Anasayfa » GÜNDEM » 19 Aralık: Unutmadık unutturmayacağız

19 Aralık: Unutmadık unutturmayacağız

Ne demişti dönemin Başbakanı Ecevit “IMF programını uygulayabilmemiz için bu operasyonları yapmamız gerekiyordu.”

IMF programıyla hapishanelerin ne alakası olabilir diye soruyor musunuz? Kriz ve yeniden yapılanmanın iç içe geçtiği, tekelci burjuvazinin artık sürdürülemez hale gelmiş eski rejimi neoliberalizme uygun olarak yeniden stratejik bir temelde değişime soktuğu bir dönemde yapıldı bu saldırı. Neoliberalizm içerde, dışarda her yerde yaşamı hücreleştirmek demektir. O, toplumu, sınıfları bireye doğru parçaladığı, herşeyi kutsal bireyle başlatıp onunla bitirdiği, “sınıf ve toplum diye bir şey yoktur” dediği için hapishaneler de bu ideolojik, siyasal yapıya uygun olarak hücreleştirildi. F’ler sadece, basitçe bir mimari yapı değişikliği değildir. O, ideolojik, siyasal hattına uygun bir mimari ve yardımcı tretman araçlarıyla tutsakları dönüştürecek, teslim alacaktı. Kürt ulusal hareketi devrimci paydadan reformist paydaya alınmış, o kesitte Kürt sorunu çatışmasız bir alana çekilmiş; dağıtıcı ve tasfiyeci bir dönem açılmıştı. Tekelci sermayenin neoliberal dönüşüm için önündeki en büyük engel olarak Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) kalmıştı. “Hayata dönüş” TDH’yi tasfiye operasyonu olarak devreye sokuldu. Böylece TDH’nin direnme ve savaşma kapasitesinin önemli dayanaklarından biri ortadan kaldırılmış olacaktı. Hesaplar bu yöndeydi.

Karanlığı yırtan bir çığlık yükseldi o gece gökyüzüne… “OPERASYOOOONN…” Dalga dalga yayıldı ses, malta’nın (cezaevi avlusu) bir ucundan diğerine. Karanlık bile utandı, açmamak için gözlerini, sıkıca bastırdı ellerini yüzüne. Görmek istemedi yaşanacak olan vahşeti. Dört koldan kuşatmışlardı. Binlerce zebani sarmıştı her yanı, bunu gören kuşlar, kanatlarında haber saldı dört bir yana. O Gün 19 Aralık’tı…

Henüz kurumamışken Ulucanlar’da ellerine yapışan kan, yeni katliamların hesabını yapıyordu karanlıklar ve zalim krallıklar ülkesinin efendileri. Fetva verilmişti bir kez; yaşayabilsin diye kanla beslenen krallıkları, aranan kan devrimcilerin bulunduğu cezaevlerinde bulunmuştu. Aylar öncesinde yaptıkları hazırlıkların da artık sonuna gelinmişti.

“Yaşadıklarımız hayat serüvenimizde başımıza gelen bir trafik kazası değil sonuçta. Durgun gökte çakan şimşek değil. Bunun olacağını biliyorduk. Daha bir yıl önce en azından ben bunu pratikte yaşamıştım, neyle karşılaşacağımın farkındaydım. Ona rağmen tecrübe de bir yere kadar. Yaşanılan vahşet karşısında tutsağı ayakta tutacak olan şey tecrübe değil, sosyalist bilinç ve direnme iradesi, sınıf kinidir. İşte bunu tecrübe ettik!…”

diye anlatıyor bir devrimci tutsak operasyonu.

Uzun süren işkenceler, yılları bulan hapis cezaları da devrimcileri teslim almalarını sağlayamamiştı. İdeallerine sadık kalmaları, boyun eğmemeleri, düşmanın karşısında her daim dik durmaları, kudurtuyordu sermaye diktatörlüğünü.

İşçi sınıfı ve emekçiler cephesi sıkıntılı bir süreçten geçiyordu. Devletin uyguladığı şiddet ve estirdiği terör, toplumun geniş kesimlerini adeta teslim almış, daha diri bir duruş sergileyen devrimci cephe de ise kan kaybı devam ediyordu. Bunun üzerine bir de Kürt ulusal hareketi geri çekilip, düzenle barışmayı tercih edince mücadele safları ciddi oranda güç kaybına uğramıştı.

19 Aralık, tamda gelişmelerin alehimize işlediği böylesi bir dönemde -devlet de bunun farkındaydı- gerçekleşmiş olması, önümüzdeki süreçte çok yıkıcı sonuçlarla karşılaşacağımızın adeta habercisi oluyordu. Alehte gelişen bu sürecin etkilerine rağmen, burjuva diktatörlüğün gerçekleştirdiği tarihte eşine az rastlanır katliama, devrimci hareketin göstermiş olduğu bu destansı direnişle, düşmanın hedefine ulaşmasını açık bir biçimde geriletmiştir. Çünkü rejimin asıl hedefi, devrimci tutsakları teslim almaya yönelikti. Burada F tipi hücreler tali planda kalır, aslolan devrimcilerin devlet karşısında, gerçekleştirdikleri onurlu ve boyun eğmez tutumlarıdır. 20 hapishaneye aynı anda başlatılan operasyonla devrimcileri yaktılar, kurşunladılar, bombaladılar ancak teslim alamadılar.

Her türlü savaş aracına sahip burjuva devlet güçleri karşısında, devrimcilerin düşmana karşı kullanabileceği bir tek yürekleri vardı ellerinde. O yürek ki, binlerce bomba ve en gelişmiş silahlarla gerçekleştirilen saldırıya üç gün üç gece direnmesini bilmiştir. 28 devrim savaşçısının bu çarpışmada ölümsüzleşmesi ve yüzlercesinin yaralanması da devrimci iradeyi kıramamıştır. İşçi sınıfı ve emekçi halklar bu büyük direnişte kendilerini devrim ve sosyalizm davasına adayan ve bu uğurda ölümsüzleşen evlatlarını asla unutmayacaktır.

Tüm çabalarına rağmen, Aralık operasyonu, devletin “hayata dönüşünü” sağlamaya yetmemiştir, deyim yerindeyse yıktıkları duvarın altında kalmışlardır. Bu operasyonda, devlet ideolojik olarak, devrimci bilinç karşısında yenilgiye uğramıştır.

19 Aralık katliamının üzerinden geçen yıllara rağmen, devrimci tutsaklar üzerindeki baskılar artarak devam ediyor. Bugün hala hastane ve mahkeme gidiş gelişlerinde tutsaklar fiziksel saldırıya uğruyor. Sevkler esnasında tutsaklara insan onurunu kırıcı dayatmalar da bulunuluyor. Hücre cezaları, mektup ve yayın yasagı ise olağan bir hal almış. Aylarca süren görüş yasakları ile tecrit içinde tecrit yaşatılıyor. Son saldırısı ise havalandırmalar yerleştirlmek istenen ve hücrelerin üst katınıda gören kameralar…

İçerdekiler”, burjuva diktatörlüğün teslim alma ve inançlarından soyundurma saldırıları karşısında direnmeye devam ediyorlar. Devrim ve sosyalizm davasının bir mücadele alanı da cezaevleridir, dolayısıyla devrimci tutsaklar sınıf mücadelesinin gereği olarak üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiriyorlar. Onlar yaşamı güzellemeye devam ediyorlar.

Sınıf mücadelesinin önümüze koydoğu görevlere sıkı sıkıya sarılarak içerde ve dışarda omuz omuza yürüyecek, özgür bir dünyanın kapılarını birlikte açacağız.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*