Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » 2013 Yılı İş Cinayetleri Raporu -2

2013 Yılı İş Cinayetleri Raporu -2

Nedenlerine göre iş cinayetlerinin dağılımı

Elimizdeki bilgiler ışığında tespit edebildiğimiz 1235 iş cinayetinin nedenlerine göre dağılımı şöyle…

Trafik, Servis Kazası nedeniyle 433 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 222 işçi; Düşme nedeniyle 189 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 79 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 79 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 60 işçi; Nesne Düşmesi, Çarpması nedeniyle 33 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 11 işçi ve diğer nedenlerden dolayı (kalp krizi, intihar, yıldırım düşmesi, saldırı vb.) 129 işçi can verdi…

Meslek hastalıkları kaynaklı ölümleri de diğer nedenlerden dolayı ölümler başlığı altında değerlendirdik. Çünkü elimizdeki veriler bu konuda çok kısıtlı. Elimizdeki bilgiler ışığında 2013 yılında yaşamını yitiren 1235 işçinin sadece 3’ü meslek hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdi. Bu da yüzde 0,24 oranına tekabül ediyor. Bir çiftçinin kene ısırması, tekstil işçisinin silikozis ve deri işçisinin akciğer kanseri nedeniyle ölümü… (Resmi olarak meslek hastalığı kabul edilip edilmeyeceği bile bir muamma. Çünkü ülkemizde resmen mesleki kanserden ölen yok!)

Meslek hastalıkları konusunda ise Meclis üyemiz Prof.Dr. İbrahim Akkurt’un görüşlerini aktarmak istiyoruz: “…Meslek hastalıklarından her yıl iş kazalarında ölenlerin 6 katından daha fazla ölüm olduğu halde kendileri hâlâ ortada yok…  Meslek hastalıkları çağın gizlenen bir salgınıdır. Bu öyle bir salgındır ki her yıl tüm dünyada 2 milyondan fazla, her gün 5500, hatta her dakika 4 kişinin ölümüne neden olan bir salgındır. Yine bu öyle bir salgındır ki bu alanın profesyonellerinin hemen tümünde yıllardır kafa karışıklığı yaratılan bir salgındır. Yıllarca bir taraftan hepimize ‘meslek hastalıkları yüzde 100 önlenebilir yalanının ezberletildiği’; öbür taraftan da çalışma koşullarına bağlı olarak ‘meslek hastalıkları çalışanların yüzde 0.4-12’sinde görülür’ gerçeğinin/çelişkisinin göz ardı ettirildiği bir salgındır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) bu hesapla yaptığı tahminini bu yıl daha da vurucu bir söylemle ifade etmektedir. Buna göre demektedir ki ‘dünyada yılda 160 milyon meslek hastalığı-işle ilgili hastalık tahmin edilmektedir’. Bu nasıl bir tahmindir ki aynı ILO bu rakamı 1990’ların sonunda da söylüyordu, şimdi de aynı rakamı telaffuz ediyor. Peki, gerçekten de dünyada yılda 160 milyon meslek hastalığı/işle ilgili hastalık tanısı konuluyor mu? Kesinlikle hayır! Bu rakam sadece bir tahmindir. Yılda 160 milyon meslek hastalığı rakamının ILO ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yıllardır tekrarlanıyor olması dünya nüfusunun 15-64 yaş arası aktif çalışan kesiminde %0.4-12 meslek hastalığı bekleme oranına göre yapılan bir tahmindir. Somut, saptanan-tanı konulan meslek hastalığı sayısı değildir (Eurostat 2010 çalışmasını saymazsak; direk-dolaylı resmi verisine ulaşabildiğim dünyadaki meslek hastalıkları sayısı bu 160 milyonun 160’da birini yarısını bile bulamamaktadır).

Benzer örneği ülkemizden verebiliriz. Kayıtlı en az 20 milyon aktif çalışanı olan bir ülkeyiz. Yani ILO’nun tahminleri ile bizde de beklenen meslek hastalığı sayısı yılda 80 bin ile 240 bin arasındadır.  Oysa hepimizin yıllardır bildiği ‘meslek hastalığı olmayan ancak meslek hastalıkları olarak ifade edilen sayı’nın 500 (beş yüz adet) civarındadır. Evet, baştaki soruya dönersek: Meslek hastalıkları gerçekten gizlenen bir salgın mıdır? EVET gerçekten de Meslek Hastalıkları salgını gizlendi, hâlâ da gizleniyor; ‘bizler tarafından’…” (Kısaltmaların açıklanması ve koyu renkli vurgular bize aittir-isigm.)

Son olarak trafik, servis kazası nedeniyle yaşanan iş cinayetlerine dair kısa değerlendirme yapmak istiyoruz. Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Eğitim ve Araştırma Dairesi Başkanlığı Aralık ayında bir açıklama yaptı. Buna göre ülkemizde 2013 yılının ilk onbir ayında 2235 kişi trafik kazası sonucu yaşamını yitirdi. Kazalarda asli kusurlu sürücüler gösterilirken birçok neden sıralandı. Ancak 2013 yılında iş cinayetleri verilerine baktığımızda 433 işçi trafik / servis kazası nedeniyle can verdi. Yani Trafik Daire Başkanlığı’nın verileri ile karşılaştırırsak (ilk onbir ayı baz alarak) her yüz trafik kazasında yaşamını yitiren 18 kişi iş başında ya da işe gelirken, giderken can verdi…

Toplumsal cinsiyetlerine göre iş cinayetlerinin dağılımı

Elimizdeki bilgiler ışığında tespit edebildiğimiz 1235 iş cinayetinin toplumsal cinsiyetlerine göre dağılımı şöyle…

103 kadın işçi ve 1132 erkek işçi can verdi…

Kadın iş cinayetlerine raporumuzun ilerleyen bölümlerinde ayrı bir başlık halinde değineceğiz…

 Yaş gruplarına göre iş cinayetlerinin dağılımı

Elimizdeki bilgiler ışığında tespit edebildiğimiz 1235 iş cinayetinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle…

14 yaş ve altında 18 çocuk işçi; 15-17 yaş arasında 41 çocuk/genç işçi; 18-27 yaş arasında 249 işçi; 28-50 yaş arasında 594 işçi; 51 yaş ve üstünde 189 işçi ve elimizdeki bilgiler ışığında yaşını öğrenemediğimiz 144 işçi can verdi…

Çocuk ve emekli/emeklilik çağında çalışan işçilerin ölümlerine raporumuzun ilerleyen bölümlerinde ayrı bir başlık halinde değineceğiz…

Şehirlere göre iş cinayetlerinin dağılımı

Ülkemizde en çok iş cinayeti sanayinin merkezi olan İstanbul’da ve hemen her sektörde meydana gelmiştir. Zonguldak ve Manisa’da maden; Antalya’da konaklama; Adana, Muğla, Aydın, Şanlıurfa ve Mersin’de tarım; Gaziantep, Tekirdağ, Samsun, Malatya, Kayseri, Malatya’da organize sanayi; Bursa’da metal; Kocaeli’nde kimya; Konya’da gıda ve İzmir’de tersane kazaları öne çıkmaktadır. Mevsimlik tarım, inşaat, enerji, taşımacılık, belediye, ticaret ve eğitim işkollarındaki kazalar ise ülkemizin her şehrinde yaşanmaktadır.

Elimizdeki bilgiler ışığında tespit edebildiğimiz 1235 iş cinayetinin en çok yaşandığı şehirlerin dağılımı şöyle…

İstanbul’da 96 işçi, İzmir’de 53 işçi, Antalya’da 46 işçi, Bursa’da 45 işçi, Şanlıurfa’da 44 işçi, Muğla’da 41 işçi, Manisa’da 40 işçi, Zonguldak’ta 38 işçi, Kocaeli’nde 37 işçi, Adana’da 36 işçi ve Samsun’da 31 işçi can verdi…

Çocuk işçiler

Türkiye yasalarına göre “14 yaşını bitirmiş, 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişi” çocuk işçi; “15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını tamamlamamış kişi” genç işçi olarak tanımlanmaktadır. Ancak yoksulluk koşullarından dolayı çocuklar tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinde çok daha erken yaşlarda “ekmek parası” için hayata atılmaktadır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 2013 yılı sonunda hazırladığı “Ulusal Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı”nda, 6-17 yaş arasındaki 15 milyon 247 bin çocuktan 893 bininin çalıştığı belirtiliyor. 6-14 yaş arasındaki çocukların ise -yasak olmasına rağmen- 292 bininin çalıştığı ifade ediliyor. Çocukların çalışması okumalarına da engel oluyor. Rapora göre söz konusu 292 bin çocuğun yüzde 20’si zorunlu eğitime devam etmiyor. Lise çağı da farklı bir görüntü sunmuyor. 15-17 yaş grubundaki çalışan çocukların ise yüzde 66’sı liseye gitmiyor.

Çocuk işçiliğini güvencesizliğin kaynağı haline getiren nedenleri incelersek bunlar ailelerin yoksulluğu, köyden kente göç, eğitime ulaşamama, 4+4+4 eğitim sistemi ve paralılaştırılma süreci ile kapitalizmin duyduğu ucuz emek gücü ihtiyacı olduğu görürüz…

Raporumuzda yasaların belirlediği kritere uymakla beraber çocuk işçiliği 18 yaşın altı olarak tanımlayacağız…

Elimizdeki bilgiler ışığında 2013 yılında yaşamını yitiren 1235 işçinin 59’u çocuk işçidir (18’i 14 yaş ve altı, 41’i 15-17 yaş arası). Bu da yüzde 4,7 oranına tekabül ediyor. Yaş verilerine ulaşamadığımız 144 işçiyi de oranlama içinde düşündüğümüzde 2013 yılında ölen işçilerin yüzde 5,4’ü çocuk işçilerden oluşuyor. Yani her can veren her 20 işçiden birisi yoksulluktan dolayı çalışan çocuk işçilerdir. Çocuk işçiler güvencesiz işçi havuzunun önemli bir kaynağıdır ve çocuk işçi cinayetleri oranının artacağı da aşikârdır.

Oysa SGK 2012 istatistiklerine baktığımızda sadece 15-17 yaş grubunda 1 genç işçinin hayatını kaybettiği belirtilmiştir. Bu durum hemen hemen her yılın istatistiğinde benzer bir seyir izlemektedir. Yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Kasım ayında yanıtladığı bir soru önergesinde 2012 yılında yapılan teftişler sonucu işyerlerinde 5 bin 960 çocuğun çalıştığının tespit edildiğini ifade ediyor. Benzer açıklamalar sık sık yapılıyor. Bu söylemler ve uygulamalar devletin Türkiye’de çocuk işçiliğini hasıraltı etme çabasının en çıplak göstergesidir.

Paralel bir yaklaşımı Avrupa Birliği (AB) de izliyor. AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle, Türkiye’nin çocuk işçi çalıştırmayla mücadelede başarılı olduğunu belirtiyor, “Türkiye 2014 itibarıyla çocuk işçi çalıştırmayı bitirmeyi taahhüt ettiğini ve ILO’nun Türkiye’yi 2006 yılında çocuk işçilikle mücadelede başarı sağlayan üç ülkeden biri seçmesine neden olduğunu” söylüyor… Yani devletin Türkiye’de çocuk işçiliğini hasıraltı etme çabasına AB’de ortak oluyor…

Oysa yukarıda da belirttiğimiz gibi 2013 yılında 59 çocuk işçi can verdi. Elimizdeki bilgilere göre yaşamını yitiren çocuk işçilerin 25’i tarım, 8’i metal, 8’i ticaret, 6’sı inşaat, 4’ü tekstil, 2’si gıda, 1’i kimya, 1’i maden, 1’i çimento, 1’i iletişim ve 1’i genel işler işkollarında çalışmaktadır (bir çocuğun çalıştığı işkolunu yeterli bilgi olmadığı için belirleyemedik). Yani 25 çocuk tarım sektöründe, 23 çocuk sanayi sektöründe ve 10 çocuk hizmet/ticaret sektöründe çalışırken can vermiştir…

Çocuk işçiliğin bir biçimi tarım ve inşaat gibi mevsimlik işlerdir. Tarım sektöründe toplayıcılık başta olmak üzere birçok işi yüklenen çocuk işçilerden özellikle kız çocukları sektörün görünmez gücünü oluşturmakta ve daha fazla yıpranmaktadır. Çünkü kız çocukları ev işleri de yapmaktadır. Bu aşırı fiziksel yorgunluk çeşitli hastalıklara ve psikolojik yorgunluklara neden olmaktadır. Ayrıca kız çocuklarının eğitim gibi birçok olanağa da ulaşmaları daha zordur. İnşaat işlerinde ise erkek çocuklar çalışmaktadır. Burada sadece hafif, yardımcı işler yapmaz, bizzat tehlikeli işleri de üstlenirler.

Çırak / stajyer olan çocuk işçiler ise Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile sermayenin işbirliği çerçevesinde organize sanayide ve fabrikalarda uzun çalışma saatlerinde, çok düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Çalışma sürelerinin bir kısmı teorik eğitime ayrılan çıraklar öğrenci sayılmakta, MEB’in belirlediği işkollarında çıraklık sözleşmesi yapılarak çalışmaktadır. Ki bunun yaşı 13’tür. Stajyer çocuk işçilerin notunun yarısını patron vermektedir. Bu koşulları yüzünden çok ve ucuza çalıştırılırlar. Hatta meslek okulları sanayinin fason işletmeleri haline gelmiştir. Çünkü Koç’un da dediği gibi “Meslek lisesi memleket meselesi”dir. Son olarak MEB, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, AB Türkiye Delegasyonu’nun Ankara’da gerçekleştirdikleri konferansta, işverenlerin nasıl bir mesleki eğitim istediğinin masaya yatırılması; Mesleki ve Teknik Eğitimin Kalitesinin Geliştirilmesi Projesi (METEK) kapsamında meslek liselerinin iş piyasasına göre şekillenmesi; 21 pilot ilin seçildiği proje kapsamında, iş adamlarının da olduğu yönetim kurullarıyla liselilerin “kalitesi”nin belirlenmesi süreci hayata geçirilmeye başlanmıştır. Bu koşullarda çocukların işçi sağlığı koşulları da göz ardı edilmektedir. Organize sanayi bölgelerinde kesilme, patlama, ezilme ve zehirlenmelere maruz kalmaktadırlar. Ayrıca ağır yük kaldırmak, havasız ve sağlıksız koşullar, kimyasallar vb.yüzünden meslek hastalıklarına maruz kalmaktadırlar.

Son olarak altını çizmek gerekirse genel olarak çocuk işçiliği ve ölümleri yaz aylarında artmaktadır. Bunun nedeni de kalıcı çocuk işçilerin yanına harçlığını çıkarmak için hemen hepimizin çocukluğunda yaz aylarında yaptığı oto kaportacı, berber, inşaat, depo, esnaf vb. yanında çalışma ya da simitçi, boyacı, sucu, mendilci vb. olma hali ile çocuk işçiliğin kat be kat genişlemesidir.

13 yaşındaki kimya işçisi Ahmet Yıldız’ın plastik enjeksiyon makinesine sıkışarak can vermesi, hastaneye trafik kazası geçirdi diye getirilmesi ve işverenine açılan davada 30 bin 40 TL ceza verilmesi, bunun 24 taksite bölünmesi Türkiye’de çocuk işçiliğin özetidir…

 (devam edecek…)

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*