Anasayfa » DÜNYA » Şili: Allende ve Unidad Popular üzerinden Ekim isyanını tartışmak…

Şili: Allende ve Unidad Popular üzerinden Ekim isyanını tartışmak…

Şili, dünya tarihinin son 50 yılının kritik sıçrama ve kırılma noktalarında öne çıkan, çelişkilerin keskinliği, ödediği korkunç bedeller ve sert sınıfsal-toplumsal mücadeleleriyle dünya çapında devrimcilerin kolektif belleğinde ve tarihsel mücadele değerlerinin gelişiminde önemli bir yere sahip olan bir ülkedir.

Allende ve Unidad Popular (Halk Birliği) dönemi (1970-73)…

Neruda, Victor Jara, İnti-İllimani, Brigida gibi işçi/halk mücadeleleriyle kaynaşmış ve dünya çapında devrimci ve direnişçi sanat akımlarını etkilemiş ve zenginleştirmiş büyük sanatçıları ve sanat akımları…

20inci yüzyılın ikinci yarısının en kanlı askeri-faşist darbe ve diktatörlüklerin biri olan Pinochet dönemi (1973-1990)… Ve faşist diktatörlüğe karşı çok amansız koşullarda ve çok ağır bedellerle gerçekleştirilen dillere destan genel grev, direniş, barikat ve mücadeleler (1983-85 ve sonrası)…

Şili’nin faşist diktatörlük altında emperyalist kapitalizmin ilk ve en vahşi neoliberalizm laborutarı, neoliberalizmin “şok ve dehşet” tarzı ve “dibine kadar” uygulandığı ülke olması… 1990’larda faşist diktatörlükten neoliberal (despotik) demokrasiye ( “American project of democracy”) “barışçıl geçiş”in ve yakın zamana kadar da neoliberal kapitalizmin (geriye kalan) biricik “istikrarlı, örnek ve model” ülkesi sayılması…

Büyük öğrenci-işçi hareketleriyle neoliberal kapitalizm, finans ve siyasetin kilit kurumlarından neoliberal eğitim sistemini sallaması. Pinochet’nin ve “Chicago boys”un devamcısı neomuhafazakar despotik Pinera’nın ilk dönemine son vermesi… “Demokrasiye geçiş” adı altında çok kısmi revizyonlarla devam ettirilen Pinochet ekonomisi, siyaseti ve anayasına karşı mücadelenin canlanması ve büyümesi… Şili’nin bu dönemde yalnızca dünya çapında yayılan öğrenci hareketlerinin değil, kitle isyan ve direniş dalgalarının da öncü ve esinleyicilerinden biri olması (2011-13)…

Bağımlı kapitalist ülkeler için ekonomik konjonktürün değiştiği (küresel ucuz kredi genişlemesinin geri çekildiği ve düşük kar marjlı ihracat ürünlerinin uluslar arası talep ve fiyatlarının hızla düştüğü) 2014-15 döneminden itibaren kitle eylem ve hareketlerinin yeniden yükselişe geçmesi. Bakır madeni işçilerinin, liman işçilerinin, orman işçilerinin, market işçilerinin, öğretmenlerin inatçı ve uzun grev dalgaları, öğrenci hareketinin yeniden canlanması, kadın hareketi, doğa/ekoloji hareketleri, Mapuche yerlilerinin isyan dalgası (2017-19)…

Şili’nin yeni küresel grev, isyan, direniş dalgasında öne çıktığı Ekim 2019 isyanı… Şili’nin, 2019 yılının sayısız ülkedeki isyan ve direniş hareketleri içine, biraz geç girip hızla öne çıkmasının bir nedeni militanlığı ise diğeri de uluslar arası düzeyde sembolleşmiş bu mücadeleler tarihidir; küllerinden doğan mitolojik bir anka kuşu gibi, en dehşetli türden bir faşizm/neoliberalizm travmasından “ağır ellerini toprağa basarak” ayağa kalkarak uluslar arası sınıf savaşımın ön safına ilerlemiş olmasıdır.

Büyük bir tarih, büyük acıların ve mücadelelerin tarihi. Şili, bu tarihi itibarıyla, Latin Amerika ve hatta dünya tarihinin dönemeç noktalarında turnosol kağıdı olan, “gelecekten haber veren” ve geleceğin şekillenmesinde etkin rol oynayan ülkelerden biri olagelmiştir. Bu yüzden Şili’deki durum ve gelişme dinamiklerini anlamak, dünya tarihinin gidişatını anlamamıza katkıda bulunacaktır.

Ancak Şili’de patlayan sınıfsal-toplumsal çelişki ve çatışmalarda son durum ve gelişmeleri anlayabilmek için, Şili’nin tarihini bilmemiz gerekir. Her ülkenin özgül tarihi ve bu tarihin ne ölçüde ve nasıl kavrandığı, güncel mücadeleri ve geleceğini de şu veya bu ölçüde etkiler. Ve tarihin her yeni dönemeç noktasında, bu gibi toplumsal-siyasal sarsıntılar ve çatışmalarla olduğu gibi, geleceğe kimin nasıl yön vereceği açısından tarihin de her sınıf ve siyasal aktörleri tarafından yeniden değerlendirilmesi gündeme gelir. Tarihin tartışılması geleceğin tartışılmasıdır. Şili için çok daha fazla böyledir, çünkü çok yaralı-travmatik bir tarihsel belleği vardır. Öyle ki, Pinochet’nin üzerinden tankla geçtiği, sonra da “demokrasiye geçiş” adı altındaki “sol” kılıflı neoliberal hükümetlerin bu dönemle hesaplaşılmasını engellediği ve devam ettirdiği travmatik ve depolitize bellek, ancak 2011 öğrenci ve işçi hareketi dalgasının yarattığı sarsıntıyla yeniden canlanmaya ve politize olmaya başladı.

Kapitalizmin 2008-9 küresel krizi ve Şili’de 2006-2013 dönemindeki işçi ve öğrenci eylemleri dalgasınının, Şili’de yeni bir toplumsal-siyasal dönemeç ve hareketlenmenin başlangıcı saymak mümkün. Ancak bu sayede, Pinochet dönemi ve devamcıları, ekonomik ve siyasal ve kısmen de sınıfsal olarak daha bütünlüklü ve köktenci biçimde sorgulanmaya başladı. 10 yıllar boyunca adlarının telaffüz edilmesi bile “tehlikeli” sayılan Allende ve Unidad Popular’ın hayaleti yeniden Şili semalarında dolaşmaya başlamakla kalmadı. 2014’te Allende ve Unidad Popular’ın “demokratik devriminin mirasçısı olduğunu ve 1973 faşist darbesiyle kesintiye uğradığı yerden devam ettireceğini” ileri süren Revolucion Democratica (Demokratik Devrim) partisi kuruldu. Parti Merkez binasının dış duvarına Allende’nin dev bir duvar resmini yaptırıp altına onun şu sözünü yazdı: “Gençliğimden beri keyfi ve mutlakçı siyasal sistemlere karşı oldum. Kader elverirse, Şili’de bu Demokratik Devrimi gerçekleştireceğim.” Revolucion Democratica, bir dizi başka sol parti, örgüt, kitle örgütü ve hareket ile “Geniş Cephe” adlı bir koalisyon hareketi oluşturarak, ama Liberal Parti ile bile ittifak yaparak, Pinera’nın yeniden başkanlığa geldiği 2017 seçimlerinde beklenmedik biçimde yüzde 22.6 oy alarak, Şili’nin en büyük partilerinden biri oldu, Şili’de siyasetin neoliberal ve neomuhazakar partilerle sınırlı çehresinde “yeni sol” tarzı bir vitrinlik değişim yaratmaya başladı. Ekim 2019 direnişinde de ilerici halkçı demokratik bir etkisi olan, ancak bir noktadan sonra geriye çekici ve liberal halkçı parlamentarist beklentilere kanalize edici bir rol de oynamaya başlayan bu hareketin eleştirel değerlendirmesine geleceğiz.

Şili’de öğrenci ve işçi ağırlıklı kitle hareketleriyle 2006-13 dönemeci, onyıllardır burjuva neoliberal-post modern ideoloji ve hegemonyayı pekiştirici geviş getirmeyle (“demokratikleşme, konsolidasyon, ekonomik büyüme, fırsat eşitliği, kimlik siyaseti, yönetişim, vb) iştigal eden aydın ve akademisyenler içinde bir sarsıntı yarattı. Şili’de aydınlar ve akademisyenler arasında onyıllardır tabu sayılan, “Şili modeli”nin, neoliberalizm ve kapitalizmin eleştirisine, sınıf, toplumsal çelişkiler, iktidar gibi konu ve çalışmalara dönen, Şili’nin yakın tarihini ve geleceğini, tarihsel-toplumsal-ekonomi politik ve siyasal perspektiften incelemeye başlayan çalışmaların sayısı da, 2011’den itibaren artmaya başladı. (Birkaç örnek: Andres Solimano, Şili ve Neoliberal Tuzak: Pinochet-sonrası Dönem, 2012. Gonzalo Martner, “Şili Modeli”nin Eleştirisi, 2013; Alberto Mayol, Neoliberal Modelin Sahte Modernizasyonu, 2015; Carlos Ruiz, Şili Neoliberalizminin İçyüzü: Sınıf ve Toplumsal Çelişkiler, 2015)

Şili kapitalizmin 40 yıllık (1973-2013 ve halen süren) kemikleşmiş oligarşik ekonomik, siyasal, ideolojik düzenini 2011’den itibaren sarsmaya ve gedikler açmaya başlayan bu gelişmeler, kuşkusuz işçi, öğrenci, yerli, kadın ve halk isyan/direniş dalgaları üzerinde yükseliyor. Büyük kitlelerin her düzeyde yakıcılaşan ve giderek radikalleşen değişim ve değiştirme ihtiyacı, arzusu, çabası ve beklentisini yansıtıyor. Gelişmeler “Demokratik Devrim” Partisi ve “Geniş Cephe” hareketi ve aydınlardaki dönüşüm ile de sınırlı değil. Şili’de nüfusun yüzde 50’sinden fazlazı hiçbir partiye oy vermiyor, son isyan dalgasının çoğunluğunu da “oy vermeyenler” oluşturuyor. Ancak bu da, Şili’deki katı faşizm/neoliberalizm yakın tarihte yol açmış olduğu depolitizasyondan çok, kitlelerin çoğunluğunun neoliberal/neomuhazakarlardan nefret ettiği kadar, geleneksel (“Komünist” Parti ve “Sosyalist Parti”) ve yeni (“Demokratik Devrim” Partisi ve Geniş Cephe) sol’a, parlamentarist siyasete güvenmemesinden kaynaklanıyor.

Allende ve Unidad Popular (Halk Birliği)

1968 krizi ve Küba, Vietnam, Cezayir, Fransa’dan başlayıp yayılan proleter ve anti-emperyalist, anti-faşist halkçı demokratik ayaklanma ve mücadeleler, tüm dünyada olduğu gibi Şili’de de işçi, yoksul köylü ve devrimci gençlik hareketlerinde bir kabarışa yol açtı. Şili’de de mevcut yarı-sömürge “ithal ikameci” kalkınma/birikim rejimiyle birlikte, onyıllardır ılımlı sosyal-demokrat “halk cephesi” (aslen sosyal demokratlaşmış komünist ve sosyalist partiler) hükümetleri ile muhafazakar sağcı hükümetler arasında gidip gelen siyasal sistem de iflas etmiş, sürdürülemez hale gelmişti. Önceki “halk cephesi” hükümetleri bazı kamulaştırma girişimlerini zaten başlatmışlardı; bunlar “ulusal korumacı” cılız sanayi burjuvazi ile işçi sınıfını ve kent küçük burjuvazisini temsil eder görünen sosyal demokratik/reformist parti ve sendikalarının, büyük toprak sahipleri, ticaret burjuvazisi ve uluslar arası sermayeye karşı kerhen/dolaylı ittifakı biçimindeydi. “İthal ikameci” birikimin tıkanması ve yükselen ve radikalleşen işçi, yoksul köylü ve devrimci gençlik hareketiyle birlikte, sınıflar arası bu “imkansız” ittifak da tabiiatıyla çöktü. 1970’te yüzde 44 civarında oyla hükümete gelen, Halk Birliği hükümeti, Allende başkanlığında, daha fazla sola kaydı. “Sosyalizme Şili yolu” adını taşıyan gerçekte sol sosyal demokrat/ulusalcı-kamucu demokratik programıyla, Şili ekonomisinin ağırlık merkezi olan bakır madenlerinden başlayarak, sanayi, ticaret ve bankacılığın neredeyse tüm büyük ve kilit halkalarını ulusallaştırdı/kamulaştırdı. Hatta o dönemde yeni yeni gelişmekte olan sibernetik/bilgisayar/telex sistemleri üzerinden kapsamlı bir kamucu ekonomik planlama organizasyonuna girişti.

Allende gerçek bir halk kahramanıydı. Faşist ordu, ABD emperyalizminin organizasyon ve desteği ve savaş uçakları ve tanklarla başkanlık sarayını bombalarken o yerini terk etmemiş, halka “benim başlattığımı ergeç siz sokaklarda tamamlayacaksınız” diye seslendiği son radyo konuşmasını yaptıktan sonra silah elde savaşarak ölmüştür. Ama bir devrimci değildi. Tarihsel krizin ve işçi, yoksul köylü ve öğrenci hareketlerinin ileriye ve daha sola ittirdiği, bir sol sosyal/halkçı demokrat, radikalleşmiş bir reformistti. Bir tür planlı-kamu ekonomisiyle (o dönemlerin “kapitalist olmayan yoldan kalkınma” anlayışının bir versiyonu) karıştırdığı sosyalizme parlamenter demokrasi ve barışçıl yolla geçilebileceğine inanan bir liderdi. Üretici güçler/üretim ilişkileri tıkanma ve çelişkisinin farkındaydı, ama bilerek veya bilmeyerek yapmaya çalıştığı, zayıf sanayi burjuvazisinin yapamadığı sınai kalkınma ve ülkenin modernizasyonunu, “burjuvazi adına” ve “burjuvazinin egemenliğini yıkmadan burjuvaziye karşı” gerçekleştirmek ya da “sosyalizme burjuva demokrasisi yoluyla geçmek” gibi baştan çelişkili bir projeydi. Emperyalistlerin ve işbirlikçi büyük burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin zaten karşısında olduğunu biliyordu, ama onların egemenliğini ve orduyu ve bürokrasi gibi egemenlik araçlarını yıkmadan yol alabileceğini sanıyordu.

Bir dönem boyunca “demokratik ittifaklar” kapsamında görülen “ulusal sanayi burjuvazisi/orta burjuvazi” ve kent ve kır küçük burjuvazileri gibi sınıf ittifaklarının da eğer kerhen vardıysa, mevcut korumacı ithal ikameci birikim rejiminin tıkanmasıyla birlikte çoktan çöktüğünü, genişletilmiş bir ulusallaştırma ve toprak reformu programıyla ciddi biçimde çıkarlarına dokunduğu burjuvazi ve kapitalistleşen büyük toprak sahiplerinin blok olarak karşısında yer aldığını, uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ve savaşımını tarihsel-mantıki sonucuna yani iktidar sorununa kadar götürmeden bu tür kapsamlı sosyal reformların bile yapılamayacağı ya da korunamayacağını görmüyordu. Emperyalist ve işbirlikçi burjuvazinin yıkıcı ekonomik sabotajları ve kitleleri açlığa sürükledikleri ekonomik boykot ve ambargolar, faşist destabilizasyon operasyonu ve geliyorum diyen faşist darbe karşısında, çok kan döküleceği düşüncesiyle iç savaştan geri durdu. Sınıf bilinçli devrimci işçi ve yoksul köylülerin, devrimci gençlerin “halkın silahlandırılması”, “silahlı bir halk gücü ve seferberliği” oluşturulması istem ve çağrılarını reddetti. Hatta kendiliğinden silahlı milis grupları oluşturma girişimlerini engelledi. Egemen sınıf güçlerinin uyguladığı iç ve dış ekonomik ambargo, sabotajlar, karaborsa ve lokavtlar, benzin ve ekmek dahil temel geçim mallarını bile bulunamaz hale getirir veya fiyatlarını 3-4 kat artıp, işsizlik ve açlık yaygınlaşırken, pasif kaldı. İşçi sınıfı ve yoksul köylülüğün harekete geçmesini engelleyerek çaresiz bıraktığı gibi bu ekonomik yıkımdan etkilenen küçük burjuvaziyi de, kendi elleriyle burjuva-faşist ağıla, kendisine karşı yürütülen reaksiyoner kampanyaya katılmaya itmiş oldu. Sınırlarını zorladığı burjuva demokrasisinin gerçek iç yüzü burjuva sınıf diktatörlüğü olarak ortaya çıkarken, o burjuva demokrasisini savunmaya ve kitleleri de buna güvenerek ve bel bağlayarak pasifize etmeye devam etti. Geliyorum diyen askeri-faşist darbeye karşı “çok kan dökülür” gibi hümanist bir endişeyle kitleleri harekete geçirmekten geri durması, böylesi bir şiddetli kriz ve dolayısıyla tayin edici “karar anı”nda pasif kalındığında gelecek faşist darbenin ne kadar kan dökeceğini bile görmesini engelledi. Ama Allende’nin “Sosyalizme Şili Yolu”nun “demokratik geçiş” projesi, baştan kitleleri tarihin öznesi olarak görmekten, aktif olarak harekete geçirmekten kaçınan ve pasifize eden sorunlu bir projeydi.

Unidad Popular’dan Geniş Cephe’ye

Bunlar bilinmeyen şeyler değil. Günümüz açısından önemi ise, Şili’de 2011 öğrenci hareketinden itibaren ve özellikle de 2014’te kurulan ve 2017 seçimlerinde yüzde 22 oy alan “Demokratik Devrim” Partisi ve “Geniş Cephe” koalisyonu içinde ve çevresinde, Allende deneyiminin yeniden tartışılıyor olması. Allende Şili solunun genişçe bir yelpazeninde sahiplenilen kült bir figür ve bir halk kahramanı olarak sahiplenilmekle birlikte, Halk Birliği hükümetinin “hataları” olduğuna dair genel bir mutabakat var. Tabii, bu “hatalar”ın ne olduğuna ve nasıl “düzeltilebileceğine” dair tartışmalar, bugünün Şili’sinde “halktan yana, emekten yana” kapsamlı ekonomik ve siyasi reformların parlamenter demokrasi yoluyla nasıl gerçekleştirilebileceği veya gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği üzerine sınıfsal-siyasal tutum ve eğilimleri yansıtıyor. Kolayca tahmin edilebileceği gibi, sosyal demokrat, ulusalcı-kamucu reformist ve liberal halkçı demokratik siyasetler, Allende deneyiminin tartışması üzerinden, bugün nasıl parlamentoda çoğunluk olunabileceği ve hükümete gelinebileceği, gelindiğinde de burjuvaziyi ve devleti, en azından burjuvazi ve devlet güçlerinin bütününü karşısına almadan bu gibi demokratik burjuva/küçük burjuva reform ve geçiş programlarının nasıl gerçekleştirilebileceği konusunda nafile ve fuzuli bir çıkış arıyor ve realize etmeye çalışıyor. Belli yaklaşım farklılıklarına karşın bu gibi parlamenterist/reformist kesimlerin açık ya da örtük olarak uzlaştıkları eğilim, Allende’nin hatasını, burjuva sınıf egemenliği ve/veya devletin sınırlarını “çok fazla” ve “çok hızlı” zorlayıp kendini ve işçi sınıfını/emekçileri yalnızlaştırmasında görüyor! “Sorun” böyle konulmasına içerilen “çözüm” de, tabii “ittifaklar”ın toplum içinde ve asıl olarak da parlamentoda küçük burjuvazi ve üst orta sınıflardan burjuvazinin muhalif ve “merkez” kesimlerine kadar genişletilmesi, reformların da adım adım “müzakare edilerek genişletilmesi” oluyor! Nitekim “Demokratik Devrim” Partisinin “Geniş Cephe” koalisyonu çerçevesinde “ilerici merkez” olarak tanımladığı Liberal Parti’yle bile ittifak yapması, bu doğrultudaki bir liberal halkçı reformist anlayışın bir sonucu. Bununla da kalmıyor, Ekim isyanı dalgası sırasında kitleler Pinera’nın kesin biçimde istifasını isterken, sendika, öğrenci örgütleri ve yurttaş inisiyatifleri üzerinde önemli bir etkisi olan Şili “Komünist” (reformist) Partisi ve parlamentoda ikinci büyük parti olan “Demokratik Devrim” Partisi/ “Geniş Cephe” milletvekilleri, asker sokaktayken Pinera ile görüşmeyi reddetme tutumlarını birdenbire değiştiriveriyorlar, ve adeta Pinera’yı kitlelerin elinden kurtarıp yeniden meşrulatıracak tarzda, onunla görüşme ve pazarlığa oturuyorlar.

Pinera’nın yalnızca parlamentodaki partilerle değil “sosyal ve yurttaş örgütleri”yle müzakare etmesini istiyorlar. Ancak belirttikleri örgütler, “Komünist” Parti ve “Geniş Cephe”nin belirleyici olduğu ve biraya getirdiği “Sendikalar Birliği Kurulu”, yalnızca Öğretim Üyeleri Birliği, Öğrenci Konfederasyonu, Emeklilik Yasasına Karşı Platform, Sağlık İşçileri Konfederasyonu, Lise Öğrenceleri Ulusal İttifakı ve Bakır İşçileri Federasyon. Bu sendikalar kurulu, daha militan ve mücadeleci olan Liman İşçileri Sendikası, Orman İşçileri Sendikası, ve bir dizi sanayi işçi sendikasını ve emekçi kadın örgütünü kapsamadığı gibi, 2018 Aralık ayındaki büyük isyanı ile bilinen Mapuche yoksul/topraksız köylü örgütlerini de kapsamıyor. Ama reformistler, zaten Pinera’nın kendi Sendika Kurulları’yla görüşmeyi redetmemesini de sorun etmiyorlar.

Bunlar yetmezmiş gibi “Komünist” Parti’nin verdiği 40 saatlik işgünü teklifi parlamentoda “Demokratik Devrim” Partisi ve Hristiyan Demokrat Parti’nin desteğiyle (Pinera’nın muhalefetine karşın) kabul edilince, “Komünist” Parti milletvekili Camilla Valejo nereden lazım geldiyse, “bu yasanın başkana karşı olmadığı”nı açıklama gereği duyuyor.

Camilla Valejo, 2011 üniversite öğrencileri hareketinin “Komünist Parti” gençlik örgütünden gelen fotojenik liderlerindendi. Şili’de büyük bir etki yaratan bu hareketi, ne yazık ki parlamentoya havale ederek, 2’si “Komünist” Parti’den 2’si “Demokratik Devrim” Partisini kuracak “Demokrasi Hareketi”nden olmak üzere sonraki seçimlerde bu hareket üzerinden 4 milletvekili çıkarıldı. Öğrenci hareketinin büyük etkisi, yeni sözde “Sosyalist” Parti (sosyal neoliberal) hükümeti ile öğrenci hareketinden gelen genç milletvekilleri, parlamenterist müzakere beklentilerine indirgenerek Şili işçi ve emekçileri, yıllarca oyalandı, tabii “Komünist” Parti ve “Demokratik Devrim” Partisinden milletvekillerinin olduğu parlamento ve sosyal neoliberal “Sosyalist” Parti hükümetinin sosyal kılıklı eğitim, sağlık, kadın, çalışma neoliberal reformlarından işçi sınıfıyla alay etmekten başka bir şey çıkmadı.

Parlamentodaki bu uzlaşmacı manevralarla, Pinera soluk alma fırsatı buluyor, hükümet bileşimini birkaçı tanınmış liberal akademisyen vb ile değiştirip vaat ettiği “sosyal yardım” paketine bir kaç ek daha yapıyor; eylemlere ilişkin sosyal medyada orta sınıf sosyal demokrat, liberal halkçı ve reformist troller “şenlikli muhalefet”, “barışçıl eylem”, “şiddete başvuranları tecrit” kampanyası başlatılıyor, meydanlardaki dev eylemlerde “Demokratik Devrim” Partisi/ “Geniş Cephe”ye bağlı üniversite toplulukları Victor Jara’nın (direniş değil) barış şarkılarını çalıyor. Burjuva medya, Pinera ve devlet aygıtlarının, güvencesiz, işsiz genç işçi ve kent yoksulu yarı-proleterlerin militan eylemlerini kriminalize ve tecrit etme operasyonuna, “Komünist” Parti ve “Demokratik Devrim” Partisi de destek veriyor, 2 günlük genel grev ilanında, etkileri altındaki işçi sendikası, öğrenci ve “yurttaş” örgütlerini barışçıl eylemlerle sınırlamaya çalışıyorlar, isyan ve direniş hareketini adım adım karnaval havasına dönüştürüyorlar.

Parlamenterist uzlaşma manevraları da, hükümet değişimi ve sosyal yardım paketi vaatleri de, kitlelerin gerçek mücadele istemlerini uzaktan yakından karşılamamakla birlikte, kitle hareketini bölme, küçük burjuvazi ve işçi sınıfının geleneksel kesimlerini eylemlerden düşürme, militan eylem ve hareketleri de tecrit etmeye dönük. “Komünist” Parti ve “Demokratik Devrim” Partisi ve liberal reformist “Geniş Cephesi”, Pinochet’nin neoliberal despotizm anayasasını değiştirmek için “kurucu meclis” istemini bile, mevcut iktidarın indirilmesi, rejimin iflasa götürülmesi ve ohal vb düzenlemelerinin tümüyle kaldırılması, en az 19 kişiyi öldüren yüzlerce kişiyi sakatlayan ve işkence eden polis ve ordu komutanlarının görevden alınması, 3 bine yakın tutuklunun bırakılması, kitle temsilcilerinin de olduğu geçici bir demokratik hükümetin oluşturulması şartlarına bile bağlamadan ileri sürüyorlar! Sonuçta “Demokratik Devrim” Partisi ve liberal halkçı reformist “Geniş Cephesi”, önümüzdeki seçimlerde parlamentoda çoğunluğu sağlasa veya bilimum sosyal demokrat, reformist, liberal ittifaklarla hükümet olsa dahi, bir Allende trajedisi yaşamamak adı altında yeni bir Syriza skandalından fazlasını vaat etmiyor.

Allende tartışmalarında Allende’nin hatasını, büyük burjuvazi ve devletin komplo ve saldırılarına karşı kitleleri harekete geçirmemesinde gören bir eğilim de var. İlkine göre daha ileri bir adım, ancak kitleleri parlamenter demokrasiyi korumakla sınırlıyor ve yine temel gördüğü parlamenterist kontrol altına sokuyor. Günümüz “radikal demokrasisi”, bilindiği gibi sokak eylemlerini ve kitle hareketlerini -barışçıl düzeyde- reddetmiyor, ama yine “yukarıdan müzakarelere” ve parlamenter demokrasiye bağımlı hale getiriyor. Bu eğilim de, burjuva demokrasisini, parlamenterizmi, bürokrasiyi, devleti sorgulamıyor, yalnızca aşağıdan kitle (isyan ve ayaklanmasını değil) “basıncını” bir müzakare aracı olarak görüyor.

Her iki yaklaşımda da sorun “demokratik devrim” dediklerini burjuva demokratik devrim ya da reform sınırlarında düşünmeleridir. Bir “demokratik halk devrimi” için bile, zorunlu olan, işçi sınıfı ve küçük burjuvazinin devrimci-demokratik diktatörlüğünü en baştan tartışma dışı bırakmalarıdır. Demokratik devrimin, en eski (proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü’nden önceki) formülü olan, “kurucu meclis”in ise ancak “geçici devrimci hükümet” ile birlikte bir bütün olduğunu da tartışma dışı bırakıyorlar. Bir “kurucu meclis” ancak eski iktidar ve rejimden tümüyle bağımsız olduğunda, az çok bir işleve sahip olabilir.

Tarih: Trajedi ve komedi

“Demokratik Devrim” derken bir sınıf tanımı bile yapılmaması (“hangi sınıf için hangi sınıfa karşı demokrasi?”), burjuva demokrasisi, küçük burjuva halkçı demokrasi, proleter demokrasi ayrım ve karşıtlıklarının tanımlanmaması, ve dahası, sermaye oligarşisi ve bürokrasisi/ordusu/polisi/istihbaratı yerinde dururken iktidar sorununun bile tartışılmaması, raslantı mı?

“Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş; birinci kez trajedi olarak, ikinci kez komedi olarak. Danton’a göre Caussidiere, Robespierre’e göre Louis Blanc, 1793-1795’in Montagne’ına göre 1848-1851’in Montagne’ı, amcasına göre yeğeni… İnsanlar kendi tarihlerini kendilerini yaparlar, ama kendi keyflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, doğrudan veri olan ve geçmişten kalan koşullar içinde yaparlar. Bütün ölmüş kuşakların geleneği, büyük bir ağırlıkla, yaşayanların beyinleri üzerine çöker. Ve, onlar kendilerini ve şeyleri, bir başka biçime dönüştürmekle, tamamıyla yepyeni bir şey yaratmakla uğraşır göründüklerinde bile, özellikle bu devrimci bunalım çağlarında, korku ile geçmişteki ruhları kafalarında canlandırırlar, tarihin yeni sahnesinde o saygıdeğer eğreti kılıkla ve başkasından alınma ağızla ortaya çıkmak üzere, onların adlarını, sloganlarını, kılıklarını alırlar.” (Marx, 18 Brumaire, Sol y. s14)

Marx, burada burjuva demokratik devrimleri, onyıllar sonrasında yine bir devrimci kriz durumunda tamamlamak için, eski büyük burjuva devrimcilerin adları, sloganları, kılıkları ile ortaya çıkanları alaya alıyor. Ve şuna bağlıyor:

“Daha önceki (burjuva-bn) devrimlerin kendi öz içeriklerini kendilerinden gizlemek için tarihsel anımsamalara gereksinmeleri vardı. 19. yüzyılın (proleter-bn) devrimi ise, kendi öz nesnesini gerçekleştirmek için kendi ölülerini gömsünler diye, ölüleri bırakmak zorundadır. Eskiden, söz içeriği aşıyordu, şimdi içerik sözü aşıyor.”

Allende kahramanca bir trajediyse, bugün onun deneyimini bir iki revizyonla “kaldığı yerden” tekrarlamaya ve devam ettirmeye çalışmak bir komedi olduğuyla kalır. Chavez’in Bolivara atfen yaptığı gibi, Şili’de “Demokratik Devrim/Geniş Cephe” hareketinin Allende’ye atfen yapmaya çalıştığı, kendi sınıfsal ve siyasal öz içeriklerini (burjuva/küçük burjuva liberal halkçı/reformist) kendilerinden ve kitlelerden gizlemek için büyük bir tarihsel figürün arkasına saklanmalarıdır.

Ancak Şili’de Allende deneyimini yukarıda bizim çizmeye çalıştığımız çerçevede proleter devrimci bir eksenden eleştiren Marksist komünist ve devrimciler de var. “Komünist” Parti ve “Demokratik Devrim” Partisi ve “Geniş Cephe”yi de “düzenin sol kanadı” ve/veya “sistemin muhalif bileşeni” olarak değerlendiriyorlar. Bugün için bir “ikili iktidar” durumu olmadığından, mevcut iktidar ve rejimin süpürülmesi ve bunlardan ve sermaye oligarşisinden “tamamen bağımsız” bir kurucu meclis istemiyle mücadele ediyorlar.

Şili’de bugün halkın yüzde 50’sinden fazlası hiçbir düzen ve düzen-içi partiye oy vermiyor. İsyan ve direniş hareketi içindekilerin çoğunluğunu da kendilerini “ne sağ ne sol” olarak tanımlıyor. Ancak bu, onyılların faşizm/neoliberalizm/post-modernizminin depolitizasyon ve örgüt düşmanlığından çok, özdeneyimleriyle bildikleri düzen içi, sosyal demokrat, liberal halkçı, reformist sola güvenmemelerinden, onları sermaye diktatörlüğünün alternatifi değil yaması olarak görmelerinden kaynaklanıyor. Nitekim işçilerin, işçi-öğrencilerin, emekçi kadınların, işçi ve yoksul mahallelerinin, yoksul-topraksız köylülerin öz örgütlenmeleri de görülüyor: Komiteler, platformlar, kurullar, koordinasyonlar, kitle meclisleri, sayısız yerel, alansal kitle toplantısı ve kararları… Antofagasta Aciliyet Komitesi, bir dizi fabrika, işyeri, hastanede taban komiteleri bunlar arasında…

Şili’de sokak ve direniş hareketi, parlamenterist ve bürokratik manevralar ve bastırma/uzlaşmacı reformizm kıskacında biraz zayıflasa da, devam ediyor. Pinara’nın “sosyal yardım” paketi kimseyi, reformistlerin geriye çekme ve uzlaşma manevraları da, güvencesiz işçileri tatmin etmiyor…

Burjuva ve küçük burjuva devrimleri ve reformları biçimseldir, parlamento, bürokrasi, müzakare, bol lazafanlık içinde gidip gelir, asıl içeriğini görünmez kılar. Proleter devrimleri ise, asıl tarihsel-sınıfsal içeriği, işçi sınıfının bu düzen ve sistem içinde gerçekleşemez olan gerçek sınıfsal istem, ihtiyaç ve özlemlerini büyük bir netlik ve sermaye diktatörlüğüyle tam karşıtlık içinde ortaya koyar. Şili’de böyle bir eğilim de gelişiyor. Bu isyan ve direniş hareketinin sonucu ne olursa olsun, geleneksel ve yeni reformist sol tamponları aşmak da öğrenilecek, Marksist komünist devrimciler de, bu hareketlerin içinden güç toplamayı ve sıçramalı gelişmeyi öğrenecek…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*