Anasayfa » GENÇLİK » 6 Kasım’da YÖK’le birlikte kapitalizmi tarihin çöplüğüne..!

6 Kasım’da YÖK’le birlikte kapitalizmi tarihin çöplüğüne..!

YÖK, 6 Kasım 1980 darbesiyle dönemsel olarak faşist diktatörlüğün diğer tüm kurumlarınca baştan sonra dizaynının bir pençesi, eğitimin neoliberal dönüşümünü içeren, öğrencileri baskılamanın, üniversiteleri devletin zorba biçimine göre dizaynının ve komünistleri, aydınları, ilerici demokratik gençlik örgütlerini üniversitelerden atmanın bir aracıydı. YÖK darbesi üniversiteye yönelik bir balyoz ama faşist zorbacı ve terörist devletin karakterine uygun olarak işçi sınıfına bilinç taşıyacak yönlerinden törpülenmesi, devrimci, emekçi öğrencilerin üniversitelerdeki kontrolü ve bu anlamda YÖK, burjuvazinin akademik kontrol birimli önemli bir gereciydi. Ama dün böyle konulan sorun bugün böyle konulamaz; zorbalığın bir başka tipi, temel devlet biçimlerinden biri olan burjuva demokrasisine geçiş, somut koşullarda Türkiye’de burjuva demokrasisinin inkarını yürüten ve anti-faşist-demokratizmin ilerisine gitmeyen mücadelelerin, üniversitelerin mali-oligarşik egemenliğe bağlı olarak sermaye birikiminin de bir alanı haline geldiği ve entegrasyon süreci ile üniversitelerin yeniden yapılandırıldığından haberi yok.

eylemler

Bu İşçi-emekçi öğrencilerin ve gençliğin tüm kesimlerinin eğitimden, sosyal, ekonomik ve üretim ilişkilerine varana kadar genişleyen ihtiyaçları burjuva demokrasisi sınırları içerisinde eritiyor. Ama oysaki işçi gençliğin, özgür bilimsel akademik birey yönlü gelişimi barınma ve ücretsiz eğitim/yemek, kırtasiye, sağlık gibi talepleri kapitalizmin kölelik demokrasisine sığmıyor ve sığamaz. Tam tersi tüm bu ihtiyaç ve özlemler kapitalizmin krizlerini daha da çok derinleştiriyor ve sosyalist eğitim programının can yakıcı bir biçimde gereksinimini ortaya koyuyor. Diplomalı işsizlik özel mülkiyetçi eğitimin genel bir birikimli sorunu haline gelerek normalleşiyor ve bunun sonucunda okumanın garanti olduğu dönemde tümden ortadan kalkmış oluyor. Üniversiteler bugün ticarileşmenin tek bir aracı değil, küresel düzeyden sermayenin yeniden yapılandırılması sürecinde önemli derecede bir sermaye birikiminin kaynağı haline gelmiştir. Bunu Türkiye’deki örneğiyle üniversitelerin bütçelerinin beş bakanlığın genel toplamına eşit olduğunu kısmında da görebiliriz. Üniversiteler, fiziksel üretim araçları dışında kalan, hatta ve hatta bu fiziksel üretim araçlarının doğrudan bir aracı halini alan ileri düzeyli üretim sanayisinin parçasıdır. Bu elektronik enformasyon ağı, bir bilgi üretme ve geliştirme teknolojisine uygun bir yapılanmadır. Üniversiteler ise tüm bu teknik gelişmelerininde bir başka yönünden dönüşmesi ve eğitimin tümden sermayeleştirilmesini, öğrencilerin ise işçileşmesini ortaya koyar. Bu anlamda üniversiteler şirketlerin hizmetinde vasıflı işçi ve iş gücü üretiminin hazırlayıcısıdır. Üniversiteler sermayenin ve yeni fiziksel ve fiziksel olmayan üretimdeki kafa-kol iç içeliliğine uygun olarak ucuz ve esnek kalifiyeli işçi sömürüsü araçlarından biri halini alması bu bağlantıyla ilişkilendirilebilir.

Bu durumda mücadelemiz tüm bu sermaye emek karşıtlığında toplanan üniversitelerin genel sınıfsal toplumsal taleplerini içerir; eğer kim ki işçilerin, Kadınların ve Kürtlerin taleplerini ele alırken hükümet partisinin sığ sistem içi dar muhalefeti veya açılımları içerisinden alarak yorumluyor diğer yönden burjuva demokratik taleplerle emek-sermaye karşıtlığını kamufle ediyor veya buna ümit bağlıyorsa onlar işçi sınıfına ve işçi sınıfından olan öğrenciye kadına ve Kürtlere ihanet ediyor, onların demokratik talepleri için dahi samimi ve tutarlı yaklaşmıyor demektir.

Bugüne kadar hiç görülmemiş bir biçimde Türkiye’de neo-liberal demokratik kurum ve kuruluşlar sosyalizmin geçici gerileyiş dönemlerinden faydalanarak çok ileri bir azami ivme kazanan modern revizyonizm/reformizme kan taşıdılar, işçi gençliğin tüm kapitalizm karşıtlığında toplanan taleplerini ve militan gösterilerini düzeniçileştirmeye soyundu. Biz işçi gençler sokakta her yerde neoliberal kapitalizme yedeklenen reformist siyaseti mahkum etmeden devrimci bağımsız sınıf siyasetimizide inşa edemeyiz. Bu anlamda biz işçi öğrenci gençlik 6 Kasım’da alanlara sadece burjuva demokrasisinin karakterine uygun olarak modifiyeli edilen YÖK’e değil, aynı zamanda ezilen Kürt ulusundan olan öğrencilerin eğitim sorununda kayıtsız şartsız istemlerinin açısından desteklemeliyiz. Cinsiyetçi, tekçi eğitimi yerden yere vurmalıyız.

6 Kasım’a ise katılımımız dar bir YÖK karşıtlığı üzerinden değil, üniversitelerin demokratik taleplerinle sınırla kalan reformlar peşinde koşarcasına hiç değil, Staj sömürüsü adı altında sömürüldüğümüz üretim alanlarını ve üniversitelerin tümünü sermayenin elinden kurtarmanın devrimci dönüşümcü sosyalist demokratik yolunu içerisinde ele almalı ve mücadeleye girişmeliyiz.

İşçi öğrencilerin özgür akademik istemlerini, siyasal ve sınıfsal mücadelesini burjuva demokratik taleplere indirgeyenlerin maskesini indireceğiz! 6 Kasım’da alanlarda olacağız.

Yaşasın Sosyalist üniversite!
Üniversitelerde bağımsız örgütlenme ve ifade özgürlüğü!
Polissiz, sermayesiz YÖK’süz üniversite!
Akademik bilimsel özgür bir üniversite için kapitalizmi yıkalım!
Ücretsiz barınma ve öğrenci sağlığı hakkı için sosyalizme! Sosyalizmden komünizmin özgürlük dünyasına!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*