federal bir yapıya sahip olunca işçilerin kapitalistler tarafından sömürüsü sona ermediği gibi, işçiler daha fazla haklara da sahip olmazlar. Bu ancak işçilerin mücadelesiyle sağlanabilir.

Kapitalist ekonomilerde ülke düzeyinde, ekonominin bütünü ve çeşitli dalları arasındaki ve her üretim dalı içerisindeki rekabet ve gelişim eşitsizliklerinin ortaya çıkarttığı toplumsal sınıfsal denge bozukluğu, rekabet ve anarşi federal sistemlerde federe devletler arasında sürer. Ki bu ABD’de üstte açıkladığımız gibi, sadece sınıfsal değil ekonomik, toplumsal, kültürel yönlerden de gelişim eşitsizliklerine ve derin farklara yol açmaktadır. Her zaman daha zengin ve daha gelişkin, bütçeleri diğer bazı eyaletlerin bütçelerinin iki üç misli olabilen eyaletler vardır. Bu ise, sadece sanayi ve finansın, ticaretin, turizmin daha gelişkin bölgelerin daha zengin olması gibi ekonomik farklar oluşturmaz, tarımsal kapitalizmin hüküm sürdüğü İç bölgelerde toplumsal tutuculuk, kültürden ekonomiye, sınıf ilişkilerine her şeye damgasını vurur. Toplumsal gericiliğin en yoğun olduğu , tarikatların –Evangelistler, Romney’in de bağlı olduğu Mormonlar gibi- bölgelerde bu çok övülen federal sistem içerisinde korunur. Ki Bush’ların, Romney’lerin kitlesel oy desteklerini sağlayan bu eyaletlerdir.

Bugün yere göğe sığdırılmayan federal Amerikan sisteminde federalizm, ekonomik, toplumsal, kültürel bir içiçe geçme, geri olanı etkileşim ve içiçe geçişler ve üst bir kaynaşmayla aşmanın ve ekonomik, toplumsal, kültürel her düzeydeki eşitsizliğin giderilmesinin bir sistemi olarak değil, kapitalist ekonomi temeli üzerinde azımsanmayacak ekonomik, toplumsal, kültürel farkların varlığına dayanan bir uzlaşmayı temsil etmektedir.

ABD’de federal sistem, burjuva demokratik bir eşitliği dahi sağlamanın değil kapitalizmdeki bölgesel eşitsizlikleri perdelemenin ve gerici bir uzlaşmanın yönetim modelidir. Sosyalist bir ülkede ise, federatif sistem, üretim ve dağılımdaki eşitsizlik ve dengesizlikleri kaldıracak temelde örgütlenir. Daha geri olanı geliştirme yönünden pozitif ayrımcılık uygulanmasıyla federal bölgeler arasındaki eşitsizlikleri sürdürme ve muhafaza etmenin değil, bu sorunları çözmenin ve ortadan kaldırmanın bir sistemidir. Ayrıca ona damgasını vuracak kapitalizm ve bölge kapitalistleri olmayacaktır. Temel iktidar organları olarak işçi konseyleri, yerel ve bölgesel olmakla da sınırlı kalmayacak, ülke düzeyinde sınıf temelinde örgütleneceklerdir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*