Anasayfa » GÜNDEM » 15 Temmuz yazıları: “Ne Darbe Ne AKP” sloganında kim ne kadar samimi?

15 Temmuz yazıları: “Ne Darbe Ne AKP” sloganında kim ne kadar samimi?

_90426431_gettyimages-576530948“Ne Darbe ne AKP!” Toplumsal muhalefetin geniş bir kesimi, bir darbe girişimi olduğunu öğrendikten sonra -ancak bazıları epey sonra, darbe girişiminin başarısızlığa uğrayacağı belli olduktan sonra- bu ya da benzer sloganlarla ilk tutumunu yayın organları manşetlerine koydu.

Slogan Darbeci çakalların ve AKP’nin “demokrasi” çakallığının her ikisine karşı tutum alması açısından kuşkusuz gerekli ve doğru. Ancak toplumsal muhalefetin ikisine de hayır demenin ötesinde, kendisinin sürece nasıl müdahale etmesi sorusuna kendi başına yanıt içermediğinden yeterli değil. Buna geleceğiz.
Bir askeri faşist darbenin ne anlama geldiğini en iyi sol bilir, AKP’ye her durum ve koşulda tavır almak da zaten solun en güçlü refleksidir, derdik ama…

Ne yazık ki “ne Darbe ne AKP” yaklaşımı AKP muhaliflerinin en azından bir kesimi açısından hiçbir samimiyet ve ciddiyet içermiyor. Biçimsel ve göstermelik.

Küresel bir kamuoyu araştırma sitesinin darbe girişiminin ilk 3 gününde 2500 kişiyle yaptığı ankette, darbeyi destekleyenlerin oranı yüzde 18. Bunların önemli bir bölümü de mutlak bir AKP-Erdoğan paronayası dışında gözü hiçbir şey görmeyenler. Solun hiçbir kesimi kuşkusuz açık darbe destekçiliği yapmadı, ancak kendi ortamları ve sohbetlerinde darbe girişimini öğrenince içten içten sevinip başarılı olmasını dileyenler de az değildi.

Ancak resmi tutum değil de, iç dilek olması, bunu daha az masum kılmıyor. Tam tersine, bu kesimlerin resmi açıklamaları daha samimiyetsiz, daha ciddiyetsiz, daha tehlikeli kılıyor. AKP-Erdoğan totem ve tabusu, bunun dışındaki her türlü işçi sınıfı ve özgürlük düşmanına; tekelci burjuvaziye, ırkçı-faşistlere, darbeci faşistlere vb bile hayırhah yaklaşımlara varabiliyor. Daha önce de Erdoğan’a karşı Ekmeleddin’i destekleyenler, AKP’ye karşı bir CHP-MHP-HDP koalisyonu hayal edenler olmuştu, bugün de Erdoğan’ı başkanlık ve anayasa konularında destekleyeceği düşünülen Bahçeli’ye karşı Meral Akşener’den medet umanlar var. ABD’den, AB’den, Rusya’dan, Esad’dan medet umanlar var. Suriyeli mültecilere karşı ırkçı-faşist linç kampanyası yürütünlere bile, AKP-Erdoğan’a karşı göründükleri için hayırhah yaklaşanlar var.

Tipik bir yaklaşım da şu: “Ne darbe ne AKP” deniyor ama, darbeye şöyle bir değinilip geçiliyor. Sol site, yayın ve sosyal medya ortamlarında, durmaksızın AK çetelerin askerlere kafa kesme, linç, işkence görüntü ve hikayeleri anlatılıyor. Darbe girişimi sırasında ölen 140 sivilin çok büyük bölümü, tanklar tarafından ezilerek, askeri helikopter, zırhlı araçlar ve askerler tarafından ateş açılarak öldürülenlerdir; bunlardan hiç bahis yok. Yüksek subayların tutuklanıp işkence görmesine üzülünüyor, evet işkenceye ilkesel olarak karşıyız, ancak Robovski’nin, Kürt halkının katillerine, sayısız sıradan erin katiline (TSK’de her yıl onlarca er intihara sürükleniyor) üzülmek bize düşmez. Darbe ister “Erdoğan tezgahı” ilan edilsin ister gerçek, darbenin kötülüğü de yalnızca ve basitçe yine AKP-Erdoğan üzerinden açıklanıyor, ve adeta meşrulaştırılmış oluyor. Oysa Türkiye gibi ülkelerde ordunun darbe girişiminde bulunması için, illa bir AKP-Erdoğan’a gerek yok: Şiddetlenen sistem ve rejim/devlet krizi, ABD ve büyük burjuvazinin sınıfsal-siyasal tehdit algıları, hatta bazen yalnızca ordunun kendi statü ve ayrıcalıklarına dönük tehdit algısı yeterli olabilir!

Bu kesimlerin elinin altındaki, çevresindeki, işçilere, gençlere TSK’nın ve askeri-faşist darbenin ne olduğunu ısrarla yeniden anlatmak gerekir. 12 Eylül’ü anlatmak gerekir, kirli savaşı anlatmak gerekir, 28 Şubat’ı (Erbakan’ı hedefliyor göründü, ama Suriye ile savaş teyakküzü ile Öcalan’ın yakalanışına, Kürtlere ve devrimcilere karşı cadı avına dönüştü!) anlatmak gerekir, F tipi katliamını anlatmak gerekir, TSK merkezli ulusalcı-faşist Cumhuriyet mitingleri harekatını (Hrant Dink ve sayısız başka katliam ve saldırı organize ettiler) anlatmak gerekir, Mısır Sisi darbesini (Mursi ve İhvan’a karşı yapılmış göründü ama tüm sola ve işçi sınıfına karşı cadı avına dönüştü, grevler yasaklandı ve grev yapan işçilere ateş açıldı) anlatmak gerekir, Roboski’yi anlatmak gerekir, Kürdistan’da top ve füze atışına tutularak yakılıp yıkılan şehirleri, öldürülen 6 binin üzerinde sivil Kürtü, sokakta 7 gün alınamayan anne cesetlerini, buzdolabında saklanan çocuk cesetlerini anlatmak gerekir… Silahlı Kuvvetler Vakıflarını, OYAK’ı, savunma sanayi ve silah-inşaat ihalelerinden kar ve hisse paylarını, emekli yüksek subay bürokrasisinin tekelci şirketlerin yönetim kurulu üyelikleri ve işbağlama danışmanlıkları ile rant paylarını anlatmak gerekir.

Şunun için de anlatmak gerekir. AKP bunları yalnızca kendine karşı darbecilikten yargılayıp mahkum edecek. Yoksa 12 Eylül ve devamcılığından, kirli savaştan, Kürt halkının katledilmesinden, Roboski’den, Hrant Dink’in öldürülmesinden, F tipi katliamından, halka karşı işledikleri sayısız başka suçtan değil. Bu yüzden AKP’nin bunlara yağdırdığı cezalar ne olursa olsun bu gerçek bir yargı olmayacak ve ileride tekelci burjuvazinin ihtiyaç duyduğu koşullarda yeni darbe girişimlerini ortadan kaldırmayacak. TSK’yı işçi sınıfının ve Kürt halkının bir celladı olmaktan çıkarmayacak.

Liberal sol: Çürümenin sınırı yok!

Liberal sol ise “ne … ne de…”nin yeniden AKP ve “sivil toplum demokrasisi” tarafına yazılıverdi. (DSİP’in Vatan Partisi ile burada buluşuvermesi, çürümenin sınırı yok dedirtiyor.) “Asker vesayeti”ne karşı canıgönülden AKP’yi desteklediler, “Yetmez ama Evet” dediler, sonra “AKP-Erdoğan vesayeti”ne muhalefet yaptılar, en sonu darbe girişimi karşısında dehşete düşüp yeniden AKP hegemonyasında “katılımcı, müzakereci, çoğulcu, sivil toplumcu demokrasi” trollüğüne adım attılar. AKP, CHP, HDP, MHP darbeye karşı ortak bildirge yayınlamışlardı, halk darbeye karşı tankların üstüne yürümüştü, sonra demokrasi şenlikleri başlamıştı, bundan iyi yumaşama ve demokratikleşme fırsatı mı olurdu? Ve tabii AKP-Erdoğan’a liberal dilekçeler: Başkanlığı zorlayıp yeniden toplumu germesin ve kutuplaştırmasın, diğer meclis partilerini de kaale alsın ve katılımını sağlasın, Kürt hareketiyle yeniden müzakare sürecini başlatsın, düşünce ve basın serbestliğini sağlasın, IŞİD ve benzeri çetelerle arasına daha ciddi mesafe koysun ve mücadele etsin, dinci-gericiliği (özellikle eğitimde) biraz budasın ve laikliği gözetsin, vb.

Bu tür liberal demokrasi dilekçeciliği reformist sol ve basının da önemli bir kesiminde görülüyor.
Darbeye karşı demokratikleşme olanak ve dinamiklerini doğurduğu iddia edilen duruma bakalım. Ortada, uzaktan yakından “darbeye karşı aşağıdan demokratik halk inisiyatifi” gibi bir durum yoktur. İki burjuva, aşırı gerici ve aşırı bürokratik devlet gücünün iktidar çatışması vardır. Kitlelerin sokağa çıkışı, aşağıdan demokrasi inisiyatifi değil devletin en tepesinden aşağıya; Cumhurbaşkanlığı, Hükümet, MİT, Polis, Dinayet, Belediyeler, Medya, Bilişim Dairesi… bürokratik bir organizasyonudur.

Hükümet, medya, sosyal medya, cep telefonu, camiler, belediyeler ve sayısız yöntem ve araçla yapılan bürokratik resmi çağrı ve organizasyonlarına, AKP teşkilatları, belediyeler ve kamu daireleri katılımı zorunlu tutmasına karşın, sokağa çıkan ve “demokrasi (bürokrasi) nöbeti”ne katılanların sayısı, AKP seçim mitinglerine katılanlardan bile çok daha düşük kaldı. Sokağa çıkan sivil kitlelerin başını çeken de AK çetelerdi. Kuşkusuz “gönüllüleri” de göz ardı edemeyiz. Ancak sokağa çıkanların sayısı da niteliği de belliydi. Sokağa çıkanların kendi Sunni, Müslüman, Türk, erkek tekçi egemenliği ve ayrıcalıklarını korumak ve artırmak dışında en ufak bir demokratik talepleri bile yoktu. Teslim olan erlere IŞİD usülü kafa kesme, kamçılama gibi işkenceler uyguladılar. Çok sayıda şehirde, Kürt, Alevi, Suriyeli mülteci mahallelerine, devrimci ve demokratlara linç saldırılarında bulundular, cemevi ve kiliseleri taşladılar. “Demokrasi (bürokrasi) nöbetleri”nde, bırakalım “aşağıdan”ı, burjuva anlamda bile en ufak bir demokrasi dinamiği yoktur. Tersine, burjuva demokrasisi enkazının, “darbeye karşı düzenin yeniden tesis ve tahkimi” çerçevesinde, biraz daha budanması eğilimi vardır.

AKP’nin şimdi darbe karşıtlığı ile realize ettiği büyük çaplı operasyon, gözaltı, işten atma dalgası da, “FETÖ”cülerin ötesinde, Kürtleri, Alevileri, solu ve toplumsal muhafeleti, öncü işçileri hedefliyor. Anayasadan başkanlığa, idamın yeniden getirilmesine, Gezi’de Topçu Kışlası ve caminin gündemleştirilmesine, kamu ve özel işyerleri, okullar, üniversiteler, sosyal medyada “büyük tasfiye ve sıkı düzen” hedefliyor. Her türlü direniş ve sokak hareketine karşı da kolayca sokak terörizasyonuna sevk edilecek bir çekirdek sokak mobilizasyonu gücü de oluşturmuş durumda.

“Ne Darbe Ne AKP”den burjuva demokrasisi mi çıkar?

Ne askeri darbe, ne de AKP’nin “demokrasi (bürokrasi) nöbetleri”, işçi sınıfı, Kürt halkı, kadınlar, Aleviler, lgbtiler, mülteciler, gençler için en ufak bir özgürlük ve demokrasi kırıntısı içermemektedir. Ancak ne yazık ki, belli kesimler öne çıkardığı bu sloganda bile yeterince samimi değildir, içten pazarlıklıdır. Arka planında darbe girişimine başarı dilekleri, ya da AKP’nin “parlamenter ve sivil demokrasi” vitrininden bir şeyler çıkarma beklentileri bile az değildir. Çünkü bu tür bir liberal-reformist halkçı/ezilenci muhalefet sermaye egemenliğinden, düzenden, “düzeltilmiş demokrasi” hayallerinden bağımsız değildir. Çünkü “darbe ve AKP” burjuva cellatlık ikileminin karşısına burjuva neoliberal demokrasisi “alternatifi”nden başka bir şey koyamamaktadır. Katılımcılık, çoğulculuk, yerel ve bölgesel özerklik, sivil toplum organizasyon ve kampanyaları, kamuoyu yönetişimi, vd burjuva tekelci oligarşik sınıf egemenliğini ortadan kaldırmaz, daha geniş temellere oturtur ve güçlendirir, işçi sınıfı ve ezilen kesimlerin hak ve özgürlüklerini burjuva mali oligarşik sınıfın azami kar ve egemenliğine bağımlı kılıp içini boşaltır ve yeni güç ve kontrol biçimleriyle budamaya devam eder, kitlelerin siyasetteki yerini yine boyun eğme ve rıza ile sınırlandırır. Yani bu tür bir demokrasi mücadelesi anlayışı, emeğin, doğanın ve insanlığın kriz ve yıkımına değil, burjuva mali oligarşik egemenlik sisteminin krizine “çare” olduğuyla kalmaktadır. Burjuva neoliberal demokrasinin derinleşen krizi ve burjuva neomuhafazakar iktidarların bunun da gerisine gitmesine karşı, ulusalcı veya liberal halkçı/ezilenci demokratik siyasal bilinçle karşılık verme çabası, doğan boşluğu (liberal jargonda: “demokrasi açığı”), burjuvazi adına doldurma ya da örtmeden öteye geçmemektedir.

Sonuçta, bu gömlekde uzlaşmaz sınıf karşıtlığına bol geldiğinden, bir yanda burjuva demokrasisinin kriz ve sefaleti derinleşmekte, sarsıntıdan sarsıntıya giren düzenin yeniden tesis ve tahkimatı her seferinde daha büyük güç ve baskı kullanılarak yapılmakta, diğer yanda bu daralan cendere içinde, yine neoliberal post-modern görelilik demokrasisi çerçevesinde, bu gibi burjuva güçler ve eğilimlerden birine veya ötekine açık-örtük yedeklenme ya da farazi dilek ve beklentilerin ötesine geçilememektedir. Böylece soldaki “Demokrasi Cephesi”nin daha ilk sınamasında, burjuva neoliberal demokratik reformist iç yüzünü, düzen içi “onarımcı” sınırlarını ve kuşkusuz iflasını görmüş oluyoruz.

15 Temmuz Darbe girişimi,burjuva devletin kendi içersinde kılıçların birbirlerine çekilmesiydi. Şimdiden görüldüğü gibi, faturası yine işçilere, emekçilere, Kürt halkına, toplumsal muhafelet güçlerine, devrimci ve sosyalistlere çıkartılmak istenecek. Devletin yalvar yakar sokağa çıkarmaya çalıştıklarının sayısı da niteliği de belli. Bu kaos içerisinde biz kendi sınıf gücümüze güvenmeliyiz. Ne darbeden ne bu güne dek yaşanan barbarlıktan hoşnut olmayan milyonlar olarak kendi sınıf çıkarlarımız için kenetlenmeliyiz.Metal direnişinde, Haziran direnişinde dün bunu başardık. Bu gün ve yarınlarımız için bunu yine başarabiliriz.Ellerinde Devlet, silah, it, MIT, Medya, iletişim ulaşım vs vs tüm araçlar ve güç olduğu halde adeta ´´bize´´ sokağa çıkın diye yalvaran bir iktidarın zavallılığı karşısında tüm korku ve endişeler yerle bir olmalı.

“Ne Darbe ne AKP” sloganı gerçek ciddiyet ve tutarlılığını, tamamlayıcısı ve çıkış noktasını, ancak sosyalist devrimci işçi konseyleri demokrasisinde bulabilir. İşçi sınıfının sınıf olarak demokrasi özlemi, öz irade ve eylemleriyle yaşamlarıyla ilgili kendi kararlarını alma ve uygulama mücadelesi olarak burjuva demokrasisinin içerisine sığmaz. Burjuva demokrasisinin sosyalist işçi demokrasisiyle aşılmasını gerektirir. Bu da bir işçi konseyleri devrimini şart koşar. Sosyalist işçi demokrasisinin ayrımı, bürokratik ve parlamenter değil, emekçi yığınların devrimci öz karar ve eyleminden, olağanüstü tarihsel inisiyatifinden doğması ve konseyler demokrasisi biçiminde örgütlenmesidir.

Darbeci çakalların yapmaya çalıştığı gibi bir takım devlet iktidarı kurumlarının tepeden ele geçirilmesi değil, sömürücü, köleleştirici, özgürlük düşmanı tüm burjuva kurum ve ilişkilerin aşağıdan ve sonuna kadar yıkılmasıdır. AKP çakallarının yaptığı gibi başı sıkışınca kendi özel ayrıcalıklarını korumak için kitlelerin bürokratik emir-komuta altında sokak mobilizasyonun organize edilmesi değil, milyonlarca işçinin, kent ve kır yoksulunun kendi gerçek sınıfsal-toplumsal devrimci özlemleri, en başta da sınırsız özgürlük özlemi için tarihsel inisiyatifidir.

Bunun tarihsel-diyalektik dinamikleri, burjuva demokrasisinin dünya çapında ve Türkiye’de her gün yeni sarsıntı ve çatışmalarla açığa çıkan kriz ve sefaletinde yatmaktadır. Burjuva demokrasisinin önceki geleneksel biçimlerinden sonra, daha da geriye gitmiş neoliberal versiyonlarının da derinleşen krizi ve dikiş tutmaz hale gelmesi, özünde: 1- Toplumun üretken güçlerinin gelişmesi ile burjuva mali oligarşik üretim ve egemenlik ilişkileri arasında büyüyen bağdaşmazlığın, 2- Uzlaşmaz sınıf karşıtlığının keskinleşmesinin, ifadesidir. Tepedeki çakallar çatışması, sadece bu asıl uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal çelişkilerin keskinleşmesi karşısında acizliğin, bunu engellemek için çırpınma ve korkularının ifadesidir.

Bir yorum

  1. helal insanların içini okuma kabiliyeti de kazanmışsınız bir falımıza bakın da devrim ne zaman olacak onu da söyleyin bari

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*