Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » 20 Şubat’ta Ankara’ya !

20 Şubat’ta Ankara’ya !

Devletin TEKEL işçilerine verdiği 28 Şubat limiti yaklaşırken, 65. günü deviren direnişte kararlılık ve burjuvazinin tüm taktiklerine karşı uyanıklık zorunluluğu gitgide daha yaşamsal bir hal alıyor.

Dikleşen yokuş

Direniş, Erdoğan’ın tam bir neoliberal gözüdönmüşlükle savurduğu tehditlerin, Valiliğin 4. kezdir gönderdiği tebligatın gösterdiği üzere, işçi sınıfının hiç de yabancısı olmadığı zorbalık yoluyla dağıtılma riskiyle karşı karşıya. Direnişi bütün işçi sınıfı için taşıdığı anlam ve önemle birlikte sahiplenen öncü işçilerin, devrimci güçlerin sendikaların çizdiği sınırları aşarak eylemin yolunu açma çabaları, bu engelleri yıka yıka yaşam bulacak.

Fakat bu, sermayenin ne tek silahı, ne de kullanmayı bildiği tek silah. Direnişin yarattığı özgüvenin işçi sınıfının en geniş kitlelerine mal olması ve TEKEL’in mücadele yolunun “tek yol” olarak benimsenmesi tehlikesi karşısında ne denli gözüdönmüş olursa olsun, burjuvazinin başka araç ve imkanlara başvurmaması, onun cephesinden en akılsızca hareket olur. Uzayan ve belirsizliğin öne çıktığı direnişin işçiler içerisinde kaygıları da beslemeye başlaması bugün kolektif hareketlilik ana gövdede devam etse de sermayenin sahip olduğu imkanlardan biri. Nitekim, 1000’i aşan 4/C başvurularına ilişkin bilgiler yıldırım hızıyla medyaya taşınıyor ve düpedüz “direniş kırıcılığı” anlamına gelen bu duruma karşı sendikadan başvuruları engellemek için tek bir hareket gelmiyor!

Ancak ondan da önemlisi, sendikanın bugüne kadar öncü işçilerin tüm güvensizlik ve kaygılarına rağmen işçiler içerisinde sahip olduğu otoritesini direnişi içten oymak için kullanması ve taktiklerini buraya gitgide daha fazla odaklaması. Sendika, eylemi sahiplenen devrimci güçleri, öğrencileri… içten içe duyduğu rahatsızlığa rağmen “direnişin destek güçleri” olarak kabul etmek zorunda kaldı. Gerçekten de eylemin işçi sınıfı ve emekçilere, emekçi semtlerine vb. taşınmasında devrimci güçlerin azımsanmayacak bir rolü oldu. Sendikaların aldıkları kararların yaşam bulabilmesi için devrimci güçler bu kararları zayıf bulmalarına rağmen çaba gösterdiler ve daha ileriye taşımaya çalıştılar. Buna karşılık, Tekgıda-İş, işçilerin hoşnutsuzluklarını direnişe “Nereden çıktı bu” gözüyle bakan Türk-İş yönetimine doğru yönlendirmeyi pek zorlanmadan başardı. 17 Ocak mitinginin zirve noktasını oluşturan kürsü işgalinden duyduğu rahatsızlığa rağmen bunu dahi öncü işçilere dönük açık bir hesaplaşma konusu yapmadı.

Tabii ki bir yere kadar! Günler ilerledikçe, yokuş dikleştikçe, bir yandan direnişin vadesi 28 Şubat’a kesilip bir yandan da “belediyeler formülü” döndürülmeye başladıkça, sendika ağalığının rolü daha da belirginleşti. Direnişin zayıflıklarını içerden bilen ve açlık grevine başvurarak direnişi hareketlendirmeye çalışan öncü işçilerin eylemini daraltmak, devrimci güçlerin çadırkentteki pankart ve dövizlerini kaldırtmak, en sonu sendikaya muhalif bir öncü işçiyi kendi çakallarına dövdürtmek, daha işin başı sayılır. Direnişe ilişkin “referandum” konusu da eylemin zorlandığı noktada sendikanın şube başkanları üzerinden, işçilerin illere, bölgelere göre bölünmüşlükleri ve her şubenin kendi çadırına kapanması üzerinden ve birçok kirli yöntemle yürütülen içten çözme operasyonunun bir parçasıdır.

Sendika konfederasyonlarının baştan savdıkları 4 Şubat’tan sonra yaptıkları 20 Şubat çağrısı da onların uygulamasına bırakıldığı takdirde bir başka el ucuyla tutma örneği olmakla kalmayacaktır. Çağrı, tüm işçi ve emekçilere yapılmamış; sınırlı bir sendika yetkilileri kesimine seslenilmiştir. Dahası, bu bile örgütlenmemektedir! 17 Ocak direnişin içerisinde kürsü işgali ile birlikte bir zirve iken, 20 Şubat’ın TEKEL işçilerinin özgüvenini yükseltmek yerine zayıflatmasına oynanmaktadır.

TEKEL’in öncü işçileri, devrimci güçlerle etkileşim halinde yayınladıkları çağrılarda, imza metninde, eylemin somut ve elle tutulur kazanımlarla sonuçlandırılması için kendilerini ortaya koydular. Bu tayin edici zamanda sendikanın bir eklentisi olmak yerine, işçi sınıfının iradesini bu çağrılarla, devrimci güçlerle birlikte eylemlere katılarak ortaya koydular. Sendikayı rahatsız eden ve saldırganlığa iten de bu oldu. Ancak öncü işçilerin de tıpkı devrimcilere yönelik demagojiler gibi sendikanın artan kuşatması ile karşı karşıya oldukları koşullarda daha fazlası gereklidir. 20 Şubat, en başta sendikaların kısıtlamaya çalıştığı katılımı artırarak, coşku ve özgüveni yükseltmeyi hedeflemelidir. TEKEL direnişi, içteki tüm zorlanmalarına rağmen işçi ve emekçiler için umut ve dayanışma kaynağı olmaya devam ediyor. Bu değerlendirilmeli; sendika ağalarına direnişi içerden çözmenin kolay olmadığını göstermek, direnişin moralini daha da yükseltmek için 20 Şubat mutlaka yüksek bir katılımla zorlanmalıdır. Bu emek, direnişi çözmek, hatta “referandum” gibi yollarla işçilere çözdürmek için fırsat kollayan sendika ağalığının devrimci güçlere yönelik beylik ancak etkisi küçümsenemeyecek propagandalarını boşa çıkarmanın bir fırsatı olacak; öncü işçilerin iradesini daha da bilemelerini ve direnişçiler içerisindeki etkilerini büyütmelerini sağlayacaktır.

Kitlesel ve başı dik bir 20 Şubat, sendika ağalarına ve oyunu aynı zamanda onların üzerine kuran burjuvaziye karşı TEKEL’in sert tokadı olmalıdır!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*