Anasayfa » SERBEST KÜRSÜ » Seçim sonuçları izlenimleri

Seçim sonuçları izlenimleri

Burjuva genel seçimlerinde ilk sonuçlar itibariyle AKP % 50, CHP % 26, MHP % 13 oranında oy alırken Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu 36 milletvekili çıkardı. Gelen ilk sonuçlara göre mecliste koltuk dağılımı ise şöyle: AKP 326, CHP 135, MHP 53 ve Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu 36. AKP oy oranını artırırken mecliste koltuk sayısı azaldı. CHP neoliberal söylemleri ve Kılıçdaroğlu etkeni ile beklenen çıkışı yapamasa da oy oranını ve koltuk sayısını arttırdı. Barajın altında kalma tartışmaları yaşanan MHP ise oylarını büyük ölçüde korumayı başardı, koltuk sayısı ise azaldı. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu da mecliste koltuk sayısı artanlar arasında yer almış oldu.

Seçim sonuçlarına dönük yorumlarınızı buradan paylaşabilirsiniz.

6 yorum

  1. sola bakıyorumda,eskiden işçi sınıfının bağımsız siyaseti gibi vurguları olurdu.şimdi ortalık toz duman,kimin ne dediği anlaşılmıyor.eskiden daha güçlü çıkardı solun sesi,sayısal anlamda değil sosyalizm anlamında.bir inat vardı.belirli ilkelerde inatçı bir tutum alma vardı.demokratik de olsa bir irade vardı. millet şimdi biraz tuhaflaştı.aslında biraz apolitikleşmede var.ben şunu çok merak ediyorum, devrimcilerin desteğiyle meclise taşınan mesela yakın dönemde doğan holdingin maaşlı yazarı süreyya önder işçilerin haklarını mecliste sonuna kadar savunabilecekmi.TİP lilerin 60 larda mecliste yaptıklarının yarısını yapabilecekmi.yada emep li Levent Tüzel sonuna kadar gidebilecekmi,özelleştirmeler sonucu işten atılanlar meclise yürüdüğünde onlarla dayak yiyebilecekmi.hep beraber göreceğiz izleyeceğiz.emekten yana olarak tanımlanmış çiçeği burnunda
    vekillerimizin meclisteki icraatlarını. ufuk urasta bir deneyim yaşadı orada.tek hatırladığım kürsüde büyük bir dikkatle kravatını çıkardığı eylemdi.

  2. büyük bir merakla seçim sonuçlarını ve analizlerini TV ekranlarından izledim. kim kazandı kim kaybetti’den farklı olarak gördüğüm insan mazaralarından çok etkilendim. tekerlekli sandalye ile oy kullanmaya gidenler, doktor refakatinde ve sedye üzerinde oy kullanmaya gidenler ve daha benzer nice görüntüler… kim ya da hangi etki bu insanları sandık başına yığılmasını sağlıyor? tek kalıptan çıkmışcasına vatandaşlık görevlerini yerine getirdiklerini söylüyordu mikrofona konuşan kalabalıklar. diğer yandan seçimlere katılımın % 87 olduğu söyleniyor. bu durum neden ve nasıl oluyor bir açıklaması var mı acep? yoksulluk ve açlık sınırında yaşayan nüfusun çoğunluğu oluşturduğunu düşündüğümüzde bu nasıl bir durumdur?
    burjuva partiler ve özelde de en gerici özellikleri kendi bünyesinde toplayan AKP nasıl oluyor da üç dönem üstelik oylarını arttırarak seçim kazanabiliyor? bu çok kesin olarak sosyolojik araştırmalara tez olabilecek bir konu olsa gerek.
    aslında finans kapitalin topluma bu denli içerdenleşmesi, toplumun sadece bilincini deği aynı zamanda ruhunu da teslim aldığını göstermez mi? aynı zamanda devrimci ve sosyalistlerin neden politika sahnesinden en diplere çekildiğinin – giderek de çözülüp sistem içileştiğinin de kantı olmuyor mu? insanları sedye üzerinden kendisine hizmet etme durumuna getirmiş bir sermaye sınıfı karşısında sosyalislerin didinir duruma gelmesi çok acı bir durumdur ancak her şeye rağmen ya sosyalizm ya da sosyalizm diyenlerin bu durumu tersine çevirmek için mutlak olarak tekrardan topluma gitmek gibi bir sorumluluğu her zamankinden çok daha acil ve gereklidir. yoksa köle olarak yaşamaktan kurtulamayız.

  3. Alışveriş merkezi demokrasisi var bu ülkede. İnsanlar malları mal mal izlemeyi seviyor abi.

  4. Hayat boşluk tanımaz denilir ya , burjuvazi gözünün yaşına bakmıyor. Cebinde 3 kuruş parası olmayanda, bodrum’da 5 yıldızlı tatil yapanda işi gücü bırakıp oy kullandı. Bu yoğun oy kullanmanın sebebi körü körüne takım tutar gibi mi oldu yoksa bilinçli, düşünerek bağlantılar kurarak mı oldu bilemem. Bildiğim şu ki: burjuvazi her kulvarda istediği gibi at oynatıyor. Biz öyle bön bön bakıyoruz. Arkasından yorum yazabiliyoruz sadece. Bağımsız politika yapamazsan, ortada cılız muhalefet yaparsan, onlarda sana “gel bizim burada yap” derler. Hep birlikte güle oynaya geçinir gidersiniz. Onların kurallarıyla hareket ettiğin sürece de belki işine bile yararsın. Hatırlayın, Ahmet Türk’lerin vekilliği düştüğünde “Meclisi terketme dahil her şeçeneği düşüneceğiz” dediler bdp’liler ilk başta. Burjuvazi (direk tusiad vs) başta olmak üzere bütün köşe yazarları, yorumcular, partiler “aman haa, gitmeyin gelin burada siyaset yapın” korosuna dahil oldular. Sonuç: onların dediği oldu. Yani BDP’nin mecliste olması burjuvazinin işine yarıyor. Seçimlerde BDP çizgisine oy veren milyonlar (en azından BDP tarafından gelenler) bir kalıbın içerisine sokulmaya çalışılıyor. Bundan 1-2 sonra dağdakilerin ovaya inip, “Artık mecliste mücadele edeceğiz” demiyeceklerinin bir garantisi olmadığı için kürt halkını hazırlıyorlar bence. Yumuşatma operasyonu denebilir buna. Yalnız dikkatimi çeken diğer bir nokta şu: birileri burjuvazinin çekim alanına girdikçe başka birileri ondan boşalan boşluğu itina ile dolduruyor. Geride boşluk kalmıyor. İP gidiyor yerine TKP geliyor. TKP’den boşalan yeri HÖC ve ÖDP vs doldurmaya çabalıyor. Onlardan boşalan yeri ESP, partizan alinteri vs dolduruyor. Bir çeşit girdap gibi “Merkeze doğru” bir yoğunlaşma var. Bu durum bence, bir taraftan uçlardaki gerilimi ve oralardaki koltuklarda oturmayı zorlaştırken diğer taraftan çok fazla imkan veriyor. Herşeyden önce bu girdabın dışında kalmayı becerenler daha fazla “görülebilir” olacaklar. Görülmeleri için işçilerin, emekçilerin o tarafa bakması yeterli olacak belkide.

  5. Neden Hatip Dicle ?

    Türkiye Burjuvazisinin Kürt Ulusal hareketinin devrimci olan ve Kürt emekçilerinin düzenle çelişkilerinden kaynağını alan teleplerinden arındırılması politikasında belirli bir düzleme ulaştığı bir dönemdeyiz. Burjuvazi Dicle`nin vekilliğini düşürerek Kürt ulusal hareketinin Program olarak daha da geriletilmesi, sınırlandırlmış haliyle Kürt sorununun belediye reformlarıyla çözümünde bir tercih yaptı. Dicleyi saf dışı bıraktı.

    Dicle değişmeyen haliyle Kürt ulusal hareketinin geçmişteki duruşunu hatırlatıyordu.Kürt ulusal hareketinin reform düzlemine, Kapitalist uyum kulvarına geçmeyen bir bir tonda konuşuyordu. Dicle seçimler öncesi cezaevinden yaptığı bir röportajda şunları söylüyordu.

    82 darbe anayasasındaki yemin metni, tamamen devletin faşist özünü, Kürt halkını inkar eden bir içerik taşıyor. Bu metinde en az 2 önemli sorun var. İlki Atatürk İlkelerine bağlılık kısmı. İlkelerin tümüyle değil elbette ama özellikle Milliyetçilik ve Devletçilik ilkeleriyle görüşlerimizin örtüşmesi mümkün değil. Devlet, Sümerlerden itibaren toplum üzerinde baskı aracıdır. Milliyetçilik, ister ezen, ulus ister ezilen ulus milliyetçiliği olsun, sosyalistlere yabancıdır.

    Meşhur DAL’da 30 gün boyunca falakadan askıya, türlü işkencelere maruz bırakıldım. Suçlamaları işkenceyle kabul ettirmeye çalıştılar. 30 gün boyunca her gün işkence gördüm, çözülmedim. Hiç uyumadım da. Çünkü buz gibi betonda uyursam ciğerlerimi de kaybedebilirdim.

    Aynı röportajın ilerleyen bölümlerinde Dicle Politik duruşunu Emek ve Demokrasi blokunun reformist hattının ilerisinde üç temel vurguyla temellendiriyor.
    Demokratik Özerklik projesinde 3 konuyu çok önemsedik:
    1- Her ülkenin çözümü kendi tarihsel sürecinden çıkarılan koşullara dayanır. Mesela, tarihte hep Kürtlere muhtariyetten söz edilmiştir.
    2- Dünyanın bugünkü koşullarında yaşanmış benzer yöntemlerden daha demokratik bir şey öneriyoruz. Devlete değil topluma, toplumun her kesimine dayanan bir çözüm.
    3- Ülkenin ve bölgenin koşullarına uymalı. Durum ne İran ne Irak ne Suriye’ye benziyor. Çok iç içe geçmişiz. Bizim projemiz, kendi özgünlüğümüzde olmalı. Herkes bulunduğu coğrafi bölgede anadilde eğitimini alabilsin, yerleşik olduğu bölgede yüzde oranında bölgesel parlamentolarda temsil edilsin.
    Ulusal, sınıfsal, dinsel, cinsel hangi açıdan bakılırsa bakılsın en doğrusu bu projedir.

    Diclenin politik durşundaki ısrar Türkiye Burjuvazisinin gözünden kaçmamış olacak ki sadece Dicle`yi değil onun gibi hala yakın geçmişteki görece devrimci olan, Kürt emekçilerin sınıfsal kurtuluşlarına göndermeler yapan çizgiyide tartışma konusu olmaktan çıkarmış olacaklar. Emek ve Demokrasi blokunun diğer bileşenlerine baktığımızda Kürt burjuvazisinin talepleri baskın hale gelmiştir. Dicle, Avrupa Birliği fonlarından aldığı parayla haber sitesi kuran Ertuğrul Kürkçü, Doğan Holdingin Maaşlı yazarı Süreyya önder, her biri daha şimdiden akrabaları yada kendileri Belediyelerde küçük şirketler yoluyla Kapitalist sistemle yüzlerce doğrudan ilişkiler kurmuş olan Sakıklar, Demirtaşlar gibi olamadığı için kabul edilmemiştir. Bloku oluşturan adayların toplam eğilimlerine baktığımızda Kapitalizmle barışık bir yeni düşüncenin varlığı göze çarpıyor.İyice silikleştirilmiş reform taleplerinin gölgesine sığınmış, işçi sınıfnın haklarından çok yeni serpilmeye başlayan Kürt girişimcilerinin barış vaazlarının gürültüsü içersinde, Diclenin bir önceki döneme ait duruşu bile Türkiye burjuvazisinin gözünden kaçmıyor.İlginç olan bu farkın devrimci hareketin bir bölümü tarafından görülmemesi.

  6. BERHWADEN JİYADE

    Son yılların her telden aday çıkarma modasına bu sene BDP katıldı.Dindarsanda gel, kürtsende gel, Sosyalistsende gel…tarzı libarel politikaları sonu yıllarca harekete karşı çalışan Gökçekle yakın ilişkileriylede bilinen Ahmet Tan gibi isimleri bile listeye almıştır.Bir diğeri isim ise Şerafettin Elçi.Bu iki ismin yıllardan beri kürt hareketine nasıl yaklaştığı belli,Kürt hareketini sosyalizme yakın diye bile eleştirileri ortada.Kaldıki kürt gencleri ,gerillalar katledilirken bu isimlerin düze güçlerine yakınlığıda biliniyor.
    Daha çok eleştiriler bu iki isim üzerinde yoğunlaşıyor ama diğer adaylarında bu iki isimden aşağı kalır yanı yok.Yıllarını Kürdistanda mücadeleye veren biri ile konuşmanda bana “Bu gün BDP’nin en sivri ismleri daha 90larda bu hareketi temsil edemezdi ” demişti.Kürt hareketindeki revormistleşme, hemen her mitinginde meşru mücadele çığırtkanlığı son derece endişe verirken Şerafettin Elçinn DTK’nın kararı bizi bağlamaz açıklamalarına endişelerimizi haklı çıkartacak boyuntta.
    Bugün Hatip Diclenin vekilliğinin düşürülmesini tamda bu dönemde çokda tesadüfü değil. Özellikle önümüzdeki günlerin bol anayasa değişikliği tartışmalarıyla geçeceğini düşünürken YSK’nın bu kararını BDP üzerinde bir baskı kurma şekli olarak düşünebiliriz.YSK bu kararınıda geri çekermi bilinmez ama ikinci defada böyle bir hamle yaparsa T.C’nin en basiretsiz kurumu olarak adlandırılacağı kesin.Beni meraklandıran bu karar karşısında BDP ne yapacak.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*