Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » 21 Aralık grevinin gösterdikleri…

21 Aralık grevinin gösterdikleri…

21 Aralık grevi bir çok ilde coşkulu organizasyonlar ile birleştirilerek gerçekleşti. Grevin ayırt edici yönü sağlık sektöründeki kamu işçilerinin etkin katılımı oldu.

21 Aralık grevi, kamuda gerçekleştirilen ilk iş bırakma eylemi değil; bundan önce de neoliberal politikalara karşıtlık ekseninde birçok grev ve direniş gerçekleştirilmişti. İki yıl önce 25 Kasım’da Kamu-Sen’in de eyleme katılımıyla kamu emekçileri tabanının görece kitlesel bir grev katılımı sergilediği ve özellikle demiryollarında ulaşımın kilitlenmesiyle haber olan son grevden bu yana, KESK etkili bir iş bırakma gerçekleştirmiş değildi. Bilindiği üzere iç sorunlar ve yönetim değişikliği gibi su yüzüne vuran etmenler haricinde KESK’te, örgütlü kadrolu kuşağın göreli yaşlanmayla beraber sistemiçileşmesi, çoğu kadrolu bile değil, güvencesiz biçimde istihdam edilen genç kuşağın ise kucaklanamaması ve KESK’teki toplam ideolojik-politik-örgütsel-eylemsel yorgunluk gibi faktörlerin etkimesi hızlanmış durumda. KESK, örgütlü olduğu kamu alanının sermaye tarafından çözülmesiyle beraber, uzun süredir kendisi de bir konfederasyon olarak çok yönlü bir çözülme yaşıyor ve bu yapısal sorun da ne yazık ki bir hamlede giderilecek bir nitelik taşımıyor.

Öte yandan bu son grev sürecinde sağlık sektöründeki emek ve meslek örgütlerinin esnek ve kapsayıcı bir sendikal politika güderek kamudaki mesleki ayrımların ve kadrolu-kadrosuz ayrımının üzerine çıkarak bir direniş örmesi ise dikkatlerden kaçmıyor. Zaten 21 Aralık grevinin temel derslerinden biri, kamuda bir sektörde örgütlü işçilerin bütününün eyleme katılması yönünde nasıl bir hazırlık yapılması gerektiğini KESK’e ve diğer sendikalara tekrar hatırlatması oldu. KESK’in de 21 Aralık’ta grev ilan etmesi, büyük oranda sağlık sektöründeki bu enerji ve dinamizme yaslanma güdüsünden kaynaklandı. Etkili bir taban çalışması yürütmeyen KESK yönetiminin ilan ettiği greve, kamu işçilerinin katılım oranını şu an henüz tam olarak ölçme imkânına sahip değiliz. Ancak grevin yaygınlığına karşın, kamuda KESK’in örgütlü olduğu sektörlerin hiçbirinde esasen iş bütünüyle durmuş, hayat durmuş değil, bunu biliyoruz. Bir grevin etkili örgütlenmiş olmasının temel ölçütlerinden biri, ilgili sektörde işin, yani kapitalist hayatın durup durmadığıdır. Bir grev ancak hasmını, sermaye sınıfını, kamu örneğinde bilhassa hükümeti rahatsız ediyorsa, sonuç alıcı bir etki yaratabilir.

Kamu hastanelerinde örgütlü sağlık işçileri bu gerçeğin farkında görünüyorlar. 21 Aralık grevine ön gelen süreçte hekimleri, pratisyen hekimleri, asistanları, öğrencileri, hemşireleri, teknisyenleri, taşeron işçileri bir bütün olarak greve hazırlama çabaları bunu gösteriyor. Sağlık meclislerinin kurulması hedefi, tüm bu kesimlerin örgütlü bulunduğu oda, meslek örgütü, sendika, dernekler ve öğrenci kollarının bir arada bulunabileceği ve karar alarak uygulayabilecekleri bir ilişki biçimi yaratmasıyla, eğer kalıcı olabilirse, umut verici bir gelişmedir. Oda, sendika, dernek gibi mevcut parçalı örgütlülüklerle sınırlı kalmadan, ancak bu örgütlerin tabanında da hazırlık çalışmalarıyla güç toplayarak esnek ve eylem odaklı bir örgütlenme ve mücadele platformu yaratma çabasının sergilenmesi, bugünün sendikal hareketinin ihtiyacı olan kolektif işçi bilincinin gelişimi ve işçi meclislerinin oluşumu yaklaşımımız açısından da sevindiricidir.

21 Aralık grev günü kamuda örgütlü sağlık işçileri grev gününün doğallığında gerektirdiği, ancak çokça unutulan bir biçimi de uyguladılar ve sabah erkenden işletmelerinde toplanarak sağlık meclislerinin toplantılarını yaptılar ve greve yürüdüler. Kamuda sağlık sektöründe çeşitli mesleklerden yaklaşık 450 bin kamu işçisi istihdam ediliyor, bunların ne kadarının greve katıldığı, hangi hastanelerde iş bırakılabildiği sağlıkçıların grevinin başarı ölçütlerinden biri olacak. Kurulan ve kurulacak olan kamudaki sağlık meclislerinin çeşitli illerdeki yaygınlık düzeyi de bir diğer ölçüttür. Bunlar önemlidir, ancak daha önemlisi doğru yolda ısrarlı ve geri basmayan bir stratejik kararlılıkla ilerlemektir.

Unutulmaması gereken temel bir yön de, sağlıkta esas istihdamın giderek ve olağanüstü bir hızla artan şekilde özel sektöre fiilen kaymış ve kaymakta olduğudur. Özel işletmelerdeki emekçilerin örgütsüzlüğü ve bu greve katılmıyor oluşları olgusu, salt “kamucu” bir yaklaşımla direnmenin sektörel-sendikal başarısının da doğal bir sınırı olduğunu ve olacağını unutturmamalıdır.

İstanbul’da ki eylemde kürsüdeki konuşmalar içinde İTO başkanı Özdemir Aktan’ın konuşması dikkat çekiciydi. Konuşmada AKP’nin en fazla vurgu yaptığı konulardan birinin sağlıkta dönüşüm programıyla sağlığın erişilebilirliğini sağlamak olduğu ve buradan kitlesel bir memnuniyet yarattığının ve buna karşı daha etkili bir mücadele vermek gerektiğini vurguladı, örnekler verdi. Birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşması, muayene süresinin ’80′lerdeki 2 dakikadan 7 dakikaya çıkması, sevk kolaylıkları vd. gibi. Bu durumun DB’nın sağlıkta dönüşüm programı uyarınca gerçekleştirildiğini ortaya koydu. Dönüşüm programında varılan ve gelinecek noktayı anlattı. Varılan nokta itibariyle sağlık ocaklarının çökertilmesini, bunun üzerine hastanelere yığılmayı ve sistemin adım adım kuruluşunu ortaya koydu. Muayene süresinin 7 dakikaya çıkmasının yeterli olmadığı gibi, en az 10 ve psikiyatri hastaları için en az 15 dakikalık bir sürenin gerektiğini açıkladı. Hastanelere yığılmanın sağlık emekçileri üzerindeki iş yükünü nasıl artırdığını ve bunun kendilerine doktora, hemşireye şiddet biçiminde patladığını, kadın emekçilere yönelik şiddeti yuh sesleri eşliğinde anlattı. Konuşmanın olumlu yanı, sorunu salt sağlıkçıların çalışma rejimi üzerinden değil, sorunun toplumsal sağlık sistemi sorunu olarak, tüm işçi sınıfı ve emekçi kitleler, yani hasta ve hasta adayları açısından konulmasıydı. Burada AKP’nin sağladığı memnuniyetin özlü ve popüler analizi ve orada kalmayarak bağlandığı yer de geleneksel dar kesimsel mücadelenin yeterli olmadığını göstermesi açısından önemliydi.

21 Aralık grevi genç tıp öğrencilerinin coşkulu slogan ve pankartları, uzun zamandır eyleme gelmeyen birçok insanın “bu kadar kalabalık beklemiyordum” itirafları ile birlikte yılın en kısa gününde gerçekleşti.

Hem çözüleni, hem de gelmekte olanı gösteren bir eylem olarak da şimdiden hafızalara yerleşti.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*