Anasayfa » GÜNDEM » 15 Temmuz yazıları: Askeri darbenin başarısızlığının arka planı

15 Temmuz yazıları: Askeri darbenin başarısızlığının arka planı

Bir yıl sonra yeniden…

4709403-620x412Askeri darbe girişiminin oldukça geniş bir organizasyon ağına ve plana sahip olmasına karşın bunun büyük bölümünü harekete geçiremeyerek başarısız olmasında iki neden ağır basıyor.

Birincisi, ABD ve Türkiye tekelci oligarşik burjuvazisinden beklediği desteği bulamamasıdır.

İkincisi, Genelkurmayın, anlaşıldığı kadarıyla bir Kuvvet Komutanı dışında AKP-Erdoğan ile uzlaşmasına bağlı kalması, darbe organizasyonunu üstlenmediği gibi iştirak da etmemesidir.

Ancak her iki etken de ilk elde düşünülebilecek olandan daha karmaşık tarihsel bağıntıları kapsıyor.

ABD darbeyi desteklemedi. Ancak çok önceden istihbaratına sahip olduğu TSK’daki cunta organizasyonlarını, AKP-Erdoğan’a Ortadoğu politikalarında bir balans ayarı vermek için şantaj aracı olarak kullandı. Nitekim daha 7 Kasım seçimlerinin hemen sonrasında, ABD’den AKP aklını başını devşirmezse darbe olabileceği türünden yarı-resmi denilebilecek (bu tür açıklamalar genellikle ABD istihbaratının lojistik yan kurumları olan tink-tank örgütü ya da uzmanlarına yaptırılır) açıklamalar gelmeye başlamıştı. En son Mart ayında, daha önce Bush yönetiminin Ortadoğu danışmanlığını yapmış olan önde gelen neocon bir Ortadoğu uzmanı, “Türkiye’de darbe olasılığı yüksek. ABD bu tür bir darbe olursa eleştirir ama oluruna bakar” türünden bir açıklama yapmıştı.

AKP-Erdoğan’ın dış politika çizgisinde yaptığı son düzenlemeler, Rusya, İsrail, Mısır’dan özür ve uluslarası anlaşmalar, Esad’la görüşmelerin başlatılması, ABD-Rusya’nın ortaklaştığı tarzda IŞİD, Nusra ve diğer bazı dinci çeteleri terörist olarak tanımlaması, ve mülteci sorununda AB programını kabul etmesi (mültecilere Uluslar arası mülteci haklarını tanımadan kısmi vatandaşlık vaadi) ile darbe girişimi arasında doğrudan ya da dolaylı bir bağlantı olsa gerek.

Emperyalist kapitalist güçler AKP-Erdoğan’dan dış politikada (ve belki iç politikada da bilmediğimiz) istedikleri balans ayarlarını yapmaya zorlayıp, bilgisine sahip oldukları ve baskı ve şantaj aracı olarak kullandıkları darbe organizasyonunu “son kullanma tarihi” geçtikten sonra yüzüstü bırakmış, desteklememiş görünüyorlar.

Tabii bu darbeyi ABD’nin örgütlediği filan anlamına gelmez. Yalnızca, emperyalist politikanın en büyük silahlarından biri olan istihbarat kapasitesiyle bildiğini, bildiğini hissettirdiğini, ancak somut bilgisini vermediğini ve şantaj aracı olarak kullandığını gösterir.

AKP-MİT de büyük olasılıkla TSK içinde kaynayan kazandan haberdardı. Yaygınlık ve muhtevasını, güç ve kapasite düzeyini ise bilmiyordu. Nitekim darbe girişimden sonra, harekete geçmiş, tereddüt etmiş veya harekete geçmemiş olsun TSK cunta şebekelerinin kapsam ve düzeyinin (bir kuvvet komutanı, bir ordu ve bir donanma komutanı, çok sayıda kolordu komutanı ve tümen komutanı; toplamda 50 general 200 albay), ve bunlar içinde yer alan bazı isimler (Cumhurbaşkanın albay yaverleri, vb) ve kurumların (Harb Okulları vb) AKP ve MİT’i bile hayret ve dehşete düşürdüğünü gördük. Burada devreye ikinci etken giriyor.

Genelkurmay ABD’den yeşil ışık almadığı, muhtemelen son dönem içinde AKP ile yaptıkları uzlaşma anlaşması, kirli savaş ve Ortadoğu politikasındaki düzenlemeler ile devlet ve politikaları içinde yeniden yükselen forsundan hoşnut olduğu, diğer taraftan TSK’nın kendi içinde yaşanan güç çekişmeleri nedeniyle (muhtemelen herkesten iyi bildiği) cunta organizasyonlarında yer almadı ve darbeyi de onaylamadı. Bu yüzden cuntacılar ilk Genelkurmayı enterne etmek zorunda kaldılar ki, bu da darbenin başlangıcı gibi sonu oldu.

Sonu oldu çünkü, yalnızca TSK’nın değil, Türkiye devletinin ve hatta toplumunun aşırı bürokratik-merkeziyetçi, aşırı hiyerarşik, aşırı şefçi-tepedenci yapısı nedeniyle, bir darbe harekatı olduğunda her düzeyden askerin de, darbe tehdidi altındaki hükümetin de, medyanın da sivillerin de ilk baktığı Genelkurmay merkezli olup olmadığıdır. Darbenin Genelkurmay merkezli olması, yalnız ordunun blok hareketi anlamına gelmez, aynı zamanda “daha da yukarısı”, yani ABD tarafından da desteklendiği anlamına gelir.

Gerçekten de darbe girişiminin ilk 2 saatinde, medya gayet nötr (darbeye karşı en ufak bir kınama yok), hükümet pısmış, Erdoğan’ın sıvıştığı yerden sesi soluğu çıkmıyor, polis askere direnmiyor hatta zırhlı araçlara yol açıyorken, hepsinin en büyük korkusu darbenin Genelkurmay merkezli olmasıydı. Bu ilk iki saatte ne hükümet, ne medyadan bir “demokrasi”yi ya da “milli iradeyi savunma” lafzı duymadık. Hepsinin sindikleri yerden durmadan sordukları “Genelkurmay mı?” sorusuydu. Darbe Genelkurmay merkezli olsaydı, hepsi ortadan sıvışacak bir panik hali içindeydiler. Muhtemelen polis bile karşı koymayacaktı.

Ancak darbenin Genelkurmay emir-komutası altında olmadığını öğrendikten sonradır ki, sevinçten zıplayacak gibi oldular, polise saldırı emri verdiler, AK çete ve kitleleri sokağa çağırmaya cesaret edebildiler. Bu o kadar barizdi ki, darbeyi darbe olduğu için değil, Genelkurmay emir-komutasında olmadığı için gayrı-meşru/korsan/anti-demokratik ilan edebildiler.

Genelkurmay AKP ile “iktidar bloğu” uzlaşmasına bağlı kaldı. Bu uzlaşma sonucu, Silivri’ye tıkılmış generaller ve albaylar alel acele serbest bırakılmış, bir kısmı eski muzavvaf konumlarına iade edilmişti. TSK’ya “dokunulmazlık” gibi hak ve statüler tanınmıştı. Kirli savaş sürecinde ordunun devlet iktidarı içindeki forsu ve etkisi yeniden artmaya başlamıştı. Ordunun dış politika ve harekatlar konusundaki kararlarda ağırlığı, hatta belirleyiciliği artmıştı.

AKP’nin muhtemelen haberdar olduğu ancak cemaatçilerle sınırlı düşündüğü darbe eğilimini bastırmak için TSK içindeki cemaatçilere operasyon baskısı da Genelkurmay tarafından engelleniyordu. Genelkurmay muhtemelen, TSK’nın devlet iktidarı içinde gücü ve etkisi yeniden yükselmeye başlamışken, bir kez daha çizdirmemek için, daha önemlisi de, TSK içinde yalnız cemaatçilerle sınırlı olmadan, eski Ergenekoncular ve daha da ötesinde kaynayan kazanlar nezdinde karizmayı çizdirmemek için, operasyonlara izin vermedi.

Anlaşıldığı kadarıyla Genelkurmay, muhtemelen ABD’nin tutumunu/tutum değişimini okuyup, AKP’den gelen baskının da artmasıyla, cemaatçileri “sattı”. Yani fiili bir operasyonla değilse bile YAŞ vb gibi mekanizmalarla bir kesiminin tasfiye edilmesine yeşil ışık yaktı. Darbecileri tasarladıklarından erken harekete geçmek zorunda bırakan da bu oldu. Bununla birlikte, darbeciler arasında, eski Ergenekoncular, cemaatçiler ve muhtemelen bir dizi başka kliğin arasında güç çekişmeleri ve çatlaklar, tek bir merkezden organizasyon ve koordinasyon sağlayamaması da başarısızlığında rol oynamış görünüyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*