Kapitalizimde devlet burjuva partiler aracılığı ile sürdürebilirliğini korur. Burjuva partiler ise halkı nesneleştirmekle meşhurdur. O halka kendisini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyar.(bunun için halkçı,demokratik, çoğulcu,cumhuriyetçi vs karma görüntüler verir.)

Yani kapitalizimde sermaye burjuva partilere, burjuva partiler nesnelleşmiş halka ihtiyaç duyar. Nesneleştirme faliyetini okullar da, fabrikalar da yoğunlaştırılmış şekilde yürütür. Eğitim ve üretim nesneleşmenin ham maddesi, parlemento merkez üstü, kapital-sermaye makinesidir. Bunlar bir bütün gibi durur ama onun var olma koşullarındaki faydacılık, yine onun içinde üreme gösteren içsel çatışmalara neden olur.

15 Temmuz bütün bu işleyişin ürünüdür. Bir birini suçlamalar ya ürünlerine yabancılaşmaktan yada kendisinin de bir ürün olduğunu yadsımaktan gelmektedir (sermayenin ürünü). Dışsal ilan edildiği kadar içsel, içsel olduğu kadar dışsaldır.

Bu tarz krizler her zaman gizli olanı açığa çıkarır. 15 Temmuz için unutulan bir belirleme mevcut; AKP’nin siyasi çıkarlarının karşısında, siyasi, ama ondan öte ekonomik çıkarları olan Gülen sermayesinin sadece bir cemaat olarak değerlendirilmesi… Cemaat olarak örgütleniyor fakat varlığını, örgütlenmesini sermayesine borçlu… Geleceksizlik, güvencesizlik, yanlızlaşma, itibarsızlaşma örgütlenmesine belirli imkanlar oluşturuyor, aynı zamanda dini ritüelleri de kaynak bulmasını kolaylaştırıyor.

FETO’cu bir işçi, yoksul ile FETO’cu sermayedar arasında ideolojik bir üstünlük değil parasal bir üstünlük vardır. Daraltılmış bir analizle; iki tür FETO’cu mevcuttur, iki karşı sınıf burjuvazi ve proletarya, bu onun bir bütün değil, “bütünleştirilmiş” çıkar birlikteliği olduğu anlamını taşır.

15 Temmuz’un aktörleri devlet bünyesindeyken örgütlenmedi (bir varsayım olarak). Devlet bünyesinde yer alabilmenin hele ki onun içinde mevki olabilmenin kafa emeği, kol emeği olmadığını herkez bilir. Kapitalist üretim ilişkilerinin sadece bir aksesuarı olan FETO sermayesi de kendi süzgecini bir ön şartla çalıştırıyor ve kişilik, kimlik pazarı ortaya çıkıyor. Tabi bu kişilik, kimlik bir kez satıldımı bitmez onu gerekli olduğunda kullanmak için besler ve aldığı ödenekleri yerine getirmesini bekler.

Sermayenin farklı kesimleri bir araya getirdiği fabrika, plaza, okul ve benzerleri hizmet ve ürün çıkaran bir çok iş mekanları, yani geçim türünden şartlanmalarla bir arada bununan özü işçi olan CHP’lisi, AKP’ lisi, aşırı müslümanı, ılımlı müslümanı, ulusalcısı, GS’lısı, FB’lisi ve benzeri türündeki üst kimlik var oluşlar ortak sorunları olan yaşadığı dünyayı etkin kullanabilmenin gereklerini tartışıp konuşabilmenin üstünü devlet burjuva bilinçle örter.

Ama bizzat bu mekanlarda (fabrika, plaza vb) bu türden var oluşlarda (GS, FB, AKP) fillen yaşadığı, yaşamın engeli haline gelen burjuva belirlemeleri işçiler çıkarıp atar, gündelik olur bazen, bazen anlık fakat bu filli durumun zorlayıcı etkileri sırtından ayrılmadığı için her an, her durumda bir birikim oluşturur. İşte bütün enerjimiz buradadır bu filli durumda, nesnelleşme faliyetinin karşısında insanlaşma iradesiyle duracağız.

AKP’nin ve onun padişahı sermaye iktidarının kitlelere yaşattığı darbe organizasyonu her ne kadar fırsat bilip eski biçiminde yeni bir örgütlenme biçimine çevirdiyse de, 15 Temmuz akşamı halkın ürünlerinin nasıl kullanıldığı, silahlı bir gücün karşısına silahsız halkı koyduğu, “demokrasi mitinglerinde” ortaya çıkan uygulamda işçilerin yaratığı zenginliği nasıl burjuva biçim kullanış olduğunu açığa çıkarmıştır.

Alt (işçi) kimliğinde yaşadığı sömürüyü üst (halk, ulus, FB) kimliğinde de filli olarak görmüştür. Bu bir birikimdir. Birincisinde işçilerin var ettiği zenginliğin (uçak, silah, mermi, asker-politikacı maaşı) burjuva savaş aygıtına dönüştüğü, ikicisinde yeri geldiğinde halkın gücünün ortaya çıkabileceği (halk bilinciyle değil), burjuva güç dengelerinin işlevsiz kalacağı, ve üçüncü olarak “demokrasi mitingleri” halkın bir biriyle olan kitlesel iletişimi değil, burjuva şovların demogojisi olduğu ve kent merkezini ilkdefa yada yıllar sonra görmenin, kent merkezinde ekmek, domates, su kumanyasıyla ilk yada yıllar sonra yemek yiyebilmilmenin yoksunluğunu ortaya çıkarmıştır. Bu bir birikimdir. Özneleşme ihtiyacının birikimidir. Halkın bir biriyle iletişiminin kendi zenginliğiyle doyasıya kullanma ihtiyacının birikimi…

Bu süre içersinde bir kısım tarafsızlaşmakla birlikte, bir çoğu eski durumun devamı olan: Kendisini arabasıyla, ev’ile, ayakkabısı, telefonu, işi vs anlatmaktan biraz olsun sıyrılıp vatan ve bayrak’la anlatmaya devam etmektedir. Bir şeyin parçası olmanın verdiği haz ve birazda iktidar bilincinin itilimiyle kent merkezlerine doldular. İnsanı kendi kişiliğinden dolayımlandıran, unutturan okulda öğretmen, fabrikada ustabaşı, işçi, markette müşrteri, mahallede komşu, yolda yolcu, yaşadığı coğrafyada vatandaş, kişisel çevresinde abi, dayı, abla, teyze vs gibi üst kimlik belirlenimleri toplumsal rolleri ön plana çıkarır ve bu üzerinden atamayacağın bir sarmal şeklinde gerçekleştiği için kişilikler toplumsal rollere dönüşür ve kişi benliğinden kaybolur gider.

Bütün bu durumlar belirli yetişkinliğe ulaşmış kişiyle henüz yetişmekte olan arasındaki ayrımı neredeyse görünmez yapar ve bir ve aynı şey olmaya doğru iter..Çünkü okulda öğrenci olmakla fabrikada işçi olmak arasında bir fark yoktur (biat,itaat, kendisinden bekleneni yapma). Hal böyleyken insanları her hangi bir ikdidar bilincinin dışında düşünmek, belirli bir derecede yanlızlaşma, belirli bir derecede güçsüzleşme ve sahip olduklarını elinden almak olduğunu bilmesi gerekir. Bu artık tiksinti verici duruma gelmiş “bunlarla uğraşılmaz,bir yol olmaz” diyen düz düşüncecilere bir cevap olur.

Sermaye tarafından vatan kavramının hergün yeniden, yeniden bilinçlerde taze tutulması gerekiyor. Çünkü çelişkiler toplumsal iletişim ağının kaynaşmasıyla ışık hızında yayılıyor ve çelişkilerin örğütlediği bilinç sarsılmaz kayaya benzer, ( taş yerinde ağırdır ) bir kez oturdumu yerinden asla kımıldamaz. Bunu her günün içinde kabus gibi yaşayan burjuvazi, bazen bilinçli, bazen kendiliğinden ve artık neredeyse otomatik olarak halkı vatanına örgütlü tutar…

Suruç, 10 ekim, Güven Park gerçekleştiğinde devlet yaygara koparmadan, sinsice gündemden düşürdü, çünkü devlet kendisini ilgilendirmeyen olayın ( işleyişine engel oluşturmayan), yada bizaat kendisinin organize ettiği olayın üstünde durmaz.

Sonuç olarak neoliberal-neomuhafazakar burjuva demokrasi nöbetleri bitti ve tehlike devam ediyor. Ulusal kurtuluş şovlarıyla darbe burjuva muhalefete vurdu. Radikal demokrasi HDP’ile, devrimci demokrasi muhalefet olarak baş başa kaldı. Bizim açımızdan AKP’ye alternatif olmak bi önem taşımıyor lakin kapitalizme alternatif olmak temel karakterimiz ve temel sorunumuz kapitalizme dönemsel hükümet eden değil, tek tek patronlar değil, tek tek işçiler değil, tekil hiç birşey değil, toplumsal, sınıfsal gericiliğin her biçimi. Yaşamı etkin, aktif, doğanın tüm zenginliğini insanın bütün zenginliğiyle buluşturmak için komünizme yürümek sarsılmaz hedefimizdir.

asgari ücret