Anasayfa » GÜNDEM » 2015 Genel Seçimleri Üzerine

2015 Genel Seçimleri Üzerine

Editorial Not: Bu yazı seçim sürecinin hemen ardından devrimci tutsak Ercan Akpınar (1 Nolu F Tipi Cezaevi, C-71, Sincan) tarafından kaleme alınmıştır. Ancak Cezaevi yönetiminin baskıcı tutumu sonucu ancak elimize ulaşmıştır. Hem yazarın emeği hemde güncel sürece dair belirlemeler içerdiği için yazıyı geçte olsa siz okurlarımızla paylaşıyoruz.

 

Faşizmin neoliberal burjuva demokrasisine doğru çözülürken başkanlık modeli olarak kodlanan gerici merkezileşme arayışı bu süreçte bir parantez açarak tıkanmaya yol açmıştı. 2015 genel seçimleri sonucunda oluşan politik tablo sonunda açılan bu parantezi kapatacak güç denklemini yaratınca ”burjuva demokratik çoğulculuk” yanlışı çağrı ve arayışı ortaya çıkarmakta gecikmedi. Emperyalist kurum ve devletlerden Türkiye mali oligarşisine, reformist düzen içi arayışlara gönül indirmiş, düzeltilmiş kapitalizm yanlılarına, Kürt ulusal hareketine ( ve onun uydusu kesimlere) kadar tüm gözler bu tıkanmayı- krizi açma yönünde irade beyan ediyorlar şimdilerde.

AKP ‘ nin parlamento çoğunluğunu yitirerek bir koalisyona, yani uzlaşmaya zorlanır hale getirilmesinin onun içinde 2000’li yılların başında programlaştıran post-modern burjuva demokratik vizyona dönüşün yolunu açacağı sanılıyor. Tayyip Erdoğan şahsında cisimleşmiş mali oligarşik merkezileşme ve güç yoğunlaşması hummasında o kadar kolay, ilk ”yenilgi” de geri adım atılacağını düşünmek fazlasıyla iyi niyetli. Evet, başkanlık düşü yakın dönem için ortadan kalkmıştır. Kitlelerin özlem, talep ve beklentileriyle, emperyalizmle olan bağımlılık ilişkilerinin seyri, Türkiye’nin siyasal güç dengeleriyle ve dokusuyla genetik uyuşmazlık çok açık olan başkanlık rejimi zaten Erdoğan’ın ancak rüyalarında kavuşacağı bir hülyaydı ve öyle de kaldı.

Fakat bu cumhurbaşkanının( burada cumhurbaşkanını bir kişi olarak değil diyalektik materyalist bakış açımıza uygun olarak belli ekonomik kategorilerin, sınıf ilişki ve çıkarlarının sözcüsü olarak, bu çıkarların kendi kişiliğinde topladığı şeklinde alıyoruz) İktidar ve güç yoğunlaşmasından öyle kolay vazgeçeceği anlamına gelmemektedir. Burjuva rejimi tüm anayasal ve yasal kurallarını, burjuva siyasetin değer ve teamüllerini çiğnemekten imtina etmeyen, seçim sürecinde devlet olanaklarını gözü kara bir şekilde AKP lehine kullanıp il il dolaşmasıyla gösterdiği iktidarını savunma hamleleri seçimin ardından da kuşku yok ki – aynı şiddette olmasa da- devam edecektir. Seçimin hemen ardından 2003 yılında kendisine milletvekilliği yolunu açan Baykal kartına yeniden başvurarak anayasal konumunu yine ve yeniden aşıp koalisyon inşasına girişmeye dönük çabalara soyunması yasal-hukuki bir karşılığı olmayacak, olsa da fiili başkanlık yapmaya devam edeceğini, bunun için mücadele edeceğinin işaretleridir. Öyle kolay geri çekilmeyecek, vuruşarak seçimde kaybettiğinden daha fazla gerilememek için direnecektir. Burjuva parti ve politikaların rant ve siyasal (ikbal)- kariyer adına yeri geldiğinde ne kadar pragmatist, ilke ve değerden yoksun olabileceklerine duyulan güven ona bu adımları rahatça atmasını sağlamaktadır. Kişi en çok kendinden bilirmiş ve bu yüzden yanılmadı da . Kişisel siyasi kariyerini meşhur kaset skandalıyla yerle bir edenin Erdoğan olduğunu bile bile Baykal’ın cumhurbaşkanının planlarını altlık olmayı kabul etmesi bizi şaşırtmamıştır. Burjuva siyasetin kaşarlanmış hali olan Demirel’ in dediği gibi ” dün dündür, bugüne bakalım.” Baykal da güya ” devlet adamlığı gereği” ”ülkenin krize düşmesine izin vermemek” adına elini taşın altına koymuş, ” krizi çözen duayen politikacı” olarak takdim edilmenin hayalindedir. Kamera ışıltılarının yeniden üzerinde dolaşması ruhunu okşamakta eski şaşalı günlerine yeniden kavuşabileceği hayalini kurmaktadır. Hem belki lider basiretinden yoksun Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışta ekarte edip yeniden o çarpık mimari örneği olan CHP genel merkezini oval ofisindeki koltuğa oturabilecektir! Hem Baykal hem Erdoğan için bir kazan kazan senaryosu olabilir bu. Daha doğrusu olabilirdi. Ama tarih ırmağında dane yazık ki iki defa yıkanılmıyor! Ne Baykal’ ın ne de Erdoğan’ ın bu sermaye mezarında değerinin üstünde bir alıcısı olabilir. Bu politik arenada siyasal kişi ve taktikler eskidikçe değerlenmiyorlar, böyle bir denklem yok. Artık yeni şeyler söyleme ve yapma zamanı. Tüm siyasal-sınıfsal (alanlar) ve kurumlar için geçerli bu durum. Tarih tekerrürleri sever ama Marx’ın dediği gibi ilkinde trajedi olan ikincisinde genelde komedi oluyor.

fft107_mf4816388

Erdoğan ve AKP bir dönem emperyalizmin ve Türkiye mali oligarşik kesimlerinin ihtiyaç ve beklentilerine yanıt olacak bir vizyon oluşturmuş olmasına rağmen köprünün altından çok su aktı. Emperyalizm ve tekelci Türkiye sermayesinin ihtiyaçları paralelinde bir politik programatik mevzilenmeyle harekete geçen AKP zaman içerisinde kendine tanınmış olan tüm marjları tüketerek vizyonunu çökertmiştir. Faşizmin neoliberal burjuva demokrasisine doğru çzöülmesi sürecinde kontrollü geçişi kumanda ederek hukuki, siyasal, kurumsal, ideolojik- kültürel dönüşümü sağlayabilme sorumluluğunu sonuçlarına kadar götürebilme basiret ve yeteneğinde olmadığını göstermiştir. Tekelci güç yoğunlaşması ideolojik-siyasal-kültürel körleşmeyi doğurarak herhangi bir Ortadoğu ülkesi konumuna savrulma riskini getirmiştir. Riski ortadan kaldıran ise Türkiye işçi ve emekçilerinin Kürt halkının ve devrimcilerin kesintisiz süren mücadelesidir. AKP’yi basiret ve yeteneksizliğe sürükleyen de işte bu sınıf mücadelesidir. Faşizmin çözülerek neoliberal bir burjuva demokrasisine doğru ilerlemesiyle kitlelerin gün be gün artan özlem, talep ve ihtiyaçları karşısında sermaye düzenini sarsıntıya uğratmaktan duyduğu korku, kişisel-kurumsal yolsuzluk ve diğer suçların deşifre olması, sermaye kesimleri arasındaki rekabetin-çatışmanın sertleşmesi nedeniyle güç yoğunlaşmasına duyduğu yaşamsal ihtiyaç, onun sürecin önünü tıkamasını doğurmuştur. Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere müdahale biçimi, ekonominin genel olarak tıkanması AKP’nin miladını doldurmasını koşullayan etkenlerdir. 2015 Genel Seçimleri, Gezi Direnişi ve 6-8 Ekim Kobane Serhıldanıyla ortaya çıkarılan AKP’nin tabutuna ilk çiviyi çaktı! Tayyip Erdoğan’ın şahsında cisimleşmiş olan ekonomi-politik siyasallıkta ısrar edildikçe çiviler peşpeşe çakılmaya devam edilecek. Devam edilecek çünkü sistemin bu şekilde daha fazla gitmesi mümkün değil. AKP’nin “ılımlı liberal demokratlarının” tekrar sahneye çağrılması, AKP’ye 2002 ruhuna geri dönme çağrısı yapılması (yani Erdoğan’ın etkisizleştirilmesi) küresel mali oligarşi ve Türkiye sermaye kesimlerinin ortak isteğidir. AKP bu isterlere uygun bir politik duruşa taşınır, Cumhurbaşkanı hukuki sınırlarına “ikna” edilirse eğer, beklenti burjuva çoğulculuğun resmi olan parlamento bileşimine uygun bir geçilmesidir. Sistem karşıtı kesimlerin muhalefetlerini sınıfsal talep ve programlardan oluşturanlar dışında kalanları, etnik, dinsel, mezhepsel, azınlık, cinsel sorunlarla sınırlayanlar, yani kimlik siyasetini temel alanlar burjuva demokrasisinin içine çekilerek etkisizleştirilecek. Bu kesimler sisteme devrimci muhalefetlerini gevşettikleri oranda kapitalist restorasyon çalışanı olarak istihdam edilecekler. Burjuva demokrasileri karşısında uzlaşmaz, devrimci kalabilecek olan tek kesim işçi sınıfıdır. Proletarya dışındaki tüm kesimlerin sistemle uzlaşma olanakları her zaman geçerlidir, sermayenin onları içerimine alacak esnekliği vardır. Sadece işçi sınıfına, onun ML ideolojik tutumlarına karşı uzlaşmazdır; çünkü artı-değeri sömürmeden ayakta kalamaz; artı-değer sömürüsüne temelden karşı çıkanlar da ancak işçi sınıfının komünist öncüleridir.

İçte ve dışta artan mali oligarşik saldırganlık neoliberal muhafakar gericiliğin ideolojik kodlarıyla buluşunca ezilen ulus, mezhep, cins vd. kimlikler için büyük bir özgürlük ve demokrasi açığı gelişmiştir. Bunlara ek olarak ve esasta hem ezilen hem sömürülen yegane sınıf olan işçi sınıfının yaşadığı ekonomik, siyasal, toplumsal sorun ve sıkıntıların düzeyinin artması sermaye düzeniyle olan çelişkileri de yükseltmiştir. Bir kutupta artan burjuva diktatörlük arayışları güç kazanırken karşıt kutupta demokrasi ve özgürlük talepleri birikmekte, güçlenmektedir. Artık sürdüremez ve yönetemez konuma çoktan gelmiş bu çarpık sistemin kendisi bizatihi kriz dinamiği halindedir. Ezilen ve sömürülen sınıfsal kesimlerin bu kriz ve çelişkiye dair çözüm programı ile sermaye kesimlerinin çözümleri doğal olarak birbirinden çok ayrı ve karşıttır. Sermayenin sürekli merkezileşme eğilimi, toplumu kendi imge ve çıkarları lehinde konumlandırmayı zorunlar. Bunun bir güvenlik meselesi de olduğu aşikardır. İşte burada sermaye kesimleri arasındaki ideolojik-siyasal ton farkları çözüm programlarının da ayrışmasına yol açar. Seçim sonuçları ardından koalisyon hesaplarıyla söylenen her şey bu ayrışmaların izini yansıtsa da konjonktürel olarak gelişmelerin burjuva demokrasisinin revizyonuna doğru ilerleyeceğini, ağırlığın bu tarafta olduğunu söyleyebiliriz.

polis

2015 seçim sonuçları radikal demokrasi, demokratik ulus programıyla hareket eden HDP’nin barajı aşmasıyla daha da dikkat çekici olmuş, ona tarihsel bir karakter vermiştir. 12 Eylül’ün faşist anayasasının parlamentoyu işçi ve emekçilere, Kürt halkına kapatmak için koyduğu baraj HDP’nin barajı geçmesiyle yerle bir olmuş, bir anti-demokratik kurum olan seçim sistemi yerle bir olmuştur. 2015 seçimlerine tarihsel niteliğini veren iki şeyden birisi budur.

Mali oligarşik diktatörlük faşizm koşullarından miras seçim barajını korumak, Kürt halkını kendi renkleriyle güçlü bir şekilde parlamentoya girmesini engelleyebilmek için tüm kirli burjuva yöntemleri kullanmış olmasına rağmen durduramamıştır. Katliamları, bir iç savaşı tetikleme potansiyeli olan saldırıların zeminini hazırlayarak kaotik bir durumu göze alabileceğini de (seçim sonrasında da bu çabalar Hizbulkontra eliyle sürdürülmektedir) göstermiştir. Şovenizmi körükleyebilmek için tüm lanetli yöntemleri kullansa da emekçi kitleler üzerinde oluşturduğu nefret algısı her şeyin önüne geçerek tüm planlarını bozmuştur.

Halkçı, burjuva demokratik bir söylem ve argümanlarla seçim çalışması yapan HDP tezgahı görmüş ve kendi içinde başarılı bir sonuçla ipi göğüslemiştir. Şimdi 80 milletvekiliyle parlamentoda muhalefete hazırlanmaktadır. Ona umut bağlayan Kürt-Türk emekçi kitleler parlamenter mücadelenin özlem ve taleplerine ne kadar yanıt verebileceğini çok beklemeyecekler. Sistem sınırlarını aşmayan, kapitalizmi düzeltmeye çalışarak sorunları gidermeye çalışanların nasıl sükut-u hayale uğrayacaklarını test edecekler. Kapitalist sistemin ekonomik temellerini sarsmadan, onunla barış içerisinde ya da ona birtakım pansumanlarla bir arada yaşanamayacağı gerçeğiyle yüzleşecekler. Üst yapıdaki kimi demokratik düzenlemelerin yeterli olmayacağını fazla zaman geçmeden hissedecekler. Sınıfsal ayrışma (sınıfa karşı sınıf mücadelesi) ve komünizmin bir ihtiyaç ve zorunluluk olarak daha fazla hissedileceği, burjuva demokrasisinin parlak neon ışıklarının arkasındaki koskoca bir kölelik düzenini gizlediğini görecekler. O neoliberal vitrini yeniden düzenleme vaatlerinin sınırları da böylece açığa çıkacaktır. Kaçınılmaz olan budur. İşçi sınıfı devrimcileri bıkmadan bu gerçeği teşhir için çalışacaklardır.

hdp-kongre2

Sermaye oligarşisinin seçim sonuçlarının ortaya koyduğu politik tablodan bir “barış” ve “uzlaşma” çabalarını ifade eden CHP-AKP koalisyonu için bir hazırlık ve ısınma turları olduğu görülüyor. AKP’nin 13 yıllık tek parti iktidarında birikmiş düşmanlıklar belli şeylerin önünde engelmiş gibi görünse de emperyalizm ve mali oligarşik sistemin dönemsel ihtiyaçları, bölgenin içinde bulunduğu çatışma koşulları, hegemonya krizleri güçlü bir sermaye iktidarını şart koşmaktadır. İçte ve dışta, bölgede AKP’nin sınırsızca yüklenip tahrip ettiği tüm ilişki ve kurumları, politik ilişkilenmeleri yeniden düzenlemek, sermayenin isterlerine uygun bir hükümet için aritmetik toplamda da güçlü bir iktidara ihtiyaç var. Seçim sonuçları tahrip olan sermaye çıkarlarını revize için zemin sunsa da politik güçlerin çıkar birliği kurabilecek bir uzlaşıya varıp varamayacakları bir soru işareti olarak duruyor önümüzde. Her farklı koalisyon senaryosu farklı bir siyasal iklime işaret edecek. Gerçek olan şu ki, Haziran Direnişi’nden bugüne kriz içerisinden bir türlü çıkamayan sermaye düzeni uzun sürecek yeni bir kaotik duruma doğru ilerlemektedir. Bugünlerde atılacak adımlar bu kaosu bir tirbülansa çevirebileceği gibi krizden geçici-dönemsel uzaklaşmayı da getirebilir. Neoliberal saldırganlık eğilimi işçi sınıfının kendiliğinden hareketinin eylemselliklerine olduğu gibi Kürt halkının ulusal birliğinin tüm zamanların en ileri noktasına gelmiş olmasından da oldukça rahatsızdır. Toplumun tüm ezilen kesimlerinin kendilerini kuşatan bu neoliberal burjuva demokratik sınırlarla sorunlu olduğu ve sınırlara yüklendiği bir gerçeklikte devrimci proletaryanın önünde verimli bir zemin oluşmaktadır. Liberal tasfiyeciliğin, anarko tutumların, revizyonizmin, kendiliğindenciliğin, reformizmin kol gezdiği şu günlerde başka bir iklim tüm bunların arasından filiz vermeye başlamıştır. Arayış bir sosyalist işçi demokrasisine, onun militan komünis devrimci öncüsüne doğru, onun programına doğru yakınsıyor.

 

Ercan Akpınar (1 Nolu F Tipi Cezaevi, C-71, Sincan)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*