Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » “Türkiye enerjisini topluyor”

“Türkiye enerjisini topluyor”

Sorumluluğun ne demek olduğunu herkes bilir. “Sosyal sorumluluk” da, pek yabancısı olmadığımız bir kavram; topluma karşı sorumluluk, sorumluluğun toplumsallaşması anlamlarını içeriyor. Peki; sorumluluk, sosyal ve kapitalist bir araya gelirse ne olur? Kapitalistlerin “sosyal sorumluluk” kampanyaları olur!
Kapitalistlerin “sosyal sorumluluğu” ne olabilir? “Yahu, yüzyıllardır işçileri sömürüp, emeklerine karşılıksız olarak el koyuyoruz; doğanın da, işçilerin de anasını ağlattık; bu sorumsuzluk artık bitmeli; karar aldık; artık ne işçileri sömüreceğiz, ne de doğayı yağmalayacağız” mı diyecekler? Daha neler! İşçiyi sömürmeyen sermayedar olamaz. Bırakalım kapitalist olmayı, işçiyi sömürmeyen, birikmiş emeğini yağmalamayan, sermaye toplumunda insan yerine bile konmaz. Bir hiçtir, yoktur; en iyi durumda, katlanılması gereken bir “şey”dir; ama insan değil! Öyleyse nedir?

Beyaz eşya kapitalist tekellerinden Profilo’nun açtığı, “Türkiye Enerjisini Topluyor” kampanyasıdır. Doğayı yağmalayan, binlerce işçiyi kuşaklar boyunca sömüren Profilo, sorumlusu olduğu doğa ve emek tahribatını anlayıp, azami kar uğruna yok ettiği bu doğal, toplumsal, sınıfsal enerjiyi yeniden doğaya, topluma ve işçi sınıfına kazandırmaya mı uğraşıyor? Daha neler!

Profilo, “Türkiye Enerjisini Topluyor” kampanyasını, istediği kadar “sosyal sorumluluk” ve enerji tasarrufu maskeleriyle makyajlamaya çalışsın; maskelerin ardındaki sömürgen surat her dem sırıtıyor. Efendim, Türkiye’nin ihtiyacı olan enerjinin yüzde 75’i ithal ediliyor, harcanan enerjinin yüzde 25’i konutlarda tüketiliyormuş. Bu doğru; fakat eyvah, şimdi de evlerimizde tükettiğimiz enerjiye mi el koyacaklar!?

Enerjiyi büyük ölçüde özelleştirdikleri, bu özelleştirmeden pay kapmak için birbirlerini yedikleri, doğal gaz zamlarında dünya şampiyonu oldukları ve dünyanın en pahalı doğalgazını Türkiye’de sattıkları yetmiyormuş gibi, gözleri, en berbat kış koşullarında dahi, kesilmesin ve ücretin önemli bir kısmını götürmesin diye açmakta elimizin titrediği gazda mı kaldı?! Evet, fakat sadece gözleri kalmadı; şimdi ellerini de uzatıyorlar: “Doğal kaynakların bilinçsizce ve büyük bir hızla tüketilmesi ise sadece ekonomiye değil, çevreye de zarar veriyor. Her fırsatta enerji tasarrufuna destek olarak kurumsal sorumluluklarını yerine getirmeyi hedefleyen Profilo, bu amaçla başlattığı proje çerçevesinde ilk yıl 5000’e yakın hanıma ulaşmayı ve bireysel alışkanlıkları değiştirerek evde enerji kullanımında sağlanan tasarrufu artırmayı amaçlıyor. Bizim bu proje kapsamında anlattıklarımızı uygulayanlar faturalarında yaklaşık aylık 13TL’lik bir düşüşü görebilecekler” (Profilo’nun kampanya tanıtım toplantısından, 6 Nisan 2010).

Profilo gibi kapitalist tekeller bilinçli, biz işçiler bilinçsiz tüketici; onlar tasarrufçu, biz müsrif; onlar sorumluluk sahibi, biz sorumsuz,…
Profilonun ekonomi dediği, kapitalist Türkiye ekonomisi olduğuna göre; kapitalist Türkiye ekonomisinin doğal kaynakları ne kadar sorumlu kullandığını iyi biliriz: İşte üzerinde çalışıp yaşadıkları topraklar emperyalist ve işbirlikçi altın tekelleri tarafından yağmalanan, kullanılan siyanür nedeniyle toprağın zehirlendiği, bitki ve hayvanların telef olduğu, kendilerinin ve çevre yerleşimlerdeki emekçilerin kuşaklar boyunca sakatlıklara, hastalıklara mahkum edildiği; eylemlerine jandarma polisin saldırdığı Bergama köylülerinin çığlıkları; işte haraç mezat satılıp üzerlerine kapitalistler için değme villalar kondurulan SİT alanları; işte dünyanın en güzel körfezlerini yıkıma uğratan termik santrallere karşı mücadele eden, eylemleri copla, süngüyle karşılananların çığlıkları; işte İstanbul’un soluk borusu olan ormanların yağmalanması,… Birbirinin aynı malları, markasını ve cilasını değiştirip, işçileri sömürerek ürettirmek, kapitalistlerin icadıdır! Toplumsal ihtiyaçlar için değil, bu toplumsal ihtiyaçları ne denli yakıcı ve zorunlu olursa olsun hiç iplemeyerek, piyasa için üretmek kapitalistlerin icadıdır! Bu, aynı zamanda korkunç bir emek israfıdır; toplumsal ihtiyaçları karşılayarak geliştirecek olan milyonlarca işçinin emeği, karlı bir alan olsun, “aman ben de ziftleniyim” diyerek gözü kapalı atlayan kapitalistler tarafından, havaya savrulur.

Paran kadar ihtiyaç; alacak paran varsa alırsın, yoksa nanay. Üç milyarlık çamaşır makinesi de var, 2 liralık çamaşır leğeni de… Sen elinle yıkamayı sürdürürsün çamaşır dağlarını; çamaşır makineleri vitrinde durur bekler! Zaten kapitalizm, toplumsal ihtiyaçların bir tarafta, sermayenin bir tarafta birikmesinden başka nedir ki?!

Bizim 13 liralık tasarruf yapmamız için kendilerini bitap düşüreceklerine, vitrinlerde, sokaklarda, meydanlarda, gözümüzün erdiği heryeri işgal edip kondurdukları reklamlarının aydınlatmasından tasarruf yapsalar ya! Sadece reklamların aydınlatılmasına son verildiğinde, Türkiye işçi sınıfının bütünü, ihtiyaçlarını karşılayacak doğal gazı bedava kullanabilir!

Sosyal sorumluluk sahibi (!) Profilo’nun, evimizden içeriye kadar uzanan elleri, “enerji tasarruf”unda son noktayı nasıl koyuyor dersiniz? Bildiniz; en ucuza kapatılmış birkaç kokmuş hediye ile birlikte, “Şimdi size Profilo buzdolabı, fırını, çamaşır makinesi,…!”

Ah, bir de broşürleri var ki, görmeye değer. O fotoğraftaki evler, banyolar, mutfaklar, yataklar, koltuklar, halılar, yemek masaları, … “Şu banyoda bi yıkansam; şu yatakta bi yatsam; şu koltukta bi otursam; sonra ölsem gam yemem” dedirtiyor; öyle büyük, öyle ferah, öyle rahat, öyle güzelki… İçiniz eriyor, rüyanıza giriyor… Oturduğunuz koltuğa sövüp, broşürün satırlarını yudumluyorsunuz: “Evin içine ya da kalorifer peteklerinin üzerine asılarak kurutulan çamaşırlar evin ısı enerjisinden çalar. Çamaşır kurutma makinesi kullanın…. Bulaşık makinesi kullanmak elde yıkamaya göre 10 kat daha ekonomiktir….. Birkaç yemeği aynı anda pişirebilen fırınları kullanmayı tercih ederseniz enerjiden ve zamandan tasarruf edersiniz...” Çamaşırdan, bulaşıktan, yemekten buruşup nasırlanmış ellerine bakıyor işçi kadın, sonra bir daha broşüre: “Profilo çamaşır makinesi, Profilo çamaşır kurutma makinesi, Profilo bulaşık makinesi, Profilo fırın, …” Evdeki kölelikten kurtulmak eliyle tutacak kadar yakın ve ulaşılamayacak denli uzak!

Oysa, bilim ve teknoloji yerinde durmuyor. Profilo, ucuza mal edip, tekel fiyatlarıyla sattığı köhnemiş buzdolaplarını satmak için işçi, emekçilerin kapılarına dayanadursun; programlanabilen yeni buzdolapları, içindeki malzemeler azaldığında ya da bittiğinde, internet üzerinden çevredeki marketlere kendiliğinden sipariş verebiliyorlar! Her ikisini de fikrinden tasarımına, kesiminden dökümüne, montajına kadar işçiler üretiyor; ancak her ikisinde de işçiler hem sömürülüyor, hem de kendi ürettikleri bu buzdolaplarını alamıyorlar…

Ödül, teşvik, yağma

İşçi sınıfını aşağılayan, ona hakaret eden, onunla dalga geçen “Türkiye Enerjisini Topluyor” kampanyasının arkasında, Profilo’nun sömürgenliği, yağmacılığı, eziciliği sırıtıyor. Profilo’nun arkasında ise, emperyalist tekel BSH (Bosch Siemens Hausgerate)!

1970’lerde kurulan Profilo’nun beyaz eşya kısmı, 2003’te emperyalist tekel Bosch-Siemens tarafından yutuldu. BHS-Profilo’nun CEO’su Norbert Klein, yüzde 25 payla Koç Grubu’nun ardından pazarda ikinci sırada olduklarını belirterek, oyunu nasıl kurduklarını anlatıyor: “O dönemde Profilo pazarda ikinci sıradaydı. Bizim Türkiye’deki operasyonlarımızı genişletebilmemiz için iyi bir fırsattı. Şu anda 2 bini mavi, bin tanesi de beyaz yakalı olmak üzere 3 bin çalışanımız var. Merkezimiz İstanbul’da ve Çerkezköy’de de ev aletleri üreten 4 fabrikamız var. Şu anda tüm büyük Doğu ve Batı Avrupa ülkelerine buzdolaplarımızı ihraç ediyoruz. Bunun yanında Orta Avrupa, Trans Kafkaslar ve Irak pazarına da hizmet veriyoruz. 4 ana markamız var. Bosch ve Siemens en büyük pazar payına sahip. Gaggenau lüks, Profilo da Türkiye’de çok iyi bilinen markalarımız. Türkiye’de yaklaşık 5 bin bayimiz var.

2000’lerin başında, büyük bir borç kriziyle karşılaşan Profilo, televizyon ürettiği Profilo Telra’da iflasa dayanmıştı. BHS-Profilo CEO’su Klein, yuttukları Profilo ile Profilo Telra’nın ayrı şirketler olduğunu dair ardarda açıklamalar yapmak zorunda kalmıştı.

Profilo’nun televizyon şirketi Profilo Telra ise, iflastan değil ama kapısına dayanan alacaklılardan kurtulmak için, devlete yaslanmıştı: “Üretilen ve müşterisi hazır durumda bulunan ürünlerin haczedilmeyip satışına izin verilmesi darboğazdan çıkmamızı rahatlıkla sağlayacaktır. Bizi nakit sıkışıklığından kaynaklanan darboğazda çaresizliğe terk etmeyin. Bu denli büyük bir işletmenin faaliyetinin durmasına seyirci kalınması, hakkaniyete olduğu kadar ülke gerçeklerine aykırıdır… Maliyeti düşürüp küçülme politikası izlenecek, kullanılmayan makine ekipmanlar satılacak, tensikata gidilecek… Şirketi yaşatabilmek için vargücümüzle çalışmaktayız.” Devlet, onların, kapitalistlerin devletiydi; devletin içinde ne kadar güçlü olurlarsa, devletle ne denli kaynaşırlarsa, rekabette, birbirlerini yutmada, yağlı ihaleler bağlamada, yollarını açan yasalar çıkarmada, sermayelerini büyütmekte ve elbette işçi sınıfını sömürüp ezmekte o kadar güçlü olurlardı. Ama, ah işte, Profilo’dan daha güçlü kapitalist tekeller de vardı ve onu yutmak, olmazsa piyasadan silmek istiyorlardı. BHS, beyaz eşya kısmını yutmaya geldi; Koç, Vestel televizyon kısmını önce yutmak istediler, sonra borçlarını dayatıp batmasını sağladılar.
Profilo’nun sahibi Jak Kamhi, kişilik kazanmış her sermaye gibi, her fırsatta karlı alanlara akanlardandı. İstanbul’da ilk lüks villa inşaatları, yat inşası, dev alışveriş merkezleri, …….; azami kar kokusu aldığı her alana dalan; bu yırtıcılığı ile de Türkiye’den “Devlet Üstün Hizmet Madalyası”, Fransa’dan “Legion dHonneur” ödüllerini kapan Jak Kamhi, kapitalizmin karları özelleştirip, zararları toplumsallaştırma yasasına uygun olarak davranıyordu: İflas mavalıyla işten attığı 3 bin işçinin toplam 6.8 milyon YTL tutan tazminatlarını gasp etti; işçilerin çoğu, bugün hala tazminatlarının peşinde mahkemelerde süründürülüyorlar. İflas eden Grundig’in Viyana fabrikasındaki tüm donanımı ucuza kapatan, bu donanımı Çerkezköy’deki Telra fabrikasına getiren, 50 milyon dolarlık donanımı 5 milyon dolara kapattığı gibi, bunun için devletten 295 milyon dolar teşviki cebe indiren Kamfi, işçilerin tazminatları başta gelecek şekilde biriken borçlarından kurtulmak için, bir yandan da Telra’nın içini boşaltıyor, oğlunun şirketine aktarıyordu!

Kuşaklar boyu sömürü

Profilo Telra’dan atılan işçiler anlatsın:

Telra Çalışanı Can Özyılmaz: “Ben 5 yıl Telra kadrosunda çalıştım ve diğerlerine göre daha az miktarda kıdem tazminatım var. Bir çok eski Telra çalışanının yuvasının dağılmasına ve psikolojilerinin bozulmasına şahit oldum. Babam da Profilo Telra çalışanı. 35 yılı aşkın süre, gece, gündüz demeden şirkete hizmet vermiş bir kişidir. Esnek çalışma adı altında senelerce tek kuruş mesai parası almadan çalışmış tüm hayatını neredeyse Telra içerisinde geçirmiş bir çalışandır ve babam da benim ve diğer çalışanlar gibi kıdem tazminatını alamamıştır.”

Hasan Ocak: “Telra’da 17 yıldır çalışıyorum ve bir yıl önce işten çıkarıldım. Eski parayla 42 milyarlık tazminat alacağım olmasına rağmen bir kuruş alamadım. Geçimimizi sağlamak için iş bulabilirsem günlük yevmiyeli işlerde çalışıyorum. Ama ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz. Evime kredi kartlarından dolayı haciz gelmek üzere.”

Eletronik Mühendisi Mehmet Çankaya: “Profilo Telra A.Ş.’de 2700 kişi 2006 yılından beri işten çıkarıldı. Bir çok çalışana olduğu gibi bana da tazminatım ödenmedi. Çerkezköy’de iş mahkemesinde dava açtım ve kazandım. İş kanununa göre 2 ayda sonuçlanması gereken dava, 12 ay sonra sonuçlandı. Şu anda da icra işlemleri devam ediyor. Şirket yöneticileri ise isim değişikliği dahil bir çok farklı yöntem uygulayarak, tahsil konusunda da zorluk çıkarıyorlar. Profilo Telra A.Ş. her yıl zarar etti, fakat lojistiğini sağlayan kardeş şirket Farimex S.A. ise önemli karlar gerçekleştirdi. Alnımızın teri ile çalıştık, fakat en tabii hakkımız olan tazminatlarımızı ise alamadık. Ama sendikaya yakın olup da üretime düşük düzeyde katılan 350 kadar çalışan fabrikadan en son çıkarılan oldu. Bunlar tazminatlarını alıp, sendika tarafından Arçelik, BSH gibi fabrikalarda işe yerleştirildiler.

MESS’in metal işçileri üzerindeki kudurgan boyunduruğu faşist Türk Metal Sendikası, Profilo Telra işçilerin ezilmesinin olduğu kadar, tazminatsız atılmalarının da başta gelen sorumlularındandı; “dava açanlara tazminatları verilmeyecek” diyerek, baskıyla işçilerin davalarını geri çekmesini sağladı; kendi işbirlikçilerine gelince, bunları, BHS Profilo’da, Arçelik’te, işçiler arasındaki muhbirliklerini, mafyöz baskılarını sürdürmeleri için işe alacaktı.

Yanıtı biberli, coplu soru

Çoğu bugün hala tazminatını alamamış olan işçiler, soruyorlar: “Bizim gece gündüz çalışmamız üzerinden onu ‘nişan’ vererek ödüllendiren devlet, şirket bizi mağdur ettiğinde neden hesap sormuyor?”

Sormaz! Soner’in annesini hapse atar, ama Soner’in intiharına neden olanlardan hesap sormaz; Samatya Hastanesi inşaat işçilerinin direnişini ablukaya alır, ama onları 6 aydır ücretsiz çalıştırandan hesap sormaz; 19 işçinin öldüğü madendeki iş güvenliği ihlallerini ezbere bilir, hatta denetime dahi gelir, ama yaptırım uygulamaz ve katliamdan sonra dahi, Bükköy Madencilik’in sahibini tutuklamaz,… O, sermayenin devletidir; sermayeye hesap sormak bir yana, hesap verir, işçilerin cebinden teşvik verir. O, sermayenin devletidir; sermaye ile kaynaşmış olarak, işçilerden, işçi sınıfından hesap sorar. Biber gazı, gaz bombası, cop, göz altı, hapis, …

Ama asıl soru, işçilerin, sınıfımızın neden hala bu soruyu sorduğudur!
12 Eylül faşist askeri darbesinin temel hedefi, görkemli ve militan Profilo Direnişi’nin de içinde olduğu, işçi sınıfının örgütlü mücadelesiydi. Faşist darbeyle işçi sınıfını ve örgütlerini ezen burjuvazi, hala “enerjisini topluyor”.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*