Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » 657 değişirken KESK üyeleri soruyor: KESK nereye gidiyor?

657 değişirken KESK üyeleri soruyor: KESK nereye gidiyor?

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki değişikliğe karşı mücadele, KESK içinde bir dizi tartışma ve değerlendirmenin konusu olmaya devam ediyor. Yeni yasayla birlikte memurların başta iş güvencesi olmak üzere hak ve kazanımlarının ortadan kaldırılarak dar bir kadrolu çekirdek dışında tüm memurları iş güvencesinden yoksun bırakılması, memurlara neoliberal kapitalizmin ihtiyaçlarına uygun performans kriterlerinin dayatılması, yalnızca halihazırda emekçi memur olarak çalışanlar için bir deprem yaratmakla kalmıyor. Aynı zamanda güvenceli bir iş umuduyla yaz aylarını harıl harıl KPSS sınavlarına çalışarak geçiren emekçilerin karşısına da çıplak gerçeği dikiyor!

KESK’in bürokratik reformist yönetim ve politikalarının bu yeni saldırı dalgasına karşı koyamayacağını öngören üyeler, temsilciler, şube yöneticileri mücadeleye dönük bir çözüm arayışındalar. Bu arayış, salt 657’deki değişikliğe karşı mücadele önerilerini kapsamıyor. Aynı zamanda KESK’in Tekel direnişinin baltalanmasındaki rolü, diğer işçi ve memur konfederasyonlarıyla birlikte direnişçi işçilerin kürsü işgalini “kınadığı” 1 Mayıs değerlendirmesi ve 26 Mayıs -özde değil sözde- genel grevini örgütleme fiyaskosu gibi bir dizi konuyu içeriyor.

Bu arayışlar, elbette ki, bürokratizmin ve reformist sendikal politikaların uyuşturduğu sendikal örgütlenme, iç yaşam ve mücadele yoksunluğunu kırmaya dönük olarak anlamlı ve önemli. Özgürlük alanlarını eylemle açarak oluşturulan KESK içerisinde ’90’ların içlerinden bu yana neoliberalizmin kan taşıdığı reformist sendikal politikaların muhalefetle karşılaşmaksızın hüküm sürmesi elbette ki eşyanın doğasına aykırı olurdu. Ne var ki, aynı süreç, KESK’teki çürümüş bürokratizme karşı muhalefetin de kendisini aşmakla yükümlü olduğunu ortaya koydu. Salt muhalefet konumunda kalmanın, muhalefeti de “KESK’i ve onun kuruluş çizgilerini yeniden canlandırma” ekseni üzerine oturtmanın yetersizliğini, işçi sınıfının emekçi memurları da kapsayan yeni kapsam ve biçimlenişine yanıt verebilen, bürokratik iflasın en temel unsurlarından biri olan tabanın temsili sorununu işyeri komite ve meclislerine dayanarak gideren, tabandaki en uç kılcal damarlara dahi uzanarak eylem alanlarını harlayan sendikal politikaların zorunluluğunu gösterdi.

KESK’in harcında, mevzi ve kazanımlarında, kitlesel eylemlerinin, grevlerinin örgütlenmesinde emeği olan devrimci emekçi memurların bürokratik KESK yönetimlerini boşa çıkarıp çıkaramayacakları, bununla da kalmayıp 657’deki değişikliğe karşı mücadeleyi yeni bir solukla yürütüp yürütemeyecekleri, hak alıcı, güven verici, yol açıcı sendikal politika ve eylem duruşlarıyla büyük oranda örgütsüz ya da diğer memur sendikalarının üyesi durumundaki emekçi memurları neoliberal kamu personel yasasına karşı mücadeleye çekip çekemeyecekleri, önümüzdeki sürecin en temel sorunlarından biri olacak…

Aşağıda KESK üyesi, işyeri temsilcisi ve şube yöneticisi bir grup emekçi memurun sitemize gönderdiği ve imzaya açtıkları yazıyı yayınlıyoruz:

KESK NEREYE GİDİYOR?

Başlıktan da anlaşılacağı üzere yazımızın amacı KESK örgütümüze karşı içeriden eleştiri olacaktır. Bizleri buna zorlayan süreç özellikle tekel direnişi ile başlayan ve daha sonrasında güvencesizliğe dair konfederasyon düzeyinde emekçilere yapılan ayak oyununa karşı bir ses vermektir.

Son 30 yılda ülkemizde birçok şey değişti. Devletin üst kademesinde süren çalkantılı değişim, çalışma alanlarında da at başı değişimleri beraberinde getiriyor. Yılların mücadelesinin sonucu olan birikimlerimiz göz göre göre, ellerimizden kayıp gidiyor, bir bir yok oluyor.

90’larda kulluk anlayışından kurtulmak için, emeğimiz için üyesi olduğumuz KESK’i kurduk. 4–5 MART, 16–17 Haziran gibi önemli mücadele tarihleri yarattık. Bedel ödedik, bunların içinden gelerek onurlu, devrimci bir mücadele tarihimizin olduğunu da her zaman başımız dik bir şekilde anlattık, savunduk.

Peki, son on yılda kamu emekçilerinin çalışma koşullarında nasıl değişimler oldu? Ne gibi kazanımlarla yürüyoruz? Yarattığımız devrimci değerleri daha ne kadar ileri götürdük? Mücadelenin, devrimci değerlerin neresindeyiz? Artık bu soruları sorma, nerede olduğumuzu görme zamanı…

Başlayalım:

Sahte sendika yasasının yürürlüğe girmesinden bu yana KESK’in mücadele anlayışında yıllar geçtikçe değişimler, aşınmalar başladı. Daha dün bizler bu yasaya sığmayız derken, KESK yasalara sığacak biçimde biçimlendirildi. 90’larda, kamu emekçilerinin KESK öncülüğünde sokağa inmelerini engellemek, birliğimizi bozmak amacıyla devlet güdümlü, faşist-gerici, şoven sendikalar kuruldu. Bu sendikalara karşı başta ki net tutumumuz giderek kaybolurken, toplu görüşmelerle her gün biraz daha meşruluk kazanarak bizleri bu örgütlenmeleri tanıma noktasına getirdi. Bununla da kalınmadı; KESK, gerici ideolojik sendikalarla birlikte hareket etmeye kadar götürdü işi. Emeğin birliği denilerek kol kola girildi. Bizler güç kaybediyorduk ama bu gerici sendikalara karşı daha esnek davranmaya da devam ettik. KESK’ i biçimlendiren ona ideolojik biçim veren devrimci mücadele anlayışı değil, bizzat devletin kendisi oldu, olmaya devam ediyor. Yasalara uyum adıyla bütün bu süreç devam ettirilirken, diğer taraftan da karşı ideolojik sendikal anlayışlarla ortak hareketlere “birlik adına” derinlik kazandırıldı. Haşlanan kurbağanın başına gelenler gibi…

Birilerinin KESK’ e ve yöneticilerine bu tehlikeli gidişi anlatması, tüm açıklığı ile göstermesi gerekiyor.

2003’te yeni iş yasası ile esnek çalışma kapıları biraz daha açılırken, başta TÜRK İŞ olmak üzere diğer tüm sendikalar bu süreci ya göstermelik eylemlerle geçiştirdiler ya da sessizlik içinde onayladılar. Yüksek sesle söylenen “direniriz, greve gideriz” söylemleri tarihe bir hoş seda olarak kaldı.

Sermayenin liberal değişim ve saldırılarının temellerinden olan sosyal güvenlik yasası değiştirildi. Yıların mücadeleleri ile kazanılmış hakları geriye götürmek şöyle dursun üzerinde tepindiler, en ufak hak kırıntısına bile saldırdılar. SSGSS yasasına karşı SES’ in öncü mücadelesi, devrimci ve ilerici kadroların muazzam çabası sayesinde hava bizim lehimize dönüyor derken, “emeğin birliği adına “ diğer konfederasyonlarla birlikte hareket edilmeye başlandı. Ortak yapılan eylemlere dahi, 26 Mayıs da görüldüğü gibi, katılmayan konfederasyonlar, hükümet görüşmelerinde söz sahibi oldular. SSGSS yasasını başta geri çeken hükümet daha sonra makyajlayarak tekrar piyasaya sürdü. TÜRK İŞ ve diğer konfederasyonlar yasayı onayladıklarını açıklayarak “emeğin birliğini” hemen çöpe attılar. Bizler 2 Nisan’da ve daha sonraki süreçlerde emniyetin şiddetine karşı koyarken onlar çoktan yağlı koltuklarına dönmüşlerdi.

2000’den bu yana sendika ve sermaye örgütleri ve devletin temsilcilerinden oluşan ESK’ da (Ekonomik Sosyal Konsey) yasalar hazırlandı, onaylandı ve emekçilerin önüne getirildi.

Devam edelim: bir taraftan 2003 iş yasası ile birlikte özel sektörde güvencesiz çalışma yaygınlaştırılırken, diğer taraftan kamu çalışanları için de aynı çalışma koşulları hayata geçirilmeye başlandı. 4B, 4C uygulamaları devreye sokuldu.

4-C uygulaması bizzat TÜRK İŞ yönetiminin onayı alınarak hayata geçirildi. 4B uygulaması, taşeron çalıştırma gibi güvencesiz çalıştırma biçimleri kamuda yaygınlaşırken KESK hiçbir tepki vermedi. Önüne mücadele programı koyamadı. Gündelik, dönemsel tepki refleksleri dışında bir şey yapamadı.

Sermaye her gün büyürken, devlet bir bir yasaları çıkarırken, bizlerin yoksulluğu arttı, ekmeği küçüldü, emeğinin değeri yerlerde sürünmeye devam etti. Asgari geçim rakamlarının altında ücret almaya devam edildi.

ABD’de patlayarak gün yüzüne çıkan kriz tüm ülkelere bir virüs gibi yayıldı, yoksulluğu derinleştirdi. Bizler krizin yaratıcısı olmadığımız halde krizin faturası bizlere kesildi. KESK olarak iyi bir çıkış yakaladığımız 29 Kasım “krizin faturasını ödemeyeceğiz” mitinginde 100 binin üzerinde işçi ve emekçi tavrını mücadeleden yana koymuştu. Peki, biz ne yaptık? Daha ileri taşımamız gereken bu çıkışı, yüzümüzü yine “emeğin birliği” adına devlet güdümlü sendikalara, TÜRK İŞ gerici yönetimine dönerek harcadık. Her seferinde oyalama ile mücadele isteği bastırıldı, boğuldu. KESK MYK’ sı (Merkezi Yürütme Kurulu) safça “emeğin birliği” diye dursun, aynı konfederasyonlar, sermeye örgütleri ile birlikte “haydi vatandaş pazara” kampanyalarıyla yoksulluğumuzla, yoksunluğumuzla alay ettiler. Sermaye ve onun devleti ile el ele verip krizi emekçilere fatura etmeye devam ettiler. Sonuç; milyonlarca işsiz, iş cinayetlerinde onlarca ölümler!!! Sebebi kim? Sermeye örgütleri ve yandaş sendikalar… Peki bu sendikaların yanında KESK neden var?!!!

Bitmedi;

Aleyhimize işleyen bu süreç tekel işçilerinin sokağa çıkması ile Ankara direnişi ile değişmeye başladı. Yılardır sineye çeken, susan biz işçi ve emekçiler tekel direnişi şahsında umutlandık. 78 günlük onurlu direnişin içinde milyonların emeği, duygusu, desteği vardı. Neden? Çünkü güvencesizliğe, yok ve yük sayılmaya karşı bu sesi hepimiz sahiplendik.

Yine herkes tarihte kendisine uygun rolleri oynadı: TÜRK İŞ, eylemi sahiplenmedi. İşçileri sokakta aç bıraktı, yalnız bıraktı. Polisin, hükümetin ve soğuğun kıramadığı irade sendikanın ayak oyunları ile sessizlikle boğulmaya çalışıldı. Ancak Ankara’da kimi KESK şubelerinin sahiplenmesi, devrimci siyasetlerin samimi çabaları ile bunca ayak oyunlarına, yalnızlaştırmaya karşı mücadele edildi, başarıldı.

KESK ise, direnişin karşısında yer alan TÜRK İŞ ve diğer konfederasyonlarla birlikte hareket etmeye devam etti. KESK, üyelerinin tüm çağrılarına, tekel işçilerinin tüm çağrılarına rağmen bu konfederasyonların kuyruğundan çıkmadı, çıkamadı. Yine “emeğin birliği” masalı işgüzarca yüzümüze söylendi. Bunca yaşanmışlık, satılmışlık varken “emeğin birliği” safsatası sürdürüldü.

Güvencesiz çalıştırmaya karşı açılan bu mücadele bayrağı, KESK tarafından sahiplenilmedi. En iyimser söylemle DAYANIŞMA sınırlarını aşamadı. İşçi ve emekçilerle birlikte devrimci siyasetlerin zorlaması ile 6 konfedarasyonun 4 Şubat tarihinde aldıkları grev kararının arkasında KESK dışında kimse durmadı. TÜRK İŞ başta olmak üzere diğer konfederasyonlar grev kırıcılığı yaptı. Bunca yaşanmışlıklara rağmen KESK MYK’ sinden en ufak bir eleştiri dahi yapılmadı. “Emeğin birlikteliği” devam ettirildi.

Bununla yetinilmeyip 22 Şubat’ta direnişteki tekel işçisi, Hamdullah Uysalın cenazesi sahiplenilmedi. KESK dışında ( Kesk’te göstermelik katıldı) 22 Şubatta gözle görünür hiçbir konfederasyon katılım göstermedi. Yetmedi, işçiler 26 Mayıs’ta genel grev denilerek oyalama taktiği ile kandırıldı. Mücadele bilinçli olarak satıldı. Tekel işçilerinin başlattığı, ulusal ve uluslararası düzeyde tüm emekçilerin sürdürdüğü güvencesizliğe karşı mücadele bastırıldı.

Ve nihayet yıllar sonra dövüşe dövüşe bedel ödene ödene kazandığımız 1 Mayıs Taksim Meydan’ı, bizzat DİSK ve KESK yönetimi tarafından emek düşmanı konfederasyonlara peşkeş çekilmeye çalışıldı. Geçen yıllarda Taksim mücadelesi için son anda çark eden TÜRK İŞ yönetimi Taksim kazanımının üzerine basmak, buradan nemalanmak ve yüzüne bir maske daha geçirmek istedi. DİSK ve KESK yönetimi ise buna çanak tutma çabasından geri kalmadı.

Gün döner hesap döner derler: Tekel işçileri öncülüğündeki direnişteki diğer işçilerin (İSKİ, İtfaiye, Samatya İnşaat İşçileri, Marmaray İşçileri) kürsünün gerçek sahipleri adına söz hakkı istekleri görmezlikten gelindi. ARTIK YETER! Diyen işçi ve emekçiler bu hakkı fiili olarak kullandılar. Bu davranış alandaki tüm işçi ve emekçiler tarafından da sahiplenildi. Hep bir ağızdan “kahrolsun sendika ağalığı” sloganı haykırıldı.

Şimdi soruyoruz sizlere; işçi ve emekçilerin en doğal hakları olan kürsüden kendilerini ifade etme isteği neden kötü oluyor? Niye yanlış oluyor? Yoksa KESK MYK’ sı için “yaşasın sendika ağalığı” mı deniliyor? Bunun cevabını bizzat bu anlayışları sahiplenenlerden talep ediyoruz.

Emekçilerin, işçilerin mücadelesini yok sayan, bastıran anlayışlara, yönetimlere karşı gösterilen en ufak tepki bile “teşhir ve tecrit” edilmeye çalışılıyor. Direnişteki işçilerin kürsüden kendilerini ifade etme isteği, eylemi, 1 Mayıs sonrası bildirgeyle konfederasyonlar tarafından el birliği ile kınanmaya çalışılıyor.

TÜRK İŞ, HAK İŞ, Memur Sen, Kamu Sen sendikalarını, geçmişlerini tanıyoruz ve bu tür bir tepki vermelerini garipsemiyoruz. Ancak KESK ve DİSK’e ne oluyor! Bizim tarihimizin neresinde var mücadele eden işçi ve emekçileri “tecrit ve teşhir” etmek? Onların derdinin işçi sınıfının mücadelesini geriletmek, işçi ve emekçilerin birliğini bozmak olduğunu sağır sultan bile biliyor ama KESK ve DİSK’e ne oluyor? Yoksa şimdiye kadar inanılan değerlerle yollar ayrıldı mı? Artık KESK ve DİSK havlu mu atıyor?

Kapitalist yönetimlere ait olan iftira, yalan, entrika oyunlarını mücadeleci geleneği ile sahiplendiğimiz örgütümüze, yani KESK’e nasıl bulaştırırsınız! İşçileri serseri gibi gösterme çabasında olan, işçilere ”bıçak, sopa, gaz kullandığı” iftiralarını atan ve yıllarca KESK’e yönelik iftiralarıyla da bilinen yandaş sendikaların yanında hareket ederek kime, neye hizmet ediyorsunuz?

Çok açık ki, bir senaryo oynanmaktadır. İşçi ve emekçilerin sadece ülkemizde değil, tüm dünyada ayağa kalkan mücadelesi bastırılmaya çalışılmaktadır. Kapitalistler, ellerindeki tüm araçları devreye sokmaktadırlar.

Bizler bu ihanetin parçası olmayı kabul etmiyoruz. Üyesi olduğumuz, gecesini gündüzüne katıp yarattığımız sendikamızın ve devrimci ilerici değerlerimizin yok sayılmasını kabul etmiyoruz ve “şiddetle kınıyoruz”. Yılların emeği ve mücadele birikimi olan KESK’i böyle bir oyunun parçası yapanları uyarıyoruz; yapılan bunca hatanın öz eleştirisini emekçilere verin. 8 Mayıs genelgesinden KESK’in imzasını çekin.

Tekel mücadelesi ile yükselen güvencesiz çalıştırmaya karşı mücadeleyi yükseltmek için ya biran önce harekete geçin ya da çekilin.

Not: Gelecek yazımız, “kamu personel yasa tasarısına karşı mücadele yöntem ve biçimleri , KESK’e düşen görevler” olacaktır.

1.Abdullah ÇELEBİ (Eğitim-Sen İstanbul 2 Nolu Şb. Üyesi)
2.Ahmet ÜNAL- (BES Ankara 2 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi)
3.Ali Ufuk BOZKURT (BES Ankara 2 Nolu Şb. Üyesi)
4.Ahmet UYANIK (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi)
5.Behçet EŞKİLİ (SES Gaziantep Şb. Başkanı)
6.Bekir AKKAYA (BES Ankara 2 Nolu Şb. Üyesi)
7.Cevdet KIRMIZIGÜL (BES Ankara 2 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi)
8.Ethem AKÇELİK (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi)
9.F.Ekin NARİN (BES Ankara 2 Nolu Şb. İşyeri Baş Temsilcisi)
10.Fatoş ÖZDEMİR (SES Mersin Şb. Üyesi)
11.Figen ÖNER AYDOĞAN (BES Ankara 2 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi)
12.Funda DEMİR (Eğitim-Sen Bursa Şb. Üyesi)
13.Gökhan ULUSAN (BES Ankara 2 Nolu Şb. Üyesi)
14.Haluk YÜCEL (Eğitim-Sen İstanbul 2 Nolu Şb. Üyesi)
15.Hayrullah NARİN (Eğitim-Sen Ankara 1 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi)
16.Hasan ÇETİN ( Eğitim-Sen Mersin Şb. Üyesi)
17.Hasan TAŞ (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi)
18.İsmail DEMİR (EĞİTİM-Sen Bursa Şb. Üyesi)
19.Kazım DOĞAN (BES İstanbul 3 Nolu Şb. Üyesi)
20.Levent AFŞAR (Eğitim-Sen Kayseri Şb. Üyesi)
21.Mahir Ruhi SAĞDIÇ (Eğitim-Sen Uşak Şb. Üyesi)
22.Mehmet AŞKER (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi)
23.Mustafa ALTINER (BES İstanbul 4 Nolu Şb. Üyesi)
24.Mukaddes SARI ÇETİN (Eğitim-Sen Mersin Şb. Üyesi)
25.Nedime KORKMAZ (BES Ankara 1 Nolu Şb. Eğ. Sekreteri)
26.Neşe ÖZKAN YILDIZ (SES Ankara Şb. Üyesi)
27.Nevreste DOĞAN (BES İstanbul 3 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi)
28.Nuray DELİALİOĞLU (Eğitim- Sen Ankara 1 Nolu Şb. İşYeri Temsilcisi)
29.Oya ÖREN ( BES Ankara 2 Nolu Şb. Üyesi)
30.Ömer Faruk KÖK ( ESM Ankara 1 Nolu Şb. Örg. Sekreteri)
31.Özden KAYA (ESM Ankara 1 Nolu Şb. İşYeri Temsilcisi)
32.Özkan BOĞAN (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi)
33.Özkan ALTINER (ESM Zonguldak Şb. Üyesi)
34.Özlem ÖMEROĞLU SAĞDIÇ (Eğitim-Sen Uşak Şb. Üyesi)
35.Özgür ERDOĞAN (Eğitim-Sen Diyarbakır Şb. Üyesi)
36.Saliha TÜRKMEN(ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi)
37.Sevda AYDIN (ESM Ankara 1 Nolu Şube Kd Ve Dis. İliş. Sekreteri)
38.Suzan AYDIN MORKOÇ (Ses Ankara Şb. Üyesi)
39.Turgay AKÇAY (BES Ankara 2 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi)
40.Uğur KALKAN (ESM Ankara 1 Nolu Şube Üyesi)
41.VELİ EŞME (BES İzmir Şb. Üyesi)
42.Veli SAÇILIK ((BES İstanbul 1 Nolu Şb. Üyesi)
43.Volkan ÖRDEK (Eğitim- Sen Kırıkkale Şb. Üyesi)
44.Yağmur DÖNMEZ (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi)
45.Yakup ÖZDEMİR (Eğitim-Sen Mersin Şb. Üyesi)
46. Bekir TAŞTAN (BTS İstanbul 1 Nolu Şube Eğt ve Örg sekreteri)
47. Mahmut ŞEVİK (BTS İstanbul 1 Nolu Şube Mali sekreteri)
48. Seher AKSEL (BTS İstanbul 1 Nolu Şube Denetleme kurulu üyesi)
49. Özlem KELEŞ (BTS İstanbul 2 Nolu Şube Kadın sekreteri)
50. Özgür AVCIOĞULLARINDAN (Eğitim-Sen Tunceli şube üyesi)
51. Balkız ÖZSAYGI (SES İstanbul Anadolu Şube üyesi)
52. Halil AVCU (Eğitim Sen Niğde Şube Örgütlenme sekreteri)
53. Taner ALTINÖZ (Eğitim Sen Niğde Şube Mali sekreteri)
54. Kemal AKDEMİR (Eğitim Sen Niğde Şube üyesi)
55. Nilgün AKDEMİR (Eğitim Sen Niğde Şube üyesi)
56. Agah TUNCAY (Eğitim Sen İstanbul 2 Nolu Şube üyesi)
57. Özgür TEKMİL (BES İstanbul 3 Nolu Şube- Şube Basın Yayın Sekreteri)
58. Göksel Rıza ÖZKAN (Eğitim Sen Niğde Şube Başkanı)
59. İbrahim MAMAK (Eğitim-Sen Bartın Şube üyesi)
60. Fatma MAMAK (Eğitim-Sen Bartın Şube üyesi)
61. İsmet İPÇİ (Eğitim-Sen Bartın Şube üyesi)
62. Neriman İPÇİ (Eğitim-Sen Bartın Şube üyesi)
63. Selma SETAN (Eğitim-Sen Bartın Şube üyesi)
64. Özlem ERGENLER (ESM Ankara 1 Nolu Şube üyesi)