Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » 15-16 Haziran direnişinde işçi direniş komiteleri ve taban inisiyatifi

15-16 Haziran direnişinde işçi direniş komiteleri ve taban inisiyatifi

15-16-6Türkiye işçi sınıfının büyük 15-16 Haziran 1970 Direnişinin yıldönümündeyiz. DİSK bürokratları 15-16 Haziran’ın yıldönümünü bir kez daha göstermelik ve bürokratik salon nutuklarına hapsededursun, bu büyük direnişin ateşi ve dersleri, asıl daha gelişkin bir temelden mücadele içinde yeniden oluşum sürecindeki işçi sınıfının öncü dinamikleri içinde yanmaya devam ediyor.

15-16 Haziran durgun gökte çakan bir şimşek değildi. İki bloklu emperyalist kapitalist sistemin 1960’ların sonlarından itibaren derinleşen ekonomik-siyasal-uluslararası krizinin, yükselen sınıfsal-toplumsal-ulusal-ırksal-cinsel mücadelelelerle sarsılmasının ifadelerinden biriydi.

15-16-Haziran-direnişinde-ölen-işçiler1968 kabarışının evrenselliği

1968 Fransa’da, İtalya’da, Çekoslavakya’da milyonlarca işçi ve öğrencinin işgal, grev ve konsey hareketleri, Küba Devrimi ve Che’nin etkileri, Vietnam’da ABD emperyalizmini gerileten ulusal kurtuluş savaşı, Filistin ve Ortadoğu’da silahlı gerilla hareketlerinin yükselişi, ABD’de Kara Panterler hareketi, bir çok ülkede radikal kadın hareketleri, dünya çapında işçi, gençlik, yoksul köylü ve ulusal hareketlerin yükselişi ile tarihsel bir dönüm noktasına işaret ediyordu.

Emperyalist kapitalist sistem eskisi gibi sürdürülemez, işçi sınıfı, gençler, ezilen ırk, cins ve uluslar eskisi gibi yönetilemez hale gelmişti. 1967-70 kabarışının bir dizi ülkede askeri darbeler, Martin Luther King gibi hareket önderlerinin öldürülmesi, Çekoslavakya’da Sovyet işgali, sıkıyönetimler, baskılarla bastırılmaya çalışması da bu gerçeği değiştirmeyecekti. 68 kabarışı ve bir çok ülkede kitle hareketleri ve devrimci mücadelelerin yükselişini sürdürmesi, emperyalist kapitalizmi, artan zorbalık ve gericilikle birlikte, kitle hareketleri ve devrimci mücadeleleri bir süreliğine de olsa daha köktenci bir biçimde zayıflatmaya yönelik neoliberal dekolektivizasyon ve yıkım stratejilerine başvurmaya iten, temel tarihsel etkenlerden biri olacaktı.

isci_ic_2Türkiye’de 1967-70 yükseliş ve kopuşları

Türkiye’de de 1967-70 yılları, işçi hareketinin yükselişine, gençlikte devrimci hareketlerin ortaya çıkmasına tanıklık etti. 1967’de DİSK kuruldu. 1967-69 yıllarında 20’den fazla fabrika ve işletmede işçi işgalleri ve barikatları yükseldi. Derby, Kavel işgalleri, işçilerin aylar boyunca el koydukları madenleri kendi komiteleriyle yönetip işlettiği Alpagut bunlar arasındaydı. Kamu emekçilerinin ilk örgütlenme ve eylemleri, ilk büyük fiili öğretmen grevi, yoksul köylülerin toprak işgalleri, öğrencilerin işgal ve eylemleri genel bir yükselişe işaret ediyordu. Yine bu yıllarda parlamenterist-reformist ve MDD’ci soldan gençliğin devrimci kopuşu ilk yansımasını Dev-Genç’in kuruluşunda bulmaya başladı.

Düzenin buna ilk yanıtları Milliyetçi Cephe Hükümetleri ile birlikte, işçi sınıfının artan mücadele dinamizminin toplanmaya başladığı DİSK’i ve grevleri etkisizleştirecek yasa tasarıları oldu. Burjuvazi ve hükümetin niyeti ve yasa tasarıları 8 ay önceden biliniyordu. Buna karşın DİSK’in tüm yaptığı işçi sınıfının taban kaynaşmasını ve mücadele azmini “anayasal, yasal, barışçıl mücadele” sınırları içinde tutmak, bunun için biçimsel “Anayasal direniş komiteleri” kurmak oldu. Ancak bunlar, aylar öncesinden saldırılar konusunda işçilerin bilgilenmesini, tabanda tartışılmasını, en azından öncü fabrikalarda net mücadele kararlarının tabandan alınmasını ve gerçek işçi direniş komitelerinin oluşmasından, mücadeleyi anayasa ve parlamentoya havale eden bürokratik-parlamentarist engellerin aşılmasını katelize etmekten başka bir işe yaramadı.

TneaKvT0ASx15-16 Haziran: taban inisiyatif ve komiteleri

15-16 Haziran büyük işçi direnişi, genellikle sanıldığı gibi DİSK yönetimi veya TİP sayesinde değil, onlara rağmen, işçi sınıfının tabandan özsavunma inisiyatif ve komiteleriyle gerçekleşti. 14 Haziran 1970’te Lastik-İş salonunda yapılan DİSK başkanlar kurulundan çıkan tüm karar 17 Haziran’da barışçıl bir miting ve yürüyüşten ibaretti. Eylemler ise 15 Haziran sabahı, tümüyle DİSK ve bağlı sendikaların talimatı, onayı ve bilgisi dışında başladı. Dönemin DİSK Genel Sekreteri Kemal Sülker de bunu, sonradan yazdığı kitap ve yazılarında itiraf eder: “İşçileri ne DİSK ne TİP bu eyleme yöneltmişti.” “İşçilerin kendi işyerlerindeki oluşturdukları direniş komiteleri kendi aralarında toplanarak yürüyüşe geçme kararı vermişlerdi.” (Kemal Sülker, Türkiye’yi Sarsan 2 Uzun gün, 1980 ve Öncesi ve Sonrası ile 15-16 Haziran Dosyası, Cumhuriyet, 1987)

Kemal Sülker’in itiraf edemeği ise, işçiler polis ve askerle çatışırken, tankların ve panzerlerin üzerine yürürken, gözaltına alınan arkadaşlarını geri almak için karakol basarken, 3 işçi ölmüşken DİSK ve TİP’in, tüm parlamentarist ve reformist solun direnişçilere dağılma, “anayasaya uyma” çağrıları, yani grev-direniş kırıcılığıdır. Buna karşın böylesine görkemli bir direnişin gerçekleştirilmesi, işçilerin son yıllarda kazanmaya başladıkları fiili işgal, grev, direniş deneyimleri, taban inisiyatifi ve komiteleri, kısmen de işçilerle belli bir etkileşim içinde olan ya da hızla eylemlere ve fabrikalara intikal eden Dev-Gençli gençlik gruplarının ajitasyonuyla sağlandı.

15-16 Haziran direnişinin ileri ve zayıf yönleri

15-16 Haziran bir sınıfa karşı fiili, gövdesel sınıf direnişiydi. İşçi sınıfının sınıfsal birliğini dar kurumsal yasal sendika yönetimleriyle yukarıdan değil, tabandan ve mücadele içinde, fiilen kurmasının ifadesiydi. Büyük modern sanayi fabrikaları, gecekondu bölgelerinde 60’lı yıllarda gelişen mücadele ve dayanışma kültürü, işçi komite ve meclislerine dayanan fiili işgal, grev, direniş, gösteri hareketleri, 15-16 Haziran’ı hazırlayan temel bir etkendi. Birbiriyle doğrudan ya da dolaylı olarak etkileşim içinde, bir ileri işçi kuşağı bu mücadeleler içinden doğmuş ve ilk sınıfsal eğitimini almıştı. İşçi sınıfının tüm mücadele birikim ve öz inisiyatifini, yalnız burjuvazi ve devletinin değil, “anayasalcı” sendikalist-parlamentarist bürokratizmin sınırlarını da parçalayarak, harekete geçirmesi ve hareket ve mücadele alanını genişletmesi, böyle bir arka plana dayanıyordu.

15-16 Haziran, çalışma ve yaşam koşullarındaki ağırlaşmayla birlikte, yönetilme, örgütlenme ve mücadele koşullarına da aşağıdan, yığınsal, militan bir sınıf müdahalesinin ifadesiydi. Öyleki 3 işçinin öldürülmesi, yüzlerce işçinin tutuklanması, 5 bin işçinin işten atılması, DİSK ve TİP’in “dağılma”, “yasalara uyma” ve teslimiyet çağrıları, sıkıyönetime karşın, Derby, Demir-Döküm, Sungurlar gibi bir dizi fabrikada fiili grev veya iş yavaşlatma eylemleri daha bir kaç hafta, asker kuşatması altında bile sürdürüldü. Çok geçmeden gelen askeri-faşist darbeye karşın, benzer direnişlerin tekrarlanmasından korkarak Anayasa Mahkemesi 2 yıl sonra yasayı iptal etmek zorunda kaldı.

15-16 Haziran parlamenter-reformist sola, “asker-aydın zümre” ya da “ulusal burjuvazi”den beklenti içinde olan düzen hegemonyasındaki sola da güçlü bir sınıf ve sokak müdahalesi oldu. Hangi sınıfının önderliği konusundaki salon tartışmalarını sokakta bitirdi.

15-16 Haziran’ın temel zayıflığı ise, proleter devrimci, işçi sınıfının ileri kesimleriyle kaynaşmış bir siyasal önderliğin olmamasıydı. İşçi sınıfı fiilen, parlamentarist, anayasalcı, reformist, bürokratik engelleri aşacak bir büyük hamle yapmasına karşın, bu siyasal önderlik boşluğunu dolduracak, direnişin kökleşmesi ve devamını sağlayacak, siyaseten derinleştirecek ve devrimcileştirecek bir örgütlülük yoktu. 15-16 Haziran’ın ilk büyük sıçramadan sonra önüne çıkan diğer eşikleri aşamamasını Türkiye işçi sınıfının “çok genç ve deneyimsiz” olmasına bağlayanların görmediği, asıl proleter sınıf oluşumu sürecinin proleter devrimci siyasal bir sınıf önderliğinin gelişiminden kopuk gerçekleşmiş olması, bu boşluğun 70’li yıllarda bile doldurulamamış olmasıdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*