Anasayfa » GÜNDEM » Sürgün Edilen Ercan Akpınar’dan Mektup Var

Sürgün Edilen Ercan Akpınar’dan Mektup Var

Sincan 1 No.lu F Tipi Hapishanesi’nden Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Hapishanesi’ne 22 Temmuz’da sürgün edilen Komünist Devrim Örgütü tutsağı Ercan Akpınar’ın 27 Temmuz’da yazmış olduğu mektup, hapishane idaresinin bürokratik ve keyfi uygulamaları nedeniyle ancak 05 Ağustos’ta ulaştı. Sürgün edilen devrimci tutsakların hemen hemen tamamına yakınına bugün itibarı ile eşyaları hala teslim edilmemiştir.

erc2

Komünist Devrim Örgütü tutsağı Ercan Akpınar’ın yazmış olduğu mektubu paylaşıyoruz:

“Belki bir yerlerden duymuşsunuzdur; bir bilgeye “Dünyada en çok kimi seviyorsunuz?” diye sorarlar. Hiç tereddüt etmeden “Terzim” diye yanıtlar. Soranın şaşkınlığı karşısında bilge şöyle devam eder: “Terzimi severim çünkü her gittiğimde ölçümü yeniden alır.” bizler de arada bir böyle ölçümüzü verecek gelişmelerle karşılaşıyoruz.
Hikayemiz şöyle başladı: Başarısız darbe girişiminin ardından bunun sonuçlarının ciddi bir şekilde bize de yansıyacağını fark etmiştik. Darbeyi karşılayanların bir karşı darbeyle süreci yeniden inisiyatiflerine alması ile girişilen tutuklama furyasıyla Sincan’dan bize yol göründüğünü fark etmiş, ufak ufak toparlanmaya bile başlamıştık. Bizden bir gün önce içlerinde Fehim Horasan’ın da olduğu bir grup arkadaşı almışlardı. Perşembe sabahı 05.00 gibi. Uzun maratonumuz burada başladı. Fehim’in ardından öngörümüzün vücuda gelmesiyle hazırlıkları hızlandırdık, toparlandık gün boyu. Perşembe akşamı daha yeni yatmıştık ki açtığı mazgal deliğinden kafasını uzatan başgardiyan birazda sıkıntılı bir ruh haliyle “ Hepinizin Tekirdağ 2 Nolu F’ye sevki var, hazırlanın 2 saat sonra alacağız” dedi. Saat gece 24.00’de bunu söyledi ve güya saat 02.00’de almaları gerekiyordu ama saat 09.00’a kadar uzadı. O saate kadar beklemede kaldığımız içinde uyuyamadık da. Sabah saat 09.00’da bizleri hücreden alıp zorla, kollarımıza girerek ringlere kadar taşıdılar. Hapishane bahçesinde birçok ring dizilmiş bekliyordu. 2 tür ring var. Birisi şu mavi tenekeler. Bunlarla sevk tam bir çileye döner. Bir de yeni olan beyaz, şehirlerarası otobüs konforuna yakın olanlar var. Beni bindirirken bir komutan diğerine “Hangi ringe alalım?” diye sorunca, bu maviyi işaret ederek “Buna alalım daha iyi olur” dedi. “Neyin daha iyi olacağını?” sertçe sorunca da geçiştirmeye çalıştılar, amaç belli. Siyasileri tenekelerle, adlileri beyaz ringlerle taşıdılar ve amaçlarını açık ettiler.
Saat 10.00 gibi başladığımız yolculuğumuz gece 23.00’de Tekirdağ 2 nolunun avlusunda son buldu. Bu 13 saatlik yolculuk biraz zor geçti. 2 metrekarelik hücrede 6 kişinin ciddi sıcak bir ortamda yolculuk etmesi tahayyül edilesi bir şey değil. Klimanın açılmadığı her anda hücre bir anda cehenneme dönüyordu. Temmuz sıcağında, teneke bir ringle yolculuk yapmak bela. Bizim bulunduğumuz ring kısmen daha iyiydi, kavga dövüş klimayı açık tutturabildik. Erol Zavar’ın olduğu ring daha kötüymüş, Erol 2 defa koah krizi geçirmiş. Şimdi durumunun daha iyi olduğunu öğrendik. A bloktaymış. Biz C’deyiz ve A ile C’nin bağlantısı yok. Gece 23.00 civarı geldiğimiz 2 nolu F’den 24.00 gibi içeri alındık. Çıplak arama dayatmasında bulundular ama bunu saldırgan bir şekilde yapmadılar. Kendileri soyup giydirdiler. Pek bir sorun olmadı.
Hafta sonu buraya getirilmiş olmanın sıkıntılarını yaşadık. Gerçi hafta sonu da geçti ama pek değişen bir şey olmadı. Sevklerde, ilk hafta telefon hakkımız var, ama kullandırtmıyorlar. Belgeleriniz gelmedi diyorlar ama ilk telefon için herhangi bir belgeye ihtiyaç olmadığını çok iyi biliyorlar. Bakanlığın çıkardığı, girişlerde tutuklu ve hükümlülere verilen o mavi el kitabındaki haklar bölümünde koca puntolarla bu telefon hakkı yazılıdır. Ama işte durum ortada. Fiili yönetimin, OHAL’in olduğu yerde onlarda keyfince havalandırıyorlar. Müdürle görüşmek istedim ama, burada müdürler tutsaklarla görüşmezlermiş. Bizim Sincan’da her istediğimizde en azından ikinci müdürlerle görüştüğümüze şaşırıyorlar mı, ben de onlara şaşırıyorum. “Şu talebeler olmasa Maarifi ne güzel yönetirdim” diyen Maarrif vekilini hatırlatıyor her şey. Burası ciddi bir bürokrasi ve sıkı disiplenle yönetilmeye alışılmış gibi. Tutsakların sorunlarından çok treadmanı uygulamaya yönelmişler. Dikkate almamaya çalışıyorlar ama şu son gelişmelerden sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açık…
Bugün burada 5. günümüz ve halen eşyalar ortada yok. Duş alma olanağımız da hiçbirşey olmadığı için yoktu. Ama çarşafı havlu olarak, uyduruk bir yastık poşetini de kesip parçalayarak, çarık benzeri bir terliğe çevirerek duş koşullarını yarattık !! Komşu adlilerden bir tane de sabun bulunca sorun kalmadı. 5 gündür böyle yapıyoruz. “Terliğimiz” çok hoş oldu, fırsat olsa da fotoğrafını çekip gönderebilsek. İhtiyar Engels’in “İhtiyaç keşfin anasıdır” belirlemesine nasıl selam durduğumuzu görebilseniz keşke. İhtiyar bilgenin terzisi gibi bir şey resistance!
Şimdilerde cezaevleri bütünüyle bir anafora girmiş gibi. Sürekli bir yerden bir yere taşıyorlar insanları. Burası da kapasitesini çok aşmış durumda. Adliler 7-9 kişiye kadar çıkmış. Böyle giderse yakında ciddi patlamalar yaşanabilir. Böylesi daracık bir yerde, bu kadar adli barınamaz. Herhangi bir yerde kavga çıkar. Bakalım nasıl yönetecekler. Hapishanelerin kapasitesi darbeden çok önce aşılmıştı. Darbe sonrası binlerce tutuklamayla da artık bambaşka bir boyuta taşındı. Darbeden tutuklananlar perişan haldelerdi. Sincan’da birkaçını görebildik. Gözlerindeki ışığını söndürmüşler resmen! Tamam siyasal-ideolojik olarak çok güçlü bir karşıtlığımız var ama işkence yapmak insanlık dışı bir uygulamadır, kim olursa olsun. Bunu bağışlatan bir durum yoktur. Bundan sonra böyle bir işe kalkışan olmasın diye böyle göstere göstere yapıyorlar ama çok büyük bir stratejik hata yapıyorlar. Karşı tarafta ciddi bir intikam ve öfke biriktiriyorlar. Darbeciler de onlardan aşağı kalır yanı yok tabi. Sivillerin üstüne ateş açmak, sağı solu bombalamak ne? Kürdistan pratiğini batı’ya taşımaktan başka Bir şey değil. Herneyse bunlar başka konular.
Diğerleri bir yana, ne olursa olsun, İstanbul Boğazı’nın o muhteşem manzarasını 20 yıl sonra tekrar görmüş olmak, çok şeyi unutturdu. Sazımız yanımızda olsaydı “…salkım salkım tanyelleri…” diye tıngırdatırdık. Umarım sazın başına bir iş gelmemiştir. Eşyaların sağlam ve eksiksiz geleceğine dair hiç umudum yok.
Coşkuyla kucaklıyor, sevgilerimi iletiyorum, herkese selamlar. Bizim sağlığımız da moralimiz de iyi, merak etmeyin.
Görüşeceğiz
Ercan
Tekirdağ 2 No lu F Tipi Hapishanesi”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*