Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » 1 Mayıs, Taksim ve zamanda-mekanda özgürlük mücadelemiz!…

1 Mayıs, Taksim ve zamanda-mekanda özgürlük mücadelemiz!…

İstanbul Valiliği, yani burjuvazi ve hükümeti Taksim 1 Mayısını bir kez daha yasaklamaya kalkışıyor. Şaşırmadık. Hükümetin “Taksim’i yayalaştırma projesi” açıklanır açıklanmaz, bunun aslen “Taksim’de 1 Mayısı ve kolektif eylemleri yasaklama projesi” olduğunu belirtmiştik. Yanılmadık.

“Taksim’i yayalaştırma projesi” açıklandığında, Taksim’de camii, Topçu Kışlası, rantsal dönüşüm, mimari doku vb üzerine çok şey söylendi, çok fazla itiraz dile getirildi. Fakat bunun, Taksim’in kitlelerin söz, ifade, toplantı ve eylem alanı olmaktan çıkarma girişimi olduğu üzerine hemen hiçbir şey söylenmedi.

Uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ekseninden düşünülmediğinde, ne kadar muhalefet yapılırsa yapılsın, işin özü unutulur: Burjuvazinin sınıf egemenliğinin neoliberal mali oligarşik yeniden yapılandırılması, aynı zamanda zaman ve mekan üzerindeki egemenliğinin azamileştirilmesidir. Bunun engeli olan her türlü kolektif mücadele pratiğine ve dayanağına da azami saldırganlığı içerir.

Neoliberal kölece çalışma rejimiyle, güvencesiz ve atomize biçimde 12 saatlik çalışma giderek yaygınlaştırılmakta ve normalize edilmektedir. İşçinin işbaşından yarım saat önce işyerinde hazır bulunmak zorunda tutulması ve ulaşım ile birlikte işgünü 14 saati bulmaktadır. Bu yalnızca işçilerin dinlenme ve sosyal yaşamına değil, kolektif dayanışma ve mücadele pratiklerine, sermaye tarafından konulmuş fiili zaman yasağıdır.

Neoliberal mali oligarşik kentsel yaşam rejimiyle, tüm kent merkezleri, hiçbir boşluk bırakılmadan azami sermaye birikim ve hakimiyetine tabi kılınmaktadır. Kolektif dayanışma, örgütlenme ve mücadelenin daha yoğun olduğu büyük sanayi fabrikaları, gecekondu mahalleleri, üniversiteler, cezaevleri, hatta giderek okul ve hastaneler kent merkezlerinin dışına süpürülmektedir. Burjuvazinin mali oligarşik mekansal işgal ve iktidar abideleri: Banka, borsa ve plazalar, AVM’ler, 7 yıldızlı oteller, turistik keyif, kumar ve fuhuş merkezleri, durmaksızın daha büyükleri yapılan camiler kentin üzerine kabus gibi çökmektedir. İşçilerin buralara ancak sermayenin bu göğe yükselen iktidar abidelerinden sersemleyerek ve altında ezilerek, neo-kullar olarak girmesine izin vardır. Sermayenin mali oligarşik mekansal iktidarı ne kadar yoğunlaşırsa, işçilerin avuç dolusu para ödemeden birlikte bir çay içebileceği, piknik yapabileceği, bir soluk alabileceği, oturup sorunlarını konuşabileceği, dayanışma ve eylemde bulunabileceği kapalı ve açık mekanlar da o kadar daralmaktadır. Mali oligarşik şehir, işçiler için bir mekan cenderesine dönüşmektedir. Bu yalnızca işçilerin dinlenme ve sosyal yaşamına değil, kolektif dayanışma ve eylemlerine, sermaye tarafından konulmuş fiili mekan yasağıdır.

Sermaye birikiminin şaşmaz yasası

Burjuvazinin elinde sermaye birikimi, işçiler nezdinde sefalet birikimi… Zamanda ve mekanda da aynen işlemektedir. Burjuvazi, durmaksızın zamanı ve mekanı da sermayeye, sermayenin işçiler üzerindeki zamansal ve mekansal diktatörlüğüne çevirmektedir. İşçilere bir nebze kendileri için kullanabilecekleri zaman ve mekan bırakmamaktadır. Fakat dikkat edilmelidir: Sorun yalnız işçinin bireysel olarak kendisi için kullanabileceği zaman ve mekan yoksunluğu değildir. Asıl işçilerin kolektif olarak bir araya geleceği, dayanışacağı, örgütleneceği, eylemde bulunacağı kolektif zaman ve mekan olanakları ortadan kaldırılmaktadır.

İşte bu yüzden zaman ve mekan üzerinde kontrol ve egemenlik mücadelesi, sınıf mücadelesinin en kritik, giderek daha fazla öne çıkacak cepheleri arasındadır. Sermayenin küresel temelden birikim ve egemenliğinin önündeki her türlü zaman ve mekan sınırı yıkılmaktadır. Sermayenin zamanda ve mekanda sınırsız hareket ve egemenlik iştahası, işçilerin kendileri için kullanabilecekleri az buçuk sosyal denilebilecek zaman ve mekanın son kalıntılarını da ortadan kaldırmaktadır. Fakat işçilerin zamanda-mekanda ağırlaşan köleliği, korkunç zaman-mekan sıkışması, giderek sınıf mücadelesinin patlayıcı bir dinamiğine dönüşmektedir. Giderek uzayan ve yoğunlaşan iş günü, işgününün kısaltılması istemini, bu yöndeki mücadeleleri yaygınlaştırmaktadır. Burjuvazi sınıfsal-toplumsal mücadelenin yoğunlaştığı alanları ya parçalayarak ya piyasalaştırarak ya da kent dışına sürerek ne kadar kurtulmaya çalışıyorsa, eylemler o kadar kent merkezlerine taşınmakta, plaza, AVM kapılarına dayanmaktadır.

Son dönemlerde dünya çapında yeniden yaygınlaşan sokak hareketleri, devlet binaları, banka ve plazaların işgal ve tahrip edilmesi, Tahrir’den Sintagma’ya, Porte del Sol’dan Wall Street’e meydan işgal ve direniş hareketleri de, aynı zamanda mekan üzerinde sınıfsal-toplumsal mücadelelerin kızışacağının bir göstergesidir. Bu durum karşısında, küresel tekelci burjuvazi, Tunus’tan Tel Aviv’e, Moskova’dan Cenevre’ye, Frankfurt’tan Wall Street’e, mali oligarşik devlet kurumlarının ya da banka, borsa, plaza merkezlerinin bulunduğu, kitlelerin tarihsel mücadele inisiyatifinin de sembolü haline gelen alanlara kitlesel eylem yasakları ya da sınırlamaları getirmeye başlamıştır. Neden? Çünkü kentsel mekan, özellikle de tarihsel, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel olarak stratejik bir öneme sahip alanlar üzerinde egemenlik ve kontrol, burjuvazinin sınıf egemenliğinin ayrılmaz bileşenlerinden biridir. Çünkü bu alanlar, neoliberalizmin parçalayıcılığına karşı kitlelerin kendi gücünü gördüğü ve birleştirdiği, kolektif dayanışma ve mücadele yeteneğini geliştirdiği, düzenin baskı ve saldırılarına karşı gövdesel olarak meydan okuduğu mücadele mevzileridir. Bu meydan ve eylem yasakları hiçbir zaman, hiçbir yerde sökmedi. Yine sökmez. Yalnızca, meydanlar ve mekan üzerinde savaşımın, salt Türkiye’ye özgü bir durum olmadığını, kentlerin ve mekanın küresel mali oligarşik yeniden yapılandırılması çerçevesinde, yeni bir hız ve şiddet kazanmaya başladığını gösterir.

Ve Taksim!…

Taksim’e gelince… Taksim, Türkiye’de işçi sınıfı ile burjuvazi, devrim ile karşıdevrim arasındaki savaşımın yoğunlaşmış ön cephe ve ifadelerinden biridir. Burjuvazi, Taksim’i işçi sınıfı ve devrimcilerin boyun eğmez mücadelesi ve militan meydan muharebeleri karşısında açmak zorunda kalmayı hazmedememiştir. Taksim’de kitlelerden ve devrimcilerden yediği çiziği, -gayet doğru biçimde- sınıf egemenliğini restore etme sürecinde aldığı bir çizik olarak değerlendirmektedir. 100 binlerin Taksim’i özgürleştirme, Taksim 1 Mayıs’ında bir soluk özgürleşme coşkusuna tahammül edememektedir. İstanbul Valisi, “anıta bayrak asılırsa, taşkınlık yapılırsa bir daha Taksim’e izin vermem” lafzıyla, bu hazımsızlığın sinyalini geçen 1 Mayıs öncesinde vermişti.

İkincisi, burjuvazi ve hükümeti, Taksim’de rantsal dönüşüm inşaat alanının tahrip edilmesinden korkmaktadır. Bu korkusunda da gayet haklıdır. İstiklalden çay masalarının kaldırıldığı, Emek Sineması’nın yıkıldığı, Taksim ve civarına sayısız plaza, AVM, cami ve bir de Osmanlı Kışlası dikilmek istendiği bu proje, Taksim’i emekçilerin bir sosyal yaşam ve eylem alanı olmaktan tümüyle çıkarma projesidir. Bu proje tamamlandığında Taksim’e çıkış ancak tünellerle sağlanabilecek, Taksim kitlesel eylem yapmak isteyenler için bir kapana dönüştürülecektir.

Üçüncüsü, burjuvazi ve hükümetinin yeni Taksim projesi, yeni bölge düzeni stratejisinin bir parçasıdır. Maslak’tan başlayıp Mecidiyeköy’e dayanan plazalar, mali oligarşik komuta merkezleri aksının, Taksim’den geçerek Aksaray’a kadar uzatılması planlanmaktadır. Şimdiden Türkiye’deki finansal sermayenin, ticari anlaşmaların 3’te ikisi bu aksta dönmektedir. Bu aks, Türkiye’nin küresel tekellerin bölgesel finans, yönetim ve organizasyon merkezi haline gelmesinin ana artellerinden biri olarak planlanmaktadır. Taksim de buna göre yeniden yapılandırılmaktadır. Taksim aynı zamanda çözülen eski rejimin bir iktidar sembolü olmaktan çıkarılıp, rejimin küresel ve bölgesel temelden tekelci kapitalist, mali oligarşik, neoliberal, muhafazakar bir mekansal iktidar sembolü haline getirilmek istenmektedir. Taksim’in bedeller ödenerek kazanılan 1 Mayıs alanı olması, sınıfsal-toplumsal kendini ifade, toplanma ve eylem alanı olması, elbette bunlarla bağdaşmaz. Bu yüzden yasaklama girişimi, Vali efendinin “teknik, hukuki” demogojileriyle örtülemeyecek ölçüde siyasal ve sınıfsaldır. Ve sadece bu yıla özgü değil, Taksim’i dönüştürme projesi ilerledikçe büyüyecek Taksim’de kolektif söz, toplantı ve eylem yasaklarının yolunu düzleme amaçlıdır. Taksim’den bu yıl geri adım atılırsa, yalnızca hiçbir meşruluğu olmayan bu yasak değil, Taksim’i sınıfsal-toplumsal söz, toplantı, eylem alanı olmaktan çıkarmayı hedefleyen bu mekansal dönüşüm projesi de meşrulaştırılmış olacak, yasaklar yasakları izleyecektir.

Taksim yasağınıza sığmaz!

Taksim’i 1 Mayıs’ta yasaklama cüretine karşı söylenecek ilk şey şudur: Taksim sizin lütfunuz değil. Hiçbir zaman da olmadı ve olmayacak. Biz, işçi sınıfı, gençler, kadınlar, kürtler, devrimciler olarak onu, militan mücadele inisiyatifimizle, bedellerle, söke söke aldık. Bu yüzden Taksim 1 Mayısı, sizin izninize filan da bağlı değil. Hiçbir zaman olmadı ve olmayacak. Taksim’den bir çizik daha yediğinizle kalacaksınız.

Taksim’in bizim bir kolektif söz, toplanma ve eylem merkezimiz olması, sizin Taksim’i bir mali oligarşik sermaye merkezi haline getirme projenizle bağdaşmıyorsa, yıkılacak olan bizim özgürleştirdiğimiz Taksim değil, sizin mali oligarşik Taksim projenizdir.

1 Mayıs, işçi sınıfının 8 saatlik işgünü mücadelesinden doğmuştur: Zaman üzerinde sınıf mücadelesi. Sermaye zamanına karşı işçilerin kendileri için kolektif mücadele zamanı/kolektif zaman mücadelesi…

1 Mayıs, kaçınılmaz olarak kolektif mücadele mekanı sorununa da bağlanmıştır. Taksim de, işçi sınıfının kendisi için kolektif mekan mücadelesinden doğmuştur: Mekan, özellikle de merkezi, stratejik meydanlar üzerinde sınıf mücadelesi. Sermaye mekanlarına karşı işçilerin kendileri için kolektif mücadele mekanı/kolektif mekan mücadelesi…

Taksim 1 Mayısı, burjuvazinin zamanda ve mekanda mali oligarşik tahakkümüne karşı, işçilerin sınıf dayanışması ve eyleminin gelişmesi için toplumsal zaman-mekan mücadelesidir. Giderek yakıcılaşan ve patlamalı bir hal alan zamansal-mekansal köleliğe karşı zamanı-mekanı sermaye egemenliğinden özgürleştirme, zamanda-mekanda özgürleşme mücadelesinin bir uğrağıdır.

Not: Bu yazı, Devrimci Proletarya’da 2013 1 Mayıs’ın arifesinde, 27 Nisan 2013’te yayınlanmıştır.

2 yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*