Anasayfa » GÜNDEM » 3. Havalimanı işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları üzerine bir arşiv (2016-2018)

3. Havalimanı işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları üzerine bir arşiv (2016-2018)

2016…

3. Havalimanı inşatında yaşanan şoför krizi geçtiğimiz günlerde gündeme gelmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan da tartışmaya dahil olmuştu. Yüklenici firmalardan Limak Holding Başkanı Nihat Özdemir ise yeni havalimanı inşaatı için 300 yeni kamyon aldıklarını ve iki vardiya çalışılacağı için 750 kamyon şoförüne ihtiyaç duyduklarını belirterek, “Dikkat çekecek şekilde ilan verdik, sadece 85 kişi alabildik. Tedbiren Vietnam’dan kamyon şoförü getirmek için izinleri aldık” açıklamasını yapmıştı. Bütün ilanlara rağmen yapımı devam eden projede şoför açığı kapatılamadı. Çalışma koşullarının ağır olmasından dolayı çalışacak şoförün bulunamadığı öğrenilirken, şantiye koşulları ve sahadaki araç yoğunluğu, ölümle sonuçlanan kazaların işçilerin gözünü korkuttuğu ifade edildi.

Çalışma sahası bataklık
Büyük bir kısmı kurutulmuş sulak alanlar, yağmurlu havalarda balçık zemin, özellikle ağır tonajlı yapı makinaları ve kamyonlar için çok büyük bir risk. Özellikle hafriyat taşıyan kamyonlar, balçıktan oluşan yüklerini boşaltırken zorlanıyor. Bu da ağırlık transferi yaşatarak, kamyonların devrilmesine yol açıyor. Bu yüzden yeterli tecrübeye sahip kamyon sürücüsü bulanamaması ya da tecrübeli olanların bu riski almak istememesi işi tecrübesiz kişilerce yapılmasına neden oluyor. Çift vardiya halinde 12 saat boyunca molasız çalışan şoförlerin kaza yapma olasılığı da artıyor.

İnsanlık dışı çalışma
12 saate varan çalışma programı karşısında işçiler en fazla birkaç hafta dayanabiliyor ve istifa ediyor. Şantiyede 2 buçuk aydır şoför olarak çalışan bir işçi yaşanan dramı, “Sürekli arabalar devriliyor. Çünkü çalışma sahası bataklık. Burada olduğum süre içinde bir çok ölümlü kazalar gördüm. Rampanın altında kalan, devrilen aracın altında kalan… İşçilerin güvenliğini ana firma CMLKK’nın sağlaması lazım. Şantiye alanı olduğu için basının haberi olmadan olayın üzerini kapatıyorlar. İnsanlık dışı bir çalışma. Orada durmak yok. Diyelim şoför ihtiyacını gidermek için arabayı durdurdu. Uydudan gördükleri için ‘neden durdun’ diye tepesine dikiliyorlar. Söyledikleri maaşı da vermiyorlar. İşçiler birkaç kez maaş için SSK’ya şikayet etti. Müfettişler gelip inceleme bile yapmadı. Şirketi arayıp hakkınızda şikayet var diyorlar. Telefonla iş bitiyor” sözleriyle açıkladı.

2.5 ayda personel değişti
Şantiyede Türkiye’nin dört bir yanından gelen binlerce işçi çalıştığını anlatan diğer bir işçi ise inşaatta 50’ye yakın taşeron firma çalıştığını, kendisinin de taşeron bir firmada hizmet verdiğini belirterek, “Sadece biz 600-700 kişiydik. Dışarıdan yabancı işçiler de getirmişlerdi. Orada 2 aydan fazla çalışan çok az adam var. Bir haftada, iki haftada bırakıp gidiyor. Bir gördüğünü bir daha görmüyorsun. Ben iki buçuk ayda personelin tamamen değiştiğini gördüm. Kimi ortamı görüp daha kayıt olmadan gidiyor. Yüzde 90 taşeron firma şoförlerinden oluşan sahada tam bir yarış varmış gibi kamyonlar gidip geliyor, çünkü taşeron firma metreküp hesabı çalışıyor. Ve bu yük şoförün yapmış olduğu seferlerde orantılı olunca, aşırı hız ve aşırı yük yüklemek kaçınılmaz oluyor, kazaların çoğu da bu yüzden gerçekleşiyor” açıklamasını yaptı.

Her gün bir kamyon
3. Havaalanı inşaatında çalışan şoförler ise, “Bu şantiye günlük iki iş kamyonunu hurdaya veriyor” diyerek, “Sigortalı olmaları sanki bir lütuf. Her gün bir kamyonun devrildiği dev bir şantiye alanı. Daha üç gün önce döküm sahasında kamyonun yan yatması sonucu bir arkadaşımız öldü. İş kazası sonucu ölümlerin ve sakat kalanların sayısının duyulandan çok olduğu bir şantiye burası. Ayrıca işçiye ikramiye neden cumhurbaşkanının lütfuyla verilir? Havaalanında çalışan işçilerin bu lütfa ihtiyacı var da diğer inşaat işçilerin yok mu?” açıklamasını yaptı.

7 bin 500 personel alınmış
3. Havaalanı projesinde 5 bin 328 işçi ve 533 mühendis olmak üzere şu anda inşaatta 5 bin 861 kişi görev yapıyor. Bu sayının 30 bine kadar çıkacağı söyleniyor. Bin 200 kamyon bin 600 iş makinesi de şantiyede faaliyet gösteriyor. İnşaatın başladığı günden bu yana 7 bin 500 personel alımı gerçekleşmiş, 3 bini bir ay, veya on beş gün içinde istifa etmiş.

Böyle ortamda ölüm olmaz mı?
9 Temmuz 2014’te Akpınar köyündeki şantiye alanında dolgu çalışması yapan iş makinesi, hafriyat kayması sonucu gölete düştü. Yapı Makinası Operatörü Osman Ceylan’ın cansız bedeni saatler süren çalışmaların ardından göletten çıkartılabildi. Yine başka bir kazada Turgut Demircan yönetimindeki kamyon, 12 Mart 2015 günü Arnavutköy yolunda devrildi. Sürücü Demircan hayatını kaybetti. Kamyonun olması gerekenden daha fazla yükle doldurulduğu iddia edildi. Limak Holding’in patronu Nihat Özdemir, “Piyasanın üstünde maaş veriyoruz” demesine rağmen, şoför maaşlarının bin 460 lira aldığı öğrenildi. (gazetemistanbul.com, 9 Ocak 2016)

…………………..

“Burası bir işçi havzası adeta… 16 binden fazla işçi çalışmakta. İşe alımda 7,5+2,5 saat de mesai diye söyleniyor. Toplam 10 saat. Ama öğlen 1 saatlik yemek molası 10 saatlik çalışma diliminden sayılmıyor. Çay saatimiz yok. Burada işçiler lavaboya gitme vakti dahi bulamıyor. İşçiler 4 kişilik koğuşlarda kalıyor. Ve koğuşlarda tahtakurusu mevcut. Klima yok, buzdolabı yok ve ayrıca formenler ve işçiler aynı koğuşları bırakın ayını konteynırda bile kalmıyorlar. Çevrede oluşmuş göletler var. Bu göletlerden gelen sularla duş alıyoruz. Sağlıklı mıdır onu da bilmiyoruz. Yemekhanelerimiz bile farklı. 16 bin işçinin çalıştığı burada sadece kahvehane var. İnanın A Haber ve ATV dışında başka kanal çekmiyor. Burada uydu sadece bu kanalları çekiyor. Tabi onların da suçu yok! Mesai bitiminde çarşıya gitmek haram herhalde… Çünkü servis yok. Bir nevi toplama kampındayız. İş bitiminden başka dertleri yok varsa yoksa iş. Kimsenin dinlenmesi, sıkıntılar umurlarında değil. Her gün yüzlerce işçi girip çıkıyor. Bu yüzden artık dışarıdan yabancı uyruklu işçi alımı yapılıyor. Pakistan, Vietnam, Gürcistan…

Şunu da belirteyim, normalde bir kamyona, mikser beton kamyonundan bahsediyorum, devletin verdiği tonaj ağırlığı yani yollarda ki bir araba düşünün boş ağırlığı 15 tonla 17.5 ton olarak değişiyor, buna en fazla 32 ton yükleme yapabilirsin aksi takdirde çok büyük cezalar veriliyor. Ama burada 17 tonluk boş ağırlığı olan bir kamyon veya beton mikserine 45 ton malzeme atılıyor bu da standartların çok üstünde normalini 32 olarak düşünürsek 14-15 ton fazla. Bu da çok tehlikeli. Sizin anlayacağınız dışı sizi içi bizi yakıyor.” (Evrensel, 5.9. 2016)

……………………….

Havalimanında kaç işçi çalışıyor?

Yavuz Beyaz: Şu an 5500 işçi çalışıyor; ama bu sayı artabilir.

Çalışma koşullarınız nasıl? Mesai saatlerine uyuluyor mu, mola yapabiliyor musunuz?

Mehmet Salih Hangül: Sabah 8 akşam 17.30 arası çalışıyoruz, öğle arasında bir saat molamız var. Öğle arasında molamızı kullanabiliyoruz ama acil iş olduğunda kalfalar çalışmaya zorluyor. Benim bildiğim haftalık 40-45 saat çalışma süremiz var, bazen bunları aşıyoruz. Akşam 8’e 9’a kadar çalıştığımız oluyor.

Y.B.: Evet 8’de iş başı yapıyoruz ama biz kampta kaldığımız için 6’da yola çıkmak zorundayız, servise yetişmek için. Günlük 2 buçuk saat yol gidiyoruz, bu da tabi bizim uykumuzdan çalınıyor. Servise yetişmek zorundayız kahvaltı yapabilmek için yoksa zaten işe gitmemiz de mümkün değil. Çünkü ulaşım çok zor.

Şu an kaç taşeron şirket var?

M.H.: Tam sayısını bilemiyoruz 40-50 belki 60 taşeron firma vardır. Ama işler ilerledikçe bazı taşeron firmalar gidiyor, bazıları geliyor. Bize söylenen 2030’a kadar bu projenin süreceği.

‘Mesaiye kaldığımızda sigortaya da sayılmıyor. Sabah yoklamadan geçtikten sonra sigortamız sayılıyor’

Peki fazla mesai ücretleriniz veriliyor mu?

M.H.: Ekstra ücret vardı normalde ama bize verilmiyor. Normal yevmiyemiz 110 liraysa biz mesaiye kaldığımızda yetkililere soruyoruz ‘Mesai ücretimiz günlük ne kadar?’ diye, bize ‘65 lira’ diyorlar. O zaman bizim normal yevmiyemizin 130 lira olması lazım ama 110 lira alıyoruz. Bu da bir haksızlık.

Onun dışında mesaiye kalınca saatlerce aç çalışıyoruz. Mesaiye kaldığımızda akşam yemeği verilmiyor. Normalde diğer şantiyelerde böyle uygulamalar var fakat bizde yok. Mesainin yüzde 50 zamlı olması lazım ama o da ortada yok, o parayı da kalfalar alıyor. Kalfalara bizde aylıkçı derler. Taşeron şirketler işlerini bu aylıkçılarla çözüyorlar. Üstümüzde aylıkçılarla baskı kuruyorlar. Bizimkisi ağır iş, en az maden işi kadar ağır bir iş. Mesaiye kaldığımız akşam ertesi gün dinleneyim dediğimizde hemen sigortayı kesiyorlar. Mesaiye kaldığımızda sigortaya sayılmıyor. Sabah yoklamadan geçtikten sonra sigortamız sayılıyor. Puantaj usulüne göre sigorta yatırılıyor. Yani o gün işe gelenlerin sigortası yatırılıyor.

Y.B.: Asgari Geçim İndirimi (AGİ) taşeron firma tarafından kimseye verilmiyor. Herkesten kesiyorlar, kimse alması gereken AGİ’yi alamıyor.

Neden ödenmiyor, nasıl yapıyorlar bu kesintileri?

Y.B.: AGİ resmiyette ödenmiş görünüyor ama gerçekte bu para bize verilmiyor. Muhasebeye gittiğimizde muhasebe ‘Biz ödedik’ diyor ama taşeron firma bu paraları bize vermiyor. Çünkü maaşlarımızın bin 300’ünü elden veriyor, AGİ’yi de bunun içine dahil ediyorlar. Ama biz daha yüksek maaş alıyoruz, buna yansımıyor. Bir haksızlık da gerçek maaşlarımız üzerinden SGK primlerimiz yatmıyor. Bin 300 lira aldığımız için sigortamız da bin 300 üzerinden yatırılıyor. Geri kalan maaşımızı elden veriyorlar, onu da 15-20 gün sonra ödüyorlar. Maaşı toplu almayınca da elimize aldığımızı harcıyoruz.

M.H.: Başka bir taşeron firma ise banka üzerinden resmi olarak bin 300 lira veriyor gerisini elden veriyor ama elden verdiği parayı hemen veriyor. Birkaç saat içinde ödemeyi yapıyor. En fazla bir gün sonra parasını alıyor o firmada çalışan arkadaşlarımız. Aynı işi aynı yerde yapan iki taşeron firma, biri diğerine göre dürüst, daha adil çalışıyor.

AGİ’nizi alamadığınız için şikayette bulundunuz mu?

M.H.: Maliyeyi ve 170’i aradık, şikayette bulunduk. Bir ay içinde bize döneceklerini söylediler. Açık adreslerimizi verdik, bekliyoruz…

Kampta kaldığınızdan bahsettiniz, bu kampta yaşama koşulları nasıl? Duş imkanınız, yatakhanelerin durumu, yemekler nasıl? Kampın imkanları orada yaşan işçilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yetiyor mu?

Y.B.: Yemekler berbat. Daha geçen gün bir mühendis arkadaş yemeklerin içinde böcek bulmuş, iletmiş bir yerlere ama ne sonuç çıkar belli değil.

Akpınar köyünün yakınındaki gölden su alıyorlar. Gölün oraya bir jeneratör koymuşlar ve kampın su ihtiyacını o gölden karşılıyorlar. Dolayısıyla su da temiz olmuyor. Aslına bakarsanız Nazi kampı gibi… Beş büyük kamp var ve binlerce işçi burada insanlık dışı koşullarda kalıyor.

Dünyanın sayılı projelerinden birinde çalışıyoruz ama binlerce insanın AGİ’si çalınıyor, sigortası çalınıyor. Basında AGİ’nin yattığı gözüküyor. Adamlar profesyonel hırsız. Bu mudur hak? Biz çocuğumuza 10 lira verince nasıl seviniyoruz. Benim çocuğum okuyamadığı zaman ne olacak? Binlerce insanın hakkını yiyorlar, bir çocuğun okula başlarken masrafı 200-300 lira ama yok ki verelim.

Peki düzenli sağlık kontrolünden geçiyor musunuz?

M.H.: Hayır efendim hiç düzenli değil. Bir de aşırı tozlu bir çalışma ortamı var. Bir arkadaşımız doktora gittiğinde doktor bu tozlu koşullarda çalışmaya devam edersen ‘Senin ömrün yarıya inecek’ dedi. Ama o arkadaşımız da biz de burada çalışmaya mecburi olarak devam ediyoruz.

Hastaneye gitmek için izin alabiliyor musunuz? Rapor hakkınızı kullanabiliyor musunuz?

M.H.: Biri rapor aldığında sigortası yatırılmamıştı. İzin günleri haricinde kullandığımız izinler sigortamızdan kesiliyor.

Ulaşımın zor olduğunu söylediniz. Kasım ayında iki servis aracı çarpışmıştı ve 43 işçi yaralanmıştı. Kazanın ardından herhangi bir önlem alındı mı?

Y.B.: Kaza olmadığı gün yok ki orada, her gün kaza… Ama özellikle kamyonların hepsi katil gibi hareket ediyor. Kamyonculara sefer başına prim veriyorlar. Onun için çok hızlı gidip geliyorlar. Hiçbir trafik kuralı tanımıyorlar. Kamyonların normalde branda örtmesi lazım molozlar vs. düşmesin diye ama bunu da yapmıyorlar ve oradan kalkan tozu hep biz soluyoruz.

Çok sık kaza oluyor mu?

Hemen hemen her gün irili ufaklı kazalarla karşılaşıyoruz. Ama bunlar ne medyaya ne de işçilere yansıtılmamaya çalışılıyor. İşçiler işi bırakmasın gizleniyor. Ölümle her an burun burunayız…

İş güvenliği önlemleri nasıl?

Y.B.: Alanda kırmızı yelekli kırmızı baretli uzmanlar geziyor. İş güvenliğine dikkat etmeyen işçileri gördüklerinde uyarıyorlar ama bu da göstermelik…

M.H.: Bize Veto marka bir eldiven veriyorlardı. 2-3 gün yırtılmadan giyerdik, sağlamdı. Sürekli demirle çalıştığımız için eldivenlerin dayanıklı olması gerekiyor. Ama şimdi o eldivenleri değiştirdiler, verdikleri eldiven 2-3 saat içinde yırtılıyor ve neredeyse çıplak elle çalışmak zorunda kalıyoruz. Ana firmanın İGA’nın iş güvenliği uzmanına eldivenleri götürdük, ilgileneceğini söyledi ama bir şey çıkmadı.

Ana firma taşeron firmaya ‘şu şu önlemleri alacaksın’ diyor, taşeron firma da ana firmaya ‘tamam’ diyor. Ama sahaya gelince de işçilere ‘hadi hadi’ diyerek acele etmelerini söylüyorlar. Malzemelerin de en ucuzunu veriyorlar, kalitesi sıfır…

‘İşçilerden ne koparsak kardır’ mantığıyla hareket ediyorlar. Mesela bir bayramda ‘Herkes zorunlu olarak çalışacak’ dediler. ‘Ana firma 4 yevmiye, taşeron firma da 1 yevmiye verecek toplam 5 yevmiye alacaksınız’ demişlerdi ve bunun üzerine herkes çalıştı. Fakat iş bitimine 5 yevmiye değil 1,5 yevmiye verildi. Hakkımız aramaya kalktık ama bu memlekette nerede hak nerede hukuk…

Şantiyedeki işçilerin örgütlenmeye bakışı nasıl? Neden örgütlenmiyorlar?

Y.B.: İnsanlar genelde bilinçsiz ve korkuyorlar, ‘Sadece yevmiyemizi alalım’ diyor, ‘Sendikaya, derneğe üye olmayayım beni işten atarlar, ekmeğimden olurum’ gözüyle bakıyorlar. Geleceğini, çoluk çocuğunu düşünmüyor, ülkesini düşünmüyor. İşten çıkarılmaktan korkuyorlar, onun için de örgütlenmiyorlar.

Peki hakkını arayanlardan işten çıkarılanlar oldu mu?

Y.B.: Hakkımı aradığım için beni işten attılar. 4 ay oldu çalışmaya başlayalı, kıdem ya da ihbar tazminatı hakkımız olmadı. Ben de ilk değilim, benim gibi 3-4 kişi daha işten atıldı hakkını aradığı için. Bu ülkede hakkımızı aramak için, insan gibi yaşamak için ne yapmamız lazım biri bana söylesin?

Nasıl mücadele edeceğiz? Bu zenginler, bu şirketler, bu hükümet kimseye göz açtırmıyor ki?

İnşaat işinde artık genelde sertifikası olanlar çalıştırılıyor. Bunlar dışındakiler çalıştırılmıyor. Taşeron şirketlerle kalfalar buluyor işçileri diğer büyük şirketler yani ana firma sıradan inşaat işçilerinin alınmalarına karışmaz. Sadece hakkını arayan olursa onların atılmasını ister.

Van’dan geldiğinizi söylediniz, deprem sonrasında mı geldiğiniz? İstanbul’a göç etme gerekçeleriniz nelerdi? Bir yıkımdan başka bir yıkımın içine geldiniz…

Y.B.: Deprem sonrasında Van 30 sene geriye gitti. Benim dükkanım vardı yıkıldı. İyi kötü çorbamız kaynıyordu daha da önemlisi akşam olduğunda anamın babamın yanına gidiyordum, çoluk çocuğumla iç içeydim. Depremin ardından Ankara’da hakkımız için direndik. Tayyip Erdoğan bize söz vermişti ‘Size iş bulacağız’ diye. İstanbul’a geldik ama hayatımız eskisi gibi olmadı. Burada yaşayanlar bir gitsinler de doğuya görsünler oradaki yaşamı. Kimse keyfine doğduğu yeri terk etmiyor. Karnımızı doyurmak için göç ediyoruz.

Aileniz şu anda Van’da mı? Onlara siz mi yardım ediyorsunuz?

Y.B: Parayı şirketten alırsak gönderiyoruz, yoksa ne göndereceğiz? Bayram öncesinde çocuklarım her gün arıyor ‘Baba ayakkabı almıyor musun’ nasıl alayım, param yok ki…

Cumhurbaşkanı, Başbakan IMF’ye borç verebilecek durumda olduklarını söylüyor, ‘IMF’ye borç vereceğim’ diyene kadar kendi halkına versin. Önce kendi halkın için harca elindeki parayı. Cumhurbaşkanı, halka ‘Sokağa çıkma’ diyor. Adaletsizliğe de uğrasan, haksızlığa da uğrasan ‘Sokağa çıkma’ diyor. Adalet için sokağa çıkanlara da saldırıyorlar ama kendine karşı bir haksızlık varsa ‘Halk sokağa çıksın’ diyor. Bu nasıl iştir? Bizi salak mı zannediyorlar.

Biz haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik karşısında sokağa çıktığımızda bize ‘Hain, terörist bölücü’ diyorlar, ama ne derlerse desinler hakkımızı aramaya devam edeceğiz. Bize üvey evlat muamelesi yapılıyor? Bu ülkede niye ikinci sınıf yaşıyoruz? Biz de askerliğimiz yapıyoruz, vergimizi veriyoruz. Biz de ülkemizi, toprağımızı seviyoruz. Ama konu hak hukuka geldiği zaman bizim adımız okunmuyor. Biz bunlara karşıyız işte.

Kürt işçilere karşı tutum nasıl? Şoven saldırı ya da ayrımcı tutumlarla karşılaşıyor musunuz?

Y.B: Tabi ki oluyor. Geçtiğimiz aylarda bizim şantiyede yaşanan bir olayı anlatayım size. Şantiyenin servis hizmetini sağlayan ALTUR, bir toplantısında şoförleri uyarmış, ‘Bazı şoförler araçlarda Kürtçe müzik açıyor, bunu tekrarlamayın’ diye. Bir şoför arkadaş da buna inat her gün geliş gidişte Kürtçe müzik açmaya başladı. ‘Atacaklarsa atsınlar işten’ diyerek bu uygulamaya karşı geldiler. Bir halkın diline bile tahammülleri yok. Ne yapalım Allah vermiş bu dili konuşmayalım mı?

3. havalimanı yakın zamanda bir işçinin yakılarak katledilmesiyle gündeme geldi. Şirket ise bunu “Kız meselesi” diye medyaya sundu ve işçilerin konuşmasına engel olmak istedi. Bu durumu anlatır mısınız, bu saldırı faşist bir saldırı mıydı?

Y.B.: Olay gündüz oluyor. Biz çalışırken ambulans seslerini duyduk. Hayatını kaybeden arkadaşımız gece vardiyasında çalışıyordu. Tanıdığımız bir arkadaşımızdı…

Üç kişi gidiyor benzin alıyor ve kaldığı odayı ateşe veriyor. İçeride ilk başta üç işçinin olduğunu söylediler ama sonra bir kişi olduğunu iddia ettiler.

Önce şirket “Başka meseleler var” dedi ama olayın faşist saldırı olduğu açık. Çünkü ölen arkadaşımızı tanıyoruz, asla namussuzluk yapmaz. Kesinlikle Kürtçe konuştuğu için katledildi. Birçok işçi arkadaşımız da böyle düşünüyor. Şirket, işçilerin bu olayı duymaması için medyaya çok fazla yansımaması için uğraşıyor. Birçok iş kazası ve iş cinayeti yaşanıyor ve bunların büyük çoğunluğu basına yansımıyor. Sesimiz duyulmuyor.

Ama biz her fırsatta yaşadığımız haksızlığı dile getiriyoruz, getirmeye de devam edeceğiz… (sendika.org, Eylül 2016)

2017…

Üçüncü havalimanında işçi ölümleri neden gizleniyor :Üçüncü Havalimanı inşaatında çalışan işçilerin anlatımları, şantiye alanının işçiler için nasıl bir mezarlığa döndüğünü gözler önüne seriyor

Emek ve insan hakları örgütleri tarafından hazırlanan raporlarda, Türkiye’de yaşanan iş cinayetlerinin bu boyuta gelmesinin nedeni “patronların kâr hırsı” olarak yorumlanıyor. AKP’nin “Türkiye tarihinin en büyük yatırımı” olarak övdüğü İstanbul’da yapımına devam edilen 3’üncü Havalimanı inşaatında çalışan işçilerin iddiaları, şantiyenin dev bir mezar haline geldiğini gözler önüne serdi. Havalimanı projesi adeta modern dönemin Mısır Piramitlerinin inşası gibi. Piramitler inşasında da onbinlerce işçi yaşamını yitirmişti. Şantiye içerisinde çok sayıda ölüm yaşandığını ifade eden işçiler, bu ölümlerin kendilerinden dahi gizlendiğini vurguladı. İşçiler, şantiyede yaşanan ölümlerin kamuoyuna ve basına yansıması halinde “işten atılmakla tehdit edildiklerini” kaydetti.

İşçilerin gözü önünde…

3’üncü Havalimanı şantiyesinde çalışan ve güvenlik nedeni ile ismini paylaşmadığımız bir işçi, şantiyede şahit olduğu iş cinayetlerini aktardı. Kendisinin de tanık olduğu bir iş cinayetini anlatan işçi, “Terminal bölgesinde kulenin dikileceği yerde çalışıyordum. Çalışan işçi VMK firmasındaydı. İşçinin üstüne iskele devrildi. 30 metre yükseklikten betona çakıldı. Cenazeyi kaldırdılar. Ailesine de direkt para verip susturdular” dedi.

Sürekli arkadaşları ölüyor

Şantiyede çalışma koşullarının çok ağır olduğunu dile getiren işçi, “İşçilerin gözlerinin önünde sürekli arkadaşları ölüyor. Geçen gün de bir işçi binadan düşünce karnına şiş battı. Paramparça oldu” dedi. Şantiyede çok sayıda işçinin çalıştığını söyleyen işçi, çalıştığı bir yıllık süreç boyunca sadece kendisinin duyduğu yaklaşık 30 iş cinayetinin yaşandığını kaydetti. İşçi, “Daha kar yağdığı zaman iki Karslı arkadaşımız vardı. Emniyet kemerleri yoktu. İskele devrildi. Düşüp öldüler. Firmalar sorumsuz davranıyorlar, şefler denetlemiyor, önemsemiyor” diye konuştu.

Toplu iş bıraktılar

İşçi, yaşanan iş cinayetleri karşısında işçilerin tepkilerini dile getirdiklerini belirtirken, “Benim gördüğüm bir iş cinayetinden sonra işçiler şeflerle tartıştı. Toplu iş bıraktılar. Bu olanları da basına yansıtmıyorlar zaten. Para verip susturuyorlar. Bu kadar gizlenmesinin sebebi bu. Havaalanının çalışması durdurulur. O korkudan dolayı yansıtmıyorlar” ifadelerinde bulundu.

Şantiye koşullarının kötü olduğunu söyleyen işçi, “İşçiler bu şartlar altında çalışmak istemiyorlar. Kendi gözlerimizle de görüyoruz. Burada yemek dağıtılıyor, sınırlı yemek veriliyor. İşçiler üzerinde baskı var” diye konuştu.

Şantiyedeki taşeron firmalardan birinde 3 ay boyunca çalıştığını söyleyen ve güvenlik nedeni ile ismini vermediğimiz bir başka işçi ise, yaşananlara ilişkin sorduğumuz sorulara “Orayı anlamak için 1 ay çalışmak yeter” yanıtını verdi. İşçilerin ağır koşullarda çalıştığını belirten işçi, şunları kaydetti: “İş taşerona verilmiş. Onlar da kalfaya vermiş. Tabi bu resmi değil. Herhangi bir sorun yaşandığında o yüzden kimse muhatap bulamıyor. Ağır sektörde çalışanların maaşı asgari ücret üzerinden yatırılıyor. Maaşın 3 bin ise bin 600 olarak yatırılıyor, diğerini de elden veriyorlar. Ama artık onu da ne zaman vermek isterlerse… Parça parça veriyorlar bunu da. Bir nevi asgari ücrete çalışmış oluyorsun. İlgili bakanlıklar da bununla ilgilenmiyor. Çünkü bunu kimse denetlemiyor. Böyle gelmiş böyle gider…”

Kazalar çok oluyor

Hafriyat kamyonlarının adeta ölüm saçtığını kaydeden işçi, “Prim usulü çalışıyorlar. Günde ne kadar çok sefer atarsa o kadar para kazanıyorlar. Bu da hem onun hem de karşısındaki kişinin canına mal oluyor. Şantiye içerisinde bulunan servis araçları yerleşkelere işçileri dağıtıyor. Bunlar kamyonların olduğu taraftan gidiyor. Ve birşey düşse kamyondan insanlar ölecek” dedi. İş güvenlik uzmanlarının, iş güvenliği konusunda eğitim verdiklerine de değinen işçi, “Bize çok sayıda işçinin öldüğünü söylediler. İş güvenlikçiler bunun üzerine durmuyorlar. Bize sadece dikkat edin diyorlar” diye konuştu.

İşçilerin dahi haberi yok

Havalimanı inşaatından ayrılan ve ismini paylaşmadığımız bir başka işçi de, kendisinin şahit olduğu 7-8 iş cinayeti yaşandığını belirtti. İçeride meydana gelen iş cinayetlerinin kamuoyuna yansımasının engellendiğini vurgulayan işçi, ölümlerden işçilerin dahi sonradan haberi olduğunu kaydetti. İşçi, tanık olduğu bir iş cinayetini şu sözlerle anlattı: “Şantiye içerisinde bir göçük oldu. Kar yağmadan bir iki gün önce göçük olmuş. Birkaç araba içeri yuvarlanmış. Bizim bile haberimiz çok geç oldu. Bir Vietnamlı işçi öldü. Saha elemanları da kamyonun altında kalarak ölmüş. Bir başka olayda ise iki servis minibüsü çarpıştı. 15-16 yaralı vardı, 1 ölü vardı.”

Meclis gündeminde

Ölümlere ilişkin Meclis’e soru önergesi sunan CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, havalimanı şantiyesinde birçok iş cinayeti yaşandığını, ancak bunların “trafik kazası” gibi yansıtıldığını dile getirdi. Şantiyede dolgu alanlar olduğu için sık sık çökmeler meydana geldiğine işaret eden Şeker, ihmaller sonucu çok sayıda işçinin yaşamını yitirdiğini kaydetti. Şeker, şantiyede ne kadar ölüm olduğuna dair net bir verinin olmadığını söylerken, bu durumun “ihalenin yandaş müteahhitlere” verilmesi ile bağlantılı olduğunu belirtti.

Şubat ayında, 45 günde 3 iş cinayetinin yaşandığı havalimanı şantiyesini Meclis gündemine taşıyan Şeker’in soru önergesi hala yanıtlanmayı bekliyor.

Yetiştirme baskısı

Gazetemizin edindiği bilgilere göre 3’üncü Havalimanı inşaatında, ölümlerin çoğunluğu araç kazalarından kaynaklı oluyor. İş cinayetlerinin, havalimanın bir an önce yetiştirilme baskısından kaynaklandığı belirtiliyor. Ölümlerin trafik kazası olarak değerlendirilmesinin nedeni de bu. Şantiyede, yaklaşık 2 bin kamyon ile çok sayıda iş makinesi çalışmakta olup; işin ve araç trafiğinin düzenlenmesi konusunda yetersiz kalınması önemli bir sorun. (kuzeyormanlari.org, 12.3.2017)

2018 Şubat

D.K, 32 yaşında, iş güvenliği uzmanı. Yaklaşık bir yıl 3. havalimanının Terminal – piyer bölgelerinde çalıştı. Çalışma koşulları yüzünden geçen hafta istifa etti. “Ya mesleğimizi onurlu şekilde yapacaktık ya da maaşımızı alıp yan gelip yatacaktık. İmalat baskısı had safhadaydı, bunu kaldıramadım” diyor.

Uzmana da mobbing

D.K, inşaattaki çalışma koşullarını şöyle anlatıyor: “Sabah 08.00’de başlayan mesailer gece 01.00-02.00’ye, hatta bazen sabaha kadar devam eder. İmalat baskısı haddinden fazla var. Tepki gösterince işten çıkarılma durumu oluyor. Kurul toplantılarında, ‘Şantiye mahremimiz, mahremimizi dışarda paylaşmayın’ diyorlar. Yanımıza gelip ses kaydı alıp almadığımız kontrol ediliyor. Çoğu uzman, saha yerine ofislerinde oturuyor. En büyük problem imalatta. İGA’nın (İstanbul Grand Airport) kadrolu uzmanı tehlikeli bölgelere gönderilmiyor. Taşeron firma uzmanlarına tehlikeli işi devam ettiriyorlar. İGA uzmanına, ‘Sen o bölgeye gitme, taşeron uzman kalsın. İşten çıkarılma korkusuyla işi durduramaz’ deniyor. Kendi uzmanları tutanak tutup, ‘Ana firma olarak bundan sonra benim sorumluluğum yok’ deyip sorumluluğu taşerona atıyor. Ben bunların hepsini yaşadım. İnşaatta rüzgâr hızı yasalara göre değil, uzmanlara bırakılmış. Yasalar 45-50 km’de işi durdururken burada 60-70 km’ye kadar devam ediliyor. Bu durumda işi durdurmak isteyen bir arkadaşımız işten çıkarıldı.”

Onlarca vücut parçası

D.K. de inşaatta iş kazası geçirmiş. Ambulansta, sağlıkçıya, “Kaç ölümlü kaza gördünüz” diye sorunca, “Vücut parçaları topladığım onlarca ölüm oldu” yanıtını almış. Hastanede de doktor, “Yine mi 3. havalimanı? Kamyon mu devrildi? Ne var orda? Her gün onlarca yaralı getiriyorsunuz’ diye tepki vermiş. Revirde tek bir ambulansın çalıştığını söyleyen D.K. “30 Ocak’ta çalışanım iş kazası geçirdi. Ayağını hiç oynatamıyordu. Revir, ‘acil değilse siz getirin’ dedi. Yaklaşık 45 dakika ambulans bekliyoruz. Ocak ayının başında, bir şantiye şefi, “Dün 3 ölümlü kaza oldu. Sakın bir yerde söyleme” dedi. Sayı 27’den çok fazla, eminim. Arkadaşım üç dört ölümlü kazanın şüpheli olarak gösterildiğini görmüş. Ordulu bir kamyon şoförünün ölümünü yerel sitelerde tesadüfen gördüm. Ama ertesi gün haber siteden kaldırıldı. Uzmanlar gördüğü kaza bilgilerini İSİG’ye verilerse daha net veriye ulaşılabilir. Mesela, Haziran 2017’de beton santralında iskeleden düşen işçini öldüğü kazayla ilgili veriyi hiçbir yerde göremedim” diyor. D.K. çalıştığı süre boyunca bir gün bile Çalışma Bakanlığı’nın yaptığı denetime denk gelmediğini belirtiyor.

İş güvenliği uzmanı: Çöpe atılacak bareti veriyorlar

İş güvenliği uzmanı D.K. “İşçilere asgari geçim indirimi bile verilmiyor. Maaşlar asgari ücretten gösteriliyor. Birçok firma çalışanlarına, kişisel koruyucu donanım yani baret, ayakkabı, yelek almıyor. Uzmanlar, başka firmanın tarihi geçmiş, çöpe atacağı ürüne talip oluyor. ‘Abi çöpe atma, ben işçilere vereyim’ diyor. İşçi servisleri bölgelerine göre en son saat 19.00 ve 20.00’de kalkar. İşçi birkaç dakika ile servisi kaçırdı mı, ya bulunduğu yerde kalacak ya da mesai yapacak. Başka alternatifi yok. 29 Ekim 2018’e yetiştirme baskısı var. Uçak inerken çalışmalar nasıl sürecek? Orda toplu bir katliam da yaşanabilir. Açılıştan sonra iç hatlar terminali yapılacakmış” diye konuştu.

Dört işçi intihara kalkıştı

D.K. konuştuğumuz kamyon şoförünün “400 ölüm var’ açıklamalarını ise şöyle değerlendiriyor: “Sayı belki tam olarak 400 olmayabilir, ama ona yakındır. Toprağın altında işçi cesedi olduğu iddiasını da duyduk. En çok kazanın olduğu yer kamyoncuların alanıdır. Ölümü iş kazası diye bildirmezseniz kayıtlara girmez. Yaklaşık haftalık 500-600 iş kazasının meydana geldiği bir yerdeyiz. SGK verilerinde bu bilgi var mı? Bulamazsınız, bildirilmemiştir. Bundan 20 gün önce 4 işçi çatıya çıkıp intihar etmek istedi. 10 dakika sonra tüm alacakları ödendi.”

28 yaşındaki makine teknikeri Y.A., Ocak 2017’den beri havalimanında çalışıyor. Y.A, inşaattaki işçi ölümlerine ilişkin şunları söylüyor: “Mart 2017’de Terminal 1 binasındaydım. Bir işçi, arkamdaki platformdan, alttaki çelik platforma düştü. Ambulansla götürülürken öldüğü söylendi. İşe başlayalı bir hafta olmuştu. Üç gün peşpeşe beş iş kazası yaşandı. 2 işçi öldü. Bir işçinin vinç raylarının üstüne düştüğü söylendi. Kışın şantiye çok karanlık. Yeterli aydınlatma olmadığından işçi bastığı yeri görmemiş, iskeleden düşmüş. Bu kazaları, formenlerin ofisinde duydum. Formen arkadaşlar konuşuyorsa yüzde 80’e yakın doğrudur. Her bölgeyi, bir müdürden, teknikerden daha iyi biliyorlar.”

İşten kovarız tehdidi

Y.A., gazetemizin manşetinde yer alan haberin de şantiyede konuşulduğunu dile getirerek, “Doğruluk payına katılıyorlar. Bazıları da, “Bunlar İsrail oyunu, projeyi yıpratmaya çalışıyorlar’ diyorlar. Bence, şantiyenin başladığı günden bugüne kadar, 400 rakamı hiç uçuk bir rakam değil. Oradaki çalışma şartlarını görünce ‘Olmaz’ diyemiyorsunuz” diyor. Bakanlığın 27 işçinin öldüğüne dair açıklamasını ise komik bulan Y.A., şöyle devam ediyor:

“Yetkililer, gelip çalışsınlar bir daha konuşsunlar. Çoğu iş kazası bildirilmiyor. 31 bin kişinin çalıştığı alanda, binlerce kaza ve ölümlere ilişkin tazminat, dava gibi yasal süreçle kimse uğraşmak istemez. Çoğu bir şekilde sümenaltı ediliyor. Ambulanslar geliyor, işçiyi alıyor ama nereye götürüldüğünü bilmiyorsun. O kadar büyük bir alan ki, bazen bir üst katta ya da yan tarafta olanlardan haberiniz olmuyor. İşçiler de konuşmaktan çekiniyor. Sarı, mavi ve beyaz renkte baretler var. Sarı bareti, hiçbir vasfı olmayan işçiler kullanıyor. Maviler, işinde biraz daha usta olanlar. Beyazı ise mühendis, formen, tekniker ve yöneticiler takıyor. Beyaz baretle işçilerin yanına gidince, her şeyi konuşmuyorlar. İşçi bir ay boyunca işe geliyor. İzin kullanayım deyince, “Niye izin kullanacaksın?” deniyor. Mesaiye kalmak istemeyenler, “Sizin kafanızı kopartırız. Sizi işten kovarız” diye tehdit ediliyor. İşçiye zorla mesai yaptırılıyor. Çalışma şartları çok kötü. Ben böyle bir yeri ömrümde görmedim. Mesai paraları ya eksik veriliyor ya hiç verilmiyor. İşçiler ağır şekilde azarlanıyor, küfre maruz kalıyorlar. Paralarını istediklerinde yalancı konumuna düşürülüyor… Hiçbir şekilde işçiye itimat yok. Sosyal medya paylaşımı bile işçiye yasak.”

Y.A’ya göre, havalimanı inşaatının 29 Ekim’e yetiştirilmesi pek mümkün değil. “Yetiştirseler de açıldıktan sonra çok tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir” diyor ve ekliyor: “Büyük bir alanda çalışma devam edecek ve yolcular da işin içine girecek. Uçak, kepçeler, dozerler… Sırf siyasi şov uğruna, oldu bittiye getirilirse her şey berbat olabilir. Buraya vergilerimizle devlet kasasından büyük para aktarılıyor. Bir duvarın 4-5 defa yıkılıp, yapıldığını gördüm. Ya da yeni malzemelerin hurda diye atıldığını… Son dönemlerde de Cumhurbaşkanı gelecek diye acele ettirilmeler, baskılar artı. Şu an yönetim tutuşmuş durumda. Haberleri yalanlıyorlar. Peki, siz oraya gelip gördünüz mü? İnsanların canına kıyıldığında yapılan hiçbir projenin de anlamı kalmıyor.” (16 Şubat 2018 Cumhuriyet gazetesi)

2018 Nisan…

İki çocuk babası Cemal Özder, 44 yaşında. İnşaatın ana firmalarından Aden Metal’de Haziran 2017’den beri çatı katı ustası olarak çalışıyordu. Dev Yapı İş Sendikası üyesi. Alman kanalına verdiği röportajın yayımlanmasından altı gün sonra işsiz kaldı. Özder, işçi ölümlerini ve ağır çalışma koşullarını anlattığı için işten çıkarıldığını düşünüyor. Gazeteciye, iş kazalarının önlenebilir kazalar olduğunu söylediğini dile getiren Özder, “Korkmuyorum. Gerçekleri 3. havalimanının dehlizlerinde saklamadım ve röportajımda söyledim. İşlerine gelmedi. Şantiyede tanık olduğum olayları anlatmış olmam onlar için işten atılma sebebim. Şubat 2018’de raporlu olmama rağmen beni işe çağıran firma, üzerinden bir ay geçmeden beni işten atıyor. Beni işten çıkardıkları gün, 20 işçiyi daha işe aldıklarını gördüm. Karşımda ne muhatap var, ne arayan, ne soran” diyor.

‘İşinize gelirse…’

Havalimanında mide ilacı da kullanmaya başlamış. İşçilere son kullanım tarihi geçmiş gıdaların verildiğini söylüyor. Yemekhanede, gıda mühendisine mide yanması problemini anlatınca, “yemeklerdeki yağlar en az dört beş kez kullanılıyor” karşılığını almış. Şantiyede emniyet kemerinden kaska kadar, her şeyde bir rant olduğunu dile getirerek şunları anlatıyor: “Yeni ekipman yerine başka işçinin eski malzemesi işçiye tekrar veriliyor. Verdikleri ayakkabılar da berbat. Bir ayakkabı ilk günden su alır mı? Bir ayda iki, üç ayakkabı değiştirmek zorunda kalıyordum. İşçi ölümlerine rantlı malzemelerde etken. Ulaşım da berbat durumda. Ulaşım araçlarının sayısı az, işçiyi karda, yağmurda bekletiyorlar, herkes birbirini eziyor. Servis sorunları için çeşitli eylemler yaptık ama sesimiz hiçbir yere varmadı. Çalıştığım 8 ay içerisinde yaptığımız onlarca itirazın hiçbirine ne ekip başı ne patron hiç biri olumlu tek bir adım atmadı. Ben Avrupa’da, Rusya’da çalıştım, ‘hadi, hadi’ denilerek, işçiyi acele ettiren bir sistem görmedim. Geçen şubat ayında ‘Cumhurbaşkanı doğum günü için gelecek dediler’, bizi bir baskı altına aldılar aklınız durur. Mesai üstüne mesai yaptık. İtiraz bile edemiyoruz. Şimdi de 29 Ekim’e yetiştirme telaşı var. Çatı alanında bizle birlikte Nepal’den, Özbekistan’dan gelen işçi arkadaşlarımız da çalışıyorlardı. Onlarla çok iyi kaynaşıyorduk ama onları da bizlere karşı tehdit olarak kullanıyorlardı. ‘İşinize gelirse. Siz çalışmasanız da yaptığınız işi Nepalli, Özbek işçi yapar. Bu adamlar gibi yüzlerce işsiz hazır bekliyor’ ifadelerini kullanıyorlardı.”

Dayıbaşı sistemi…

Özder’e göre, çalışanların yüzde 80’i gurbetçi. Doğu ve Güneydoğu bölgesinden gelen işçiler. Dayıbaşı sistemiyle bir kişi bölgeden 20-30 kişi getiriyor. İstedikleri mesaide iş yaptırıyorlar. Sabah 8’de çalışmaya başlıyorlar akşam 9’a hatta gece 12’ye kadar mesaiye kaldıkları oluyor. Özder, “Getiren adam ‘yapacaksın, kalacaksın’ diyor. Bölgede çalışma koşulları olmadığı için gelen insan da çalışmak zorunda kalıyor. Ne kadar çalışırsan çalış denilince, işçi de daha fazla kazanmanın derdine düşüyor. Böyle olunca iş kazaları geliyor. İşçinin başında iş güvenliği uzmanı var ama öylesine tutuluyor. Yani ‘Kalmasaydınız da biz de gidebilseydik’ der gibi. İşçinin hiç değeri yok” diyor.

Şantiyedeki temel sorunların başında iş sağlığı ve güvenliği sistemi geliyor. “İş güvenliği uzmanı patronuna ne kadar yaptırım gücü olabilir ki” diye soruyor Özder. “Bir iş güvenliği uzmanı arkadaşım, ‘Abi artık vicdanım el vermiyor, dayanamıyorum’ demişti, büyük ihtimal istifa da etmiştir. Bakanlığın açıkladığı ölüm rakamlarına güldüm. Keşke hiç olmasaydı. Bir arkadaşıma, uzman, ‘ölümler yüzleri geçti’ demiş. Alan çok büyük, içerde neler yaşandığını bilemiyoruz. İşçi ölümlerinin dışarıya yansımamasının nedeni işçilerin susturuluyor, korkutuluyor olması. Anormal bir kâr hırsı var. İki arkadaşım gözümün önünde ölümden döndü. Eniştem de alanda çalıştı. ‘Ekibimden iki işçi yaşamını yitirdi ve kimse bir şey yapmadı’ demişti. Kimse kazaları duymuyor. Tıpkı Babamın Kanatları filmindeki gibi susturmak için aileye zarf içinde para veriliyor” ifadelerini kullanıyor.

Sendika şart

İşten atıldıktan sonra arkadaşlarına, “Sendikalı olun. Ben tazminatımı aldım, siz onu da alamayacaksınız” dediğini aktaran Özder, “İşçi ölümlerinin önüne geçmek ya da ölümler hakkında bilgi almak ve kamuoyuna yansıması için işçilerin sendikalara üye olması gerekiyor. Şirket her söylediğini yapmayan, bilinçli, sendikalı işçiyi istemiyor ama sendikalı olmadıkça, işçilere sahip çıkılmadıkça işsizliği de, açlığı da, ölümleri de engelleyemeyiz. Ben kimseye iftira atmadım, ortada bir gerçeklik var. Orada ölüm var. Kimsenin ölmesini istemiyorum. Susarsan öleceksin, susmazsan işsiz kalıp aç kalacaksın” diyor.

16.00 sıralarında şantiye halatının kopması sonucu üst kata çekilen cam bloklar 3 işçinin üzerine düştü. Metal Yapı adlı firmada şef departmanında çalışan 42 yaşındaki Lokman Kazdal, yaşamını yitirdi. Evli ve 2 çocuk babası olan Kazdal’ın cenazesi 14 Nisan’da memleketi Rize’de Muradiye Beldesi Kömürcüler/ Soğuksu Mahallesi’nde toprağa verildi. Gazetemiz havalimanı inşaatındaki iş cinayetlerini 12 Şubat’ta manşetten yayımlanan haberle gündeme getirmişti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, haberimizin ardından ilk kez açıklama yapmış, alanda toplam 27 işçinin öldüğünü belirtmişti. Bakanlık açıklamasının ardından geçen iki ayda dört işçi daha yaşamını yitirdi. 14 Şubat’ta Gökhan Türkben, 1 Mart’ta Serkan Yaman, 9 Nisan’da Serdar Kibar, 12 Nisan’da da Lokman Kazdal, havaalanı inşaatında meydana gelen kazada yaşamını yitirdi. (22 Nisan 2018 Cumhuriyet)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*