Anasayfa » GÜNDEM » 15 Temmuz yazıları: Tekelci oligarşik sermayenin “seferberlik konseyi”…

15 Temmuz yazıları: Tekelci oligarşik sermayenin “seferberlik konseyi”…

146963156821215 Temmuz darbe girişimi ardından 18 Temmuz’da başbakan yardımcısı Şimşek ve Merkez Bankası başkanı Çetinkaya, Türkiye’deki küresel tekelci kapitalistlerle (YASED) ile bir görüşme yaptı.

19 Temmuz’da TÜSİAD bir açıklama yaptı. Açıklamada, tüm demokrasi vurgusu, doğal olarak, tekelci oligarşik sermaye organları ve programları için demokrasiden ibaretti. TÜSİAD başkanı Symes, darbe girişiminden sonra büyük bir kriz yaşanmamasını, “Türkiye’nin güçlü kamu mali disiplinine ve sermaye yapısı güçlü bir bankacılık sistemine sahip olmasına” bağladı. Böylece banka, borsa, tekellerin mali oligarşik hakimiyeti ve neoliberal mali disiplin programları, “demokrasi kahramanı” olarak sunularak, tekelci oligarşik sermaye için demokrasi anlayışının iç yüzü, bir kez daha gözler önüne serilmiş oldu.

TÜSİAD açıklamasının devamı da aynı minvaldeydi: “Demokratik düzenin tüm kurumlarının ve denetleyici ve düzenleyici özerk kurumların güçlendirilmesi, ekonomik dayanıklılığın daha da ileri bir seviyeye taşınmasında önemli rol oynayacaktır. Gayet iyi biliyoruz ki, çeşitli olumsuzluklara rağmen Türkiye yatırım için bir cazibe merkezi olma potansiyelini koruyor, bu potansiyeli güçlendirmek için gerekli reformlar belli ve bu reformların süratle hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz.”

İşte TÜSİAD demokrasisinin, banka, borsa, tekeller ve devletinin neoliberal kapistalist mali oligarşik diktatörlüğünün bir biçimi olarak neoliberal demokrasinin iç yüzü, bu birkaç cümlede bulunabilir. TÜSİAD’ın her zamanki isteklerinden “üst kurulların güçlendirilmesi”, ekonomi ve diğer neoliberal yeniden yapılandırma program ve politikalarının, biçimsel parlamenter demokrasi ve denetimin de dışına ve üstüne çıkarılması, banka, borsa, tekeller elinde çok daha dolaysız güç ve iktidar yoğunlaşması ve merkezileşmesidir. “Yatırım ortamının iyileştirilmesi”, sermaye birikimi üzerindeki her türlü biçimsel ve dolaylı engel ve denetimin de kaldırılması, sermayenin ekonomik ve siyasal kriz maliyetlerinin de işçilerin ve toplumun üzerine yıkılmasıdır. Sermayenin emekgücü, insan ve doğa üzerindeki azami hakimiyet ve yıkıcılığının, daha kolay, hızlı ve fiili biçimlerde sürdürülebilmesidir.

TÜSİAD başkanı, 18 Temmuz’da Hükümet, Merkez Bankası ve “yabancı” yatırımcılar arasında yapılan görüşmenin de bu doğrultuda bir adım olduğunu belirtti.

En sonu, TÜSİAD ve YASED’le birlikte yapılan bu ön belirleme ve anlaşmaların ardından, tüm büyük sermaye örgütlerinin ve Hükümet adına Ekonomi Bakanı Zeybekçi’nin katıldığı, “Güçlü Demokrasi, Güçlü Ekonomi, Hedef 2023” toplantısı yapıldı.

Bir tür “Sermaye Seferberlik Konseyi”nin oluşturduğu toplantıda, TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB, YASED, TİM, TMB (Müteahhitler Birliği), ASKON (Anadolu İşadamları Derneği), TÜMSİAD, TÜRKONFED, TÜRSAB (Turizm ve Seyahat), UNE (Nakliyat tekelleri), TESK başkanları katıldı.

Bu toplantıda, YASED ve TÜSİAD’ın hükümetle yaptığı ön görüşme sonuçları teyid edildi, tüm tekelci sermaye kesimlerinin ortak karar ve programı haline getirildi. Ekonomi Bakanı Zeybekçi, toplantı ve sonrasında yaptığı konuşmada, “15 Temmuz yaşanmasaydı, Başbakan başkanlığında Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısı yapılacağını, yatırım ortamıyla ilgili, bilinen bütün ezberleri bozacak kararların alınacağını, yeni yatırım teşviklerinin, ihracat teşviklerinin olacağını” söyledi.

10 Haziran’da TÜSİAD Başbakanla görüşüp “kararlı ve hızlı neoliberal reform” ve “yatırım ortamını iyileştirme” reçetelerini iletmiş, görüşmenin çok olumlu geçtiğini ve bir hafta sonra Ankara’da “çok daha kapsamlı” toplantıların yapılacağını açıklamıştı. Bir hafta sonra bu “çok daha kapsamlı toplantı” yapılmadı, fakat darbe girişiminden sonra, sermayenin istediğinden de fazlasını aldığı “büyük sermaye konseyi” toplantısıyla yapılmış oldu. Zeybekçi, bu toplantıda büyük sermayeye yatırım ve ihracat teşvikleri, vergi indirimleri, hukuki denetimlerin kaldırılması, bürokratik denetim ve engellerin azaltılması, Rusya vd ekonomik ilişkilerin hızlandırılması, vb yönünde tam güvence verdi.

27 Temmuz toplantısında, tüm sermaye kesimleri, ülke ve dünya çapında “yatırım ve finans çekme cazibesini ve serbestisini artırma ve -neoliberal- demokrasi imajını yenileme” seferberliğini Ağustos’un ilk haftasından itibaren başlatma konusunda anlaştılar. Burada bir kez daha neoliberal mali oligarşik kapitalizmin sosyal-ekolojik yıkım programları ile, neoliberal tekelci oligarşik sermaye için (ve sermaye kesimleri arası) demokrasisinin derin iç bağıntısını görüyoruz.

“Mutabakat” genellikle sanıldığı gibi yalnızca ve basitçe AKP’nin bir “imaj tazeleme” çabası değil, tüm büyük burjuva sınıf kesimlerinin iç mutabakatı ve ortak operasyonudur. CHP ve MHP’nin Saray’da ağırlanması, CHP ve HDP mitinglerine sola açılan düzen içi sübapı olarak izin verilmesi, AKP’nin tüm parti binalarına Mustafa Kemal posterlerini asması, Cumhuriyet gibi gazetelerin de “büyük uzlaşma” manşetleri, Nuray Mert gibi liberal aydınların yeni trend kokusunu alarak, “Batı Erdoğansız Türkiye istem ve dayatmalarıyla Türkiye’yi germekten vazgeçsin, Erdoğan da cadı avına girmesin” türünden yazıları, hepsi bu tekelci oligarşik sermaye operasyonunun birer ürünü ve parçasıdır. Biraz daha neoliberalize edilen biçimleriyle CHP ve MHP, ve biraz daha terbiye edilmek istenen biçimiyle, (neden Saray’a çağrılmadığından yakınan) HDP de bu büyük tekelci oligarşik sermaye operasyonunun entegre parçası haline getirilmektedir.

Reformist sol da, şimdi daha bir dört elle sarıldığı CHP ve HDP üzerinden, “Demokrasi Cephesi”, “Anti-faşist Cephe”, “İlerici Güçler” fantazileriyle bu büyük sermaye operasyonunun “soldan” realize edilmesinde rolünü oynamaktadır. Daha büyük cadı avları, OHAL tehdit ve sopası ile neoliberal yönetişim demokrasisi parantezi içinde, bir tekelci oligarşik sermaye hegemonyası bağımlısı ve altlığı haline gelmeyi “yüksek politika” sanmaya devam etmektedir. AKP-Erdoğan’ın idealize ettiği, “herkes için ve sınıflar üstü” sandığı burjuva demokrasisi, dahası onun da en geri ve güdük neoliberal muhafazakar biçimi içinde bir “anomali” olarak gören ve ufku “düzeltilmiş demokrasi” fantazisini burjuva neoliberal yönetişim mekanizmaları içinden realize etmenin ötesine geçmeyen, çürümüş bir soldan daha fazlası zaten beklenemez.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*