Anasayfa » GENÇLİK » 4+4+4 gerçekte 12 eder mi?

4+4+4 gerçekte 12 eder mi?

Kamuoyunda 4+4+4=12 yıllık zorunlu eğitim olarak gündemleşen kanun teklifi, komisyon çalışmalarının ardından meclis genel kuruluna gelmeyi bekliyor. Ancak bu gidişle kanun teklifi meclise gelene kadar pek çok değişiklik yapılacak gibi. Öyle ki, haber merkezlerine düşen son gelişme; açık öğretim ve uzaktan eğitim uygulamasının ikinci 4 yılın ardından yapılacağı yönünde. Bu kanun teklifindeki ilk değişiklik değil, görünen o ki son da olmayacak. Son değişiklikle birlikte herkesin fikirleri alınıyor izlenimi ve hatta geri adım atılıyor yanılsaması yaratılıyor. Buradaki amaç, düzenlemenin en geniş toplumsal mutabakatla yasalaşması ve kapsamlı stratejik hedefin sekteye uğramamasıdır. AKP‘den başarılı bir yönetişim taktiği daha!

Kanun teklifi ile ilgili hemen herkesce ilk elde sıralanan itiraz noktalarına değinmekle başlayayım;

Bu kanun teklifi, kesintili 12 yıllık eğitim uygulaması ile aslında zorunlu eğitimi 4 yıla indirmektedir. Düzenleme en temel pedagoji ilkeleri ile karşıt içeriğe sahiptir. Uygulamanın kız öğrencileri okul dışına iteceği ve varolan cinsiyet eşitsizliğini körükleyeceği ile özellikle engelli ve kaynaştırma öğrencilerin eğitim sürecinin dışına itilecek olmaları en güçlü itiraz noktalarından birisi. Uygulama İmam Hatiplerin önünün açılmasını hedeflemesi yönüyle, AKP hükümetinin bu kanun teklifi dolayımıyla da siyasal yönelimlerini gösteriyor. Okul öncesi eğitimin zorunlu olmaktan çıkarılması, taşımalı eğitim, birleştirilmiş sınıflar gerçeği, okul-derslik-donanım yetersizlikleri, onbinleri bulan öğretmen ihtiyacı gerçeği ile yeni uygulama arasında ciddi çelişkilerin varlığı da aşikar. Hayati konulardan birisi de elbette çocuk işçiliği yaşının 14’ten 11’e düşeceği ve muazzam bir çocuk emeği sömürüsü ile karşı karşıya kalınacağıdır.

Ancak kanun teklifine dair yükseltilen itirazların başta üyesi olduğum Eğitim-Sen olmak üzere parçadan ve tek yanlı değerlendirmelere sahip olduğunu söylemek haksızlık olmayacaktır. Bu nedenle ortaya çıkan tepkiler uygulamada kimi yeni düzenlemelere ya da kimi geri adımlara neden olacaksa da, eğitim alanında planlanan bütünsel adıma yönelinmedikçe başarılı olunamayacaktır. Aksine son adım olarak yeniden makyajlanan düzenleme parçadan ifade edilen itiraz noktalarını boşa çıkarmakla kalmayacak, kamuoyunun ikna edilmesinde siyasal iktidarca akıllıca kullanılacaktır. Bu nedenle son değişiklik bu düzlemden söz söyleyenleri kimi yönleriyle şimdiden boşa düşürdü bile. Çünkü uygulama sermayenin bitmek bilmez ihtiyaçlarına dönük kapsamlı stratejik bir yönelimi ifade ediyor. Diğer yandan meselenin özellikle gericilik/laiklik ikileminde ele alınmaktaki ısrarı hem kamuoyuna ikna edici bir yönelimi imkansız kılmakta, hem bu konuda çıkını fazlasıyla dolu olan AKP karşısında etkisizleşmektedir. İtiraz noktalarının bu temelden yükselmesinin en büyük olumsuz sonucu ise, eksen olarak halihazırdaki eğitim uygulamalarını savunmaya kadar gerilemek olmaktadır.

4+4+4 = daha fazla sömürü

Bu yasa tasarısının temelinde öncelikle toplumun değil sermayenin ihtiyaçları var ve Türkiye kapitalizminin giderek daha fazla ihtiyaç duyduğu ucuz ama kalifiye eleman ihtiyacını karşılamaya dönük.

Bu uygulama ile devletin eğitime yaptığı sınırlı yatırımların minimize edilmesi ve karlılığı hedefleniyor. Açık öğretim ve uzaktan eğitim aracılığıyla özel okul, dershane vb.ne olan ihtiyacın artması hedefleniyor. Kesintili eğitim ile her bir kademe arasına konulması zorunlu hale gelecek sınavların sayısının artması, yeni bir kar ve sermaye birikimi alanı yaratmayı planlıyor. Bu noktada uygulamayı ağzının suyu akarak ve beğeniyle karşılayan Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği(TÖDER)’in yaklaşımı düzenleme sayesinde ortaya çıkacak sermaye birikiminin kimlerin kasasında toplanacağını açıklıyor. Diğer yandan uygulama bu alandaki istihdamı da olabildiğince daraltacak, varolan güvencesiz ve esnek çalıştırmayı derinleştirecek. Kesintili eğitim ile birlikte binlerce sınıf öğretmeninin norm kadro fazlası haline gelmesi uygulamanın ilk somut sonuçlarından olacak.

Yasa tasarısı torba yasa şeklinde düzenlenmiş ve F@tih Projesi ihalelerinin Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarılması gibi maddeler de var. Bu ve benzeri maddeler ile yasa taslağı sadece zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması ile sınırlı değil. Tasarı, eğitimin yeniden yapılandırılması hedefiyle uzun süredir atılan adımlara bir üst boyuttan yenilerinin eklenmesi anlamına geliyor.

Kapitalist eğitim sisteminin temel amaçlarından birisi de; bireyin CV’sini şişirmek ve işe yarayıp yaramazlığına bakılmaksızın bireyin çantasını sertifika çöplüğüne dönüştürmektir. Yeni uygulama ile hem devlette hem de özelde çok sayıda mesleki kurs ve sertifika programları açılacak. Asgari yeterlilik gerektiren işlerde çalışabilmek için dahi bir kaç tane meslek kursu bitirmek ve sertifika sahibi olmak zorunlu hale gelecek.(İnşaat işçileri ile ilgili çıkan haberleri hatırlayın) Böylece milyonlarca öğrenci, ücretli köleliği para ile satın almış da olacaklar. Başta öğretmenler olmak üzere kendilerine “üniversite okumak iş garantisi değil” açıklaması yapılan milyonlarca üniversite mezunu, şimdi farklı işler için sertifika sahibi olmak adına hem para hem de zamanlarını harcıyor. Tasarıya, Ulusal İstihdam Stratejisi ve Özel İstihdam Büroları gibi kapsamlı uygulamalarla birlikte bakmakta fayda var.

Diğer yandan tasarıda kız çocuklarının “elişi, el becerileri, çocuk bakımı, ev ekonomisi ve yönetimi” gibi alanlara yönlendirilecekleri boşuna yer almıyor. Türkiye Kadın Girişimciler Derneği‘nin bir toplantısında konuşan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin‘in tasarı ile ilgili ifadeleri fazlasıyla açıklayıcı. 2008 yılındaki küresel finansal krizin ardından, kadın istihdamında 5 puanlık bir artış sağlanarak yüzde 30’lara ulaşıldığının altını çizen Şahin, bu oranın arzu edilen noktada olmasa da girişimcilik oranının yükseldiğini vurguluyor. Meslek edinme kurslarına devam eden 250 bin kursiyerin, 120 bininin kadın olduğunu söylüyor. Aslında uygulamanın tek sonucu kız çocuklarının okul ortamından uzaklaştırılması ve erken yaşta evlenmek zorunda kalmaları ile sınırlı değil. Asıl önemli sonuç, kadın emeği sömürüsünün küçük yaşlardan itibaren kitleselleşmesi, enformal sektörün vageçilmezi olan ve daha ucuz işgücü olan kadınların küçük yaşta merdiven altı atölyelerde ücretli kölelik koşulları ile yüzleşmek zorunda kalmaları olacaktır.

‘Meslek lisesi memleket meselesi’

Tüm patronların hayallerini ustalıkla formüle eden bu sözler Koç‘a ait. Özellikle son yıllarda hızlanan ve devlet desteğini de arkasına alarak sanayi bölgelerine meslek liseleri açma süreci, tasarı ile tüm sınırlarından kurtulacak. Başta staj adı altında tüm güvencelerden yoksun bir çalışma tipi dayatmasının ardından, bizatihi üretim merkezleri(bacasız fabrikalar) haline gelen meslek liselerinde milyonlarca öğrenci ücretli köleler haline geldiler/gelecekler. Bolu İzzet Baysal Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi öğrencilerinin, okullarındaki atölyelerde yaptıkları üretim ile okula sadece 1 yılda 2 milyon TL kazandırmaları bu nedenle fazlasıyla çarpıcı. AA tarafından kendisine mikrofon uzatılan Okul Müdür Yardımcısı İsmail Karakurt‘un açıklamaları ise bu sömürü çarkını en net biçimde gözler önüne seriyor.

“Öğrencilerimize bu çalışmaları esnasında ödenen ücretler de var. Eğitim alıyorlar, iş öğreniyorlar ama para da kazanıyorlar. Özellikle maddi durumu kötü olan öğrencilerimiz aile bütçelerine de katkıda bulunuyor. Geçen yıl öğrencilerimizin aldığı toplam para 78 bin lira. Öğrencilerimiz çalışmasına göre para alıyor. Çalışma saatlerine göre asgari ücret kadar para alabiliyorlar. Bunu da almaları konusunda önlerinde herhangi bir engel yok. Öğrencilerimiz yaz döneminde de kış döneminde de çalışabiliyor. Dışardaki herkes sanayiye aracını götürebileceği gibi okulumuza da aracını getirerek her türlü işlemini yaptırabiliyor. Motor bölümünde ise İl Sağlık Müdürlüğünün tüm ambulanslarının, Abant İzzet Baysal Üniversitesinin tüm araçlarının bakım ve onarımını yapıyoruz.”

Bir eğitim emekçisinin yerini çoktan bir fabrika/işletme müdürü almış bile. Yukarıdaki ifadelerde esnek ve kuralsız çalışmanın açık ilanı var. Bu okul öğrencilerinin(işçilerin) ücretli köleliklerinin karşılığı olarak aldıkları toplam 78 bin TL ile 2 milyon TL arasındaki farkın arkasında bu artı değeri yaratan öğrencilerin azami sömürüsü olduğu öyle açık ki.

Türkiye’deki milyonlarca işsize karşın patronların ara eleman bulamamaktan yakındıkları biliniyor. Bu nedenle işadamları organize sanayi bölgelerinde kendi okullarını kurarak ihtiyaç duyacakları teknik elemanı yetiştirmek istiyor. MEB, bu talebi yerinde bularak işadamlarını teşvik etme kararı aldı. Bakanlık yetkilileri, devletin her öğrenci için belli bir miktarda harcama yaptığına dikkat çekerek bu paranın bir bölümünün işadamlarına, organize sanayi bölgelerinde kurulacak okullar için teşvik amacıyla verileceğini söylüyor. Tasarıya sonradan eklenen maddelerden birisi olarak, bu organize sanayi bölgelerine açılacak okullara verilecek teşvikin, öğrenci başına 1000 TL olması planlanıyor. Ancak öğrencilerin hangi mesleği seçeceklerine sermayenin ihtiyaçlarına uygun olarak Bakanlar Kurulunun karar verecek olmasına rağmen yapılan düzenleme yine de başta TÜSİAD patronları olmak üzere tekelci kapitalistleri tatmin etmiş değil.

TÜSİAD kapitalist üretim ilişkilerinin ihtiyaç duyduğu girişimci, rekabetçi, proaktif, teknolojik gelişmelere uygun, en az bir yabancı dil bilen, ileri düzeyde bilgisayar kullanabilen genç bir işçi kuşağının bu uygulama ile başarıyla yetiştirilemeyeceğini düşünüyor. Çünkü sadece makine kullanmayı bilen ve teknik eğitimle sınırlanmış değil, üretim sürecini her yönü ile kavrayan ve ileriye taşıyan bir işçi tipolojisi hedefleniyor. Biliniyor ki, Türkiye tekelci kapitalizminin özellikle uluslararası ölçekte rekabet edebilmesinin temel koşullarından birisi budur. Çocuk işçiliği yaşının 11’e düşecek olmasına da itiraz eden TÜSİAD’ın bu tavrı ‘istemem yan cebime koy’dan ibarettir. Öyle ki İLO ve başka uluslararası sözleşmelere aykırı olan durumun, ileride çocuk işçiler tarafından üretilecek ürünlerin AB ülkeleri tarafından boykot edilmesi tehlikesi bile var. Bu nedenle, patronlar bu düzenlemenin çıkması için çok geniş bir toplumsal mutabakat şartı koyuyor. Diğer taraftan Başbakan Erdoğan‘ın “modern dindar gençlik” açılımındaki “modern” tarifi TÜSİAD‘ın yukarıda ifade ettiğim beklentilerini karşılamaya daha yakın olsa da “dindar gençlik” tarifi siyasal alandan rahatsızlık kaynağı ve direnç noktası oluyor.

Patronlar sınıfı ne istediğini çok iyi biliyor. Peki, bizler salt gericilik/laiklik karşıtlığı temelinde, parçadan ve eksik öngörülerle bu saldırıya karşı bir duruş sergileyebilir miyiz? Elbette ki hayır. Eğitimde teknolojinin etkin kullanılmasına nasıl karşı değilsek, 12 yıllık zorunlu eğitime de karşı olmadığımızı topluma her yönü ile iyi anlatabilmeliyiz. Ama sermayenin bu toplumsal, siyasal, ekonomik, stratejik programının öğrencilerimize ve tüm bir topluma neler getireceğini de…

Son söz; Sermayenin stratejik planları üzerinden ortaya çıkan bu karanlık tablo önemli bir gerçeği ifade etse de meseleye bir de işçi sınıfının stratejik hedeflerinden bakmayı deneyelim. Kapitalistler sermayenin egemenliği için ne yaparlarsa yapsınlar, tarihin akışını değiştiremeyecekler. Çünkü şimdi onlar, kendi mezar kazıcılarını en iyi şekilde nasıl yetiştireceklerinin hummalı çalışmasını yapıyorlar…

Haluk Yücel

Eğitim-Sen Tarsus Şube İşyeri Temsilcisi

http://egitimsen.org.tr/icerik.php?yazi_id=4006

http://egitimajansi.com/egitim/kademeliye_evet_kesintiliye_hayir.html

http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/719356-geldigimiz-noktadan-geriye-gidemeyiz

http://www.mesleklisesimemleketmeselesi.com/tr-TR/?LANGUAGE=tr-TR


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1079955&CategoryID=86


http://www.tusiad.org/bilgi-merkezi/basin-odasi/basin-bultenleri/tusiad–tbmm-gundemindeki-kanun-teklifi-mevcut-durumdan-dahi-geriye-gidise-yol-acacaktir–turkiyenin-ihtiyaci-olan-egitim-reformu-bu-degildir/

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*