Anasayfa » GENÇLİK » 19 Aralık Katliamı ve Neoliberal Dönüşüm Süreci

19 Aralık Katliamı ve Neoliberal Dönüşüm Süreci

“IMF politikalarını hayata geçirebilmek için sokağa, sokağa hakim olabilmek için ise cezaevlerine hakim olmalıyız.” Bülent ECEVİT / Dönemin Başbakanı

Bu tarihi itiraf, dönemin Başbakanı olan Ecevit’in 19-22 Aralık 2000 Tarihinde 20 hapishanede bulunan tutsaklara yapılacak olan operasyonun amacını ifade ediyordu. Devletçe adının “hayata dönüş” olarak konulmasına rağmen sonuçlarının ölüme götürdüğü bir katliam, ekonomik olarak IMF politikalarıyla birlikte mali oligarşinin önündeki tüm engelleri kaldırılması için yapılmıştır.

Süleyman Demirel ve Turgut Özal’ın işbirliğiyle 24 Ocak 1980′de kamuoyuna açıklanan başta ekonomik olmak üzere toplumsal ve siyasal dönüşümü yaratma hedefiyle alınan neoliberal kararlar ancak 12 Eylül 1980 darbesiyle hayata geçirilebilmiştir. Bu kararlara, dönemin TİSK (Türkiye İşverenler Sendikaları Konfederasyonu) başkanı Refik Baydur’un “Bugüne kadar hep onlar (işçiler) güldü, artık gülme sırası bizde!” diyerek darbenin de, Demirel-Özal iş birliklerinde, neoliberal dönüşümlerinde kimin çıkarına yapıldığını biz genç işçi ve işçi öğrencilere göstermektedir.

Neoliberal yıkım programının en ağır ve kanlı bedelini hapishanede ki devrimci tutsaklar ödemiştir. Devlet, yaşamı hücrelere çevirebilmek için önce bedenleri tutsak, kendileri özgür olanlara saldırdı. 19-22 Aralık “Hayata Dönüş” operasyonunun bilançosu sadece hapishanelerde katledilen 28 devrimci tutsak olurken, süresiz açlık grevi ve ölüm oruçlarında ise 122 kişi hayatını kaybetmiştir. 2000′lerin başında ekonomide uygulanmak istenen IMF politikaları, küresel sermayenin dünya çapında uyguladığı neoliberal yıkım ve yeniden inşa sürecinin Türkiye’de ki izdüşümüdür.

Burjuvazi tarafından bireyin -özellikle işçi ve kent yoksulları için- kendi üzerinde ki denetimini ortadan kaldıran, toplumun tüm kesimlerini köleleştirip işçileştiren önüne kattığı her şeyi sermayeye dönüştüren bir süreç hedeflenmiştir. ’95 Martında Gazi Mahallesi Direnişi, Üniversite gençliğinin canlanması, ’96 SAG (Süresiz Açlık Grevleri) ve ’96 1 Mayısı ile devrimci hareketin nispeten belirli bir toparlanma sürecine girdiği dönemde ’99 Ulucanlar Katliamıyla başlayan katliam ve dönüşüm süreci Burdur Hapishanesiyle devam edip 19 Aralık 2000′de doruk noktasına ulaşmıştır.

Devrimci tutsakların kısıtlı imkanlarla dahi olsa direniş sergiledikleri, iradelerini teslim etmemeleri dışarıda gerek tutsak yakınları gerek dava yoldaşları tarafından günleri, ayları, yılları bulan kampanyaları ortaya çıkartmıştır. Devlet 19 Aralık’tan sonra toplum ile devrimci siyasetlerin bağını koparma yönünde gerek medya ile gerekse zor yolu ile hamleler yapmıştır. Geldiğimiz bugünlerde hapishanelere yönelik vahşet, mali oligarşinin yolunu açmıştır. Devrimci örgütlere yönelik yapılan bu katliam sadece hapishaneleri değil esas olarak yaşamı hedef almıştır. İşçi sınıfının gerek legal gerek illegal tüm örgütlülüğü denklemden silinerek, her türlü kazanım ve emek gasbının önü açılmıştır.

19 Aralık Katliamının, bugün ki karşılığı; işçi sınıfının öz örgütlerinin fiilen tasfiye edilmesi, işçi cinayetlerinin 1800′lerden savunularının yapıldığı gibi çalışma rejim hukukunun da 1800′lerin hak ve koşullarında gerçekleşmesi, YÖK’ün güncellenerek salt disiplin değil ek olarak sermayeyle organik bağlarının oluşturulması, doğa ve kent dönüşümünün toplumsal çıkarı bir kenara itilip kar odaklı işletilmesi kısacası yaşamın zaman ve mekan yönünden sermaye tarafından gasp edilmesidir.

19 Aralık katliamını unutturmamak, sermayenin işçi ve işçi-öğrencilerin üzerinde ki denetimine karşı çıkmaktır. 19 Aralık katliamını unutturmamak, doğamızı ve kentimizi hunharca katledilmesine izin vermemek demektir. 19 Aralık katliamını unutturmamak, devrimci iradeyi ve komünist inatçılığı savunmaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*