Anasayfa » GÜNDEM » “2023 TÜRKİYE” Türkiye ve dünya burjuvazisinin programıdır

“2023 TÜRKİYE” Türkiye ve dünya burjuvazisinin programıdır

AKP seçim kampanyasını, yeni hükümet programı olarak sunduğu “2023 Türkiye” sloganı çerçevesinde yürüttü, yürütüyor. Türkiye kapitalizminin dünyanın en büyük 10 kapitalist ülke ekonomisi arasına girmesi, bölge gücü ve Avrasya’nın teknoloji üssü olması, otomotiv, inşaat, enerji, savunma, havacılık, bilişim, iletişim, ulaşım, eğitim, sağlık gibi kilit sektörlerde büyük çaplı ulusal-bölgesel-küresel tekelci kapitalist proje ve hedefler, küresel marka üretimi, 2 trilyon dolarlık GSMH, 500 milyar dolarlık ihracat, sıralanan hedefler arasında…

Bu program yalnızca AKP hükümetinin değil, Türkiye ve dünya burjuvazisinin programıdır. Yeni bir program da değildir. Türkiye kapitalizminin dünya kapitalizmine entegrasyon süreci ile iç içe orta-ileri kapitalist gelişme düzeyine geçiş süreci çerçevesinde 20-30 yıldır sürdürülmekte olan “temel yapısal dönüşüm” programlarının, yeni bir düzlemden hız ve ölçek büyütmüş ifadesidir . Türkiye kapitalizminin bu yeni düzlemi, orta-ileri kapitalist gelişme ve çürüme, emperyalist kapitalizmin bölge merkezi olma ve her düzeyde iç-dış entegrasyon süreçlerinin derinleşmesi, Türkiye tekelci burjuvazisinin de bölgesel ve küresel birikim süreçlerine geçiş zorunluluğu, bunlar içinde pay ve konumu artırma stratejisi ile tanımlıdır.

“2023 Türkiye” ve “Türkiye 2025”

Türkiye tekelci burjuvazisinin emperyalist kapitalizmin dönüşümü ve buna içsel uyarlanma ve entegrasyon süreci ile iç içe yürütülen yapısal dönüşüm programları, AKP Hükümeti’nin çok öncesinde başladı. Herkes 90′lı yıllardan itibaren uygulanan sayısız IMF, Dünya Bankası, MAİ, MİGA, GATTS, AB program ve yönergelerini az çok bilir. Genellikle bilinmeyen ise, bu program ve yönergelerin en temel yapısal dönüşüm koşul ve parametrelerini gerçekleştiren, 1996′dan itibaren TÜBİTAK koordinatörlüğünde sürdürülen “Türkiye 2025: Öncelikle Ele Alınması Gereken Temel Yapısal Değişim Projeleri” programıdır.

Bu program çerçevesinde, “Ulusal Enformasyon Şebekesi ve bu şebeke üzerinde Telematik Denetim Ağı’nın kurulması”, “Ülke Sanayinin Esnek Üretim/Esnek Otomasyon Teknolojilerine Uyarlanması”, “Demiryolu Sisteminin Hızlı Tren Teknolojileri Bazında Yenilenmesi ve Şehiriçi Ulaşımda Raylı Sistemlerin Geliştirilmesi”, “Uzay ve Havacılık Sanayileri ve Savunma Sanayinde Sınai Yatırım ve Gelişme Stratejisi”, “Gen Mühendisliği ve Biyoteknolojide AR-GE Üzerinde Odaklanma ve GAP”, “Enerji Tasarrufu Sağlayıcı Teknolojileri Geliştirip Genişletme”, “İleri Malzeme Teknolojilerini Destekleyici AR-GE ve Uzantısındaki Sınai Yatırımlar”… gibi her biri 20-25-30 yıllık süreler, 100-150 milyar dolarlık yatırımlar öngören büyük çaplı temel yapısal dönüşüm projeleri haline getirildi. Her bir proje için TÜBİTAK koordinatörlüğünde, “Ulusal Enformasyon Şebekesi Master Plan Çalışma Grubu”, “Türkiye Akreditasyon Konseyi”, “Teknoloji Geliştirme Merkezi”, “Üniversite-Sanayi Ortak Araştırma Merkezi”, “Ulusal Havacılık ve Uzay Çalışmaları Konseyi” gibi stratejik planlama, organizasyon ve yürütme çekirdekleri oluşturuldu.

Tamamı Türkiye’deki sermaye birikimini de temelinden dönüştürüp uluslararası birikim düzeyine yükseltmeye, emeğin toplumsal üretken güçlerini (artıdeğer sömürüsünü) yükseltmeye ve küresel kapitalist entegrasyonu derinleştirmeye dönük “Türkiye 2025” programı, 90′lı yıllar boyunca ağır aksak ilerledi. Bunun nedeni, işçi sınıfı ve kitle hareketleri, Kürt ulusal hareketi ve kirli savaş, burjuva güçler çatışması, rejim krizleri, ekonomik krizler, ve bir bütün olarak da kapitalizmin önceki üretim ilişkileri ve üstyapı kurumlaşmasının sınırlayıcılığıydı. 1999 ve 2001 kapitalist kriz ve çöküntülerinin mevcut üretim ilişkileri ve üstyapı kurumlarının çözülmesini ve yeniden yapılandırılmasını hızlandırması, içsel dönüşüme yanıt veremeyen yapı ve ilişkilerin, işçi sınıfı ve kitle hareketlerinin, Kürt ulusal hareketinin gerilemesi vb. ile, özellikle 2003 yılından itibaren, “Temel Yapısal Değişim Projeleri”nin yürütülüşü bir itilim kazanmaya başladı.

AKP Hükümeti, bu programı kendisi icat etmemiş, emperyalist burjuvazi ve Türkiye burjuvazisinin kendisinden çok önce başlatmış olduğu ve belli bir noktaya gelmiş olan, 2000′li yılların başından itibaren de değişen toplumsal-siyasal güç dengeleri itibariyle önü açılmaya başlayan “Türkiye 2025” programını devralmış, yürütücüsü olmuştur. 2003 yılının asıl ayırdedici karakteri, AKP Hükümeti değil, dünya çapında iletişim, ulaşım, teknoloji, enerji ve denetim ağlarının “entegre dünya kapitalist altyapı sistemi” olarak (2025 yılında tamamlanması öngörülen) birbirine bağlanma programının başlatılması için dünya burjuvazisi tarafından çok önceden (90′lı yılların ortalarında) belirlenen tarih olmasıdır. Türkiye burjuvazisi de TÜBİTAK koordinatörlüğünde başlatılan “Öncelikle Ele Alınması Gereken Temel Yapısal Değişim Projeleri” ile 1996′dan itibaren 2003 yılında başlatılacak bu programa dahil olmuş ve hazırlanmaya başlamıştır.

“Türkiye 2025” programının 2003 yılından itibaren itilim kazanmaya başlamasının bir diğer ayırdedici karakteri de, Türkiye’nin geri kapitalizmden orta gelişmiş kapitalizme sancılı bir geçişi gerçekleştirdiği ’80′li ve ’90′lı yıllardan sonra, 2000′li yılların başlarından itibaren orta-ileri kapitalist gelişme düzeyine hızlanan bir geçiş sürecinin başlamış olmasıdır. “Türkiye 2025” programının 2003′ten itibaren hız kazanmaya başlaması, Türkiye’nin orta-ileri kapitalist gelişme ve küresel entegrasyon düzeyine geçiş sürecinin hem temel bir ifadesi hem de koşulu olmuştur.

“2023 Türkiye” de AKP Hükümeti’nin öylesine ortaya attığı bir tarih değildir. Dünya burjuvazisinin, dünya çapında tüm emperyalist ve orta gelişmiş kapitalist ülkelerin altyapı sistemlerinin, enerji, ulaşım, iletişim, bilişim, teknoloji ve kontrol sistemlerinin birbirine entegrasyonunun tamamlanması için öngördüğü 2025 yılı hedefinin, küçük bir rötuşla (Cumhuriyetin 100. yılı esprisi!) AKP’nin kendi program ve hedefiymiş gibi gösterilmesinden ibarettir. Bu program AKP’nin değil Türkiye tekelci burjuvazisinin ve aslında, onun da içindeki pay ve konumunu böylelikle artırmaya çalıştığı dünya burjuvazisinin stratejik ve yapısal dönüşüm ve entegrasyon programıdır. AKP’nin tüm yaptığı, son yıllara kadar pek ön plana çıkarılmayan, daha doğrusu burjuvazi içindeki güç mücadelelerinin ve rejim krizinin vb. gölgesinde kalan bu programı şimdi seçim kampanyasının merkezine oturtmak, ve Türkiye ve dünya burjuvazisine en iyi uygulayıcısının kendisi olacağı mesajını vermeye çalışmaktır.

Küresel kapitalist entegrasyon 2025 programında, bugün hangi noktaya gelindiğini görmek için, bu yılın başında G-20 zirvesinde alınan bir kararı anmak yeter: Buna göre G-20 ülkeleri, altyapı sistemlerini (enerji, bilişim, iletişim, teknoloji, limanlar, havayolları, demiryolları, otoyollar, vd.) uluslararası standartlara göre yeniden yapılandırmayı ve küresel entegrasyon sürecini hızlandırmakla yükümlüdürler. Ve bundan böyle, G-20 ülkelerinden birinin altyapı sistemlerinin her hangi bir halkasının artık küresel temelden yeniden yapılandırılması ve entegrasyonunda sorun olduğunda, G-20′ye müdahale hakkı doğar! Örneğin Türkiye hızlı tren taşımacılığı ve şehir içi raylı taşımacılık sistemleri, veya iletişimde 3-G sistemine geçiş konusunda gerekli düzenlemeleri yapmadığında ya da altyapı sistemlerini kilitleyecek güçlü grevler yaşandığında, G-20′nin yaptırım uygulama ve müdahale hakkı vardır! Altyapı sistemlerinin ve üretici güçlerin küresel temelden dönüşüm ve entegrasyonu, sermayenin küresel temelde birikimine geçişinin de başlıca koşul ve dinamiklerinden biri olarak uygulanmaktadır.

“Türkiye 2025: Öncelikle Ele Alınması Gereken Temel Yapısal Değişimler” programı halkalarının her biri durmaksızın yeni kapsam ve hız kazanarak ilerlerlerken, bunlara eğitim, sağlık, mega kentler ve giderek devletlerin de birbirine entegre olması vb. eklenmektedir. Örneğin “ulusal enfermasyon şebekesi” programı, bir yandan bankacılık işlemlerinden alışveriş te hesap ödemekten internette adres bulmaktan eğlenceye kadar hemen herşeyin cep telefonu üzerinden yapılabilmesine doğru ilerlerken, diğer yandan da giderek genişleyip derinleşen e-devlet uygulamaları biçiminde gelişmektedir. Bu program tüm şehirlerin, sanayi bölgelerinin, işyerlerinin, üniversite ve okulların, devlet dairelerinin, her türlü kurumun ve yaşam alanının, vd. çoklu ortam ve Gigabit/saniye hızında fiberoptik kablolarla birbirine ve küresel müadillerine bağlanmasını, ve eşgüdümlü olarak yürütülebilmesi hedefini içermektedir. Diğer taraftan “telematik hizmetler” ve azami karlar kadar, denetim, takip, dinleme ve gözetimin, yani azami kontrol ve egemenlik teknolojilerinin de yeni bir şey olmadığını, “ulusal enfermasyon şebekesi” projesine en başından itibaren içerili olduğu ve onunla birlikte geliştirildiğini bilmek gerekir.

2023 Strateji Belgesi

AKP’nin seçim kampanyasının ve yeni hükümet programının arka plandaki temel taşını oluşturan “2023 Strateji Belgesi”, 1996 tarihli “Türkiye 2025: Öncelikle Ele Alınması Gereken Temel Yapısal Değişim Projeleri” programının, Türkiye kapitalizminin orta-ileri gelişmişlik, bölge merkezi ve küresel entegrasyon sürecinin geldiği düzlemden güncellenmiş, vites büyütmüş bir versiyonudur. Yine basitçe AKP tara fından değil, dünya ve Türkiye burjuvazisi, Türkiye’de yatırımlarını büyüten küresel tekeller ve burjuva devletin stratejik kurumları tarafından hazırlanmıştır. Bunun içerisinden bazı sektörel örnekler:

Otomotiv strateji belgesi, Türkiye’nin küresel otomotiv tekellerinin bölgesel üretim, tedarik ve ikmal üssü haline gelmesini, 2010 yılında 1 milyon adeti geçen otomobil üretiminin yılda 4 milyon adete çıkarılmasını, bunun için 10-12 büyük otomotiv fabrikası yatırımının daha gerçekleştirilmesini, Türkiye’deki otomotiv ve yan sanayi ile tekno park, üniversite, devlet konsorsiyumlarının oluşturulmasını, üretilmiş otomobillerin taşınması için de Türkiye’de büyük lojistik ikmal üslerinin kurulmasını, yeni liman vd. düzenlemelerinin yapılmasını öngörüyor.

Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi, Türkiye’nin elektrik iletim şebekesinin Avrupa elektrik iletim şebekesiyle entegrasyonunun gerçekleştirilmesini öngörüyor. Hızlanan özelleştirmeler, sayısız HES, nükleer santral, yenilenebilir enerji yatırımıyla birlikte bir de enerji borsası oluşturularak küresel enerji borsasına bağlanmasını öngörüyor. Socar-Turcas’ın elindeki Petkim yarımadasının, Rafineri-Petrokimya-Enerji-Lojistik entegrasyonuyla, Türkiye’nin en büyük üretim ve enerji üssü haline getirme gibi uygulanmaya başlanmış çok sayıda proje var.

Ulaşım-lojistik strateji belgesi, Türkiye havayollarının “Avrupa Birleşik Gökler” yapılanması ile bütünleştirilmesi ve bir bileşeni haline gelmesi, Avrupa ile Ortadoğu ve Asya-Çin arasında Türkiye üzerinden geçecek hızlı ve çok-modlu (hava, deniz, kara, demiryolu entegre) ulaşım ve ikmal sistemlerinin yapılmasını öngörüyor.

Bilişim-iletişim strateji belgesi, Türkiye ve Ortadoğu iletişim altyapı şebeklerinin Avrupa iletişim altyapı şebekesi ile entegrasyonunu öngörüyor. Ortadoğu merkezli Oger grubunun denetiminde olan Türk Telekom’un Güneydoğu ve Orta Avrupa’nın iletişim altyapı şebekesini satın alıp bünyesine dahil etmesi ile bunun ilk adımları da atılmaya başla ndı bile.

Bunlara her biri yine sermayenin küresel birikim ve entegrasyon düzlemine çıkması temelinde işleyen tarım, sağlık, eğitim, kentsel dönüşüm-inşaat vd. strateji belgeleri ve üst kurulları eklenmektedir.

Bu örneklerden bile kolayca görüleceği gibi, “2023 Türkiye Strateji Belgesi”, yalnızca ve basitçe AKP’nin yeni hükümet programı değildir. Yalnızca ve basitçe ulusal ölçekte kararlaştırılan ve yürütülecek bir program da değildir. Küresel tekelci kapitalizmin hızlanan dönüşüm ve entegrasyon, azami karlılık ve egemenlik programı çerçevesinde ve onun bir alt bileşeni olarak, ve bunun içinde de (orta-ileri gelişmişlik ve alt bölge gücü ve merkezi olma düzleminden) Türkiye tekelci kapitalizminin de kendi pay ve konumu nu koruma ve yükseltmesinin temel bir koşulu olan burjuva sınıf programıdır. Bir bütün olarak burjuvazinin proletarya ve proleterleşen kitleler üzerindeki sömürüsünü ve egemenliğini (ulusal planda olduğu gibi küresel temelden) genişletme ve derinleştirme programıdır. Sınıf karşıtlığının ve kapitalizm-komünizm karşıtlığının da yeni ve daha yüksek düzlemini tarif etmektedir.

Programlar çatışması

Burjuva partiler ilk defa, seçim kampanyalarında seçim döneminin ötesine geçen programlarla kitlelerin önüne çıkıyorlar. “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi”ne dayalı politikadan “2023 Strateji Belgesi”ne dayalı politika düzlemine geçiş yapıyorlar. (Bunu 5 yıl kadar önce MİT, “reaktif politika”dan “proaktif politika”ya geçilmeli, diye telaffuz etmişti!) 2023 strateji belgesi, seçimlerden sonra da, artan bir hız ve sistemlilik kazanarak işlemeye devam edecek. Belli farklarla da olsa bu strateji çevresinde toplanan Türkiye burjuvazisi, son 10-15 yılın hızlı neoliberal kapitalist gelişme ve dönüşümüyle sersemlemiş kitleler nezdinde de kendi stratejisini toplumsallaştırılmış bir burjuva “vizyon” haline getirmeye çalışıyor.

Derin bir programatik-ideolojik, siyasal çözülme ve reformistleşme içerisindeki küçük burjuva hareket ise, Türkiye kapitalizminin değişen durumunun farkında değil. Farkında olduğu ölçüde de ya bunu basit bir aldatmaca kandırmaca (“hiç bir şey değişmedi”) olarak değerlendiriyor, ya da herkesin çıkarına, işsizliğin, yoksulluğun, güvencesizliğin, baskıların olmadığı bir kapitalist/burjuva demokratik gelişme hayaliyle burjuva “vizyon”un demokratik-sendikal özürcüsü ve düzelticisi rolünü üstleniyor. Her iki durumda da, Türkiye ve dünya kapitalizminin değişen düzleminin çok gerisinde ve yörüngesinde, onun tarafından belirlenen ve etkisizleştirilmiş dar bir siyaset tarzının ötesine geçemiyor. İşsizlik, yoksulluk, güvencesizlik, eğitim, sağlık üzerine söylenenler sendikalizmi; demokrasi, Kürt sorunu, kadın sorunu üzerine söylenenler burjuva demokrasisini bir adım aşamıyor. Burjuva partiler seçim beyannameleri ve yeni hükümet programlarını bütünüyle uluslararası tekelci kapitalist gelişme ve dönüşüm üzerine kurup yürütürken, küçük burjuva devrimci ve sol muhalefet güçlerinde kapitalizmle geldiği yeni ve programatik düzleminden hesaplaşmanın esamisi yok. Dar ve geri bir antifaşizm ve antiemperyalizm ötesinde kapitalizm diye bir sorunları da yok! Burjuvazinin seçim ve yeni hükümet programında öncelikli yer tutan neoliberal demokrasiye, yeni neoliberal demokratik anayasa hazırlıklarına, emperyalist kapitalizmin alt bölge merkezi olma hedefine, uluslararası tekelci kapitalist ve neoliberal mega kent, teknoloji, ulaşım, bilişim-iletişim, enerji, tarım, sağlık, eğitim projelerine, bunlardan geriye doğru değil, kapitalizmin bu yeni gelişme ve çürüme düzleminden uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal savaşım ve daha gelişkin bir sosyalizm anlayışı temelinden konulabilen tek bir karşılık yok! Burjuvazi kitlelere kendi sınıf “vizyon” ve programını, bunu “herkesin çıkarına” gibi gösterdiği taktik sosyal liberal pansuman vaatleri ve “mega projeler”ini tartıştırıp benimsetmeye çalışırken, küçük burjuva devrimci ve sol çevrelerin tüm yaptığı bunların yörüngesinde ve etkisinden çıkamayan bir düz ve kaba teşhir ve “düzeltilmiş” biçimlerini savunmak. Dünyada, bölgede ve Türkiye’de tekelci kapitalist gelişme ve entegrasyonun geldiği düzeyin ortaya çıkardığı derin sınıfsal-toplumsal çelişkileri, ortaya çıkardığı yeni sorun ve mücadele özlemlerini kapsayan bağımsız gelişkin bir komünist program anlayışından eser yok!

Küresel temelden yeni bir azami sömürü ve egemenlik organizasyonuna geçiş yapmakta olan emperyalist kapitalizmin ve bölge merkezi olarak orta ileri gelişme düzeyine geçiş yapan Türkiye tekelci kapitalizminin 2023-25 strateji ve programlarının karşısına, nicel ve nitel olarak yeni ve daha yüksek bir temelde gelişen proletaryanın bağımsız sosyalist devrimci ideolojisi ve örgütlenmesi ve kapitalizme karşı komünizm ekseninden daha gelişkin bir sınıfsal-toplumsal devrim ve sosyalizm programıyla çıkılmalıdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*