Anasayfa » GÜNDEM » 10 Ekim Mahkemesi’nde 2.Gün

10 Ekim Mahkemesi’nde 2.Gün

Duruşmanın bugün ki 2. oturumu’nda müşteki Av. Ziynet Özçelik’in talebi, maddi gerçekliğe ulaşma noktasında soruşturmanın eksikliklerinin altını çizerek, başlangıçta Tertip Komitesinin dinlenmesi gerekliliğini vurgulayarak, Hasan Toprak (KESK Genel Sekreteri), İlhan Yiğit (KESK) ve Dersim Gülün’ün (TMMOB Genel Sekreteri) tanık olarak dinlenmelerini talep etti. Mahkeme heyeti talep hakkında olumlu karar aldı.

Tanık İlhan Yiğit: “Mitingden önce Emniyet ile tüm planlama yapıldı ama miting günü hiçbir tedbir veya polis yoktu”
Öncelikle TC tarihinin en büyük katliamı olan 10 Ekim Katlamında yitirdiğimiz arkadaşlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum.

Böyle bir olay yaşandığı için çok üzgünüm. Hem tarihi bir olaya tanıklık etmek hem de adaletin yerini bulması için burada görüşlerimi bildirmek istiyorum.

27 yıllık sendikal mücadelede önemli olaylar yaşadım. Bunların en önemlisi 10 Ekim katliamıydı.

22 Eylül’de DİSK, KESK, TTMOB, TTB olarak Ankara Valiliği’ne başvruru yaptık. Tertip komitesinden görevli arkadaşımız Dersim Gül’e mitingin saati ve detayları ile ilgili izin kararı tebliğ edildi. Miting başvuru saatleri,başvurumuz üzerine 8:30-16:00 arası idi.

28 ya da 29 Eylül’de Ankara Valiliği tarafından tarafımıza miting başvurumuzda, daha önce alışıldık olmayan bir biçimde, başvurduğumuz saat dışında, 12:00-16:00 saatleri arası izin verildi. Daha önce ya hiç izin verilmez ya da istediğimiz saatte izin verilirdi. Bu durumu da garipsedik.

Biz bu konuyu kendi içimizde değerlendiriken bu sırada Emniyet’ten bizimle hızlı bir görüşme talebi geldi. 30 Ekim 2015’de Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde, yaklaşık 9 emniyet görevlisiyle (sadece Mukadder adlı güvenlik şube amirini ismen hatırlıyor), Ankara Tabip Odası, DİSK, KESK temsilcileriyle görüştük. Bu görüşmede, saatle ilgili uyumsuzluk hakkında konuşuldu. Emniyet, bu düzenlemenin sadece alanın kullanım saatiyle ilgili olduğunu, emniyet yetkilileri zaten bu konuda deneyimli oldukları ve bilgi birikimine sahip olduklarını bildirerek, gerekli düzenlemelerin zaten yapılacağını bildirdiler. Bu görüşme, il dışından gelen katılımcılarla ilgili olarak yapıldı. Arama noktalarındaki tertip komitesi görevlilerinden, kortej oluşturmaya, sahne programına yer ve görev dağlımına kadar her şey planlandı.

Miting için özel bir güvenlik önlemi istemeyi planlayarak yüksek düzeyde güvenlik talep ettik. Toplanma yeri tren garı olan mitinglerde zaten emniyetin çevik kuvvet biçimiyle rutin olarak orada bulundukları, üst araması değilse bile göz taraması ile şüphelenedikleri insanların üzerini aramaları nedeniyle ek bir talebimiz olmadı. Ancak, ülkede patlayan bombaları, Suruç gibi olayları göz önüne alarak, Kemal Kılıçdaroğlu ve Selahattin Demirtaş’ın da uygun zamanlarında mitinge katılacaklarını konuştuk.

Bütün bu organizasyonu güvenlik şubede güvenlik güçleri ile beraber yaptık. Katılımcı sayısının ise ortalama yüz bin kişi ve 500’ü aşkın otobüs şeklinde olacağını konuştuk. Bize kolluk kuvvetleri, katılımcıları arayıp aramayacağımızı sordu. Buna şaşırdık, ilginç bulduk. Böyle bir görevimiz olmadığını söyledik. Bu bir miting organizasyonundaki rutinin dışındaki bir konuşma oldu.Tüm bu belgeler mahkemenizin ek klasörlerine sunuldu. Yüzbin kişi beklerken seksen bin kişi geldiğinde yüzbin kişiye göre alınacak güvenlik önleminin bir zararının olmayacağını ama elli bin kişiye göre güvenlik önlemi alınırsa bunun yeterli olmayacağının altını çizmemize rağmen bizimle ‘şu kişinin mitingi oldu bu kadar kişi geldi’ şeklinde tahmin yürütme yarışına girdiler.Normalde bu tip mitinglerde bir belge düzenlenir ve o belge miting bitimine kadar tertip komitesinde durur, miting bitiminde komiteye imzalatılıp tespit edilir. Bu mitingde dikkat çekici bir biçimde patlamadan bir kaç dakika önce sağdan soldan kalem aranarak o belge imzalatılıp bizden alındı. Normalde bir mitingde çatılarda bulunan keskin nişancılardan kitleye eskort etmesi gereken güvenlik birimlerine kadar kolluk kuvvetlerinin eksikliği, size teslim etmiş olduğumuz CD içinde mevcuttur.

Hakim: Gar dışında bir toplanma yeri olup olmadığını sordu. Tanık İlhan Yiğit olmadığını belirtti.

Tanık İlhan Yiğit ekledi: “Patlama sonrasında basında bazı yerlerde görüldüğü üzere herhangi bir istihbarat paylaşmadı bizimle emniyet birimleri.Biz standart bir mitinde yaptığımız herşeyi yapıp her detayı son noktasına kadar planladık. Standart dışı olan tek şey, normalde şehir dışından gelen otobüslerde kuralların daraltılarak adeta engellemeye dönüştürdüğü arama ve durdurma durumlarının hiç olmamış olması ve alandaki güvenlik güçleri eksikliğiydi.”

Hakim Tanığa herhangi bir duyum ya da ihbar olup olmadığını sordu. Tanık: “Bizim için bir kişinin tırnağının kanamasını bin eyleme değişmeyiz. Hiç bir ihbar ya da istihbarat almadık. Hiç bir bilgi paylaşımında bulunulmadı.”

 

Tanık Dersim Gül: “Emniyet, her zaman aldığı tedbirlerin hiçbirini almadı. Adeta tüm işleri kolaylaştırdı”
Tanık doğruyu söyleyeceğine yemin ederek tanıklığına başladı.

“TMMOB genel sekreteriyim ve biz bu mitingin yasal sorumlusuyuz. 27 Eylül’de başvurumuzu yapıp onay yazımızı aldık. 29 Eylül’de valilikten bana bir tebligat yapıldı, almaya gittiğimde başvuru saatimiz 8:30-16:00 iken belgede izin verilen saatin 12:00-16:00 arası olduğunu görüp bir hata olup olmadığını sorduk. 30 Eylül’de ilk toplantımızı emniyet binasında gerçekleştirdik. Mukadder Bey de oradaydı. Tutanak tutuldu, bize verilecek örneği orada kaldı, daha sonra başvurmamıza rağmen bu tutanak bize verilmedi. Daha sonra bir tebligat daha aldım. Valilik miting saatiyle ilgili emniyetle yazışmasını bize tebliğ etti. Biz daha önce bunu konuşmuştuk zaten emniyetle ve bunun bizim için bir sorun teşkil edeceğini o kadar insanı o kadar zamanda miting alanından düzenli bir şekilde çıkarmamızın mümkün olmadığını söyemiştik fakat emniyet bize bir sorun olmayacağının garantisini vermişti.Bu görüşmeler sırasında görüştüğümüz emniyet mensuplarının bir kısmının saat konusuyla ilgili bilgisi olmadığını farkettik. Mukadder Bey ile 5-6 kez telefon görüşmesi yaptım, sorun olabilecek hususları konuştuk ve bana tamamen pozitif davranıp bir sorun olmayacağını söyledi. Bize orada herhangi bir sorun çıkabileceğine dair bir beklenti ya da istihbarat olduğuna dair tek bir imada bile bulunulmadı. Şehir dışından gelen araçlara ceza yazılmaması hususunda bile yardımcı olacağını beyan etti. Normalde mitinglerde kademeli olarak yolu kapatıp kitlenin önünde bulunan çevik kuvvet polisleri bu mitingde orada değildi. Her mitingde her kademede bir sürü sorun çıkar, onlarca telefonla konuşur hallederdik. Bu mitingde emniyet bize hiç direnç göstermedi, hiç bir pazarlığa girmedi, herşey son derece yolunda gitti. Adeta herşeyi kolaylaştırdılar.”

Hakim tanığa gar önünde olup olmadığını sordu, tanık orada olduğunu soyledi. Hakim çevik kuvvet ekibi görüp görmediğini sordu. tanık görmediğini, çok uzakta vardıysa da görmemiş olabileceğini ifade etti.

Tanık zaman içerisinde unutulma ihtimaline ilişkin tertip komitesi ile beraber kaleme aldıkları 8-10 sayfalık bilgi notunu mahkeme heyetine sundu.

Katılanların vekillerinden tanığa soru yöneltilmedi.

Sanık müdafilerinden Yusuf Yılmaz sordu: “Size saatin 12’ye alınması ile ilgili tebligat ne zaman geldi?”

Tanık: “Bu benim hafızamla ilgili değil, ıslak imzalı belge mahkeme dosyasında mevcuttur.”

Sanık avukatı “Neden toplanma izni 12’de olmasına rağmen erken toplanıldı?” diye sordu.

Tanık: “Rutin mitinglerde olduğu gibi gelen otobüslerden geldikten sonra 8 buçuk gibi toplanma başlardı. Otobüslerinden inen farklı şehirlerden gelen insanlar gar önünde toplanmaya başlar.”

Sanık avukatı polislerin patlamadan kaç dakika sonra saldırdığını sordu. Tanık ise bu sorunun cevabının görüntülerden elde edilebileceğini ifade etti.

Tanık mitingi organize eden kişilerden biri olarak patlamada hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı dileklerini sunarak sözlerini bitirdi.

03/05 14:25 Av. Sevinç Hocaoğlu, saat değişikliği ile ilgili tanığa soru sordu:
Tanık: “İlk defa başvurduğumuz saat dışında bir saat verildi. Daha önceden ya başvurduğumuz saat verilirdi, ya da hiç izin verilmezdi. Yaptığımız konuşmalarda emniyet bu saatlerde bir sorun olmadığını bunun yalnızca miting alanı kullanımı ile ilgili olduğunu söyledi.” ifadesinde bulundu.

Sanık müdafi Oğuz Akman tanığa kendisinin, polisin orada olup olmadığını görüp görmediğini sordu.

Tanık ise bizzat orada olmadığını belirttikten sonra “Ama görgü tanıklarından ve basından öğrendiğimiz kadarıyla ve hiç bir polisin yaralanmaması nedeniyle bildiğimiz, alanda hiç polis olmadığıydı” dedi.

Tanık Hasan Toprak: “Alanda güvenlik olmadığı gibi, Emniyet Tertip Komitesi’ne yetkili bir isim bile bildirmedi”
KESK Genel Sekreteriyim. Daha önce birçok mitingte de görev aldım. Bu mitingte de KESK, DİSK; TMMOB ve TTB adına görev aldım.

22 Eylül’de başvurumuzu yaptık. Mitingin güvenliği açısından EGM’de toplantılar yapıldı. İlk toplantıya ben katılamadım ancak ikinci toplantıya (7 Ekim) katıldım. Emniyetin bize sorduğu ilk sorulardan biri, kaç kişinin katılacağı oldu. Cevabımız ‘100 bin kişi’ oldu. EGM, “100 bin kişinin gelmeyeceğini siz de biliyorsunuz” dedi. Ben de “Ben 30 bin derim, 40 bin gelir. Sizin işiniz en yükek güvenliği almaktır” oldu. CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve HDP Eş Başkanı Demirtaş’ın katılıp katılmayacağı da soruldu. Bu aşamada bunun belli olmadığını ama katılabileceklerini söyledim.

Ben bugüne kadar birkaç kez tertip komitesi başkanlığı yaptım. Miting alanında her zaman birkaç emniyet görevlisi olurdu O gün hiç emniyet görevlisi yoktu. Mitinglerin yasal sınırları olur, yasal olmayan pankartlar, sloganlar olur, emniyet de bizi bu konuda uyarır.

Miting saatini 8:30 olarak istedik çünkü trafiği kesme, hazırlık yapma gibi önlemler alınmalıydı. Ayrıca illerden çıkış anında her otobüs kontrol edilir. EGM, her zaman illerden çıkan otobüsleri kontrol ederken, bu mitingde hiçbir arkadaşımız polislerin otobüsleri durdurduğunu söylemedi.

Patlama sonrası, izdiham yaşanmaması için bir tahliye yolu gösterilmedi. Bunu sorabileceğim bir yetkili aramama rağmen bulamadım. Emniyetle yaptığımız tüm görüşmelerde, alanın kontrolünü emniyet yapar mitinglerde. O da 10 Ekim’de yoktu.

Hakim, “O gün alanda hiç polis gördünüz mü?” diye sordu

Tanık: “Tertip komitesinin başında her zaman olması beklenen polis yetkilileri yoktu. O gün bize bir muhattabın ismi de bildirilmedi.”

Av. Nurten Çağlar Yakış: “Tüm resmi yazışmalarda miting saati bellidir ve 08:30-16:00 arasıdır”
Mahmeke heyetine tertip komitesi ve valilik arasındaki yazışmaları sundu . Yazışmalarda miting saatinin 08:30 -16:00 arası olduğu açıkça görülmektedir, sanık müdafilerinin soruları gereksizdir dedi.

Tanık ifadelerinin ardından müşteki avukatları söz aldı;

Av. Kazım Bayraktar: “Antep’te ihbarla yakalanan İbrahim El Bakhouri, serbest bırakıldıktan sonra Belçika’da Havalaalanını uçurdu”
Öncelikle mahkeme heyeti Emniyet Müdürlükleri tarafından ciddiye alınmamaktadır. Mahkemenizin istediği telefon araştırmaları vardı. Emniyet aldığımız cevap ise mahkemeyle dalag geçer nitelikteydi. Antep Emniyeti diyor ki, “Aradık, bu telefonu bulamadık”. Telefon araştırması böyle mi yapılır?

Bu ciddiyetsizlikte yola çıkarak, Antep Emniyet Müdürlüğünün soruşturma biçimiyle ilgili kısa bir olay anlatacağım. Biz bu davalarda kanıtlardan hareket ederek, kanıtları takip ederek bir yerelere ulaşmaya çaışıyoruz. Bu kanıtlar bizi kime götürürse götürsün, onu açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Kamu görevlileri ya da başka kişiler. Bu çabamızla şu yargılama aşamasına geçen duruşmada talep ettiğimiz kanıtların toplanmasını, aslında daha önce talep edecektik ancak gizlilik kararı verilerek bu engellendi. Bizim, dosyada nelerin yapıldığını, nelerin yapılmadığını araştırmamız istenmedi. Dava açıldığı zaman araştırılması gereken birçok şey olduğu ortaya çıktı.

Antep düğün katliamı ve bazı diğer katliamlarda da ismi geçen İlhami Balı var. … İlhami Balı’nın isminin geçtiği dava dosyasının 10 Ekim davasında karanlıkta kalan kısımları aydınlatmak için getirilmesi talep edilmiştir.

Antep valililiğinin soruşturma şeklini ifade edecek bir örnek vermek istiyorum. Antep düğün patlaması soruşturmasında adı geçen şüphelilerden Levent Kılıç- ki kardeşinin hala işid saflarında olduğu bilinmektedir- bununla beraber İbrahim El Bakroui (Belçike havaalanı canlı bombası) nın Antep’te bir parka geleceği istihbaratını alan Antep polisi park girişinde pusu kurar. Polis bir arabanın kiralık olduğunu farkeder, aracı takibe alır ve içindeki beş kişiyi yakalar. Yakalanma esnasında şahıslardan biri elindeki telefonu yere atar. Telefonu yere atanın kim olduğu ve telefonun 5 telefondan hangisi olduğu emniyet tarafından tespit edilememiştir.Telefonlar beş kişi emniyete götürülünce ince aramaya tabi tutulmuş ve bunun sonrasında hatların IMEI numaralarını yazılmış SİM kartların seri no’ları yazılmış ama telefon hat numaraları yazılmamıştır Hangi telefonun kimin üzerinden çıktığını da yazılmamış, “Telefonları yere attılar” denmiştir.(Burada yakalanan beş kişinin adlarını sayıyor, bu adlar bir kişi dışında yukarıda belirtilmiştir.) Bu kişilerden biri daha sonra Belçika Havaalanı saldırısını yapacak kişi; İbrahim El Bakhouri. Mahkeme Levent Kılınç , Samir ve İbrahim El Bakhouri’yi serbest bırakıyor. Adli kontrol ve yurtdışı yasağı kararıyla. Yurtdışı yasağı olduğu halde sınırdışı ediliyor ve oradaki evleri aranmıyor. Bu şahıslardan İbrahim El Bakhouri polislerin idari karara riayet etmemesi ve yurtdışı çıkış yasağına rağmen sınır dışı etmeleri sonucunda Brüksel Havalimanı’nı patlatarak 30 kişiden fazla kişinin ölümüne sebep oldu.

Samir adlı şüpheli de aynı durumda, sınırdışı ediliyor ancak almanyadaki evi yine aranmıyor.

Samir ve İbrahim o dönemde otelde kalıyorlar Ne Antep’te kaldıkları otelin telefonu dinleniyor, ne de odası aranıyor.

Levent Kılıç, İlhami Balı ile iletişim halinde. Bu kişiler arasındaki iletişim sebebiyle Antep’teki ilgili dosyaların da bir an önce getirilmesi gerekiyor.

Levent Kılıç’ın kardeşiyle iletişimin dinlenmesinin tapeleri Ankara’ya gelmemiş. Ankara’dan bir savcı teknik takibin sonandırılmasını talep ediyor. İlhami Balı hakkında arama devam ederken teknik takip niye sonlandırılır? Bu dinlemelerin sonunda ele geçirilen istihbarat akışı ise çok şeyin çözülmesine sebep olacak nitelikteydi. örneğin Diyarbakır patlaması zanlısı Orhan Gönder İlhami Balı’nın dinlenmesi sonucunda yakalanmıştır. Bu beş kişinin birbirleri ile olan iletişim tapeleri ve haklarındaki dosyalar defalarca talep edilmesine rağmen Ankara’ya gönderilmemiştir.Bu dosya ve tapelere erişilmesi on ekim davasında da antep ışid davsında da çok şeyi aydınlatacaktır.

Av. Tugay Bek: “Antep ve Suruç patlamaları bu davayla ilişkilidir. Antep Valiliği ilişkilerini ve suçlularu gizlemektedir”
Burada yargılanan sanıklar en yüksek cezayı alsalar dahi bu sanıklarla sınırlı bir yargılama Türkiye halkını tatmin etmeyecektir. Bu kişilerin bizlerle kişisel olarak bir sorunu yok. Bunun ardında siyasal bir güç odağı olduğu herkes tarafından biliniyor. Biz bu yargılamanın Antep ayağının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Bizim bu olayın çözüldüğüne ikna olmamız için bu işin Antep ayağının ve ardındaki güç odağının tam olarak ortaya çıkması gerekmektedir. Bu olayı çözmek için gerekli olan deliller ortadadır.

17 Mayıs 2015 Adana ve Mersin HDP binalarında bomba patlatıldı. Bununla bağlantılı Savaş Yıldız’ın IŞİD ile bağlantısı bilinmektedir. Halen bu dosyada gizlilik kararı bulunmaktadır. Bu gizlilik kararlarında aslı amaç terör örgütünü tüm bağlantılarıyla ortaya cıkarmak değil, bu taşeron yapının ardındaki siyasal gücün gizlenmesi ve kamu oyunda tartışılmasını engellemektir. Bu Savaş Yıldız dosyasında halen bir gelişme olmamıştır

5 Haziran Diyarbakır patlaması failleri de yine Antep’ten çıkmıştır. o dosyada da gizlilik kararı bulunmaktadır.

20 Temmuz 2015 Suruç Patlaması kaynağı da Antep’ten cıkmıştır. Şu an bu dosyada tek bir tutuklu sanık vardır.

Bu soruşturmalar layığıyla yapılmış olsaydı şu an burada olmayacaktık.

Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nde 3 polis memurunun hayatını kaybettiği patlama ve Gaziantep’de bir düğünde 56 kişinin hayatını kaybettiği düğün patlamasında yitidiklerimiz, tüm soruşturmalar layığıyla yapılmış olsaydı şu anda hayatta olacaktı.

Bizler bu dosyalardaki tüm bağlantıların birlikte ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bu , bu dava dosyalarının birleştirilmesini istediğimiz anlamına gelmiyor.ama 10 Ekim öncesi ve sonrası tüm bu davaların dosyaları Antep’ten alınıp buraya getirilmelidir.

Burada bu dosyaları yürütmeyen kamu görevlilerinin üzerine gidilmelidir. Antep’teki kolluk faaliyeti normal bir kolluk faaliyeti olarak değerlendirilemez. Suriyede’ki gibi iç savaşı körüklemeye çalışan bir kolluk kuvvetiyle karşı karşıyayız. Antep Valisi’nin şöförünün adeta Suriye sınırında ulaklık yaptığı, insan alıp soktuğu ortaya çıkmıştır. Sorunca “Ben bana verilen emri yerine getirdim” demektedir. Bbelki de henüz kimliği tespit edilememiş canlı bombalardan birini bu kişi sınırdan geçirmiştir.

Sanıklar hakkında açılmış dosyaları hala göremiyoruz. Bize bu dosyaların gösterilmesini, bunu engelleyen kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmasını talep ediyoruz.

(Suphi Alfidan’ın ifadesindeki polislere yardım, polislerle bilgi alışverişini örnek gösteriyor)

Ancak Antep Emniyeti, bu isimlere sahip polislerinin olmadığını söylüyor, fakat sosyal medya hesaplarına bile bakarak bu isimde polilserin olduğu görülmektedir.

Antep Emniyeti, hala IŞİD bağlantılarını ortaya çıkarmaya yönelik bilgileri gizlemekte, IŞİD’li çeteleri korumakta ve kollamaktadır. Biz, Suphi Alfidan’ın abisinin bulunmadığı ifadesini kabul etmiyoruz. Bu noktada da mahkemenizin ilgili tenkitle yetinmeyip, ilgili Emniyet Müdürülüğüne suç duyurusunda bulunmasını talep ediyoruz.

Ancak Gaziantep düğün katliamı soruşturma dosyasının getirilmesi sonrasında 10 Ekim davası soruşturmasının karanlık olan noktalarının aydınlanacağını düşünüyoruz.

Bu yargılamanın Hrant Dink katliamı yargılamasıyla da benzerlikler taşıdığını düşünüyoruz. O cinayetin de sadece jandarma tarafından izlenmekle kalmayıp kayıt altına alındığı, katillerin jandarma gözetiminde olay yerie geldiğini, ancak 10 yıl sonra öğreniyoruz. Biz 10 Ekim davasının katillerinin ortaya çıkmasını da bu kadar beklemek istemiyoruz.

Antep Valiliği’nin yaptığı işlerin, bağlantılarının ortaya çıkartılmasına, düğün katliamındaki dosyanın getirilmesine ihtiyaç vardır.

Av. Deniz Özbilgin: “Katliamda kaybettiklerimizi anmak bile suç sayılırken, sorumlu emniyet yetkilileri mahkemeye dahi cevap vermiyor”
Biz 10 Ekim öncesi, 10 Ekim ve 10 Ekim sonrası olarak değerlendiriyoruz. 10 Ekim sonrası hak ihlalleri bir rapor olarak sunulacak.

10 Ekim günü alanda olup katledilmeyenler dinlenilmeli. Yansımayanlar da ortaya çıkmalı.

Buradaki dostlarımızın cenazelerine izin verilmedi, cenazeler saldırıya uğradı, cenazelerde konuşma yapanlar gözaltına alındı. Okullar ve iş yerlerinde anma yapanlar işinden uzaklaştırıldı, soruşturmaya uğradı, tutuklandı. Avukatlar adliyelerde, öğrenciler okullardan saldırıya uğradı.

Burada tutuklanan, kurbanların aileleri de var. Örneğin, Ankara’da stada alınmayan “Ankara 10:04” pankartı. Görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında şikayette bulunan meslektaşımız hakkında dava açıldı. Alanda bırakılıp gidilen polis aracıyla hastaneye yaralı taşıyanlar hakkında oto hırsızlığndan dava açıldı. Katliam sonrası “Hırsız Katil Erdoğan” sloganı atanlar CB’a hakaretten yargılandı. Taziye çadırlarına saldırıldı.

Hukuksal olarak da bir saldırı altındayız. Meslektaşlarımızla, dostlarımızla, müvekkillerimizle.

Sadece bizimle değil, mahkemenizle dalga geçen müzekkerelerle ilgili eleştirilerimizi sunacağız birazdan.

81 ile yazı yazıldı, olay yerindeki polis aracının camını kim kırdı tespit edin diye. Ankara’da bildiğimiz kadarıyla belki bilerek ve isteyerek, ihmalleri yüzünden kamu görevlilerine soruşturma açan bir tane savcı yok. Sanıkları Antep’ten buraya bombaları getirmeleri, yol aramalarından kolayca geçmelerini geçtik, elimizde şüpheli sıfatıyla bir polis memurunun ismi bile yok. Ama bu insanların bu yürüyüşe katılanlara nasıl kan kusturduklarını biliyoruz.

10 Şubat’taki mahkemede, 34 nolu kararınızda müşteki beyanları suç duyurusu sayıldı. Benim hukuk bilgim buna yetmedi. Biz burada kimler hakkında suç duyurusunda bulunduk, hiçbirine cevap alamıyoruz. Ankara Emniyetinden de cevap alamıyoruz.

Biz burada müvekkilerimizi temsilen bulunuyoruz. Müvekkillerimiz burada bulunmayabilirler, kendi şehirlerinde de ifade verebilirler, ama burada olmak istiyorlar. Kendi acılarını kendileri anlatmak istiyorlar. Kamusal sorumluluk sadece bombalı aracı durdurmaktan aciz polis değildir. Müvekkillerimiz, yaşadıkları acıları kendi bildikleri şekilde, kendi sözleriyle ifade edebilirler. Biz müvekkillerimizin bu konuda yanındayız.

Eğer cumhurbaşkanına faşist demek, bu mahkemede müşteki ifadelerinde suç olarak görülüyorsa, biz burada kamusal sorumluluktan bahsedemeyiz. Kamusal sorumluluğun olmadığı ön kabulüyle davranıldığını görüyoruz.

Av. Ziynet Özçelik: “Gerçeği öğrenmek için sorumlu Emniyet Müdürleri’nin de ifadeleri gerekir”
Ara karar ve yazışmalara ilişkin bir beyanımız olacak. Tertip komitesinin beyanları üzerine yeni beyanlarımız olacak.

Daha öneki aşamalarda dilekçelerimizi sunmuştuk, EGM’den 6 tane ihbar gelmiş. Ankara Emniyetine, TEM Şube Müdürlüğüne, neredeyse canlı bombaların isimleri bile bildirilmiş. Böyle bir durumda tertip komitesine hiç bilgi verilmemiş ve önlem alınmamış. CHP ve HDP başkanlarının katılıp katılmayacağını polis sormuş ve evet cevabı almasına rağmen bunlara yönelik de bir güvenlik önlemi alınmamış.

Barak mitinginde, sayı çok daha az olmasına rağmen güvenlik önemleri çok daha fazla.

Dönemin başbakanının yaptığı bir açık hava toplantısı var Keçiören ilçesinde. Buna karşı alınan sağlık önlemlerine ilişkin emniyet bir açıklama yapmış; 24 ambulans, 6 hastane 146 hekim görevlendirilmiş.

10 Ekim’de ise 2 tane ambulans var sadece. Bu kadar ihbarın olduğu bir yerde, üstelik bombaların arttığı bir dönemde, ihbarların olduğu bir dönemde bir orantısızlık var.

Üstelik güvenlik arama kararı alınmış mahkemeden ancak ne hikmetse bu aramlar yapılmadığı gibi, gece 9-12 arasındaki aramalar bile uygulanmamış.

Mitingin saati 8:30’dan itibaren istenmesine rağmen verilmek istenmemiş.

Maddi gerçeği anlamak için başka kişilerin görüşlerine de ihtiyacımız var:

1- Kadri Kartal Emniyet Müdürü

2- Emniyet Müdür Yardımcısı Cihangir Özsoy

3- Terörle Mücadele Şube Amiri

4- Cemal Dalkılıç – Koordine eden Müdür Yardımcısı

5- Adem Arslanoğlu – bu mitingden sorumlu Güvenlik Şube Müdürü

6- Mukadder Karyiyen – bu mitingden sorumlu Güvenlik Şube Müdür Yardımcısı (tanık beyanlarında da geçiyor)

Genel istihabaratlar ışığında güvenlik hakkında bilgisi olan her bir kişinin buraya çağırılması ve karanlık kalan bölgenin açığa çıkartılması gerekmektedir.

Polis fezlekesinde şüpheli Yunus Emre Alagöz, Yunus Durmaz, İbrahim Balı hakkında dinlenme tedbiri kararı verilmesine rağmen, bunların telefon kayıtları gönderilmemiş, savcılıktan istenmemiş, emnyietten de yönlendirilmemiş.

Tüm bilgi ve belgelerin getirilmesini talep ediyoruz.

Mahkeme sonlandığında, Adliye önü’nde Suruç Katliamının 04.05.2017’de başlayacak mahkemesinin çağrısı yapılarak, “Suruç için Adalet, Ankara İçin adalet” sloganlarıyla gün tamamlandı.

Sonrasında aileler, Yüksel caddesinde 176. gününde ve açlık grevinde 56. gününde olan direnişe destek ziyaretinde bulundular.

04.05.2017 Perşembe günü 3. duruşmanın son oturumu sabah saat 10:00’da başlayacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*